{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br> BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>9.HUKUK DAİRESİ <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br>ESAS NO: 2023/848 <br>KARAR NO: 2026/470<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ: 22/02/2023<br>NUMARASI: 2022/649 Esas - 2023/186 Karar<br>DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 27/02/2026<br>KARAR YAZIM TARİHİ: 27/02/2026<br>Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;     <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 15.09.2019 tarihinde müvekkiline ait ... plakalı aracın davalının sigortalısıyla çarpışması sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, Karayolları Trafik Kanunu  99. maddesinde sigortacılar, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorunda olduğunu, davalı-borçlu sigorta şirketine başvuru yapılmış olmasına rağmen sigorta şirketi kanunun emrettiği 8 iş günü içerisinde ödemekle zorunda olduğu tazminatı ödemediğini, müvekkilinin haklarını (tazminatını) sebepsiz yere  ödemeyerek ihlal ettiğini, ödemekle zorunlu olduğu tazminatı sürümceme de bırakarak sebepsiz zenginleşmeye gittiğini, tahsil etmeleri gereken tazminat alacakları yasal süresinde tahsil edilemediğini, alacağın zamanında tahsil edilememesinden ve faizi aşan zararın ortaya çıkmış olması sebebiyle aşkın zarar talebine ilişkin huzurdaki davayı açtıklarını bu sebeple müvekkilinin alacağını zamanında tahsil edememesinden kaynaklanan belirsiz olan munzam zararının şimdilik 500,00-TL'sinin davalıdan avans faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalı  vekili cevap dilekçesinde özetle; 15.09.2019 tarihinde maddi hasarlı trafik kazasına karıştığını belirttiği ... plakalı araç 19.11.2018 başlangıç - 19.11.2019 bitim tarihli ve ... numaralı ...Sigorta Poliçesi ile ... .... Şti. adına maddi hasarda araç başına kaza tarihi itibarıyla 39.000-TL’sine kadar azami sorumluluk hadleri ile müvekkil şirkete sigorta ettirildiğini, maddi hasar talebine istinaden, bahse konu araç maddi hasaro için... A.Ş.'ye 11.001,00-TL tazminat ödemesi yapıldığını,  munzam zarar olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması gerektiğini, diğer bir anlatımla fiilen uğranılan zararın somut veri ve belgelerle tevsik edilmesi gerektiği, zira munzam zararın alacaklının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplum içerisindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan, somut olgular nedeniyle uğramış olduğu fiili zarar olduğunu,  soyut anlatımlar, muhtemel kar kayıpları, elde edilmesi tahmin edilen gelir kalemleri munzam zararın ispatı için yeterli olmadığını, ülkede salt yüksek enflasyon bulunmasının munzam zararın varlığı için yeterli olmadığını bu sebeplerle müvekkili olan şirketin davacının zararını ödeme yaparak sorumluluğunu yerine getirmesi ve kusurunun olmaması sebebiyle davanın reddini, davacının munzam zararının olduğunu ispat edememesi sebebiyle davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, \"davanın reddine\" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili  istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davaya dayanak olarak gösterilen TBK madde 122. Gereğince davalı yandan talep ettikleri alacak bakımından Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olmasına rağmen, mahkeme tarafından görevli olup olmadığının herhangi bir değerlendirmesi yapılmaksızın görevli olmadığı halde esasa girerek inceleme yapıldığını, mahkeme tarafından davalı yanın kusurlu olup olmadığı hususu incelemeksizin karar verildiğini,  munzam zarara faizi aşan bir talep olduğunu ve enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği hususunun mahkeme tarafından göz ardı edildiğini, mahkeme kararına dayanak teşkil eden Yargıtay kararı sonrası Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş olan karar ile adeta ortadan kalmış ve kişilerin ekonomik değişkenlik karşısındaki maddiyatı korunmak amacı ile soyut ispat hususunun kabul edildiğini, somut olarak delil taleplerine paranın alım gücünün somut ibare olduğu, müvekkilin kredi çekmesi durumunda somut zararın olacağı lakin kredi yerine cebinde ki aktif varlığını kullandığında ise somut munzam zararın olmayacağı düşüncesinin dürüstlük, açıklık ve eşitlik ilkesiyle hukuka aykırı olacağını, müvekkilinin aktifinde ki azalmanın ortada olduğu, mahkemelerin davayı aydınlatma yükümlüğünün olduğu göz önünde bulundurularak dosyanın esasına girilerek adil dengenin kurulması amacıyla bilirkişi atanmasını, bilirkişiye atandıktan sonra müvekkilin uğradığı zararın tespit edilmesini talep ettiklerini  belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Dava, munzam zarar istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. Dosya kapsamından,davalı şirket sigortalısı ... plakalı araç ile davacıya ait ... plakalı araç arasında 15/09/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazası ile ilgili olarak 07/07/2021 başvuru tarihli Sigorta Tahkim Komisyonu'nun 26/01/2022 tarih 2021.E.131785 ve K-2022/187905 sayılı kararı ile  \"  Davacının ıslah talebinin kabulü ile 7.062,00 TL’nın 02/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, ...........A.