{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/856 Esas<br>KARAR NO\t: 2026/331<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 30/09/2021<br>NUMARASI\t: 2017/732 Esas, 2021/699 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İTİRAZIN İPTALİ (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 05/03/2026<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:  <br> Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davalı ile dolum ve bakım işlerinin yapılması konusunda Alt İşverenlik Sözleşmesi imzaladığını, bu ilişkinin 31.12.2013 tarihine kadar devam ettiğini, bu tarihte sonlandırılan sözleşme ile takip borçlusu işyerinde SGK kapsamında çalışan işçilerden ..., ..., ... ve ...'nun tarafların muvafakatı ile 01.07.2013 tarihinden itibaren müvekkili iş yerinde çalışmaya başladıklarını, muvafakat tarihi itibarı ile bu işçilerin doğmuş yasal haklarının davalı tarafından ödenmediğini, bu işçilerin de bu haklarını saklı tuttuklarını, 4857 sayılı İş Kanunun 2/6 madde uyarınca üst işveren olan müvekkilinin alt işveren işçilerinin kıdem ve ihbar dahil iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden müteselsilen sorumlu olduğunu, müvekkili şirket tarafından yapılan hesaplama sonucu müteselsil sorumluluk gereği davalının işçisi olarak çalıştıkları döneme ait kıdem, ihbar, yıllık ücretli izin ve diğer yasal haklarına karşılık 58.199,20 TL olmak üzere ... için ödenen kıdem ve ihbar tazminatı, 45.475,71 TL olmak üzere ... için ödenen kıdem ve ihbar tazminatı, 58.435,90 TL olmak üzere ... için ödenen kıdem ve ihbar tazminatı, 62.791,42 TL olmak üzere ... için ödenen kıdem ve ihbar tazminatı, işçilerin banka hesaplarına 19.06.2017 tarihinde ödendiğini, davalı takip borçlusu işyerinde çalışan yukarıda anılan işçilerin önceki işverenlerinden olan yasal haklarını kendilerine yapılacak ödeme tutarı kadar olan kısmını müvekkili şirkete temlik ettiklerini, müvekkili tarafından davalı aleyhine icra takibine girişildiğini, davalı tarafından icra takibine itiraz edildiğini belirterek davalı takip borçlusunun İstanbul Anadolu 7 İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yaptığı haksız itirazın iptali ile %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep  ve dava etmiştir.  <br>CEVAP <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın tamamen kötü niyetli olarak davacıdan Mahkeme kararı ile olan alacaklarını engellemek için açıldığını, alt ve asıl işveren ilişkisi kurulduğu tarihten itibaren tüm kıdem, ihbar ve tüm işçilik alacaklarının davacı tarafa fatura edildiğini ve ödendiğini, hatta taraflar arasındaki sözleşme fesih olduktan sonra dahi davacıya geçen işçilere yapılan işçilik ödemelerinin hiçbirinin davalıya rücu edilmediğini, buna karşılık davalının davacıdan olan alacağını takip edip mahkeme kararı çıkarınca davacının kötü niyetli olarak tam da davalının alacağı miktarda gerçek olmayan bir alacak iddiası ile ortaya çıktığını, taraflar arasındaki alt işverenlik sözleşmesi ve taraflar arasındaki uygulamalar/teamüller gereğince davalının işçilik alacaklarından sorumlu olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmede feshe bağlı işçi alacaklarından davalının sorumlu olacağına dair bir maddenin bulunmadığını, davalının hem alt işveren olduğu dönemde hem de alt işverenlik sözleşmesinin sona ermesinden sonra işten ayrılan tüm işçilerin kıdem, ihbar ve feshe bağlı alacakların davacı asıl işverence ödendiğini, işçilerin sözleşmenin başından beri asıl işi yaptıklarını ve asıl işveren olan davacının işçisi sayılması gerektiğini, bu nedenle müvekkilinin sorumlu olmayacağının açık olduğunu, davacı vekilinin Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/57 Esas sayılı dosyasına verdiği cevap dilekçesi ve deliller incelendiğinde ödemelerin kendi yükümlülüklerinde olduğunun açıkça ikrar edildiğini, iş akdinin işçiler tarafından değil ikale yolu ile sonlandırıldığını, bu halde müvekkiline yüklenecek bir ödemenin söz konusu olmadığını,  işçi tarafından haklı nedenle fesih hakkı bulunmadığını, davacının kendi iradesi ile işçilere yaptığı ödemeyi müvekkilinden talep