{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2025/1532 <br>KARAR NO:2026/364<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO:2023/242<br>KARAR NO:2025/571<br>DAVA TARİHİ:12/05/2017<br>KARAR TARİHİ:09/07/2025<br>DAVA:Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:11/03/2026<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacı şirketler ile davalı şirket arasında satış ve dağıtım hizmeti sağlanması hususunda 01/06/2007 tarihli hizmet sözleşmelerinin imzalandığını, davacı şirketlerin kendi içeresinde grup şirketler olduğunu, davalı ile yapılan sözleşmeler neticesinde ... Firmasının Anadolu Yakasında, ... Gıda Firmasının da Avrupa Yakasında sözleşme hükümlerince hizmet verdiğini, hizmet sözleşmesinin 23. Maddesine göre taraflar arasındaki sözleşmenin bir yıl süreyle geçerli olduğunu, sözleşmenin sona erme tarihinden itibaren üç ay önce haber verilmediği takdirde sözleşmenin otomatik olarak bir yıl daha uzayacağının kararlaştırıldığını, 16/05/2016 tarihine kadar taraflar arasında sözleşme hükümlerinin devam ettiğini, 16/05/2016 tarihine gelindiğinde ... Gıda firmasına, 18/05/2016 tarihinde ise ... firmasına ... Gıda tarafından yüklemeler yapılmadığını, davalı şirket yetkilerince kendileri ile çalışmaya davam edilmeyeceğinin bildirildiğini, davalı tarafça sözleşmenin tek taraflı olarak hiçbir bildirimde bulunmaksızın şekle ve sürelere uymadan feshedildiğini, yapılan bu fesihin tamamen haksız olduğunu bu nedenle davacıların zarara uğratıldığını, dava tarihi itibariyle müvekkillerinin zararının tespit edilmesi mümkün olmadığından belirsiz alacak davası açma zorunluluğunun doğduğunu beyan ederek, sözleşmenin haksız feshinden itibaren kalan süreler için ve sözleşmenin fesih sürelerine uyulmadığı için davacı firmanın yoksun kalacağı kar ve uğradığı zarar nedeniyle fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik her bir şirket için 10.000,00 TL olmak üzere kar kaybının ve zararlarının davalı yandan alınarak davacı şirketlerin her birine ayrı ayrı ödenmesini talep ve dava etmiştir.Davacılar vekili mahkemece verilen ara karar uyarınca sunduğu açıklama dilekçesinde her bir şirket yönünden ayrı ayrı olmak üzere; 1-Sözleşmenin haksız feshi nedeniyle araç yatırımlarından kaynaklanan zararların karşılanması amacıyla şimdilik 2.000,00 TL, 2-Sözleşmenin haksız feshi nedeniyle işten çıkartılan personele ödenmek zorunda kalınan kıdem tazminatı ve bir kısım işçilerin açtığı davalar nedeniyle uğranılan zarar kapsamında şimdilik 2.000,00 TL, 3-Sözleşmenin 22.maddesinde yer alan rekabet yasağı uyarınca sadece davalı firmaya hizmet verilmek zorunda kalındığı, davalı firma tarafından sözleşmenin feshine kadar bilgilendirme yapılmadığından müvekkili şirketlerin ticari hayatlarının bir anda son bulmasına sebebiyet verildiği için müvekkil şirketleri açısından denkleştirme tazminatı talebini haklı kıldığından yoksun kaldığı kar ve zararları için şimdilik  2.000,00 TL,  4-Müvekkili şirketlerin yıllık ve aylık kazançlarının tespiti ile haksız fesih nedeniyle kar kaybı ve zararının tespiti ile şimdilik 2.000,00 TL, 5-Davalı firma sözleşmeyi süresinden önce haksız bir şekilde feshettiği için sözleşme boyunca kazanacağı kardan mahrum kalındığından müvekkil firmaların yoksun kalacağı kar ve zarar için şimdilik 2000 TL talep ettiklerini beyan etmiştir. Davacılar vekili 20/05/2025 tarihli bedel artırım dilekçesinde; davacı ... şirketi yönünden 10.000,00 TL belirsiz alacak olarak ikame ettiği kar kaybını bilirkişi raporu doğrultusunda 257.939,71 TL artırarak toplam 267.939,71 TL'ye çıkarttıklarını, davacı ... Gıda şirketi yönünden 10.000,00 TL belirsiz alacak olarak ikame ettiği kar kaybını her ne kadar bilirkişi raporunda 21.754,14 TL hesap edilmiş ise de 31.000,00 TL artırarak toplam 41.000,00 TL'ye çıkarttıklarını beyan ederek, tüm alacaklarının 12/05/2017 dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkili şirketlere ödenmesini talep etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Davacı firmalar ile 2007 senesinde ... Gıda Dağıtım Sözleşmelerinin akdedildiğini, davacılar ile akdedilen sözleşmeler kapsamında ...'nın İstanbul Anadolu yakası, ... Gıda'nın ise İstanbul Avrupa yakası sınırları içerisinde müvekkili şirkete ait ürünleri, soğutma sistemine sahip kamyonlar vasıtasıyla belirlenen müşteri çevresine dağıtım ve iade ürünlere dair lojistik hizmetini üstlendiğini, davacılar ile gerçekleştirilen görüşmeler ve e-posta yazışmaları çerçevesinde taraflar arasındaki çalışma koşullarının değiştirilmesi görüşülerek nihai olarak ilişkinin aşamalı bir şekilde sona erdirilmesi kararlaştırıldığını, taraflar arasında kararlaştırıldığı üzere öncelikle davacılar tarafından gerçekleştirilen dağıtım işlerinin sona erdirildiğini ve 28/03/2016 tarihinden itibaren davacıların sadece lojistik hizmetleri vermeye devam ettiklerini, ilişkinin tasfiyesi kapsamında iskonto bedellerinde karşılıklı mutabakat doğrultusunda indirime gidilerek iskonto bedelleri karşılıklı anlaşma çerçevesinde düşürüldüğünü, davacılar tarafından üstlenilen ve Anadolu yakasında bulunan depo masraflarının 27/03/2016 tarihinden itibaren müvekkili şirket tarafından karşılanmaya başlandığı, bu kapsamda depo masraflarının davacılar tarafından müvekkili şirkete faturalandığını ve fatura bedellerinin müvekkil şirket alacaklarından mahsup edildiğini, davacılar tarafından bulundurulan müvekkil şirkete ait tüm ürün stoklarının davacıların mevcut borçlarından mahsup edilmek suretiyle müvekkil şirket tarafından geri alındığını, ticari ilişkinin tasfiyesine başlanması üzerine davacılar tarafından iş akitleri sona erdirilmek durumunda kalınan işçilere ödenecek tazminatlara ilişkin olarak davacılardan 173.100,00 TL+KDV tutarında fatura alınarak müvekkil şirkete olan borcundan mahsup edilmek suretiyle mali yardımda bulunulduğunu, tasfiye işleminin bu şekilde 01/07/2016 tarihinde sona erdiğini, bu tarihten sonra davacılar tarafından müvekkili şirkete hizmet verilmesinin söz konusu olmadığını, yani sözleşmelerin 01/07/2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere karşılıklı anlaşılarak sona erdirildiğini ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin tasfiye edildiğini, sözleşmelerin feshinin bildirimsiz ve hukuka aykırı şekilde yapıldığı iddialarının geçersiz olduğunu beyan ederek, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 31. maddesinde yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğu kararlaştırıldığından işbu davanın yetkisizlik nedeniyle reddini, aksi halde usul ve yasaya aykırı olarak açılan davanın esastan reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN VE DAİREMİZİN KARARLARI<br>1-İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14/03/2019 tarihli kararı ile; taraflar arasındaki sözleşmenin aynı şart ve koşullarda 2016 yılına kadar devam ettiği, sözleşmenin 23. Maddesinde sözleşme süresinin 5 yıl olarak düzenlenip bu sürenin sonunda kendiliğinden feshedilebileceği düzenlenmiş ise de, tarafların beyanlarından sözleşmenin zımnen 2016 yılına kadar yürürlükte olduğu ve geçerli olduğu, sözleşmenin bir parçası olan yetki sözleşmesinin de geçerli olduğu yetkili mahkemenin sözleşme ile belirlenen İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.<br>2-Dairemizin 01/03/2023 tarihli kararı ile; davacıların, dava dilekçesinde açıkça taraflar arasındaki 01/06/2007 tarihli sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshine dayalı tazminat talep ettikleri, davalı tarafın yasal süre içerisinde usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunduğu, sözleşmenin 31.maddesinde İstanbul Mahkemelerinin yetkili olduğunun düzenlendiği, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığından davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. <br>3-İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09/07/2025 tarihli kararı ile; \"...Tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirmede 01/06/2007 tarihinde davacı...