{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2023/933 Esas   2026/238 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2023/933 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2026/238<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ...\t     ...<br>ÜYE\t\t: ...\t     ...<br>ÜYE\t\t: ...\t   ...<br>KATİP\t\t: ...\t   ...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ\t\t: 08/02/2023 <br>NUMARASI\t\t: 2022/629 Esas 2023/164 Karar<br><br>DAVA\t: İtirazın İptali <br>DAVA TARİHİ\t: 14/01/2022<br>KARAR TARİHİ\t: 06/03/2026<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 06/03/2026<br><br>\tTaraflar arasındaki itirazın iptali istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>DAVA<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın 2006 yılında kurulan ... Müh. Mad. Mak. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti’nin ortağı ve tasfiye kararı öncesine kadar müdürü olduğunu, 28/09/2020 tarihinde şirketin tasfiyesine başlandığını, unvanının Tasfiye Halinde ... Mühendislik Madencilik Makine İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti olduğunu ve tasfiye memuru olarak meslektaşı Av. ...'in atandığını, müvekkilinin davalı şirketten alacağının bulunduğunu, bu nedenle taraflarınca Ankara 26. İcra Müdürlüğü’nün 2021/560 Esas sayılı dosyası nezdinde davalı şirket aleyhine icra takibine girişildiğini, ancak davalı şirket tasfiye memuru tarafından anılan icra takibine itiraz edildiğini, davalının itirazının haksız ve kötü niyetli olduğunu, itirazın iptaline konu alacağın ihtilaflı olmadığını, zaten davalının da alacağına yönelik bir itirazı olmayıp itirazı sabit olan alacağın ödenme zamanına ilişkin olduğunu, söz konusu itirazın tamamen mesnetsiz ve kötü niyetli olduğunu beyan ederek,  fazlaya ve başkaca sorumlulara ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, davalının Ankara 26. İcra Müdürlüğü’nün 2021/560 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile haksız ve kötü niyetli itiraz nedeniyle davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP<br>Davalı  vekili cevap dilekçesinde özetle; süre uzatım talep dilekçesi ile anılan zamanaşımı defilerini tekrar ettiklerini,  davacının kötü niyet iddiasının yersiz olduğunu, kötüniyet iddiasında olan davacının şirket ortağı olan dava dışı ...'in yine benzer şekilde şirketteki ücret alacağının tahsili için Ankara 1. İcra Müdürlüğü'nün 2019/12502 sayılı dosyası üzerinden başlattığı takip dosyasına davacının talimatı üzerine şirket vekili tarafından itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, şirketin içinde bulunduğu mali durumu en iyi bilen ve şirket müdürü olarak görev yapan ve benzer uygulamaları yapan davacının, konu kendi alacağına gelince meseleyi kötüniyet olarak nitelendirmesinin öncelikle samimiyetten uzak olmakla birlikte, gerçeğe de uygun olmadığını, tasfiye aşamasında olan şirketten öncelikle kamunun ve üçüncü kişilerin borçları ödendikten sonra kalan bakiyenin şirket ortaklarının payları veya alacakları nispetinde pay edilmesi genel ilkesi gereğince işlemleri yürütmenin esas olduğunu, 10 Eylül 2020 tarihli genel kurul kararı ile davalı şirketin tasfiyesine karar verildiğini ve bu kararın Ticaret Sicil Memurluğu'na bildirilerek ilan edildiğini, bu süreçte amacına uygun olarak şirketin mallarının büyük ölçüde satılarak paraya  çevrildiğini ve yine kamuya olan birikmiş borçları ile üçüncü kişilere olan borçlarının büyük ölçüde ödendiğini, tasfiyenin uzun sürmesi nedeniyle birinci yılın sonunda tasfiyeye yönelik yapılan bu faaliyetlerin, bu süre zarfında oluşan finansal tablolar ile tasfiyenin devam edip etmeyeceği ve kalan malların satışı konularını görüşmek üzere genel kurul toplantıya çağrıldığını, yapılan genel kurulda gündem konularının görüşüldüğünü ve mevzuata uygun olarak şirketin tüm malları satıldıktan sonra ve o aşamada genel kurul yapılarak paylaşım yapılması kararının alındığını, şirkette eşit paya sahip dört ortağın üçünün sigortalı çalışan olarak gösterildiğini, mevzuatın elverişli olmaması nedeniyle dördüncü şirket ortağı ...'in ise Bağ-Kur'lu olarak Sosyal Güvenlik şemsiyesi altına alındığını, öncelikle çözülmesi gereken sorunlardan birinin davacının alacak iddiasının hizmet sözleşmesi kapsamında olup olmadığı hususu olduğunu, eğer iddia edilen alacağın hizmet sözleşmesinden kaynaklı olduğu nitelendirilecek olur ise eldeki davanın iş mahkemeleri veya genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekeceğinden görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, bu süreçte dış tasfiye olarak nitelendirilebilecek türden davacının şirkete vermiş olduğu borç paraya ilişkin Ankara 26. İcra Müdürlüğü'nün 2021/558 Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takip borcunun birikmiş kamu borçları ödendikten sonra  ödendiğini, zira borcun dış tasfiye olarak