{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2024/559 - Karar No:2026/337<br>                       <br>                       T.C.<br>                  ANKARA<br> BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ        <br>         27. HUKUK DAİRESİ         <br><br>DOSYA NO\t: 2024/559 <br>KARAR NO\t: 2026/337<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA BATI 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 12/03/2024<br>NUMARASI\t\t: 2022/745 E-2024/256 K<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br><br>KARAR TARİHİ\t:  26/03/2026<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t:  26/03/2026\t<br>\t<br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin  davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>\tDavacı vekili: Davalı kooperatif ortaklarına konut tahsisi için ... parselde kayıtlı arsanın malikleri ile Ankara 29.Noterliğinden 28.12.2006 tarih ve 11150 sayı ile düzenlemeli kat karşılığı inşaat ve satış vaadi sözleşmesini imzaladığını, ancak davalının üstlendiği işi emanet usulüne göre kendisi yapmayarak  kat karşılığı inşaat sözleşmesinde belirtilen inşaat işlerini birim fiyatlar üzerinde müvekkili şirkete sözleşme ile verdiğini, sözleşmeye ve yapı ruhsatına göre arsa üzerinde üç blok olarak bina yapılması gerektiğini, müvekkilinin alt müteahhit olarak arsa sahibi ile davalı arasındaki KKİS şartlarına göre A, B, C bloktan oluşan binaların A ve B bloklarının imalatına başladığını ve bu iki blokun hafriyatlarını yaptığını, temellerini attığını ve bir kısım karkaslarını imal ettiğini, müvekkili tarafından imalata devam edilirken, davalı asıl yüklenici kooperatifin ortak sayısını tamamlayamadıklarını, bu nedenle para toplayamadıklarını bu yüzden sadece A bloktaki binanın inşaat işine devam etmek istediklerini ve B ve C bloktaki inşaatların imalatını ise arsa sahibi ile görüşerek sözleşme dışına çıkaracaklarını beyan ederek B ve C bloktaki imalat işlerini durdurduklarını, bunun üzerine  davalının  arsa sahipleri ve alt müteahhit olan davacı ile bir araya gelerek olayı değerlendirerek sadece A blok için davalı ile arsa sahipleri arasında yeniden KKİS sözleşmesi yapılacağı, B ve C blokların ise sözleşme dışında bırakılacağı,  B Blokta yapılan hafriyat ve imalatlar  her ne kadar arsa sahibine bırakılmışsa da ...'ya bu işlerin bedelinin davalı kooperatif tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığını, A,B ve C olarak konuşlandırılan arsanın A bloka denk gelen kısma ait arsanın ifraz edileceğinin ve A blokun yeri ve sınırlarının tamamen belirleneceği,  taraflar arasında yeniden; B blokta  yapılan imalatların bedelini davalı müteahhitin ödeyeceğinin, A bloku da kooperatifin KKİS koşullara göre müvekkilinin yapacağı, bunun bedelini de yine asıl müteahhit kooperatifin ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, sözleşme dışında bırakılan B blokta yapılan imalatların bedeli ile A blokta yapılan ve sözleşmeye göre yapılacak inşaatların bedeline karşılık 870.000,00 TL ve üç daire verilmesi, ayrıca tanzim edilecek faturaların KDV'sinin ödemesinin kararlaştırıldığı, bu tasfiyeden ve A blok inşaatın bitirilmesinden sonra müvekkili ile davalı kooperatifin 22.9.2009 tarihli inşaat sözleşmesini imzaladıklarını, bu sözleşmede B blokta yapılan işler, A blokta yapılan işler  ve tanzim edilecek faturaların KDV’si  ve üç daire karşılığı iş yapılacağını, A bloktaki işlerin sözleşme şartlarına  göre davalıya teslim edildiğini ve bu nedenle kesin kabul tutanağı da imzalandığını, ancak müvekkiline ödenmesi gereken 870.000,00 TL + KDV' si ve üç dairenin çok az bir kısmı ( asıl yüklenici bu dairelerin bir kısmını kendisi sattığı)ödenmiş ama geri kalan kısmının halen ödenmediğini, bu bedellere karşılık ; 42.000,00 TL+ 7.560.00TL KDV, 828.000,00TL+ 149.040,00TL KDV ki toplam 870.000,00TL + 156.600,00TL ki toplam 1.026.600,00 TL nakit para ve üç adette daire verilmesi gerektiği, bu daireleri de davalı satmış ve bir kısım bedelleri müvekkile vermişlerse de bir kısmının halen uhdelerinde kaldığını, müvekkilinin elinde bedelin ödendiğini içeren tahsilat makbuzları olmadığını,  ancak müvekkilin bir