{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2024/108 - 2026/335<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2024/108 <br>KARAR NO\t: 2026/335<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                  K A R A R <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 26/10/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/532 E.  -  2023/381 K.<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t:YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/10/2023 tarih ve 2022/532 E. - 2023/381 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, müvekkilinin tescilli seri markalarının ayırt edici unsuru olan “...” ibaresini, ticari faaliyetlerini sürdürdüğü sektörde 1986 yılından bu yana yaygın ve etkin bir şekilde kullanarak, nihai tüketici nezdinde maruf ve meşhur hale getirdiğini, müvekkili adına tescilli “...” ibareli markaların bulunduğunu, davalı Şirketin 2020/151529 sayılı “...” ibareli marka tescil müracaatına karşı müvekkili tarafından yapılan itirazların davalı ... tarafından reddedildiğini, tescil sürecinin devamına karar verilmiş olan “...” ibareli markanın, müvekkili adına tescilli “...” ibareli tanınmış marka ve sair markaları ile benzer olduğunu, dava konusu markanın müvekkili firma markaları ile iltibas teşkil edeceğini, markaların asli unsurlarının ortak olduğunu, karşılaştırmaya tabi markalar arasında, markalarda yer alan “...” ibaresinin ortak olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, iltibas tehlikesinin yüksekliğinin açıkça tespit edilebileceğini, davalı firmaya ait dava konusu markada yer alan ibarenin aynı zamanda müvekkili firmanın ticaret unvanının esas unsuru olduğunu, gerek işitsel gerekse de sınıfsal yönden benzer olduğu aşikar olan markaların nihai tüketici nezdinde iltibas yaratacaklarının açık olmasına karşın aksi yöndeki kararın iptalinin gerekeceğini, dava konusu marka başvurusu kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2022-M-16679 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\tDavalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığını, kelime bütünü içinde “...” ibaresinin asli unsur olmayıp üst kısımda ve daha büyük harfler kullanılarak şekil unsuru ile birlikte oluşturulmuş “...” ibaresinin dikkat çekici/asli unsur olarak göze çarptığını, davacı tarafın üzerinde hak iddia ettiği “...” ibaresinin ise “...” tamlamasının bir parçası olarak başvuranın ticaret unvanını markaya taşımak amacıyla kullanıldığını, ayrıca kelime anlamı olarak “...” ibaresinin ayırt ediciliği yüksek olmayan bir ibare olduğunu, dava konusu olayda tanınmış markadan kaynaklı bir tescil engelinin bulunmadığını, davacı tarafından başvurunun kötü niyetle yapıldığını ispatlayacak somut delil sunulmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>\tDavalı Şirket vekili, müvekkili şirketin sahiplerinin “...” soyadını taşıdığını, müvekkili Şirketin, “...” ibareli tescilli olan markalarının ilkine 12.11.1999 tarihinde başvurduğunu, bu markanın 22.04.2001 tarihinde tescillendiğini ve 1999’dan bugüne yine “...” ibareli on altı ayrı marka tescili bulunduğunu, davacının hükümsüzlüğünü talep ettiği markaların 2001, 2005, 2011 ve 2019 başvuru tarihli olduğunu, “...” ibaresinin dolaylı yoldan tanımlayıcı bir ibare olduğundan düşük ayırt ediciliğe sahip bulunduğunu, bu nedenle markanın yanında yer alan unsurlarla birlikte bütün olarak değerlendirmeye alınması gerektiğini, tanınmışlığa ilişkin davacı iddialarının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davaya konu 2020/151529 sayılı markanın tescili talep edilen 01,04,05,07,16,19,22,24,29,30,31,32. ve 35. sınıftaki mal ve hizmetleri ile davacının itirazına mesnet markalarında yer alan mal ve hizmetlerin aynı/aynı tür veya benzer nitelikte olduğu, ancak davaya konu 2020/151529 sayılı davalı şirket markası ile davacı şirketin itiraza dayanak markaları arasında 6769 s. SMK’nun 6/1. maddesi kapsamında ilişkilendirme ihtimali dâhil karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacının SMK’nun 6/5. madde kapsamındaki tanınmış marka korumasından yararlanamayacağı, davalının kötü niyetli olmadığı  gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.  <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili, hükme esas alınan bilirkişi raporuna yapılan itirazlarının dikkate alınmadığını, bu raporun eksik incelemeye dayandığı gibi denetime ve hüküm kurmaya elverişli de olmadığını, kaldı ki bu raporun sonuç kısmının dahi kendi içerisinde çelişkiler içerdiğini, müvekkilinin tescilli seri markalarının ayırt edici unsuru olan \"...\" ibaresini, ticari faaliyetlerini sürdürdüğü sektörde 1986 yılından bu yana yaygın ve etkin bir şekilde kullanarak nihai tüketici nezdinde maruf ve meşhur hale getirdiğini, dava konusu başvurunun müvekkiline ait markalar ile nihai tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet vereceğini, zira söz konusu markaların asli unsurlarının ortak olduğunu, karşılaştırmaya konu markalarda “...” ibaresinin ortak olarak kullanıldığını, bu durumun da iltibasa yol açacağını, gerek işitsel gerekse de sınıfsal yönden benzer oldukları aşikar olan markaların nihai tüketici nezdinde iltibas yaratacakları açık olmasına karşın aksi yöndeki kararın iptalinin gerekeceğini, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.   <br><br>GEREKÇE\t: Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre \"...+şekil\" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet \"...\" asıl unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, zira dava konusu başvurunun bir bütün olarak algı yarattığı ve \"...\" ibaresinin ön plana çıkarılmadığı, işaretler arasında benzerlik olmadığından, davacı markalarının tanınmışlığı ve davacının ticaret unvanından kaynaklanan bir tescil engelinin de bulunmadığı, dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığının ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 269,85-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 462,15-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı  uhdesinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 19/02/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/02/2026<br>\t\t\t\t<br>Başkan<br><br> <br>Üye<br><br> <br>Üye<br><br> <br>Katip<br><br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ddb9d619122af260","SID":"77a6b70f5f2d7d12"}}