düşünülerek ve diğer ortakların da onayı alınarak ödenmesi gerektiğine kanaat getirildiğini, kayıtlarda diğer ortakların da şirketten ücret alacaklarının olduğunu,   tasfiye   memuru   olarak   mevzuata,    şirket    ortaklarının    talimatlarına   ve  nihayetinde 28/09/2021 tarihli genel kurul kararına uygun işlem tesis edildiğini, bu aşamada davacının yerinde olmayan ve hukuki yararı bulunmayan davadaki iddia ve taleplerini kabul etmediklerini ve davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini beyanla; öncelikle görevsizlik kararı verilmesine; değilse davacının haksız davasının hukuki yararı bulunmadığından ve nihayetinde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>Mahkemece; bilirkişi raporunu hükme esas alarak davanın kabulü ile, Ankara 26.İcra Dairesi'nin 2021/560 Esas sayılı dosyasında davalı tarafça yapılan itirazın iptaline, takibin 506.900,81TL üzerinden devamına, asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, alacağın varlığının ötesinde, alacağın ödeme koşulları ile ödeme zamanınına dair  itirazlarına ilişkin kararda herhangi bir değerlendirme yapılmadığını,  gerek tasfiyenin amacı ve gerekse ortaklar kararı gereğince öncelikle kamu borçları ve üçüncü şahısların borçları ödendikten sonra (Dış tasfiye) ortaklara ödeme yapılması usul ve yasa gereği olup,  ortakların  da bu yönde karar aldığını,  davacının, anılan genel kurul kararının iptali istemli, Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2022/634 Esas sayılı dosyası üzerinden açmış olduğu davanın reddine karar verildiğini , dolayısıyla genel kurulda ortakların aldığı kararın uygulanması,  tüm mallar satılıp paraya çevrildikten sonra kamunun ve üçüncü kişilerin borçları ödenip kalan bir para olması halinde ortakların alacaklarının ve tasfiye paylarının ödenmesi gerekeceğini,  davacının iddia ettiği nitelikte, diğer ortakların da şirketten alacaklarının bulunduğunun  şirket kayıtları ile sabit olup,  tüm bu alacakların, dış tasfiye bittikten sonra ortaklara ödenmesi yönünde karar alındığını,<br>  Mahkemenin 21/09/2022 tarihli duruşmasında verdiği ara karar ile şirket kayıtları üzerinde bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilmiş  ise de, şirket defter ve kayıtları incelenmeden düzenlenen rapor eksik incelemeye dayalı olduğunu, ayrıca,  mahkemece delilleri  arasında yer alan tanıklarının  dinlenilmemesinin  de doğru olmadığını,  dinlenilmesini talep ettiği  tanıkların , şirketin diğer ortakları olup, şirket kayıtlarının oluşması ve borç alacak ilişkisine dair vakıalara ilişkin bilgi ve görgüsü olan tanıkların dinlenilmesi, davanın aydınlatılması ödevinin ötesinde, uyuşmazlığın çözülmesi ve usul hukuku gereğince zorunlu olduğunu ,   bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. <br>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>Dava; limited şirket ortalığının/müdürünün şirketten, ortaklık ilişkisinden kaynaklanan  alacağının tahsili amacıyla girişilen icra takibine vakii itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>\tDosya kapsamında yer alan, dosya kapsamına havii tüm bilgi ve belgeler üzerinde yapılan incelemeler neticesinde tanzim olunan  04/11/2022 tarihli bilirkişi  raporunda özetle; davacı ...’ın Ankara 26. İcra Müdürlüğü’nün 2021/560 E. sayılı dosyası ile davalı Tasfiye Halinde ... Mühendislik Mad. Mak. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhinde başlatılan icra takibinin takip tarihi olan 18/01/2021 tarihi itibariyle davalı şirkete ait ticari defter kayıtlarına göre, davacının davalı şirketten bakiye toplam 536.426,05 TL alacaklı olduğu, bununla birlikte, davacının söz konusu tutarın tamamı üzerinden değil 506.900,81 TL’lik kısmı üzerinden icra takibi başlattığı, bu çerçevede, 18/01/2021 takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 506.900,81 TL alacağını talep etmekte haklı olduğunun bildirildiği görülmüştür. <br><br>Somut olayda, davacı vekili  şirket müdürü olarak davacının hak kazandığını iddia ettiği ücret alacağının tahsili  talebi ile başlattıkları icra takip dosyasına vaki itirazın iptalini, ayrıca itirazın kötüniyetli olduğundan inkar tazminatı talep ettiği, davalı  tarafın, aynı şekilde diğer üç ortağın da şirketten ücret alacaklı olduğu, bu alacakların genel kurul kararı ile nasıl ödeneceğinin kararlaştırıldığı, dış tasfiye yapılmadan, iç tasfiyenin yapılamayacağı, bunun işcilik alacağı kabulü halinde de iş mahkemesinin  görevli olacağının savunulduğu, mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davacının davasının reddine karar verildiği görülmüştür. <br>Yargılama aşamasında mahkemece bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilerek rapor alınması yönünde ara karar tesis edilmiş ise de, dosya kapsamına sunulu bilirkişi raporunda belirtildiği üzere bilirkişi tarafından bu kapsamda dosya kapsamına havi tüm bilgi ve belgeler üzerinde yapılan incelemeler neticesinde, dava konusu olay bakımından, taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu alacağın çözümünde davacı ...'