kısmını aldığını, diğer kalan kısmın yaklaşık 2014 yılı başlarından beri ödenmediğini, 22.09.2009 tarihli sözleşmenin cezai şartlar bölümündeki 5. maddesinde kooperatif ödemeleri gösterilen tarihlerde ödemediği geç ödediği takdirde yapılan her geç ödeme için aylık %5 cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, bu nedenle iş bitiminde ödenmesi gereken parayı ödemediği için iş bitimi de kesin kabul tutanağında (22.8.2011 ) gösterildiğine göre bu tarihten itibaren her ay için %5 gecikme cezai uygulanmasını talep ettiklerini, 22.9.2009 tarihli inşaat sözleşmesinde 870.000,00TL nakit ödemenin 30 Ekim 2009,  30 Kasım. 2009, 30 Aralık 2009, 30 Ocak 2010 ve devamı aylarında belirtili vadelerde ödeneceğinin açık ve net olarak belirlendiğini, temerrüt  ve  hatta %5 cezai şartın da oluştuğunu, bu ödemelere işin bitim tarihi olan 22.8.2011 tarihli kabul tutanağının yapıldığı tarihten itibaren cezai şart ve sözleşmede faiz başlangıcının taraflarca belirlendiğini, . bu yüzden belirlenen tarihlerden itibaren faiz uygulanmasını talep ettiklerini, işin 10.08.2011 tarihli geçici kabul tutanağı ve kesin kabul tutanaklarının ekli olarak sunulduğunu, faizlerin de en geç işin teslimi tarihi olan bu tarihten itibaren temerrüt oluştuğunu, geç ödenen nakit alacaktan, KDV'den ve üç dairenin bedelinden kalan paraya karşılık şimdilik 120.000,00 TL'sının tahsilini talep ettiklerini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı olarak müvekkilinin aradaki hukuki ilişkiye göre yaptığı işlerden dolayı ödenmeyen alacaklarına karşılık şimdilik 120.000,00TL alacağın sözleşmede kararlaştırılan vade tarihi olan işin teslim tarihi olan 10.08.2011 tarihinden itibaren sözleşmede kararlaştırılan yapılandırma sözleşmesinin 7. maddesine göre aylık %5 gecikme cezası, ayrıca sözleşmenin 5.maddesine göre ödenmesi gereken tarih olan 10.08.2011 tarihinden itibaren aylık %5 gecikme faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, 12.03.2024 tarihli duruşmada talep edilen 120.000,00TL’nın 10.000,00TL’sının cezai şart, 110.000,00 TL’sının bakiye iş bedeli olduğunu açıklamış,\tdavacı vekili  22/01/2024 tarihli ıslah dilekçesiyle, bilirkişi raporlarına göre de davacının yaptığı işin bedelinden dolayı kalan 199.337,74 TL alacağının ve ayrıca sözleşmede kararlaştırılan aylık %5 cezai şart alacağı olarak da dava tarihine kadar hesaplanan 740.136,02 TL ceza şartı alacağı olduğu tespit edilmiş olduğundan alacaklarını 120.000,00 TL'den toplam 939.473,76TL'na arttırarak bu miktar alacağın 10.08.2011 tarihinden itibaren aylık %5  faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.  <br>\tDavalı kooperatif tarafından davaya karşı cevap dilekçesi sunulmamış, davalı vekili ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı defiinde bulunmuştur.<br>\tİlk Derece Mahkemesince: Davanın, eser sözleşmesinden kaynaklanan ödenmeyen iş bedeli ile cezai şart bedeline dayalı alacak talebine ilişkin olduğu, taraflar arasında ilk olarak 01/03/2007 tarihli İnşaat Müteahhitlik Sözleşmesi'nin imzalandığı, bu sözleşmeye göre davacının ... parselde kain taşınmaz üzerine 125 adet anahtar teslim konut yapımını üstlendiği, daha sonra taraflar arasında 22/09/2009 tarihli İnşaat Sözleşmesi'nin düzenlendiği ve ilk sözleşmenin daraltıldığı, bu yeni sözleşmeye göre A blok inşaatının tamamlanmasının kabul edildiği, böylelikle B blok imalatları ile A blokta yapılacak inşaatların bedelinin 870.000,00TL + KDV ile 3 daire olarak belirlendiği, ödemelerin yapılacağı tarihlerin sözleşmede düzenlendiği, bu ödemelerin geç yapılması halinde her geç ödeme için aylık %5 oranında cezai şartın ödeneceğinin kararlaştırıldığı, dosyaya davalı tarafça 27/07/2009 tarihli \"ek sözleşmedir\" başlıklı belge ile 06/04/2012 tarihli \" tutanak\" başlıklı belgenin sunulduğu, taraflar arasında en son düzenlenen sözleşmenin 22/09/2009 tarihli sözleşme olduğu görüldüğünden tarafların esas iradelerini içerir sözleşmenin 22/09/2009 tarihli sözleşme olduğu kabul edilerek bu sözleşmenin uyuşmazlığın çözümünde esas alındığı, yine sunulan 06/04/2012 tarihli tutanak başlıklı belgenin davalı tarafça ibra belgesi olduğu ve hak düşürücü sürede