Şti ile davalı arasında \"... Gıda Dağıtım Sözleşmesi\" imzalandığı; davacı ...Şti ile davalı arasında \"... Gıda Dağıtım Sözleşmesi\" imzalandığı, sözleşmelerin konusunun davacıların davalının belirlediği münhasır bölge kapsamında mal dağıtımı yaparak, iade malın teslim alınarak davalıya teslimi içerdiği; dağıtım ve lojistik işleri yönünden anlaşma bulunduğu anlaşılmıştır. <br>Davacıların distribütör olduğu iş bu hizmet sözleşmeleri kapsamında davacılar vekili iş bu sözleşmelerin karma nitelikte sözleşmeler olduğundan bahisle acentelik hükümlerinin kıyasen uygulanmasını talep ettiği anlaşılmakla davacıların sözleşmeler kapsamında yapılan incelemede, davacılara münhasır bölgede ayrı ayrı  İstanbul Avrupa yakası idari sınırları içerisinde hizmet sunulması \"münhasırlık hükümleri saklı kalmak kaydıyla\" genişletilip daraltılabileceği, yeni bölgeler ihdas edilebileceğini kararlaştırıldığı; dava dilekçesi içeriğinde denkleştirme tazminatının talep edildiği anlaşılmakla denkleştirme tazminatının ancak acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık niteliğindeki sözleşmelere dayalı olarak talep edilebileceği anlaşılmakla, İstanbul BAM 12. HD  2019/1158 Esas, 2021/1548 Karar sayılı ilamında \"...Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça denkleştirme istemi olarak tanımlanan, doktrinde de genel olarak portföy tazminatı olarak da ifade edilen bu tür tazminat, somut olaydaki sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'da açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte, anılan kanunun 134. maddesinde; muhik bir  sebep  olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden tarafın, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecbur olduğu, müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminatın acenteye yahut yukarıdaki hallere göre onun yerine geçenlere verileceği hükme bağlanmıştır. 6102 sayılı TTK.nın 122. maddesine göre ise, acentelik sözleşmesinin sona ermesinde acentenin kusurunun bulunmaması koşuluyla; müvekkilin, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak işletmeye bağlı müşterilerle yapılmış veya yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme devam etmiş olsaydı elde edeceği ücreti talep etme hakkını kaybediyor olması ve somut olayın özelliklerine göre denkleştirme isteminin karşılanmasının hakkaniyete uygun düşmesi hallerinde denkleştirme tazminatı istenebilir. Aynı maddenin 5. fıkrasında ise bu hükmün tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.\" dikkate alındığında davacıların denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği anlaşılmıştır.Davacıların davalının haksız olarak sözleşmeyi haksız feshettiği ve yasal ihbar sürelerine uymadığını iddia etmiş ise de taraflar arasındaki e mail yazışmaları dikkate alındığında taraflar arasında 01.06.2007 tarihinde başlayan ticari ilişkinin sözleşme süresinin her halükarda 5 yol sonunda kendiliğinden sona ereceğinin kararlaştırılmasına rağmen bu süre sonrasında da devam ettiği; e mail içerik yazışmalarında 14.05.2016 tarihinde sözleşmenin sonlandırılmasının kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle davacıların dava dilekçesi ekinde yer alan 16.05.2016 ve 18.05.2016 tarihli tutanaklarda davalının davacıların araçlarına yüklemelerin yapılmadığı, araçların yerine ... araçlarına yükleme yapıldığını tespit ettiklerini, davalı tarafından yüklemeye ilişkin bilgi verilmediği belirtilmiş ise de davacıların iş bu tutanaklara dayanarak davalının sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmediğinden bahsedilemeyeceğinden davalının sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini ispat edememiştir.\"Dolap zimmetleri\" konusunda yapılan 17.05.2016 tarihli e mail yazışmalarında davacı şirketler adına ...tarafından gönderildiği ve içeriğinde \"... Bey, Malumunuz süreç  artık başladı. Hem size devrettiğimiz noktaların hem de biz de bakkalda bulunan noktaların tespit ve devrini ne zaman yapalım? bu konu ile ilgili fazla zamanımızda kalmadı aslında. Bu işle ben ilgileneceğim ve benim de fazla ömrüm kalmadı. Yardımcı olursanız çok sevinirim.\" ifadesi de dikkate alındığında tarafların sözleşme ilişkilerini karşılıklı sonlandırma noktasında anlaştıkları tespit edilmiştir. Bu nedenle davacıların davalının sözleşme ilişkisi kapsamında tek taraflı bildirimde bulunmadan sözleşmeyi feshetmediği, tarafların sözleşme ilişkilerinin sonlandırılması hususunda anlaşma sağladığı anlaşılmıştır. Sözleşmeler kapsamında davacıların ayrı ayrı araç yatırımı yapması nedeniyle zarar uğradığını iddia etmiş ise de araçların mülkiyetinini davacılarda olduğu, sözleşmenin sona ermesi nedeniyle uğranılan zararların dosya kapsamında deliller ile ispatlayamadığı anlaşılmakla iş bu kalem yönünden davalıdan talepte bulunmayacağı anlaşılmıştır.Sözleşmelerin feshi nedeniyle davacı şirketlerden işçi çıkarılması nedeniyle kıdem ödemesi yapılması nedeniyle ödenen miktarların tazmini konusunda zararın tazmini talep etmiş ise de taraflar arasındaki e mail yazışmalarında da 10 Mayıs 2016 tarihli e mail yazışmasında \"personel çıkış ihbar maliyeti\" davacı ... Gıda tarafından davalıya \"... Bey dün sizle yaptığımız toplantıdan sonra bugün tekrar SGK ile görüştük, 14/05 tarihi itibariyle sözleşmenin sonlandırılması sonucunda 83 personelimizi işten çıkaracağımızı bildirdik. SGK bunun toplu işten çıkarmaya gireceğini, 4857 sayılı İş Kanunu 29. Maddeye göre iş akdinin feshinden 1 ay önce bildirilmesi, 1 aylık süre sonunda da personele ihbar edilmesi gerektiğini bildirdi. Yani 14/05 itibariyle personel 1 ay daha bordroda tutup 1 ay sonrada ihbar sürelerini işletmemiz gerekecek\" ... personelin 1 aylık maaşları, kıdem ve ihbar tazminatlarını hazırladık ifadelerinin yer aldığı ve tablo halinde listelerin bulunduğu, davalının sözleşmeyi süresinden önce haksız feshi söz konusu olmadığı ve taraflar arasında işten çıkarılacak personele ödeme konusunda görüşmelerin bulunması nedeniyle davalının iş bu kalem kapsamında  zararların dosya kapsamında deliller ile ispatlayamadığı anlaşılmakla iş bu kalem yönünden davalıdan talepte bulunmayacağı anlaşılmıştır.Davalının sözleşmeyi feshi nedeniyle davacıların aylık- yıllık kazançlarının tespiti ile kar kaybı ve zararın tespiti talep edilmiş ise de 28.03.2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle, davacıların ticari defterlerinin 2015- 2016 ve 2017 yıllarına ait e defter beratlarının oluşturulduğu ancak envanter defterlerinin ibraz edilmemesi nedeniyle davacıların lehinde delil vasfına haiz olmadığı; Mahkememiz ara kararı uyarınca kök raporda yer alan eksiklikler yönünden dosyaya kazandırılan Vergi Dairesi müzekkere cevapları dikkate alınarak davacı vekilince yalnızca envanter defter kapaklarının sunulduğu bu haliyle davacılar yönünden defterlerin usule uygun olarak tutulmadığı sahibi lehine delil vasfına haiz olmadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar kar kaybı talep edilmiş ise de e mail yazışmalarında 26/08/2016 tarihinde son bakiyeleri gönderebilir misiniz? ibaresinin yer aldığı; son mutabakata göre teminat fazlası bulunması nedeniyle teminat mektuplarının iadesinin talep edildiği anlaşılmakla taraflar arasında sözleşme ilişkisinin karşılıklı sona ermesinden kaynaklı mutabakat oluştuğu bu kapsamda teminat mektuplarının iadesinin de talep edildiği anlaşılmakla davacıların sözleşmenin davalı tarafından haksız fesih iddiasıyla oluştuğu kar kaybını dosya kapsamında deliller ile ispatlayamadığı anlaşılmakla iş bu kalem yönünden davalıdan talepte bulunmayacağı anlaşılmıştır. Bu nedenle dosya kapsamında alınan 13/01/2025 tarihli ek raporda yer alan nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişinin görüşünün davalının sözleşme yükümlülüklerine aykırı davrandığına ilişkin görüşü hükme esas alınmayarak yukarıda açıklanan gerekçeler neticesinde davanın reddine...\" karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin 2007 yılından bu yana davalı şirketin ürünlerinin dağıtımı için grup şirket kurduğunu, ...'nın 33 kamyon ve 62 personel, ... Gıda'nın ise 24 kamyon ve 47 personel ile sadece davalıya hizmet verdiğini, sözleşmedeki rekabet yasağı maddesinin başka bir firmayla çalışmalarını fiilen ve hukuken imkansız kıldığını, yatırımını ve ticari geleceğini tek bir firmaya bağlamış olan müvekkillerinin hiçbir somut gerekçe veya yeni bir ticari plan olmaksızın, kendi ticari faaliyetlerini sona erdirecek bir \"mutabakata\" varmalarının akla ve mantığa aykırı olduğunu, davalı şirketin talebi uyarınca müvekkili şirket araç alımı yapmışken yaklaşık bir ay sonra sözleşmenin bildirimsiz bir biçimde feshedilmiş olmasının sözleşmenin kademeli ve anlaşmalı olarak sona erdirilmediğini açıkça ortaya koyduğunu, mahkemenin \"mutabakat\" delili olarak kabul ettiği e-posta yazışmalarının bir anlaşma sürecini değil davalının tek taraflı olarak başlattığı sonlandırma sürecinin sonuçlarını yönetmeye yönelik çabalarını gösterdiğini, davalının 16/05/2016 ve 18/05/2016 tarihlerinde müvekkillerin araçlarına ürün yüklemesini aniden durdurarak sözleşmeyi fiilen ve haksız olarak feshettiğini, sonrasında yapılan \"dolapların devri\", \"personel çıkış maliyetleri\" gibi görüşmelerin bu haksız fesih sebebiyle müvekkillerinin zararını azaltma çabaları olduğunu, mahkemenin 17/05/2016 tarihli \"Malumunuz süreç artık başladı\" ifadesini içeren e-postayı bir mutabakat delili olarak görmesi büyük bir yanılgı olup bu ifadenin davalının başlattığı ve müvekkili şirketlerin engel olamadığı bir sürecin kabul edilerek yürütülmesinden başka bir anlam taşımadığını, feshin karşılıklı anlaşmaya dayanıp dayanmadığı hususlunda ispat yükünün davalıya ait olduğunu, davalının bu yöndeki savunmasını ispatlayamadığını, ayrıca mahkemece sözleşmelerin 24. maddesindeki \"3 ay önceden feshi ihbarda bulunma\" şartının göz ardı edildiğini, 13/01/2025 tarihli bilirkişi raporunda haksız fesih ve kar kaybı yönünden tespitler yapılmış olmasına rağmen mahkemece  keyfi bir şekilde raporun devre dışı bırakıldığını, mahkemenin denkleştirme tazminatına dair gerekçesinin hem kanunun lafzına hem de yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, TTK m. 122'nin aradığı koşulların somut olayda mevcut olduğunu, ayrıca 13/01/2025 tarihli raporda müvekkil şirketlerin kar kaybı geçmiş yıl verileri ve ticari defterler esas alarak hesaplamış ise de bu hesaplamanın denkleştirici adalet ilkesine göre yapılması gerektiğini, haksız fesih sebebiyle müvekkilleri personellerini işten çıkarmak mecburiyetinde kalarak işçilik alacakları ödemelerinde bulunduğundan zarara uğramasına rağmen yerel mahkemenin taleplerini karşılamadığını beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Dava, sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasıyla kar kaybı ve uğranılan zararların tazmini istemine ilişkindir.Davacı ... Şti. ile davalı ...A.Ş. arasında ve davacı ....Ltd. Şti. ile davalı ... Gıda...A.Ş. arasında ayrı ayrı 01/06/2007 tarihinde \"... Gıda Dağıtım Sözleşmesi\" imzalanmıştır. Sözleşmelerde davacı ... Gıda...Ltd. Şti. ve davacı ....Ltd. Şti. \"Distribütör\", davalı şirket ise \"Şirket\" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin ilgili maddeleri aşağıdaki şekildedir; <br>\"2.Sözleşmenin Konusu; İşbu sözleşmenin konusu, Şirket tarafından satış ve/veya dağıtımı yapılan ürünlerin Distribütör tarafından temin edilecek 4 C° kasa içi sıcaklık sağlayacak soğutma sistemine sahip .. kasalı araçlarla Distribütöre tanınan münhasır bölge sınırları içerisindeki münhasır müşteri grubuna Şirket tarafından belirlenen rut planına uygun olarak dağıtımının yapılması, iade malın belge ile teslim alınarak Şirkete teslim edilmesi ve tüm bu işlerin Şirketin ticari menfaatlerini ve itibarını koruyacak anlayış, dikkat ve özenle yapılmasına ilişkin şartların belirlenmesidir.<br>3.Münhasır Bölge; Distribütörün münhasıran faaliyet göstereceği sınırlar İstanbul Avrupa yakası idari sınırları içinde kalan bölgedir. Şirket, bölgede daha iyi bir hizmetin sunulması, daha etkin bir rekabet ortamının oluşması ve sair gerekçelerle, münhasırlık hükümleri saklı kalmak kaydı ile sözleşme dönemi içinde bu bölgeyi genişletebilir, daraltabilir veya söz konusu bölge sınırları içerisinde yeni münhasır bölgeler ihdas edebilir. Distribütör buna itiraz etmeyeceğini ve bu sebeple her ne nam altında olursa olsun herhangi bir talepte bulunmayacağını peşinen kabul eder. (her iki şirketle yapılan sözleşmede de faaliyet alanı \"İstanbul Avrupa yakası\" olarak belirtilmiş ise de ...'nın Anadolu yakasında, ... Gıda'nın ise Avrupa yakasında hizmet verdiği ihtilafsızdır.)<br>4.Münhasır Müşteri Grubu; Distribütörlük sınırları içinde Şirket tarafından belirlenecek olan stratejik öneme sahip satış noktaları (Özel Statülü Müşteri veya ... olarak da adlandırılacaktır.) Distribütörün Münhasır Müşteri Grubu olarak belirlenmiştir. Distribütörlük bölgesi dışındaki ...'ler ile Distribütörlük bölgesi içindeki ve dışındaki Ulusal Zincir Mağazalar (..., ..., ..., ...,..., ..., ... vb.), Yerinde Tüketim Noktaları (Otel, Askeri Birlik, Lokanta, Çay Bahçesi, kantin vb.), Kamu ve Özel Kuruluşlar, bakkal, büfe gibi yerler, Şirketin Münhasır Müşteri Grubu olarak kabul edilmiştir. Şirkete ait olan Münhasır Müşteri Grubuna Şirket doğrudan kendisi ürün verilebileceği gibi dilerse bu noktaları başka Distribütörlerine/Plasiyerlerine de tahsis edebilir. Distribütör, kendi bölgesi içindeki veya dışındaki kendisine ait olmayan Münhasır Müşteri Grubuna aktif satış suretiyle ürün vermeyeceğini peşinen kabul ve taahhüt eder.<br>5.Personele İlişkin Hususlar; Distribütör, işbu sözleşme kapsamındaki yükleme, boşaltma, istif, hazırlama, nakliye, dağıtım, iade alma, temizlik, bakım, idare ve büro hizmetleri gibi işlerin yürütülmesi için işin gerektirdiği bilgi, eğitim ve tecrübeye sahip yeterli özellik ve sayıdaki personeli temin edecek ve sözleşme süresince hazır bulunduracaktır... Distribütör plasiyer ve şoför dahil çalıştırdığı kişilerin özlük hakları ücreti, fazla mesai, ikramiye, sosyal yardımları kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatı, vergi, resim, fon ve SSK primleri ile yasalardan ve sözleşmeden doğacak her türlü hak ve yükümlülükler, çalışmadan doğacak iş kazası, iş güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili her türlü sorumluluk çalıştıran işveren sıfatıyla kendisine ait olacağını kabul eder...<br>6.Araç Ve Ekipman; Distribütör ... adetten az olmamak üzere yaz mevsiminde dahi 4 C° kasa içi sıcaklık sağlayacak soğutma sistemine sahip Frigorifik araç ve yeterli sayıda Dağıtıcı Plasiyer (Şoför) temin edecektir. Şirket, siparişlerin arttığı dönemde Distribütör'den ilave araç temin ve Dağıtıcı Plasiyer (Şoför) istihdamını isteyebilir. Distribütör bu isteği en geç bir hafta içinde yerine getirecektir... Distribütör, Şirket ürünlerinin taşınmasına tahsis edilmiş olan araçlara her ne sebeple olursa olsun Şirket ürünleri dışında başka bir ürün koymayacak ve taşımayacaktır....