ın vekili tarafından, davalı şirkette davacı adına tutulan muavin defter kayıtlarının dosyaya sunulduğu, davacının davalı şirketten bakiye alacağının olduğu, bunun haricinde davalı şirket tarafından ticari defter kayıtların sunulmadığından dolayı taraflar arasındaki uyuşmazlık konusunun davalı şirket ticari defter kayıtları üzerinde incelenme imkânı elde edilemediği, ayrıca dava dosyasına mübrez e belgelerin tetkikinden; davalı şirketin mevcut borcu ve/veya şirket alacaklılarının ne kadar alacağı olduğu/kaldığı ile ilgili herhangi bir somut bilgi ve belgenin dosyaya sunulmadığının tespit edildiği görülmüştür. <br>Davalı tarafça davacı dışındaki diğer ortakların da somut ihtilaf ile  aynı şekilde davalı şirketten ücret alacağı olduğunu iddia ederek tasfiye memurluğuna başvurdukları hatta davacı tarafça dava dışı diğer ortak  ... tarafından aynı şekilde ücret alacağının tahsili amacıyla başlatılan Ankara 1. İcra Müdürlüğü'nün 2014/12502 esas sayılı dosyasına bizzat davacının talimatı ile şirket vekili tarafından itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, şirket ortaklarının tasfiye aşamasında olan şirketten öncelikle kamunun ve üçüncü kişilerin borçları ödendikten sonra şirket ortaklarının payları ve alacakları nispetinde paylaştırma yapılacağının ortaklarca kararlaştırıldığını savunduğu, bahsi geçen iş bu  maddi vakıalara ilişkin de tanık dinletmek istediğini beyan ettiği ve  04/10/2022 tarihli tanık listesinde şirketin davacı dışındaki diğer ortaklarının tanık olarak bildirdiği görülmüştür. <br>Yine dosyamız davacısı tarafından davalı şirket aleyhine açılan 28/09/2021 tarihli olan genel kurul kararının iptali talebinin reddine yönelik Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  21/09/2022 tarih 2022/634 E ,2022/790 K sayılı kararının, Dairemizin 11/07/2025 tarih, 2023/48 E, 2025/808 K sayılı ilamı ile eksik inceleme nedeniyle kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. <br>TMK'nın 6.maddesine göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. <br>6100 sayılı HMK'nın 190.maddesi gereğince de, ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkartan tarafa aittir. <br>Somut olayda davacı yan davaya konu icra takip talebinin ekine davalı şirketin  muavin defterine ilişkin iki sayfa evrak fotokopisi sunmuş, yargılama aşamasında bilirkişi tarafından davacı yanca sunulan evrak fotokopileri esas alınarak, davalı şirket ticari defter kayıtları üzerinde incelenmeden rapor tesis edildiği izahtan varestedir. <br> Bu bağlamda,  davalı şirketin defter kayıtlarına göre davacının davalı şirketten ücret alacağı olup olmadığı  denetime elverişli şekilde mahkemece belirlenmemiştir. <br>Yine davalının maddi vakıaya ilişkin tanık dinletme talebi hakkında mahkemece olumlu veya olumsuz  karar verilmediği görülmüştür.<br>Hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlal edildiği ya da tehlikeye düştüğü durumda, hukukî korunma için devlete başvurmak zorunda olup, kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır.<br>2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü düzenlemiş olup, hak arama özgürlüğü adı altında hukuki koruma (korunma) talebine yönelik anayasal teminatı bireylere vermektedir.<br>Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (Gökhan Ateş, B. No: 2017/32699, 12.01.2021, § 23).<br> Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında ise usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir.<br> Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almış olup, Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiştir.<br> Gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak düzenlenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesinde;\"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.(2) Bu hak;a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,b) Açıklama ve ispat hakkını,c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,içerir.\" hükmüne yer verilmiştir.<br>Hukuki dinlenilme hakkının temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.<br>Bu unsurlardan ilki “bilgilenme hakkı”dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur.<br>Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.<br>Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır. Bu durum \"silahların eşitliği ilkesi\" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre silahların eşitliği ilkesi, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu şeklinde ifade edilmiştir (İnceoğlu, S.; Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-4, 2018, s. 115).<br> Anayasa Mahkemesine göre ise silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmekte; bu usul güvencesinin, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsadığı ifade edilmektedir (Ali Tulumcu, B. No: 2017/18458, 10.02.2021, § 34).