iptali talep edilmediğinden geçerli olduğu ileri sürülmüşse de, düzenlenen belgenin ibra olarak nitelendirilemeyeceği, esas sözleşme uyarınca sözleşme bedelinin 3 adet daire şeklinde ayni olarak belirlendiği, ancak dairelerin inşaat aşamasında olmasına ve bedelinin belirli olmamasına rağmen yapılması gereken nakdi ödemelerden daire bedeli olarak belirtilen 100.000,00TL ile 110.000,00TL'nin mahsup edildiği, taraf iradelerinin esas sözleşmeye uygun olarak örtüştüğünden bahsedilemeyeceği, zira davacının belge tarihinde net bir şekilde alacağının belirli olmadığı, davacı alacağının belirsiz olması sebebiyle düzenlenen belgenin ibra olarak değerlendirilemeyeceği, yapılan nakdi ödemelerin dikkate alınması gerektiği ancak ayni ödemenin dikkate alınmaması gerektiği kabul edilerek davalının bu yöndeki savunmasına itibar edilmediği, sözleşme bedelinin 870.000,00TL + KDV + 3 daire olarak belirlendiği, %18 KDV tutarının 156.000,00TL olduğu, nakit ödenmesi gereken tutarın böylece 870.000,00TL + 156.000,00TL olmak üzere toplam 1.026.600,00TL olduğu, dosya kapsamına göre bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere daire bedelleri hariç davacıya yapılan ödemeler toplamının 755.176,03TL olduğu, dosyaya kazandırılan SGK'nın cevabı yazısında belirtilen 20/02/2014 tarihli 72.386,23TL tutarlı ödemenin \" ilişiksizdir\" belgesi alınması için davalı kooperatif tarafından ödendiği, 06/04/2012 tarihli tutanak uyarınca bu ödemeden davacının sorumlu olduğu, bu sebeple davacı alacağından bu ödemenin mahsup edilmesi gerektiği, bu kapsamda davacının bakiye alacağının 1.026.600,00TL - 755.176,03TL - 72.386,23TL = 199.037,74TL olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, 06/04/2012 tarihli \" tutanak\" başlıklı belgeden sözleşme bedeli olarak belirlenen üç adet dairenin davacının muvafakat ettiği 3. kişilere kooperatifçe verildiği ve tescilinin sağlandığı anlaşıldığından davacının yalnızca nakdi alacağının bulunduğunun anlaşıldığı, davacının bakiye iş bedeli talebine yönelik talep sonucunu 199.337,74TL olarak artırdığı, davalının ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı definde bulunduğu, eser sözleşmelerinde zamanaşımı süresinin TBK 147/6 maddesi uyarınca 5 yıl olduğu, zamanaşımının başlangıç tarihinin \"ilişiksizdir\" belgesinin alındığı 20/02/2014 tarihi olacağı, dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı, ancak davanın kısmi dava olduğu, davacı tarafça 12/03/2024 tarihli duruşmada açıklandığı üzere 120.000,00TL'nin 110.000,00TL'sinin bakiye alacağa yönelik olduğu, 110.000,00TL yönünden zamanaşımının kesildiği ancak ıslah ile artırılan tutar yönünden zamanaşımının işlemeye devam ettiği, bu kapsamda ıslah tarihi itibariyle bakiye tutarın zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla davacının 110.000,00TL alacağının davalıdan tahsili gerektiği, 22/09/2009 tarihli sözleşme uyarınca davacının üzerine düşen tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi halinde alacağını talep edebileceği,\"ilişiksizdir\" belgesinin alınması ile yükümlülüklerin yerine getirildiği ve bu tarih itibariyle davacının alacağını talep edebileceği değerlendirilmekle temerrüt tarihi olarak\"ilişiksizdir\" belgesinin alındığı 20/02/2014 tarihi kabul edildiği ve bu tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği,  davacının cezai şart talebi yönünden ise; 22/09/2009 tarihli sözleşmenin 5. maddesinde kooperatifin ödemelerde gecikmesi halinde aylık %5 oranında cezai şart ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere, davalının bir kısım ödemeleri geç yapmış, bir kısım ödemeleri ise vadesinden önce gerçekleştirmiş olduğunu, ancak en geç Ağustos 2011 tarihine kadar gerçekleştirmesi gereken ödemeyi dava tarihine kadar yapmadığı, bilirkişi raporunda 06/04/2012 tarihli tutanak tarihi esas alınarak \"ilişiksizdir\" belgesinin alındığı 20/02/2014 tarihine kadar 305.351,96TL cezai şart ve 20/02/2014 tarihinden dava tarihine kadar 434.784,06TL cezai şart hesaplandığı, bu doğrultuda toplam cezai şartın 740.136,02TL olarak tespit edildiği, TBK 182/3 uyarınca hâkimin, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indireceği, aylık %5 oranındaki cezai şartın fahiş olduğu, hesaplanan cezai şart tutarı ile sözleşme bedeli gözetildiğinde hakkaniyet gereği cezai şartın tenkisi gerektiği değerlendirilerek takdiren %50 oranında yapılan tenkis sonucu davacının 370.068,01TL cezai şart talep edebileceğinin kabul edildiği, davacının talep sonucunu 740.136,02TL'na çıkarttığı, davalının ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı definde bulunduğu, ceza koşulu asıl borca bağlı bir niteliğe sahip olduğundan asıl borcun zamanaşımına uğraması durumunda ceza koşulunun da zamanaşımına uğrayacağı, eser sözleşmelerinde zamanaşımı süresinin TBK 147/6 maddesi uyarınca 5 yıl olduğu, zamanaşımının başlangıç tarihinin\"ilişiksizdir\" belgesinin alındığı 20/02/2014 tarihi olacağı, dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı, ancak davanın kısmi dava olduğu, davacı tarafça 12/03/2024 tarihli duruşmada açıklandığı üzere 120.000,00TL'nin 10.000,00TL'sinin cezai şarta yönelik olduğu, 10.000,00TL yönünden zamanaşımının kesildiği ancak ıslah ile artırılan tutar yönünden zamanaşımının işlemeye devam ettiği, bu kapsamda ıslah tarihi itibariyle bakiye tutarın zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla davacının 10.000,00TL cezai şart bedelinin davalıdan tahsili gerektiği, 22/09/2009 tarihli sözleşme uyarınca davacının üzerine düşen tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi halinde alacağını talep edebileceği,\"ilişiksizdir\" belgesinin alınması ile yükümlülüklerin yerine getirildiği ve bu tarih itibariyle davacının alacağını talep edebileceği değerlendirilmekle temerrüt tarihi olarak \"ilişiksizdir\" belgesinin alındığı 20/02/2014 tarihi kabul edildiği ve bu tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 110.000,00TL'nin temerrüt tarihi olan 20/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 10.000,00TL cezai şart bedelinin  temerrüt tarihi olan 20/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. <br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Davalı kooperatifin kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile yapımını üstlendiği inşaatları alt müteahhit olarak birim fiyatlar üzerinde müvekkili olan ... Turizm …Ltd. Şti.’ne aralarında yapılan inşaat sözleşmesi ile verdiğini, imar durumuna ve yapı ruhsatına göre arsa üzerinde üç blok olarak bina yapılması gerektiğini, bu sözleşmeye göre A, B, C bloktan oluşan binaların A ve B bloklarının imalatına başladığını ve bu iki blokun hafriyatlarını yaptığını,  temellerini attığını ve bir kısım karkaslarını imal ettiğini, davacı alt müteahhit tarafından inşaatlar devam ettirilirken davalı kooperatifin ortak sayısını tamamlayamadıklarını, bu nedenle para toplayamadıklarını bu yüzden sadece A bloktaki binanın inşaat işine devam edeceklerini  belirterek A blok dışındaki işleri durdurduğunu, bunun üzerine davalı kooperatifin arsa sahipleri ile KKİS’nin feshedildiğini ve A, B ve C olarak blokların konuşlandırılacağı arsanın sadece A bloka denk gelen kısma ait arsanın ifraz edildiğini ve sadece A blokta arsa sahipleri ile kooperatifin yeniden KKİS yaptığını, bunun üzerine müvekkilinin de imalat işini sadece A bloka özgülendiğini ve bu şekilde sözleşme yapıldığını, ancak yapılan bu yeni sözleşmedeki bedele müvekkilinin alt yüklenici olarak B blokta da inşaat işi yaptığını bunların da bedellerinin bu ikinci revize edilen sözleşmede gösterildiğini, bu nedenle bu sözleşmede gösterildiği gibi A blokun sözleşmede yazılı şartlarla gerçekleştirilmesi ve B blokta yaptığı işlerin bedeli karşılığı olarak davacı yükleniciye 870.000,00TL ve ayrıca 3 tane bağımsız bölüm daire verileceğinin kararlaştırıldığını, ayrıca bu bedelin ödeme şeklinin de inşaat sözleşmesinde gösterildiğini, bu husus arsa sahibi ile davalı kooperatif arasındaki tasfiye sözleşmenin 4.maddesinde de açıklığa kavuşturulmuş olduğu gibi tasfiye protokolü nedeniyle B blokta müvekkilinin yaptığı işlerin kooperatif tarafından arsa sahibine bırakıldığını, B bloktaki işlerin, yapı ruhsatı için gerekli harçlar, proje bedelleri ve A blokun bitirilmesi işini malzemeli olarak müvekkilinin yaptığını, bu tasfiyeden ve A bloka inşaatın indirgenmesinden