(araç sayısı ... Gıda için 27 adetten az olmamak, ... için 17 adetten az olmamak şeklindedir)<br>7.Uygun Depo ve Planlama; Distribütör, Şirketin bölge satış hacmini göz önüne alarak belirleyeceği ölçülerde ve kriterlerde depo kurmayı peşinen kabul ve taahhüt eder. Kurulacak depolarda ürün özelliklerine uygun ısı sistemleri, ışık, sühunet, kırılma, ezilme vs hususlar göz önünde bulundurulacaktır. Ürünlerin Distribütöre tesliminden perakendecinin raflarına çıkıncaya kadar korunması, kollanması ve muhafazası Distribütörün görevidir...<br>8.Nakiye ve Teslimat; Soğuk satış elemanları tarafından siparişi alınan ürünler aksine bir müşteri talebi veya hava muhalefeti yoksa en geç 24 saat içinde Distribütör Plasiyer/Şoförleri tarafından müşterilere teslim edilir....<br>9-Rut Planı; Araçların takip edecekleri rut planı ve güzergahları Şirket tarafından belirlenir. Şirket rut planını her zaman değiştirebilir. Distribütör araçları Şirketin belirlediği rut üzerindeki bütün müşterileri aksi Şirket tarafından belirtilmediği sürece her gün ziyaret edecektir....<br>10.Distribütörün Çalışma Sistemi; Taraflar, Distribütör bölgesindeki piyasalarda ne şekilde çalışacaklarını üç ana başlık altında belirlemişlerdir.<br>a-) Zincir Marketlere Dağıtım: Zincir Marketler (Kısaca ...), Şirket tarafından ulusal zincir mağaza statüsünde değerlendirilen müşteri grubudur. Bölge içindeki ve dışındaki bütün ...'ler Şirketin münhasır müşteri grubuna dahildir. Distribütör, bölgesi dahilindeki ...'lere rut planına uygun olarak sadece lojistik ve dağıtım hizmetleri verecektir. ...'lere verilecek mallar Şirketin sevk irsaliyesi ile taşınacak ve Şirket faturasıyla teslim edilecektir. ...'lere verilecek dağıtım ve lojistik hizmetlerinin karşılığında tüm masraf ve kar da dahil olmak üzere ...'lere net satış cirosu üzerinden %5 hizmet bedeli fatura mukabilinde ödenecektir.<br>b-) Direkt Marketlere Dağıtım: ... Market (kısaca ...)'ler, ... statüsünde olmamakla birlikte büyüklüğü ve etki alanı sebebiyle Şirket tarafından hizmet verilmesi gereken ve Şirket tarafından ... olarak tespit edilen müşteri grubudur. Bölge içindeki ve dışındaki bütün ...'ler de keza Şirketin münhasır müşteri grubuna dahildir. Distribütör, bölgesi dahilindeki ...'lere rut planına uygun olarak sadece lojistik ve dağıtım hizmetleri verecektir. ...'lere verilecek mallar Şirketin sevk irsaliyesi ile taşınacak ve Şirket faturasıyla teslim edilecektir. ...'lere verilecek dağıtım ve lojistik hizmetlerinin karşılığında tüm masraf ve kar da dahil olmak üzere ...'lere net satış cirosu üzerinden %5 hizmet bedeli fatura mukabilinde ödenecektir.<br>c-) ... Noktalara Yapılan Dağıtım; Özel Statülü Müşteriler (kısaca ...), ortalama büyüklüğü 100 - 400 m2 arasında bulunan, ... ve ... statüsünde sayılmayan ve Şirket tarafından ... statüsünde değerlendirilen müşteri grubudur. Distribütör bölgesi içinde bulunan ... noktalar ise Distribütörün münhasır müşteri grubudur. Distribütör, Şirketten fatura ile satın aldığı ürünleri kendi münhasır bölgesindeki ...'lere rut planına uygun olarak satış ve dağıtımını yapacaktır. Ürünlerle ilgili tüm risk Distribütöre ait olacaktır. Bakkal, büfe, yerinde tüketim noktalan gibi yukarıda belirtilen yerlerin dışındaki noktalar Şirket'in münhasır müşteri grubuna girmektedir. Şirket dilerse bunları bölerek veya bir bütün halinde üçüncü şahıslara münhasır müşteri grubu olarak da tahsis edebilir.<br>22.Rekabet Yasağı; Distribütör, Şirketin rakiplerini yasalar ve ticari örf ve gelenekler çerçevesinde kendi rakibi gibi görecektir. Distribütör ne doğrudan ne de dolaylı olarak rakip ürün satamaz, rakip kuruluşlarla iş ilişkisinde bulunamaz, rakip ürünlerin üreticisi veya dağıtıcısı ya da yeniden satıcısı konumundaki hiçbir teşebbüsün bayiliğini, dağıtıcılığını, yeniden  satıcılığını üstlenemez. Rakip ürünlere ilişkin mal veya hizmet ticareti yapamaz, müşteri arayamaz, nakliyesini yapamaz ve tanıtım dahil olmak üzere bu ürünlere ilişkin hiçbir faaliyet gösteremez... Rakip ürün kavramı Şirket tarafından tedarik edilen ya da sözleşme müddeti içinde tedarik edilecek olan ürünlerin muadili olan ürünlerin tamamını kapsar. Rekabet yasağının ihlali halinde, bu durum mukavelenin fesih sebebi sayılır...23.Sözleşmenin Süresi; Bu sözleşme 01/06/2007 tarihinden itibaren bir yıl süreyle geçerli olmak üzere tanzim ve imza edilmiştir. Şirket veya Distribütör işbu mukavelenin vadesinin bitiminden en az üç ay önce fesih ihbarında bulunmazlarsa sözleşme aynı şartlarla ve birer yıl süreyle uzatılmış olur ve fesih ihbarı olmadıkça böyle devam eder. Ancak bu sözleşme, süresi ne olursa olsun hiçbir koşulda beş yılı geçmemek kaydı ile yürürlükte kalır ve beşinci yılın sonunda herhangi bir işleme gerek kalmaksızın kendiliğinden sona erer.<br>24.Sözleşmenin Fesih Halleri; ...Taraflardan birisinin sözleşmenin herhangi bir hükmünü ihlal etmesi, borç ve taahhütlerini süresi içinde yerine getirmemesi halinde, ihlalin telafisi mümkün ise diğer taraf, ihlalin giderilmesi için vereceği bir haftalık süreye rağmen ihlalin giderilmemesi halinde veya telafisi mümkün değil ise, ihbara gerek olmaksızın derhal hüküm doğurmak üzere sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir. ...Şirketin üç ay önceden feshi ihbarda bulunmak kaydı ile herhangi bir sebep göstermesine gerek kalmaksızın bu sözleşmenin geçerlilik süresi içinde tek taraflı olarak sözleşmeyi feshetme yetkisine haiz olduğunda taraflar mutabıktır. Distribütör fesih sebebiyle Şirketten herhangi bir talepte bulunmayacaktır....\"Sözleme Uzmanı Prof. Dr. ..., SMMM ... Gıda Mühendisi ...'dan oluşan bilirkişi heyetinden alınan 03/09/2018 tarihli bilirkişi heyet raporunda; Taraflar arasında imzalanan sözleşmede süre belirlenmiş ise de yapılmış herhangi bir fesih ihbarı olmadan tarafların 01/06/2012 tarihinden sonra da ticari ilişkiye devam ettikleri anlaşıldığından, aradaki distribütörlük sözleşmesinin belirsiz süreli bir sözleşme haline geldiği, taraflar böyle bir sözleşme ile ilelebet bağlı tutulamayacaklarından taraflardan her birinin belirli bir feshi ihbar süresine uymak koşulu ile sözleşmeyi feshebileceği, Somut uyuşmazlıkta davalı tarafından davacıya yöneltilmiş bir fesih beyanı bulunmadığı, davacının ise 16/05/2016 ve 18/05/2012 tarihlerinde araçlara yükleme yapılmayarak sözleşmenin davalı tarafından haksız fesih edildiğini ileri sürdüğü, dosya kapsamında TTK m.18/3'de \"Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır\" hükmüne uygun olarak davalının bir fesih beyanına rastlanmadığı, davacının 16/05/2016 ve 18/05/2012 tarihlerinde araçlarına yükleme yapılmadığını iddia ettiği, bu husus davalı tarafından da inkâr edilmemekle birlikte tarafların ortak anlaşması ile sözleşmenin sona erdirildiğinin savunulduğu, Davacı taraf araçlara yükleme yapılmasına davalının engel olmasının haksız olduğu iddiasında ise, davalıya bir ihtarname göndererek onu sözleşmeye aykırı bu durumu gidermeye ve aynen ifaya davet etmesi ve onu temerrüde düşürmesi gerektiği, davacının sözleşmeye aykırılığın giderilmesi talepli böyle bir temerrüt ihtarına rastlanılmadığı, bu durumun ise sözleşmenin karşılıklı anlaşma ile sona erdirildiği yönündeki davalı savunmasını doğrular nitelikte olduğu, bütün bu nedenlerle davalının sözleşmeyi haksız olarak feshettiğinden söz edilemeyeceği, mahkemece aksi görüşün benimsenmesi halinde davacının sadece ihbar tazminatı talebinde bulunabileceği, belirsiz süreli sürekli sözleşmelerde feshi ihbar süresinin azami 3 ay olarak kabul edilmesinin uygun olacağı ve davacının sanki sözleşme devam ediyormuş gibi işbu 3 ay için sözleşmenin devamı halinde elde edebileceği net karı talep edebileceği, ancak dosya kapsamında bu hesabın yapılmasına yarar bir delil bulunmadığı belirtilmiştir.Borçlar Hukukundan Kaynaklı Nitelikli