edemeyeceğini, işçilere zorla imzalatıldığı anlaşılan (tazminatların ödenmesi için zorunlu tutulan) temlik sözleşmesini de kabul etmediklerini, işçi alacağının bu şekilde temlik edilmesinin muvazaalı bir işlem olduğunu, Yargıtay kararlarına göre feshe bağlı alacaklardan son işverenin sorumlu olduğunu, bu nedenle ihbar ve ödenmiş ise kullanılmayan izin haklarından davalının sorumlu olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere bir an müvekkilinin ödenen kıdem tazminatlarından devir tarihindeki ücret üzerinden kendi dönemi ile sorumlu olduğu düşünülse bile Yargıtay'ın yerleşik kararlarına göre davalının sorumluluğunun 1/2 oranında olacağını davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>Mahkemece;  davanın, T.B.K 127.maddesi maddesi gereğince açılmış rücu davası olduğu, davacı şirketin, davalının işçilerine ödemekle yükümlü olduğu işçilik borçlarını (kıdem tazminatı, ihbar tazminatı) kendileri tarafından ödendiğinden bahisle işçilere ödenen miktarların davalıdan rücuen tahsilini talep ettiği, davacının işçilere ödeme yapmış olmakla söz konusu alacağı davalıdan halefiyet kuralları çerçevesinde talep edebileceği, öte yandan, aslında davalının ödemekle yükümlü olduğu işçi borçları, işçilere ödemiş olan davacı şirketin T.B.K 183.maddesi uyarınca söz konusu alacakları olan işçilerden temellük ettiği, davacı şirketin davalının alacaklıları olan işçilere ödemiş olduğu miktarları davalıdan talep edebileceği, dava dışı işçi ...'nun 01/08/1994- 31/08/2013 tarihleri arasında davalının yanında çalıştığı, bu hususun hem tarafların hem de işçinin imzası bulunan 31/08/2013 tarihli muvafakatnamede kabul edildiği, 01/09/2013 tarihinden itibaren adı geçen işçinin davacı yanında çalışmaya başladığı, dava dışı işçi ...'nın 01/08/1994- 31/08/2013 tarihleri arasında davalının yanında çalıştığı, bu hususun hem tarafların hem de işçinin imzası bulunan 31/08/2013 tarihli muvafakatnamede kabul edildiği, 01/09/2013 tarihinden itibaren adı geçen işçinin davacı yanında çalışmaya başladığı, dava dışı işçi ...'ın 01/08/1994- 31/08/2013 tarihleri arasında davalının yanında çalıştığı, bu hususun hem tarafların hem de işçinin imzası bulunan 31/08/2013 tarihli muvafakatnamede kabul edildiği, 01/09/2013 tarihinden itibaren adı geçen işçinin davacı yanında çalışmaya başladığı, dava dışı işçi ...'nin 01/02/1995- 31/08/2013 tarihleri arasında davalının yanında çalıştığı, bu hususun hem tarafların hem de işçinin imzası bulunan 31/08/2013 tarihli muvafakatnamede kabul edildiği, 01/09/2013 tarihinden itibaren adı geçen işçinin davacı yanında çalışmaya başladığı, bu muvakatnameler imzalanırken dava dışı işçilere kıdem tazminatlarının ödenmediği, adı geçen işçilerin ... Ticaret-...'dan doğmuş kıdem, ihbar tazminatlarını 01/06/2017 tarihli Temlik Sözleşmeleri ile davacı şirkete temlik ettikleri ve davacı yanında çalışmaya başladıkları, söz konusu işçilerin davacı ile olan iş akitlerini İkale yolu ile sona erdirdikleri, davacı şirketin her bir işçinin çalışma süresi gözetilerek işçilere kıdem, ihbar tazminatı, yıllık ücret ve diğer haklarını ödediği, kıdem tazminatı yönünden; az yukarıdan bahsedilen Yargıtay ilamında olduğu gibi her bir işveren kendi dönemine  isabet eden miktarlar üzerinden sorumlu olduğu, bilirkişi heyetinin 2. Ek raporunda bu şekilde hesaplama yapıldığı, 2. Ek raporun gerekçeli ve denetlenebilir olması nedeniyle hükme esas alındığı, davalı şirketin kendi dönemine isabet eden kıdem tazminatından sorumlu olduğu, bu şekilde 2. Ek raporda hesaplanan bedeller üzerinden davanın kısmen kabulüne karar vermek gerektiği, feshe bağlı alacak olan ihbar tazminatından ise son işverenin sorumlu olduğu, zira işçiye işten çıkarılması için önel tanıması gereken tarafın son işveren (davacı) olması gerektiği, bu nedenle dava dışı işçilere iş akitlerinin sonlandırılması sonucu verilen ihbar tazminatlarını davalıdan talep edemeyeceği, bu nedenle ihbar tazminatına yönelik kısmın reddine karar verildiği, her ne kadar davalı taraf işçilerle olan iş akitlerinin davacı tarafça ikale yolu ile sona erdirildiğinden ve davacı tarafın kendi iradesiyle