{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1381 <br>KARAR NO:2026/359<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:17/01/2022<br>NUMARASI:2021/42 Esas -  2022/24 Karar<br>DAVA:Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:26/02/2026<br>Taraflar arasındaki Ticari Şirket davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...’nin eşi ... 1992’de kurulan Davalı .... A.Ş'nin kurucu ortağı olup, eşinin 2010 yılında vefat etmesiyle ... A.Ş’ nin %12,5 oranında hisse payı yasal miras yoluyla Müvekkili ...' ye intikal etmiş, bu intikalden itibaren müvekkili ... davalı Şirketin yönetim kurulunda yer aldığını, 2014 yılında yapılan genel kurul toplantısında müvekkilinin imzası taklit edilerek yönetim kurulu üyeliği düşürülmüş, konuyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet yapılmış, davalı şirket 2010 yılına kadar neredeyse her genel kurulda sermaye artırımına gitmiş, şirket sürekli büyüyerek değerli bir hal almış, davalı şirket bünyesinde bugün hala İstanbul’un en değerli yerlerinden birinde petrol istasyonu işletildiğini, müvekkili, Davalı .... A.Ş'ye %12.5 oranında paydaş olmasına rağmen 31/01/2014 tarihinden itibaren kendisine huzur hakkı, maaş, kar payı, hibe bedeli vb. herhangi bir ödeme yapılmayarak sahip olduğu tüm bu haklardan mahrum bırakıldığını, Bakırköy ...Noterliği aracılığı ile çekilen 18.12.2019 tarihli ihtarnameden de anlaşılacağı üzere hesapları inceleme ve alacaklarının tahsili ile ilgili müracaatları sonuçsuz kalmış müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesi bir yana TTK madde 437 Uyarınca sahip oldukların bilgi alma ve inceleme haklarının da ihlal edildiğini, bu nedenlerle, davanın kabulü ile Davalı ... A.Ş' den olan alacaklarının hesaplanarak faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak taraflarına ödenmesine, yargılama giderlerinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP:Davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmamıştır. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Davacının hissedarı bulunduğu, davalı şirketteki alacaklarının tahsili talepli davadır. Şirket ortaklarından ...' nin 15.09.2012 tarihinde vefat etmiş, Davacı ...'nin 2012 yılında mirasen %12.5 oran ile hissedar olduğu, davalı şirketin yapılan Genel Kurullarında 2010 ile 2017 yıllarında aldığı tüm kararlar doğrultusunda Yönetim Kuruluna huzur hakkı ödenmemesi kararı verildiği, 2012 yılı karı olan 42.427,85 TL(davacı payına düşen tutar 5.091,TL) 2013 yılı karı olan 49.970,53 TL(davacı payına düşen tutar 6.246,31 TL)  ve 2014 yılının karı olan 63.992,59 TL (davacı payına düşen tutar 7.999,07 TL) nin ortaklara dağıtılmasına  karar verildiği, davacının dava dilekçesindeki 2014 yılına kadar kendisine davalı şirket tarafından aylık 2.500,00 TL ödeme yapıldığına ilişkin beyanı, davacı şirket tarafından ibraz edilen ticari defter, belgeler ile ödeme dekontları incelendiğinde bu dönemlerde davacı payına düşen kar miktarını aşacak ödemenin davacıya yapıldığı anlaşılmıştır, 2011,2012,2015,2016 ve 2017 yılları karlarına ilişkin olarak  davalı şirket genel kurulu tarafından kar paylarının dağıtılmaması kararı verilmiş dava önceki dönemlerden  olan 2019 ve 2020 yıllarına ilişkin şirket karının dağıtılıp dağıtılmaması hususunda herhangi bir karar verilmemiştir. Sermaye şirketlerinde elde edilen karın dağıtılıp dağıtılmamasına hangi oranda dağıtılmasına karar verme yetkisi şirket genel kuruluna ait olup, haksız  olduğu iddia edilen şirket genel kurulunun karın dağıtılıp dağıtılmaması kararına karşı hissedarların öncelikle  ayrı bir dava olan  genel kurul kararının iptali davası açması gerekmektedir. Davalı şirketin ödenmeyen kar payı nedeniyle doğrudan sorumlu tutulabilmesi için, genel kurul tarafından dağıtılmasına karar verilip şirket yönetimince dağıtılmayan karın mevcut olması gerekmektedir.13/09/2021 tarihinde alınan bilirkişi raporunda davacının davalıdan herhangi bir hak ve alacağı bulunmadığı tespit edilmiş olup, bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu göz önüne alınarak davanın reddine \" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 2014 yılında yapılan