Hesaplama Uzmanı Doç. Dr. ...,  SMMM ... ve Gıda Mühendisi ...'dan oluşan bilirkişi heyetinden alınan 13/01/2025 tarihli bilirkişi heyet raporunda;Davacı taraflar ile davalı arasında akdedilen 01/06/2007 tarihli sözleşmeye göre davalı şirket tarafından satış ve/veya dağıtımı yapan ürünlerin davacı şirketler tarafından temin edilecek araçlarla dağıtımın yapılması gerektiği, davacı tarafça 16/05/2016 tarihinde ... Gıda firmasına, 18/05/2016 tarihinde ise ... firmasına ... Gıda tarafından yüklemeler yapılmadığı, davalı şirketçe davacı şirketler ile çalışmayacağının bildirilerek sözleşmenin feshedildiğinin iddia edildiği, davalı tarafın ise tarafların karşılıklı anlaşarak sözleşmeyi sona erdirdiğini savunduğu, dosyaya mübrez 17/05/2016 ve 18/05/2016 tarihli tutanaklarla davalı şirket tarafından davacı şirketlerin araçlarına yüklemelerin yapılmadığının ve davalı şirketin edim yükümlülüğünü yerine getirmediğinin anlaşıldığı, mübrez belgeler incelendiğinde davalı tarafın savunması bakımından EK-1'deki mailin incelenmesi gerektiği, davalı tarafın sözleşmenin karşılıklı sonlandırıldığına ilişkin savunması bakımından ilgili mailde 14/05/2016 tarihi ile sözleşmenin sonlandırılması sonucu 83 personelin işten çıkarılacağının SGK'ye bildirildiğinin belirtildiği, davalı tarafça yüklemelerin yapılmadığı tutanak tarihleri olan 17/05/2016 ve 18/05/2016 tarihlerinden önce davacı tarafların ilgili maile cevabı niteliğinde bir belgeye dosyaya mübrez belgelerde rastlanılmadığı, dosya münderecatında taraflar arasındaki ilişkinin karşılıklı olarak sona erdirdiğine ilişkin bir belge bulunmadığı, Mahkemece taraflar arasındaki mailler ile tarafların karşılıklı anlaştığı kanaatine varılırsa davacı tarafın kar mahrumiyeti talebinde bulunamayacağı, aksi kanaat halinde davalı tarafın sözleşmeyi edim yükümlülüğünü yerine getirmeyerek zımnen feshettiği ihtimaline binaen kar kaybı hesap edileceği,Kar kaybının, fiili zarardan farklı olarak olayların olağan akışına, genel hayat tecrübelerine göre malvarlığında meydana gelebilecek bir artışın, zarar verici eylem sonucu kısmen veya tamamen engellenmesi nedeniyle meydana gelen varsayımsal eksilmeyi ifade ettiği, kar kaybının talep edilebilmesi için 1-kazancın elde edilebilmesinin büyük bir ihtimal olarak görülebilmesi ve 2-sözleşmenin karşı tarafın kusuruna dayalı olarak sona erdirilmesi gerektiği, İlk şart yönünden TMK m. 6 uyarınca mağdurun önce zarar verici eylem olmasaydı bir kazanç elde etmiş olacağını, sonra da söz konusu eylemin bu kazancın engellediğini ispat etmesinin gerektiği, taraflar arasındaki sözleşmelerde \"Sözleşmenin Süresi\" başlıklı 23. Maddesinde sözleşmenin 01/06/2012 tarihinde sona ereceği kararlaştırılmış ise de taraflar arasındaki ilişkinin bu tarihten sonra da ilgili sözleşme çerçevesinde devam ettiği ve sözleşmenin belirsiz süreli hale geldiğinin düşünüldüğü, dolayısıyla taraflar arasındaki belirsiz süreli sözleşme ilişkisi devam etse idi davacının gelir elde etmeye devam edeceği,İkinci şart yönünde dosya münderecatına göre sözleşmenin davalı şirket tarafından edim yükümlülüğü yerine getirilmeyerek zımnen feshedildiği, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden davalı tarafın sorumlu olduğunun düşünüldüğü, Davacıların mahrum kaldığı kazancın; aynı veya benzer şekilde sözleşme yapması için gereken makul süre tespit edilerek, bu süre itibarıyla elde edeceği gelirinden giderlerin mahsup edilmesi suretiyle belirlenmesinin gerekli olduğu, bu nedenle davacıların kar kaybı hesabında faaliyet karının esas alınması gerektiği, her iki davacının da ticari defter kayıtlarına göre davalı ile aralarındaki distribütörlük sözleşmesi gereği tek ticari mal tedarikçisinin davalı şirket olduğu, davacıların esas faaliyetine konu emtiaların tamamının davalıdan alınmış olduğu, davacıların kar kaybı hesabı yapılırken kurumlar vergisi beyannamesi eki ve ticari defter kayıtları ile uyumlu gelir tablosunda yer alan faaliyet karının esas alınmasının en doğru yaklaşım olduğu,Davacı .... Şti.'nin 2015 yılında 1.071.758,84 TL faaliyet karı elde ettiği, taraflar arasındaki sözleşme devam etmiş olsaydı 1 yıllık sözleşme süresinde elde edebileceği karın 1.071.758,84 TL olduğu, davacının aynı koşullarda Gıda Malzemeleri Dağıtımı konusunda yeni bir distribütörlük sözleşmesi akdedebileceği makul sürenin 3 ay olması sebebiyle talep edebileceği kar kaybının (1.071.758,84 TL / 12 ay X 3ay =) 267.939,71 TL hesap edildiği,Davacı .... Şti.'nin 2015 yılında 87.016,55 TL  faaliyet karı elde ettiği, taraflar arasındaki sözleşme devam etmiş olsaydı 1 yıllık sözleşme süresinde elde edebileceği karın 87.016,55 TL olduğu, davacının aynı koşullarda Gıda Malzemeleri Dağıtımı konusunda yeni bir distribütörlük sözleşmesi akdedebileceği makul sürenin 3 ay olması sebebiyle talep edebileceği kar kaybının (87.016,55 TL / 12 ay X 3ay =) 21.754,14 TL hesap edildiği belirtilmiştir.İstinaf sebeplerinin incelenmesi;6102 sayılı TTK'nın 18/2 maddesinde \"Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.\" hükmü yer almaktadır. 4721 sayılı TMK'nın 2.maddesinde \"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.\" hükmü ile hak ve borçların kullanımı ve ifasında da dürüstlük kurallarına uyulması gerektiğine işaret edilmiştir.6098 sayılı TBK'nın 112.maddesinde; \"Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.\"TBK'nın 114.maddesinde; \"Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.\"TBK'nın 50.maddesinde; \"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. \"TBK'nın 51/1.maddesinde; \"Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.\" hükmü yer almaktadır.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/04/2016 tarihli 2015/15206 E. 2016/4748 K.  ilamı \"...Genel olarak kişiler, özel hukuk alanında diğer kişilerle olan ilişkilerini hukuk düzeni içinde kalmak şartıyla diledikleri gibi düzenler, diledikleri konuda, diledikleri kişiler ile sözleşme yapabilirler. Bu olanak, Borçlar Kanunu'nda öngörülen sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir sonucudur ve Anayasa'nın 48. maddesi ile de teminat altına alınmıştır. Sözleşme özgürlüğü, sözleşmeyi yapma, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini düzenleme ya da değiştirme, sözleşmenin tabi olacağı şekli belirleme ve nihayet sözleşme ile bağlı kalmama, yani sözleşmeyi sona erdirme özgürlüğünü de içerir. Var olan bir sözleşmeyi sona erdirmenin yollarından birisi de, sözleşmenin feshidir. Dolayısıyla sözleşme özgürlüğü, sözleşmenin tek taraflı tasfiyesine yönelik olarak sona erdirilmesini amaçlayan fesih hakkını da içermektedir. Görüldüğü üzere, kural olarak kişinin sözleşmenin feshi yoluna gitme konusunda irade özerkliği sonucu takdir hakkı bulunmakla birlikte, feshin haksız olması halinde, karşı tarafın bundan doğan zararlarından sorumluluğunun da bulunacağı tabiidir. Dairemizin 22/10/2014 tarih, 2014/7542 E - 2014/16209 K. ilamında da belirtildiği üzere sözleşmede herhangi bir sebep gösterilmeksizin fesih hakkının bulunduğuna dair bir hüküm olması halinde dahi, sözleşmenin feshi için haklı bir sebebin bulunması gerekmektedir...