dava dışı işçilere ödeme yapması nedeniyle ödenen bedelden sorumlu olmadığına yönelik savunmada bulunmuş olsa da iş akdinin kıdem tazminatı hak etmeyecek şekilde sona erdirildiğinin işveren tarafından ispat edilmesi gerektiği, bu hususun ispatlanamaması nedeniyle davalı tarafın bu yöndeki savunmasına itibar edilmediği, davalının ek raporda hesaplanan bedeller üzerinden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile takibe yönelik itirazların 53.968,85 TL (... yönünden),  40.936,32 TL (... yönünden),  54.205,56 TL (... yönünden), 58.245,71 TL (... yönünden) olmak üzere toplamda 207.356,44 TL üzerinden iptaline davalının söz konusu bedelden sorumlu olup olmadığının yargılamayı gerektirdiğinden  davacının icra inkar tazminat talebinin reddine, yine davacı taraf takip başlatmakta haksız olmadığından davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ<br>Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; davacının bu davada kötüniyetli olduğunu, alt ve asıl işveren ilişkisinin kurulduğu tarihten  itibaren tüm kıdem, ihbar vs. İşçilik alacaklarının davacı kuruma fatura edildiği ve ödendiğini, hatta taraflar arasındaki sözleşme fesih olduktan sonra (2013) dahi davacıya geçen işçilere yapılan işçilik ödemelerinin hiçbirinde davalıya rücu edilmediğini, buna karşılık, müvekkilinin davacıdan olan alacağını takip edip Mahkeme kararı çıkarınca davacının kötüniyetli olarak ve tam da davalının alacağı miktarda gerçek olamayan bir alacak iddiası ile ortaya çıktığını, Mahkemece bu yöne ilişkin savunmalarının hiç araştırılmadığı ve irdelenmediğini, taraflar arasındaki alt işverenlik sözleşmesi ve uygulamalar teamüller gereğince  müvekkilinin işçilik alacaklarından sorumlu olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmeye göre feshe bağlı işçi alacaklarından davalının sorumlu olacağına dair bir maddenin bulunmadığını, davacı şirketten ayrılan  işçilerin kıdem tazminat tutarlarının ödeme tarihinde ilgilisine ödenmek üzere ayrı bir kalem olarak davacı hesaplarına aktarıldığını, buna ilişkin e posta yazışmalarının ekte sunulduğunu, Mahkemenin bu yöne ilişkin delillerini değerlendirmediğini, tanıklarını dinlemediğini, aslında işçilerin sözleşmenin başından beri asıl işi yaptığını ve asıl işveren olan davacının işçisi olarak sayılması gerektiğini, müvekkilinin yaptığı işin işçi temini olup, aslında gerçek anlamda alt işveren üst işveren ilişkisi bulunmadığını, Mahkemece bu hususta bir inceleme yapılmadan karar verildiğini, davacı vekilinin Kocaeli Asliye ticaret Mahkemesinin 2016/57 E sayılı dosyasına verdiği cevap dilekçesinde  ve deliller incelendiğinde ödemelerin kendi yükümlülüklerinde olduğunu açıkça ikrar ettiğini, iş akdinin işçiler tarafından değil ikale yolu ile sonlandırıldığını, bu durumda müvekkiline yüklenecek bir ödemenin söz konusu olmadığını,işçi tarafından haklı nedenle bir feshin bulunmadığını, davacının kendi iradesi ile işçilere yaptığı ödemeyi müvekkilinden istemeyeceğini, işçilere zorla imzalatıldığı anlaşılan temlik sözleşmesini kabul etmediklerini, ayrıca işçi alacağının bu şekilde temlik edilemez olup muvazaalı olduğunu, bu konuda tanık dinletme taleplerinin Mahkemece ret edildiğini, kabul etmemekle birlikte TBK 167/1 ve yerleşik Yargıtay kararlarına göre tarafların 1/2 oranda sorumlu oldukları düşünülerek hesap yapılması gerektiğini, taraflar arasında bir iş yeri devri söz konusu olmadığını, TBK 429. Madde anlamında bir iş sözleşmesinin iradi devri bulunduğunu, dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında, taraflar arasındaki fiili durumun doğru olarak tespit edemediğini, raporların hüküm kurmaya elverişli olmadığını, yanlışlar ile dolu olduğunu, Mahkemece  delillerin toplanmadığını, tartışılmadığını ve değerlendirilmediğini belirterek ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:<br>HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;  <br>Dava, dava dışı işçilere ödenen işçilik alacaklarına ilişkin bedelin rücuen tahsili istemi için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. <br>İstanbul Anadolu 7.