Ş.’den alınarak, Başvuru Sahibi ...’e ödenmesine,  Sigorta Tahkim Komisyonu Başvuru Ücreti 250,00 TL, Bilirkişi Ücreti 300,00 TL, vekâlet harcı 8,50 TL olmak üzere, toplam 558,50 TL’nin, Sigorta Şirketinden alınarak Başvuru Sahibine ödenmesine,  Başvuru Sahibi kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, kabul edilen tutar üzerinden 20/11/2021 tarihinde yayınlanan A.A.Ü.T.’nin 17. Maddesine göre, 5.100,00 TL vekâlet ücretinin, Sigorta Şirketinden alınarak, Başvuru Sahibine ödenmesine\" şeklindeki karara itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetinin 13/02/2022 tarihli  kesin kararı ile itirazın reddedildiği,   davacı tarafından İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ......Esas  sayılı dosyasıyla başlatılan takip neticesinde davalı tarafından 25/02/2022 tarihinde ödeme yapılarak dosyanın infazen tahsil edildiği ancak oluşan gerçek zararın temerrüt faizi ile karşılanmayacak tutarda fazla olduğu iddiası ile munzam zararın talep edildiği anlaşılmıştır.Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 08/05/2023 tarih ve  2023/1888Esas- 2023/6062 Kararında \"... Davacı vekili, müvekkilinin yaralanmasından kaynaklanan zararının karşılanması için davalıya başvurulduğu, ancak davalı tarafından başvurunun sürüncemede bırakıldığı, bu nedenle müvekkilinin munzam zararının olduğunu belirterek munzam zarar nedeniyle tazminat talep etmiş; İtiraz Hakem Heyetince bilirkişi raporu ile belirlenen munzam zarar miktarı hüküm altına alınmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 121 inci maddesi \"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.\" şeklindedir. Munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut vakalarla ispatlaması gerekir. Somut olayda; davacı taraf, enflasyonun olumsuz etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki  düşüş nedeniyle munzam zararı  oluştuğunu, tahsil edilen yasal faizin alacaklının zararını karşılar nitelikte  olmadığını belirterek zararın hesaplanmasını  ileri sürmüş ise de,  munzam zarar iddiasına konu alacak iddiasının trafik kazası  sonucu davacı aracında meydana gelen değer kaybı zarar iddiası olduğu, kazadan kusurlu olduğu iddia edilen karşı aracın trafik sigortacısı olması hasebiyle davalının sorumlu tutulduğu, değer kaybı zarar tutarının ne kadar olduğu hususunun  doğal olarak taraflar arasında ihtilaflı olduğu nitekim davacı STK nezdinde  talepte bulunurken bile  gerçek zarar tutarını öngöremediğinden belirsiz alacak davası olarak talepte bulunduğu, zarar tutarının  bilirkişi tarafından  rapor tarihindeki güncel kriterlere göre belirlendiği, kaza, başvuru, rapor, karar, icra ve tahsil tarihleri dikkate alındığında makul yargılama sürelerinin aşıldığından bahsedilemeyeceği gibi hukuk mahkemeleri için ön görülen ortalama yargılama sürelerinden daha kısa sürede yargılamanın STK' nda sonuçlandırıldığı, iddia edilen munzam zararın doğrudan zarar değil de yansıma zarar niteliğinde olduğu,  14.05.2015 tarihili 29355 sayılı Resmi Gazetede  yayınlanan Trafik Sigortası Genel Şartları A.6/k bendi gereği yansıma zararların trafik poliçesi kapsamında olmadığı, davacının salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak  munzam zarar talebinde bulunduğu, somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı anlaşılmakla mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Ayrıca davalı sigorta şirketi olup, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinin görevinde olduğundan göreve ilişkin istinaf itirazı da yerinde değildir.\tBu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.  <br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:<br>1-Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE,<br>2-Harçlar Yasası'na göre alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye  552,10 TL harcın davacıdan   tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,<br>4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, <br>5-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, <br>Dosya üzerinde yapılan  inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın  tebliğ tarihinden  itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine hitaben verilecek temyiz dilekçesi ile temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.27/02/2026<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d9e2aa7b5ea51f52","SID":"f33f5dd7dca61dea"}}