sonra müvekkili ile davalı kooperatifin 22.9.2009 tarihli inşaat sözleşmesini düzenlediklerini, bu sözleşmenin cezai şartlar bölümündeki 5.maddesinde kooperatifin ödemeleri gösterilen tarihlerde ödemediği geç ödediği takdirde yapılan her geç ödeme için aylık  %5 cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, bu nedenle iş bitiminde ödenmesi gereken parayı ödemediği için iş bitiminin de kesin kabul tutanağında gösterildiğine göre bu tarihten itibaren her ay için %5 gecikme cezai uygulanmasını talep ettiklerini,  sözleşmede 870.000,00 TL nakit ödemenin 30 Ekim 2009, 30 Kasım 2009, 30 Aralık 2009, 30 Ocak 2010 ve devamı aylarında belirtili vadelerde ödeneceğinin açık ve net olarak belirlendiğini, bu nedenle vade tarihleri açık ve net belirlendiği için temerrüt oluştuğunu, hatta  %5 cezai şart da oluştuğunu, bu ödemelere işin bitim tarihi olan 22.08.2011 tarihli kabul tutanağının  yapıldığı tarihten itibaren cezai şart ve sözleşmede faizin başlangıcının taraflarca belirlendiğini, bu yüzden belirlenen tarihlerden itibaren faiz uygulanmasını da talep ettiklerini, işin 10.8.2011 tarihli geçici kabul tutanağı ve kesin kabul tutanaklarının dosyada mevcut olduğunu, bu nedenlerle fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 120.000,00 TL alacağın sözleşmede belirtilen tarihlerden itibaren aylık %5 cezai şart uygulanmasına ve ayrıca sözleşmede belirtilen temerrüt tarihinden itibaren ticari faizleri ile birlikte davalıdan tahsili için dava açıldığını, yargılama yapılarak dosyanın bilirkişi tarafından hesaplarının yapılması için bilirkişiye tevdi edildiğini, aradaki sözleşmelere göre yapılan işin bedelinin 870.000,00 TL + 156.600,00 TL KDV, ayrıca  3, 14 ve 31 nrolu bağımsız bölümlerin mülkiyetinin verilmesi konusunda anlaşma olduğunu, bilirkişilerin öncelikle bu üç dairenin de alt müteahhit tarafından alındığı hukuki değerlendirmesinde bulunarak bu dairelerin bedel olarak alındığı varsayımı nedeniyle bunların raporda hiçbir değerlendirmesini yapmadıklarını,  oysaki anlaşmalardan da anlaşılacağı gibi fiziki değerlendirmelerden de anlaşılacağı gibi müvekkilinin 1 tane daireyi almadığı gibi satıp bedelini de almadığını, bu konudaki itirazlarının dikkate alınmadığını, bilirkişilerin denetime salih olmayan ve gerçek olmayan raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını ve hatta bilirkişi raporuna dahi uyulmadan usul ve yasaya aykırı şekilde hüküm kurulduğunu, bilirkişilerin delili olmayan şekilde bu üç dairenin de müteahhit tarafından alındığı konusundaki görüşlerinin hem hukuksal bir değerlendirme olduğunu,  hem de bu değerlendirmenin delilinin de bulunmadığını, bir dairenin yada bedelinin müvekkilince alınmadığını, satıma muvafakat edildiğine dair bir belgenin de bulunmadığını,  ayrıca 22.09.2009 tarihli sözleşmenin 5.maddesinde aylık %5 cezai şart kararlaştırıldığı haldi bu cezai şartın aylık olarak hesaplanmadığını, bunun  da hesaplattırılması gerektiğini, ödeme taahhütleri 2009 ve 2010 yılında olmasına karşın, 12.04.2012 tarihli tutanaktaki  ödeme listesinde 2011 yılında 190.826.03TL, 2012 yılında ödemeler olduğunu, ayrıca  halen ödenmeyen miktarlar olduğunu, bunlar için ayrı ayrı gecikme için aylık %5 cezai şart hesaplanmamasının hukuka aykırı olduğunu, bu listelere göre kalan para da dikkate alınarak cezai şart hesaplanmasını talep ettiklerini, ayrıca 72.386.97 TL miktarında SGK ilişiksizlik belgesi alınabilmesi için SGK'ya prim bedeli ödendiğini, bunun tümünün müvekkiline ait olarak gösterilmesinin  hukuka uygun olmadığını, parselde A, B ve C bloklar olduğunu, iskan izninin bu 3 blok bittikten sonra birlikte istendiğini, 5510 Sayılı yasanın 85.maddesine göre bu ilişkisizlik belgesini verirken A bloğu ayrı olarak hesaplayıp primlerinin alınmadığını,  bu üç blokun tümünü 85.maddeye göre hesapladığını  ve bunların tümü için olan miktar tahsil edildikten sonra ilişiksizlik belgesi verdiğini, 3194 sayılı yasaya göre her ne kadar blok blok iskan izni almanın mümkün olduğunu, Belediye İmar Yönetmeliği celp edildiğinde 72.386,97 TL'nın 5510 sayılı  yasanın 85.maddesine göre üç blokun bakiye prim borçları olduğunun görüleceğini, müvekkilinin