\"Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/02/2015 tarihli 2014/16555 E. 2015/1207 K. sayılı ilamı \"...Sözleşmenin tarafları tacirdir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2. maddesine (mülga 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 20/II. maddesine) göre her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Bu ilke sözleşmenin imzası, ifası ve feshi aşamalarının hepsinde gözetilmesi gereken ilke olması nedeniyle mahkemece, sözleşmenin davacı aleyhine hükümler içermesine rağmen bu durumu kabul eden tacir davacının sözleşme serbestisi ilkesi ile sözleşme hükmü nazara alındığında tazminat, bedel vb herhangi bir talepte bulunamayacağı belirtilmiştir. Bu gerekçe ilke olarak doğru ise de, imzalanmış sözleşmenin yürütümü sırasında da hukukun genel ilkelerinden olan Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince de, hak ve borçların kullanımı ve ifasında da iyiniyet kurallarına uyulması gerekmektedir. Bir hakkın sırf başkasını zarara sokacak şekilde kötüye kullanılmasını kanun himaye etmez. Uyuşmazlık konusu sözleşme hükmü bu açıdan değerlendirildiğinde bu sözleşme maddesinin davalıya keyfi olarak nitelendirilebilecek mutlak bir hak bahşetmediğinin kabulü gerekir. O halde, mahkemece, davalının sözleşmeyi fesihte haklı olup olmadığı yönünde değerlendirilme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir...\" şeklindedir. Müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ya da vaktinde ifa edilmemesinden doğan zarardır. Müspet zarar, alacaklının tam ve doğru bir ifaya ilişkin menfaatidir. Müspet zarar, edim, borçlu tarafından tam ve gereği gibi yerine getirilmiş olsaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği durum ile halihazırda gösterdiği durum arasındaki farktır. Müspet zarar; fiili zarar ve yoksun kalınan kar olmak üzere iki kısma ayrılır (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s.2259). Borçlanılan edimin ifa edilmemesi nedeniyle alacaklının malvarlığının aktif kısmının azalmasına veya pasif kısmının çoğalmasına fiili zarar denir...Yoksun kalınan kar da müspet zararın bir parçasını oluşturur. Borca aykırı davranış olmasaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği artışa yoksun kalınan kar denir. Burada sözleşmenin ihlali malvarlığında meydana gelecek muhtemel bir artışı engellemiş, önlemiştir... Yoksun kalınan kar ya malvarlığının aktif kısmının artmamasından yada pasif kısmının azalmamasından meydana gelir (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2261, 2262). Menfi zarar, sözleşmenin kurulamamasından veya geçersiz olmasından doğan zarardır. Burada sözleşmenin kurulduğuna veya geçerli olarak kurulmuş bulunduğuna duyulan güvenin boşa çıkmasından doğan zarar söz konusudur. Başka bir deyişle menfi zarar, \"...hüküm ifade etmeyen bir borç ilişkisinin hüküm ifade ettiğine ve hüküm ifade ediyormuş gibi sonuç doğuracağına güvenmekten doğan zarar\"dır. Alacaklının malvarlığının halihazır durumu ile sözleşme yapılmamış olsaydı arz edeceği durum arasındaki fark, menfi zararı meydana getirir. Menfi zarar, alacaklının söz konusu sözleşmeyi yapmamasındaki menfaate tekabül eden zarardır. Menfi zararı oluşturan unsurların başında, sözleşmenin kurulması için yapılan giderler gelir. Özellikle noter veya resmi bir makamda yapılan sözleşmeler için ödenen resim, harç ve giderler yer alır. Alacaklının, borçlu tarafından yapılacak ifayı kabul için yaptığı giderler de menfi zarara dahildir...Yapılan sözleşmenin geçerliliğine güvenerek başka bir sözleşme yapmamak kaçırılan fırsatlar da menfi zararın bir türünü oluşturur. Menfi zararda kaçırılan fırsat, müspet zararda yoksun kalınan kara benzer  (Prof. Dr. Fikret Eren, Dr. Ünsal Dönmez, Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2263, 2264). Müspet zarar (olumlu zarar) sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının oluşacağı durum ile sözleşmeden ifa edilmemiş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki fark, menfi zarar ise yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zararlardır. Yani müspet zararın konusunu sözleşme gereği gibi ifa edilmiş olsaydı doğmayacak zararlar oluşturmaktayken, menfi zararın konusunu ise sözleşme hiç yapılmamış olsaydı doğmayacak olan zararlar oluşturmaktadır. Menfi zarar kurulamayan veya geçerli olmayan bir sözleşmeden kaynaklanıyorken, müspet zarar borcun ifa edilmemesinden kaynaklanmaktadır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22/02/2023 tarihli 2021/(15)6-874 E. 2023/118 K. sayılı ilamında; \"...Geçerli şekilde kurulmuş bir özel hukuk sözleşmesinde, tarafların sözleşmeye uygun hareket etmeleri, edimlerini sözleşmeye uygun olarak yerine getirmeleri, edimin ifasını imkânsız hâle getiren her türlü davranıştan kaçınmaları zorunludur.Tarafların sözleşmeyle üstlendiği borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde ifa etmeme sonucu meydana gelir. Borcun ifa edilmemesi hâli, somut olayda sözleşme tarihinde yürürlükte olan TBK'nın 112 ilâ 126 ncı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür”(TBK md.112).  Esas itibariyle zarar, mal varlığında meydana gelen eksilmedir; fakat bu eksilme sahibinin iradesi dışında veya hiç olmazsa rızası bulunmaksızın meydana gelmiş olmadıkça zarar sayılmaz (Türk Hukuk Lûgatı: Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C. I, s. 1247).Türk Borçlar Kanunu’nun 112 nci maddesi kapsamında tazmini istenilen yani sözleşmeden doğan zarar, müspet yahut menfi zarar olabilir.Müspet zarar; borçlu, edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır (Hâluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul 2010, s. 426-427; Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, s. 591). Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi hâlinde söz konusu olur; alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı almaktadır. Müspet zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın mal varlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik mevcut olmaz. Burada kârdan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır. Menfi zarar ise; uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, s. 427). Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Çünkü sözleşme fesih edilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan söz edilemez; istenilecek zarar menfi zarardır. Başka bir anlatımla, genel olarak menfi zarar, sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından; müspet zarar ise, ifa edilmemesinden doğan zararı ifade eder (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 12. Baskı, İstanbul 2010, s. 482).\" Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12/05/2010 tarihli 2010/14-244 E. 2010/260 K. sayılı ilamı uyarınca; \"...İki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde Borçlar Kanununun 106. ve 108. maddeleri hükümleri gereğince kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması gerekir. Bu yönteme göre hesaplanan kâr kaybı; sözleşme ifa ile bitseydi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden, yapması gereken tüm zorunlu harcamalar ile sözleşme süresinden önce feshedildiğinden, sözleşmenin süresinden önce feshi nedeniyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içerisinde başka işten sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarlarının toplamı indirilerek bulunur. Bu şekilde elde edilecek fark miktara ise net kâr denilir...