<br>Adil  yargılanma  hakkının  içinde yer  alan ve silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı diğer bir hak ise, “çelişmeli (çekişmeli) yargılama hakkı”dır. Çekişmeli yargılama ilkesinin anlamı, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından bile olsa gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşlerle ilgili bilgiye sahip olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme hakkının tanınmasıdır (Doğru, O./ Nalbant, A.: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Açıklama ve Önemli Kararlar), C.1., 2012, s. 637).<br>Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsurunu, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi” oluşturmaktadır. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK'nın Hükümet gerekçesi madde 32).<br>\tAnayasa’nın 36. maddesine göre mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır. Dolayısıyla mahkemelerce, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddialar ve gösterilen deliller gereği gibi incelemek zorundadır.<br>\tNitekim Anayasa Mahkemesi, genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasının şart olduğunu; taraflara, tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerektiğini; bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli hususun, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil ortaya koydukları delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Emine Yıldız, B. No: 2014/12324, Karar Tarihi: 01.02.2017, § 34).<br>Bununla birlikte AİHM, ulusal mahkemelerin, davanın taraflarınca öne sürülen iddiaların ve sunulan delillerin kabulünde takdir yetkisine sahip olduklarını; fakat bu yetkiyi kararlarında gerekçe göstererek haklılaştırmakla yükümlü olduklarını vurgulamaktadır. Suominen/Finlandiya kararında, bir hukuk davasının hazırlık duruşmasında başvurucu tarafından sunulan deliller listesinden sadece ikisinin kabul edilmesi ve bu konuda hiçbir gerekçe gösterilmemesi gerekçeli karar hakkı bakımından ihlâl verilmesine neden olmuştur (İnceoğlu, s. 171).(Yargıtay Hukuk Genel  Kurulu  09.03.2021 tarih, 2017/(7)9-1564 E, 2021/235  K sayılı ilamı)<br>\tİspat faaliyetinin konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.<br>\tHukuki dinlenilme hakkı, yukarıda ayrıntısı ile izah edildiği üzere Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucu ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur. <br>\tBu hak ayrıca 6100 sayılı Kanunun 27. maddesinde “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, Mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.” şeklinde düzenlenmekle birlikte, bu ifadeleri de kapsayan çok daha geniş bir anlama sahiptir.<br>\tKamu düzeni ile ilgili olan bu hak çerçevesinde, yargılamanın hukuka uygun ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunmanın özgürce ileri sürülebilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile mümkündür. Aksi takdirde tarafların hukuki dinlenilme ve bu kapsamda adil yargılanma hakları ihlal  edilmiş olacaktır.<br>\tBu itibarla, mahkemece şirket ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmaksızın ve yine  davalı tarafça cevap lahiyasında bildirdiği maddi vakıalara ilişkin dinlenilmesini talep ettiği, davalı tanıkları dinlemeden,  uyuşmazlığın çözümünde ve davacının iddiasının ispatında ve davalının savunmasında  etkili olabilecek  delilleri  toplanmadan ve değerlendirilmeden davanın kabulüne  karar verilmesi usul ve esasa aykırı olup,  hukuki dinlenilme hakkının ve bu hakkın alt unsurları olan “iddia ve savunma hakkı” nın  ihlâli niteliğinde olup, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır.<br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin  uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden davanın kabulü yönündeki kararında isabet görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,6100 sayılı HMK'nun 353/1-a-6. bendi uyarınca mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;  <br>\t1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE,  <br>\t2- Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/02/2023 tarih ve 2022/629 Esas  2023/164 Karar   sayılı kararının  KALDIRILMASINA, <br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>4-Davalı tarafından yatırılan 8.656,59 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, <br>\t5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>\t6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi uyarıca  kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 06/03/2026<br><br>Başkan- ...             Üye - ...                   Üye -...                 Zabıt Katibi -...<br>...    ...   ...    ...     <br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"00abee699ed1c3e1","SID":"a3955af1cf8d5fcb"}}