A bloku yaptığını, ancak 5510 sayılı yasanın 85.maddesine göre hesaplamanın ise   bu parselde bulunan ve bir yapı ruhsatına bağlanmış üç blok için  topluca iskana müracaat edildiğini ve bu üçü için birlikte ilişiksizlik belgesi verildiğini,  ispat yükünün davalı tarafta olduğunu, daireleri satan ve bedelini ödemesi gerekenin davalı olduğunu, bu durumda ispatını dadavalının yapması gerektiğini, ıslah dilekçeleri ile davayı 199.337.74 TL olarak değil  819.473,76 TL olarak artırdıklarını, yani 120.000,00 TL olan davanın  939.473,76 TL olarak ıslah edildiğini, mahkemenin 199.337,74 TL olarak ıslah edildiği gerekçesinin hatalı olduğunu, ayrıca kararda toplam cezai şartın 740.136,02 TL olarak tespit edilmiş olmasını yüksek gören mahkemenin gerekçesinde bunun 370.068,01 TL cezai şart kabul etmiş olmasının da hukuka aykırı olduğunu, çünkü tarafların ikisinin de tacir olduğunu, %50 oranında hakimin indirme hakkının olmadığını, zamanaşımı süresinin temerrüt oluştuğu tarihten itibaren 5 yıl değil 10 yıl olduğunu, sözleşmenin eser sözleşmesi olmadığını, çünkü müvekkilinin eser değil birim fiyatlar üzerinden inşaat yapmayı vaat ettiğini, herhangi bir eser meydana getirmenin söz konusu olmadığından zamanaşımının 5 değil 10 yıl olduğunu, temerrüt tarihinin olsa olsa davanın açılma tarihi olduğunu, zamanaşımı nedeniyle ıslah talebinin reddi yoluna gidilmesinin hukuka ve aradaki ilişkiye aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Yapılan nakit ödeme kabul olunarak yapılan hesaplamanın 06.04.2012 tarihli tutanak içeriğine göre hukuka aykırı olduğunu, nitekim 6 Nisan 2012 tarihli tutanağın 5 nolu maddesinde davacının toplam alacağı olan 1.026.600,00 TL  alacaktan tutanak imza tarihine dek ödenen 965.176,03 TL düşüldükten sonra geriye 61.423,97 TL bakiye alacak  kaldığı yazılmış olup aksine hesaplama yapılmasının taraf imzalarını taşıyan yazılı delil içeriğine aykırı olduğunu, dolayısıyla bakiye borcun 199.037,74 TL olduğunun hesaplanmasına dair hükme esas raporun hukuken himayesine imkan olmadığını, bilirkişi raporunda 06.04.2012 tarihli evrakın ibra sözleşmesi hükmünde olduğuna dair iddialarının mahkemenin takdirine bırakıldığını, mahkeme kararında düzenlenen belgenin ibra olarak nitelendirilemeyeceği, yapılan nakdi ödemelerin dikkate alınması gerektiği ancak ayni ödemenin dikkate alınmaması gerektiği kabul edilerek bu yöndeki savunmalarına itibar edilmediğini, 06.04.2012 tarihli sözleşme incelendiğinde hukuken geçerli  ibra sözleşmesi olduğunu, bir an için ibra sözleşmesinin tanziminde, \" hata\" irade sakatlığı hali var olduğu varsayılsa dahi bu durumda irade fesadı haline dair TBK’nın 39.maddesi  gereği hak düşürücü sürenin sona ermiş olması nedeniyle de sözleşme davacı tarafından onanmış sayılmakta olup; yine geçerli kabul edilmesi gerektiğini, ancak mahkemece TBK’nın 39.maddesine  göre değerlendirme hiç yapılmadığından  hatalı olarak davanın kabulüne dair hüküm tesis olunduğunu, davacının alacak taleplerini ve dayanaklarını kabul etmemekle birlikte, ibra sözleşmesinin mevcudiyeti karşısında ibra sözleşmesi tarihi itibariyle tarafların alacak ve borçlarının sözleşme koşullarının  06.04.2012 tarihli tutanakta yazılı olanlardan ibaret olduğunu ve ibra sözleşmesinde belirtilen kalan edimlerin de ifası ile sözleşmenin sona ereceğini kabul ettiklerini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini,  söz konusu belgeye göre tüm daireler dahil davacıya  965.176,03 TL ödeme yapıldığının belirtildiğini, ayrıca dosyada mevcut, taraflarca sunulan tüm evraklar i̇ncelendiğinde son tarihli evrakın tutanak başlıklı 6 Nisan 2012 tarihli evrak olduğunu, taraflar arasında düzenlenen son tarihli evrakın, önceki tarihli evraka dayalı alacak hesaplaması yapılmasının hukuken hatalı olduğunun göstergesi olduğunu, bu nedenle de hükme esas alınan bilirkişi raporlarında yer alan alacak hesabının hukuken kabulüne imkan olmadığını, söz konusu tutanağa dayalı yazılı delil aksine hukuka aykırı yoruma dayalı raporun tanzim olunduğunu, yine bu tutanağın gerçek iradeleri yansıttığını, 20.01.2012 ve 06.04.2012 tarihli makbuz içeriklerinin de ispat ettiğini, gayrimenkul