genel kurul toplantısında müvekkilinin imzası taklit edilerek yönetim kurulu üyeliği düşürüldüğünü, konuyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yaptıkları şikayetin mevcut olduğunu, ancak ilk derece mahkemesinin iş bu hususu incelemediğini, Savcılık dosyasını dahi celp etmediğini; Ticaret Sicil Gazetesi'nin internet sitesinden bakılmakla yetinilerek davalının genel kurul kararları bile incelenmeden müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olmadığına kanaat getirildiğini, davalı ticari defterleri ile mali tabloları üzerinde inceleme yapılarak bilirkişi raporu tanzim edilmişse de iş bu bilirkişi raporunda davalının ticari defterlerinin, genel kurul kararlarının usulüne uygun olarak ve yasal süresinde tasdik ettirilip ettirilmediğine dahi yer verilmediğini, rapordaki hesaplamaların tutarlı olmadığını, birbiriyle çeliştiğini ve gerçeği yansıtmadığını, ilk derece mahkemesi tarafından somut olay irdelenmeden ve iddia edilen hususlar aydınlatılmadan eksik inceleme sonucu hatalı hüküm kurulduğunu, genel kurulun kar dağıtmama kararının hukuki olup olmadığının mahkemece irdelenmediğini, nitekim anonim şirketlerde nihai amaç kar elde etmek olup elde edilen karın \"gerekçe dahi gösterilmeden\" hissedarlara dağıtılmayacağı kararının alınmasının anonim şirket olma ruhuna ve amacına aykırı olduğunu,   hükme esas alınan raporda ticari defterlerin usulüne uygun tasdik edilip edilmediği tespiti yapılamadan davalı lehine delil olarak kabul edildiğini, kar dağıtmama kararı alındığı ve bu kararın hukuka uygun olup olmadığının araştırılması gerektiğini, dava konusu şirketin aile şirketi olması ve müvekkilinin eşinin vefatının ardından iş bu kar dağıtmama kararlarının alınmasının perde arkasında müvekkilinden gerçek kar oranları gizlenerek şirkette hisse sahibi olan diğer aile üyeleri arasında gizlenen karın dağıtıldığının akla geldiğini,bilirkişi raporunda müvekkilinin genel kuruldan açıklama isteme ve özel denetçi talep etme hakkı bulunduğunun belirtildiğini ancak ne şirket ne de ilk derece mahkemesinin iş bu hususları değerlendirmeden eksik incelemeye dayalı hüküm kurduğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının bozularak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, açıklanan nedenlerle  İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/42 E. - 2022/24 K. sayılı kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına ve talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava, anonim şirket ortağı sıfatıyla huzur hakkı, ücret,  kar payı ve hibe bedeline ilişkin alacağın tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 570 ve devamı maddelerinde anonim şirketlerde karın dağıtımına ilişkin esaslara yer verilerek  TTK'nın 508. maddesi hükmüne göre, esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa kar payının pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesap edileceği, yıllık kar payının yıllık bilançoya göre belirleneceği,  509/2.maddesinde ise, kar payını ancak net dönem karından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabileceğinin düzenlenmiştir.  TTK'nın 408/2-d. fıkrasında finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dâhil kullanılmasına dair kararların alınmasının genel kurulun devredilemez yetkilerinden olduğu düzenlenmiştir. Şirket genel kurulu, şirket kar payının belirlenmesi ve dağıtımı konusunda tek yetkili organ olup, bu yetkisini yönetim kuruluna devretmesi de mümkün değildir.Genel kurul şirket karının ne zaman, ne kadar ve nasıl dağıtılacağına karar vermeye yetkili tek organdır. Bu yönde alınmış bir genel kurul kararı bulunmadığı müddetçe kar payı alacağından bahsetme imkanı yoktur.Genel kurulca karın dağıtımı konusunda bir karar verildiği takdirde ortağın oluşan bu kar payı alacağı için talep ve dava hakkı bulunacaktır. Zira Genel kurul kararı ile ortakların muaccel bir alacak  hakkı doğmuş olmaktadır. Genel kurul tarafından kar dağıtımına karar alınmadıkça kar payı alacağı ortak bakımından muaccel olmayacağından, dava açılarak tahsili istenemez.Diğer yandan TTK'nın 394/1. Maddesinde yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceği düzenlenmiştir.  