\" Müspet zarar alacaklının borcunun ifasındaki çıkarının gerçekleşmemesi yüzünden uğradığı zarardır. Yani borç gereği gibi ifası edilse idi alacaklının malvarlığının alacağı durum ile borcun ifa edilmemiş olması nedeniyle oluşan farktır. Menfi zarar ise, hüküm doğurduğuna güvenilen bir sözleşmenin geçersiz olması veya kurulacağına güvenilen bir sözleşmenin kurulmaması yüzünden uğranılan zarardır. Hem müspet hem de menfi zararların bir arada istenilmesi mümkün değildir. Zira müspet zararın tazmini isteyen, borç doğru dürüst ifa edilseydi zarar kapsamında yer alan kayıplara katlanacaktır. Diğer taraftan menfi zararın tazmini isteniyorsa borç hükümsüz sayılıyor demektir ki hüküm ifa etmeyen borcun ifasına ilişkin çıkarın tazmininin istenilmesi ise mümkün değildir. Denkleştirme tazminatı ise TTK'nın 122.maddesinde düzenlenmiş olup bu tazminatın talep edilebilmesi için taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin TTK'nın 102.vd maddelerinde düzenlenen acentelik niteliğinde bulunması gerekmektedir. TTK'nın 102.maddesine göre acente; ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimsedir.Davacı taraf; sözleşmenin haksız olarak davalı tarafça feshedildiğini iddia etmektedir. Davalı ise sözleşme ilişkisinin tarafların karşılıklı anlaşması ile sona erdirildiğini savunmaktadır. Uyuşmazlık; sözleşme ilişkisinin tarafların ortak iradesi ile mi sona erdiği yoksa davalı tarafından haksız olarak fesih mi edildiği noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasında 01/06/2007 tarihinde imzalanan sözleşmelerin 23.maddesinde sözleşme süresinin 1 yıl olduğu, uzaması halinde en fazla 5 yıl yürürlükte kalacağı, bu sürenin sonunda kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiş ise de davacı tarafça dava dilekçesinde taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin 16/05/2016 tarihine kadar aynen devam ettiği, bu tarihten sonra sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği iddia edilmiş, davalı tarafından da sözleşme ilişkisinin 01/07/2016 tarihine kadar devam ettiği belirtilmiştir. Bu durumda, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin sürenin sona erdiği 01/06/2012 tarihten sonra belirsiz süreli sözleşme halini aldığı anlaşılmaktadır. Sözleşme ilişkisinin revize edilmesi noktasında taraflar arasında 2016 yılı Ocak ayından itibaren çeşitli mail yazışmaları yapılmıştır. Davalı adına ... tarafından 05/01/2016 tarihinde davacılar adına...'a \"2016 çalışma şartları ektedir.\" şeklinde mail gönderildiği, dosya kapsamında teklif edilen çalışma şartlarına dair bir kayıt olmadığı ancak davacılar adına... tarafından bu maile karşılık gönderildiği anlaşılan 07/01/2016 tarihli mailde \"hayatın olağan akışında 6% ve 7% olan çalışma şartlarının 4% ve 5%'e çekilmesinin arkasında aynı oranlarda ya gelir artırıcı veya maliyet düşürücü bir plan, farklı bir yapılanma, iş yapış şekillerinde bir değişiklik vs olması gerekir...\" denilerek devamında mevcut koşullarda herhangi bir değişiklik olmaksızın 6% ve 7% brüt gelirle yapılan ticaretin 4% ve 5%'e düşürülmesinin mümkün olmadığı yönünde yanıt verildiği anlaşılmıştır. Yine taraflar arasında çalışma şeklinin değiştirilmesi yönünde 12/01/2016 ve 15/01/2016 tarihlerinde çeşitli yazışmalar yapılmıştır. Ayrıca davacılar tarafından depolama hizmeti verilmeden, ürünlerin davalı deposundan alınmak suretiyle davalı tarafından belirlenecek rut planı çerçevesinde müşterilere teslim, rafa dizme, tahsilat, iade alınması, iade alınan ürünlerin davalıya teslimi şeklinde hizmet verilmesi yönünde 2016 yılı Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarında davalı tarafın isteği üzerine davacılar tarafından çeşitli teklifler sunulmuş ancak taraflar arasında bu yönde bir sözleşme imzalanmamıştır.  Davacılar adına ...tarafından, davalı adına ..., ..., ..., ...'e gönderilen 28/04/2016 tarihli \"dolap zimmetleri\" konulu mailde; \"dolapları ne zaman devredelim abi\" yazıldığı, Davacılar adına ... tarafından, davalı adına ...'a gönderilen 10/05/2016 tarihli \"personel çıkış ihbar maliyeti\" konulu mailde; \"... Bey dün sizle yaptığımız toplantıdan sonra bugün tekrar SGK ile görüştük, 14/05 tarihi itibariyle sözleşmenin sonlandırılması sonucunda 83 personelimizi işten çıkaracağımızı bildirdik. SGK bunun toplu işten çıkarmaya gireceğini, 4857 sayılı İş Kanunu 29. Maddeye göre iş akdinin feshinden 1 ay önce bildirilmesi, 1 aylık süre sonunda da personele ihbar edilmesi gerektiğini bildirdi. Yani 14/05 itibariyle personel 1 ay daha bordroda tutup 1 ay sonrada ihbar sürelerini işletmemiz gerekecek. ... ... ve ... için tabloda ilgili personelin 1 aylık maaşları, kıdem ve ihbar tazminatlarını hazırladık\" denildiği, devamında her iki şirket için ayrı ayrı maaş, ihbar ve kıdem tazminatlarının tablo halinde gösterildiği,Yine ...tarafından, davalı adına ..., ..., ..., ...'e gönderilen 17/05/2016 tarihli \"dolap zimmetleri\" konulu mailde; \"... bey, Malumunuz süreç artık başladı. Hem size devrettiğimiz noktaların hem de biz de bakkalda bulunan noktaların tespit ve devrini ne zaman yapalım? bu konu ile ilgili fazla zamanımızda kalmadı aslında. Bu işle ben ilgileneceğim ve benim de fazla ömrüm kalmadı. Yardımcı olursanız çok sevinirim.\" ifadesinin bulunduğu anlaşılmıştır. Davacı taraf 16/05/2016 tarihinde ... Gıda firmasına, 18/05/2016 tarihinde ... firmasına davalı ... Gıda tarafından yüklemeler yapılmadığı sözleşmenin bu tarihlerde davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini iddia etmiş, davacı ...Gıda yönünden her bir araç plakasına ilişkin 16/05/2016 tarihinde ayrı ayrı tutulan tutanakları, yine ... yönünden her bir araç plakasına ilişkin 18/05/2016 tarihinde ayrı ayrı tutulan tutanakları dosyaya sunmuştur. Tutanaklarda özetle anılan tarihlerde işyerine gidilerek araçlara yükleme yapılmak istendiğinde ... araçlarına yükleme yapıldığının tespit edildiği, ...Gıda tarafından yükleme ile ilgili bilgi verilmediği imza altına alınmıştır. Yukarıda özetlenen mail içeriklerine göre taraflar arasında çalışma şartlarının değişmesi yönünde 2016 yılı başından itibaren yazışmalar yapılmış ise de nihai olarak anlaşmaya varamadıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca davalı tarafından davacılarla çalışılmayacağının davacı tarafın bilgisi dahilinde olduğu ise 10/05/2016 tarihli \"personel çıkış ihbar maliyeti\" konulu mail ile sabittir. Davalı taraf sözleşme ilişkisinin 01/07/2016'da sona erdiğini savunmuş ise de, davacılardan ... Gıda yönünden mayıs ayından itibaren hizmet alınmadığı, davacı ... yönünden ise haziran ayında da bir kısım faturalar düzenlenmiş ise de ilişkinin bu tarihe kadar aşamalı olarak sonlandırıldığı ve nihai olarak haziran sonunda tasfiye edildiği anlaşılmaktadır. Fakat sözleşme ilişkisinin bu şekilde sonlandırılmasında davacıların muvafakatinin olduğu yani tarafların anlaşması ile sözleşmenin sonlandırıldığı davalı tarafından ispatlanamamıştır. Zira bu hususta taraflarca ortak olarak tutulan bir tutanak, sözleşmenin sonlandırılmasına dair bir mutabakat, ilişkinin feshine dair bir anlaşma metni bulunmamaktadır. Somut olayda sözleşmenin davalı tarafından sona erdirileceği davacı bilgisi dahilinde ise de, sözleşmenin mutabakatla sona erdirildiği savunması davalı tarafça ispatlanamadığından, yine sözleşmenin haklı olarak feshedildiği hususu yönünde bir savunma olmadığı gibi bu yönde bir delil de bulunmadığından sözleşmenin davalı tarafından tek taraflı haksız olarak sonlandırıldığı, sözleşmenin davalı tarafından haklı bir sebep olmaksızın gerekli öneller verilmeden eylemli olarak feshedilmesi karşısında davacıların taleplerinin değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.Davacılar dava dilekçesinde 10.000,00 TL (her bir davacı yönünden) talep etmiş, yargılama aşamasında taleplerinin hangi kalemlerden oluştuğunu açıklamıştır.Dilekçesindeki 1 no.lu araç yatırımı gideri ve 2 no.lu personel gideri yönündeki talepleri menfi zarar kalemleridir. Ancak menfi ve müspet zararlar bir arada talep edilemeyeceği gibi sözleşmede aksi yönde bir hüküm bulunmamaktadır. Davacılar tarafından menfi zararının müspet zararının üzerinde olduğu hususu ispatlanamadığı gibi personel giderlerinden ise sözleşmelerde yer verilen hüküm gereği davacıların sorumlu olduğu anlaşıldığından bu talep kalemleri yönünden (4.000,00 TL) davanın reddine karar vermek gerekmiştir.Davacıların 3 no.lu talebi denkleştirme tazminatıdır. Ancak yukarıda yer verildiği gibi denkleştirme tazminatı TTK'nın 122.maddesinde düzenlenen ve acente lehine getirilen bir tazminat türü olup davacıların acente olmadığı ayrıca aynı maddenin 5.bendinde \"Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.