bedellerinin nakit gibi kabul olunması nedeniyle hesaplamanın hatalı olduğu kanaati ile dosyada mevcut makbuzların yok sayıldığını, zira makbuzlarda “100.000 TL alacağımızdan düşülecektir”, “alacağımızdan düşülecektir” ibareleri de yer almakta olup, makbuzların delil niteliğinin görmezden gelindiğini, bu nedenle bilirkişi  raporunun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olmadığını, ibra sözleşmesinin, alacaklının borcunu elde etmeden alacağından vazgeçerek borçluyu borçtan kurtarma iradesini belirtmesi ve borçlunun da bunu kabul etmesi üzerine oluştuğunu, asıl borcun sona ermesinin, ferilerini de ortadan kaldırdığını, dolayısıyla ibra sözleşmesinde aksine hüküm olmaması asıl alacakla birlikte faiz, cezai şart gibi fer’i hakları da sona erdirdiğinden davacının davasının asıl alacağın sona ermesine bağlı fer’ilerin sona ermesi sonucunu doğurması  böylece asıl alacağa dayalı davayla birlikte cezai şart alacağına dair talebin de reddi gerekeceğinden verilen kararın hukuka aykırı olduğunu,  hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle irade sakatlığı iddiasına dayandırılan davanın kabulüne hukuken imkan olmadığı halde  davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, davacının iddiası esaslı hesaplama hatasının TBK 31.maddesi kapsamında kabulü olup davacı iddiasının TBK 39 kapsamında hata  nedenine dayalı davacının geçersizlik talebinin süre bakımından reddi gerekirken mahkemece bu hususun değerlendirilmediğini, kaldı ki davacının hata iddiasının hukuken kabulünün mümkün olmadığını, TTK 18/2 maddesine göre davacı yüklenicinin basiretli davranma yükümlülüğünün bulunduğunu, davacının sonradan iradesinin yanılma sebebiyle sakatlandığını ve basiretsiz hareket ettiğini ileri sürerek sözleşmenin geçersizliği iddiasının hukuken kabul edilemez olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, davacının dosyaya  sunduğu 18.04.2018 tarihli beyanı ile ikrar ettiği kendisine yapılan ödemeler ile alacağından mahsubu gereken bedellere ilişkin beyanlarının bilirkişi 3.ek raporunda davanın  alacak davası olduğu ve ıslahın mümkün olduğu gerekçesine dayandırılmış olup, bu değerlendirmenin hukuken fahiş bir hata olduğunu, zira ikrar iddialarına  dair incelenmesi gereken hususun, davacının dava dilekçesi ile talebi değil ikrar beyanına dayanak sunduğu evrakların incelenmesi olduğunu, davacının delillendirdiği alacak talebine bilirkişi tarafından adeta bu evraklara değil de sözleşme içeriğine dayanılırsa daha fazla alacağı çıkacağına dair tespitler yapıldığını, davacı alacağının sınırlarını belirttiği halde bu ikrarın üzerinde hesaplama yapılmasının hukuken kabul olunamayacağı halde hatalı raporun hükme dayanak edildiğini, ayrıca  davacının  08.02.2020 tarihli dilekçesinde de nefaset farkı kesintisi beyanını tekrar ettiğini, davacının dosya kapsamında bulunan ve bilirkişi incelemesine esas alınmayan taleple bağlılık gereği hesaplamadan düşülmesi gereken tutarların ek raporda da nazara alınmamış olmasının  hatalı yapılan değerlendirmenin göstergesi olduğunu, davacı tarafından Ankara 13. İcra Müdürlüğü 2017/7517 sayılı dosyası ile başlatılan takip dosyası ile başlattığı icra takibinde hasrettiği taleplerin ikrar kapsamında ve taleple bağlılık kapsamında savunmalarının  nazara alınmadığını, davacının  22.09.2009 tarihli sözleşme şartlarına dayanarak talep ettiği cezai şartın hukuken kabul olunamayacağını, zira 06.04.2012 tarihli tutanağın ibra sözleşmesi hükmünde olması nedeniyle davacının ferilere ilişkin talebinin hukuken kabulüne imkan olmadığını, hükme esas bilirkişi raporunda 06.04.2012 tarihli evrakın daire bedelleri kısmı dışında geçerli kabul edildiğinin tespit edildiği ve hesaplamaya dahil edildiğini, TBK’nın 131. maddesinin asıl borcun sona ermesi halinde ferilerin de sona erdiğini düzenlediğini,  maddeye göre, ceza koşulunu ifasının isteme hakkının saklı tutulmuş olması halinde istenebileceğini, bu durumda bilirkişilerce bedel dışında geçerli kabul edilen 06.04.2012 tarihli sözleşme gereği davacının cezai şart talep hakkı bulunmadığını, ancak buna rağmen 06.04.2012 tarihli sözleşmenin cezai şart bakımından da hukuka aykırı olarak