TTK'nın 511. Maddesine göre de sadece net kârdan ve ancak kanuni yedek akçe için belirli ayrım yapıldıktan ve pay sahiplerine ödenmiş sermayenin yüzde beşi oranında veya esas sözleşmede öngörülen daha yüksek bir oranda kâr payı dağıtıldıktan sonra yönetim kurulu üyelerine kazanç payı verilebilir. Somut olayda davalı şirket ortaklarından ...'nin 15.09.2012 tarihinde vefat etmesi üzerine davacının 2012 yılında miras yoluyla davalı şirkette %12,5 oranında hissedar olduğu ihtilafsızdır. Dava, anonim şirket ortaklığı sıfatından kaynaklanan alacak talebine ilişkin olup, davacının, bilgi alma ve inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bilgi alamayan pay sahibinin şirketin merkezinin bulunduğu Asliye Ticaret Mahkemesine başvurabileceğine ilişkin TTK'nın 437/5. maddesi uyarınca bir talebi bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemece bu yönde herhangi bir hüküm kurulmaması yerinde olup, davacının bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı şirket tarafından ticari defterler ibraz edilmemiş olmakla birlikte mali tablolar ve karar defteri sayfa suretleri, genel kurul toplantı tutanakları, Kurumlar Vergisi Beyanname örnekleri dosyaya sunulmuş olup, bu belgeler üzerinde yapılan inceleme sonunda alınan bilirkişi raporunda; 2012, 2013 ve 2014 yılının kârının ortaklara dağıtılmasına karar verildiği, davacının dava dilekçesindeki 2014 yılına kadar kendisine davalı şirket tarafından aylık 2.500 TL ödeme yapıldığına ilişkin beyanına göre bu dönemlerde davacı payına düşen kar miktarını aşacak ödemenin davacıya yapıldığı, dağıtılan kar payları vb ödemelere göre davacının davalı şirketten alacağı olmayıp şirkete borçlu olduğu  belirtilmiştir.Dosya kapsamından davalı şirketin 2010 ile 2017 yılları arasındaki genel kurul toplantılarında yönetim kuruluna huzur hakkı ödenmemesi yönünde karar aldığı, 2012-2013-2014 yıllarına ait kârın dağıtılmasına, 2010-2011-2015-2016-2017 yıllarına ait karın  ise dağıtılmamasına karar verdiği anlaşılmakta olup, ticaret sicil kayıtlarına göre davacının, davalı şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev almadığı görülmektedir .Somut uyuşmazlıkta davacı tarafça, 2014 yılından itibaren kar payı ödenmediği belirtilerek kar payı talebinde bulunmuş ise de davalı şirket genel kurulunun 2014 yılından sonra kar payı dağıtımına ilişkin almış olduğu bir karar bulunmamaktadır. Mahkemece genel kurulun yerine geçilerek bu yönde bir karar tesis edilemeyeceği gibi  (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin  2019/4742 Esas ve 2021/4466 Karar sayılı ilamı ile  2016/12123 Esas ve 2018/4246 Karar sayılı ilamları) davacının kar payı alacağının muaccel olmadığı noktada olası kar payı hesaplanması hususunda inceleme yapılması da beklenemeyeceğinden mahkemece davacının kâr payı alacağına ilişkin talebin reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. Davalı şirketin ticari defterlerinin, genel kurul kararlarının usulüne uygun olarak ve yasal süresinde tasdik ettirilip ettirilmemesi sonuca etkili değildir. Ayrıca davacı, davalı şirketten huzur hakkı ve ücret alacağı talep etmiş ise de  davacı, davalı şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, bu yönde verilen bir genel kurul kararının varlığını ispatlayamamıştır.Davacı tarafından davalı şirketin 2014 yılında yapılan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğinin düşürülmesine ilişkin karar alındığı ve bu  kararın da imzası taklit edilerek alındığı yönünde yapılan suç duyurusu üzerine davalı şirket ortakları hakkında özel belgede sahtecilik suçu kapsamında soruşturma başlatıldığı dosyada yer alan kayıtlardan anlaşılmakta ise de Uyaptan yapılan incelemede ilgili şikayet doğrultusunda herhangi bir ceza davası açılmadığı gözetildiğinde mahkemece davalı şirkette yönetim kurulu üyesi olduğunu ispatlayamayan davacının, huzur hakkı ve ücret alacağına yönelik talebinin reddine karar verilmesinde de isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,<br>3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 26/02/2026</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fc60ec8883546de1","SID":"5d8ba1b3248e65ec"}}