\" hükmüne yer verilmiş ise de davalının sadece davacılarla sözleşmesinin olmadığı ayrıca başka şirketlerle de aynı işin yapılması hususunda sözleşmelerinin mevcut olduğu, davacılar tek satıcı olmadığı gibi tekel hakkı da bulunmadığı tespit edildiğinden, denkleştirme tazminatına dair talebin (2.000,00 TL) reddi gerekmiştir. Davacıların 4. (2.000,00 TL) ve 5 (2.000,00 TL) no.lu talebi ise yoksun kalınan kara yöneliktir. Sözleşmenin feshi nedeniyle yoksun kalınan kar, müspet zararlardandır. Bilirkişi raporunda davacıların yeni bir distribütörlük sözleşmesi akdedebilmesi için gerekli olan sürenin 3 ay olduğu belirlenmiş, davacı .... Şti.'nin 2015 yılında 1.071.758,84 TL faaliyet karı elde etmesi sebebiyle bu tutar esas alınarak 3 ay için 267.939,71 TL, davacı .... Şti.'nin 2015 yılında 87.016,55 TL faaliyet karı elde etmesi sebebiyle bu tutar esas alınarak 3 ay için 21.754,14 TL hesap edilmiştir. Tespit edilen sürenin makul, hesaplamanın Yargıtay kararlarıyla uyumlu olduğu kanaatine varılmış, taraflar arasında sözleşme ilişkisinin yukarıda açıklandığı üzere davalı tarafça feshedilmesi karşısında davacıların kar mahrumiyeti yönünden talepleri haklı görülmüştür. Davacılar vekili 20/05/2025 tarihli bedel artırım dilekçesinde talebini davacı ... Şirketi yönünden 257.939,71 TL, davacı ... Gıda şirketi yönünden 31.000,00 TL artırmıştır.Davalı tarafça bedel artırım dilekçesine karşı zamanaşımı itirazında bulunulmuş ise de, sözleşmenin 2016 yılı mayıs ayında sona erdiği, eldeki davanın 12/5/2017 tarihinde belirsiz alacak davası olarak açıldığı ve dava tarihi itibariyle zamanaşımı kesilmiş olduğundan zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir. Dava dilekçesinde talep edilen 10.000,00 TL yönünden yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 1 (araç gideri), 2 (personel gideri) ve 3 (denkleştirme tazminatı) no.lu talep toplamı 6.000,00 TL yönünden davanın her iki şirket için davanın reddine karar verilmesi, yoksun kalınan kar talebine ilişkin ise davacı ... Şirketi yönünden 4.000,00 TL (dava dilekçesinde talep edilen) + 257.939,71 TL (bedel artırım dilekçesinde talep edilen) = 261.939,71 TL üzerinden, davacı ... Gıda şirketi yönünden 21.754,14 TL üzerinden kabul kararı verilmesi gerekirken mahkemece davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğundan kararın kaldırılması gerekmiştir.Kabule göre re'sen yapılan inceleme; 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (1) sayılı tarifenin (III) kısmının 2. bendinin (a) fıkrası uyarınca davanın reddi halinde maktu harç alınacağı belirtilmektedir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesine rağmen \"2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 21.103,67 TL karar harcının peşin yatırılan 341,55 TL harç ve 4.955,00 TL ıslah harcından mahsubu ile noksan kalan 15.807,12 TL harcın davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına\" karar verilmesi de hatalıdır.Açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin istinaf talebi kabul edilerek 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2.maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesis edilmiş, davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı olduğundan her birinin talebi ayrı bir dava olarak değerlendirilerek yargılama giderlerine ayrı ayrı hükmedilmiş ve aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesis edilmiştir. <br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>1-Davacıların istinaf başvurusunun AYRI AYRI KABULÜ ile HMK'nın 353/1.b.2 bendi uyarınca İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/07/2025 tarihli 2023/242 E. 2025/571 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLEREK;Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE,<br>a-Davacı .... Şti. yönünden;<br>-Yoksun kalınan kar bedeli 261.939,71 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE,<br>-Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,<br>b-Davacı .... Şti.  yönünden;<br>-Yoksun kalınan kar bedeli 21.754,14 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE,<br>-Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,<br>c-Harçlar Kanunu uyarınca ...Şti. yönünden alınması gereken 17.893,10 TL karar ve ilam harcından, davacı tarafından yatırılan 170,78 TL peşin harç ve 4.420,00 TL ıslah harcı toplamı olan 4.590,78 TL'nin mahsubu ile 13.302,32 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,<br>ç-Harçlar Kanunu uyarınca .... Şti. yönünden alınması gereken 1.486,02 TL karar ve ilam harcından, davacı tarafından yatırılan 170,77 TL peşin harç ve 535,00 TL ıslah harcı toplamı olan 705,77 TL'nin mahsubu ile 780,25 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,<br>d-Davacı .... Şti. tarafından başlangıçta yatırılan peşin harç ve ıslah harcından, karar ve ilam harcına mahsup edilen 4.590,78 TL'nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, <br>e-Davacı .... Şti. tarafından başlangıçta yatırılan peşin harç ve ıslah harcından, karar ve ilam harcına mahsup edilen 705,77 TL'nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, <br>f-Davacı .... Şti. tarafından tebligat masrafları, posta masrafları, bilirkişi ücreti olarak yapılan toplam 5.691,00 TL yargılama giderinden, davanın kabul ve red oranına göre hesap edilen 5.563,56 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, <br>g-Davacı .... Şti. tarafından tebligat masrafları, posta masrafları, bilirkişi ücreti olarak yapılan toplam 5.691,00 TL yargılama giderinden, davanın kabul ve red oranına göre hesap edilen 3.019,58 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, <br>ğ-Davacı .... Şti. kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemizin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>h-Davacı .... Şti. kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemizin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 21.754,14 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>ı-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 6.000,00 TL vekalet ücretinin davacı .... Şti.'den alınarak davalıya verilmesine, <br>i-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 19.25,86 TL vekalet ücretinin davacı .... Şti.'den alınarak davalıya verilmesine, <br>j-Yatırılan gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara ilk derece mahkemesince iade edilmesine,<br>2-İstinaf yargılama giderleri yönünden;<br>a-Davacılar tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına,<br>b-Harçlar Kanunu uyarınca .... Şti. yönünden alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 615,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,<br>c-Harçlar Kanunu uyarınca .... Şti. yönünden alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 615,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,<br>ç-Davacı .... Şti. tarafından istinaf harç ve posta masrafı olarak yapılan 2.668,50 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacıya ödenmesine,<br>d-Davacı .... Şti. tarafından istinaf harç ve posta masrafı olarak yapılan 2.298,50 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacıya ödenmesine,<br>e-Yatırılan gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara ilk derece mahkemesince iade edilmesine,<br>f-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 7550 sayılı Yasa'nın 20.maddesi ile değişen 6100 sayılı HMK'nın Ek 1.maddesi ve HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.11/03/2026</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3bc8543b17a2902b","SID":"45c1777dc40079b3"}}