değerlendirme dışı bırakıldığını, ayrıca davacının, sözleşmeye göre 04.12.2009 tarihinde yer teslimi ile başlayan edimini 13 ay içinde yani en geç 04.01.2011 tarihinde bitirmesi gerekirken yapım işleri kesin kabul tutanağına göre işin bitirildiği tarihin 10.08.2011 olması nedeniyle; aynı zamanda SGK primlerini ödeme edimini de yerine getirmemesi nedeniyle de cezai şart talep koşulu oluşmadığını, ancak mahkemece \" 22/09/2009 tarihli sözleşme uyarınca davacının üzerine düşen tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi halinde alacağını talep edebileceği, 20/02/2014 tarihi ilişiksizdir belgesinin alınması ile yükümlülüklerin yerine getirildiği\" kabul olunarak cezai şarta ilişkin davacı talebinin kabulüne dair hatalı olarak hüküm tesis edildiğini, kendi edimini ifa etmeyen davacının cezai şart talebinin hukuken kabul olunamayacağını, SGK prim ödemesi müvekkil tarafından yapılmış olup davacının edim ifası söz konusu olmadığından cezai şartın doğumunun gerçekleşmediğini, aynı zamanda cezai şartın aylık %5 gibi fahiş oranda belirlenmesinin de hukuken kabulü mümkün olmadığını, cezai şart alacağını kabul etmemekle birlikte, mahkemece yapılan indirim oranının da düşük kaldığını, alacaklara ilişiksiz belgesi tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davanın kabulüne dair verilen kararın da hukuka aykırı olup kararın kaldırılması gerektiğini, nitekim ifayı tamamlamayan davacının faiz talebinin,  müvekkilinin temerrüdünün kabulünün  hukuka aykırı olduğunu, 08.10.2019 tarihinde davacı tarafın bilirkişi kök raporuna karşı beyan dilekçesinde “müvekkilin halen 340.000 TL bakiye nakit alacağı ve ayrıca bedel olarak verilmesi kararlaştırılan bir dairesi verilmemiştir…. Davalının ek bilirkişi raporu talebinin reddine ve tarafımıza davanın ıslahı için … ek süre verilmesine…” dair talebinin davacının rapora karşı ıslah talebinde bulunarak itiraz etmemesi nedeniyle müvekkili bakımından usuli müktesep hak oluştuğunu, dolayısıyla davacının alacaklı olmadığını bildirmekle beraber, 08.10.2019 tarihli ve 26.10.2020 tarihli dilekçesinde alacak talep miktarını dava ve önceki beyanlarına aykırı şekilde ve usuli müktesep hak kapsamında belirttiği bedellerin üstünde talebi bakımından değerlendirme yapılmadığını belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına, haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDava, bakiye iş bedeli ve cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece  davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince  istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>\tTaraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup mahkemesince, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek  yasal düzenlemelere uygun ve isabetli  karar verilmiş olduğu,  ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisi bulunup 5 yıllık zamanaşımı süresinde tabi olmasına, mahkemece zamanaşımı süresinin başlangıcının ilişiksiz belgesi alınarak taraflar arasındaki akdi ilişkinin sona erdiği tarihten başlatılmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmamasına, davada talep edilen miktarlar esas alınarak hüküm kurulmuş bulunmasına ve istinaf nedenleriyle sınırlı yapılan incelemeye göre taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.\t<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, <br>\t2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t3- Harçlar Kanunu gereğince  alınması gereken 8.197,20 TL istinaf karar harcından peşin alınan 2.049,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 6.147,9 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t4- İstinaf talep eden taraflarca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçları ile yaptıkları istinaf yargılama giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK.'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere  26.03.2026  tarihinde oybirliği ile karar verildi.  \t <br> <br><br>     Başkan  ...                   Üye ...\t            Üye ...                 Katip ...<br><br>e-imzalıdır       e-imzalıdır        e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a50a03a6a7624616","SID":"ab69e96565ab6553"}}