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında; davacı tarafından davalı aleyhine 20.06.2017 tarihinde 58.199,20 TL ... için ödenen kıdem ve ihbar tazminatı, 45.475,71 TL ... için ödenen kıdem ve ihbar tazminatı, 58.435,90 TL ... için ödenen kıdem ve ihbar tazminatı, 62.791,42 TL ... için ödenen kıdem ve ihbar tazminatı olmak üzere toplamda 224.902,23 TL alacağı için takip başlattığı, ödeme emrinin davalıya tebliğ edildiği, davalının süresi içinde borca itiraz ettiği, itiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edildiğine ilişkin evraka rastlanmadığı, davacı tarafından İİK 67 maddesine dayalı olarak bir yıllık hak düşürücü süre içinde iş bu itirazın  iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır. <br>İlk derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinafa konu uyuşmazlık, davacı tarafından dava dışı işçilere ödenen  işçilik alacaklarından davalının sorumlu olup olmadığı ve miktarın ne olduğu noktasında toplanmaktadır.Dosya kapsamına sunulan Alt İşverenlik Sözleşmesine göre davacının asıl işveren davalının alt işveren olarak yer aldığı, dava dışı işçiler ... (01/08/1994-31/08/2013)...(01/08/1994-31/08/2013), ... 01/08/1994-31/08/2013) ve ... nin( 01/02/1995-31/08/2013) tarihleri arasında davalı alt işveren nezdinde çalıştığı, 01/09/2013 tarihinden itibaren adı geçen işçilerin davacı şirket nezdinde çalıştıkları, 29.05.2017 tarihli iş sözleşmesinin ikale yolu ile sona erdirilmesini ilişkin protokol gereği davacı nezdindeki iş akitlerinin sona erdiği, davacı tarafından adı geçen işçilerin iş bu davaya konu kıdem tazminatlarını ödediği ve davalıdan rücuen tahsili için iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 15.01.2021 tarihli  2.ek bilirkişi raporunda özetle; Davacı şirketin dava dışı işçilere; dava dışı işçilerin davalının yanında çalıştıkları dönemler baz alınarak ve davalının yanından ayrıldıkları maaş üzerinden kıdem tazminatlarının hesaplandığını, dosyaya 11.9.2019 tarihinde sunulmuş olan raporda belirlenmiş olan hesaplama unsurlarına göre; dava dışı işçilere davalının işyerinde oldukları dönemlerle sınırlı olarak ve davalının işyeri ile ilişiklerinin kesildiği tarihte aldıkları ücret esas alınarak hesaplanması gereken kıdem tazminatlarının miktarlarının; ...'ya yapılan ödeme sebebiyle 58.245,71 TL, ...'a yapılan ödeme sebebiyle 53.968,85 TL, ...'ye yapılan ödeme sebebiyle 40.936,32 TL, ...'ya yapılan ödeme sebebiyle 54.205.56 TL olmak üzere toplam 207.356,44 TL olduğu, dava dışı işçilere ödenen kıdem tazminatlarından dolayı davalının davacı şirkete ödemekle sorumlu olduğu miktarın 207.356,44 TL net olarak hesaplandığı belirtilmiştir.\"...Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir. İş aktinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. SGK kayıtları da bu hususu doğrulamaktadır. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur. İşveren ile yüklenicinin İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir. İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir. Hizmet alım ihaleleri aynı yüklenici tarafından alındığı gibi, değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir. Bu halde işyeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır. İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar. Yıllık izinler kullanılmadığı taktirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici sorumlu olacaktır. İhbar tazminatından son işveren sorumludur. Bunların dışında hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır. İşveren tarafından bu ödemelerin feri mahiyetinde yapılan ödemeler de ayrı esasla yüklenicilerden tahsil edilebilecektir...\" (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2023/1682 Esas 2024/1506 Karar sayılı ilamı).<br>Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 01.12.2022 tarih ve 2022/2056-2022/557 esas ve karar sayılı ilamı ile, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmelerinde, iç ilişkide sorumluluğa dair herhangi bir hüküm bulunmaması halinde, asıl işverenin ödediği tazminatın tamamını, alt işverenden (yükleniciden) tahsilini isteyebileceğini belirtmiş olup buna karşılık Bursa Bölge Adliye Mahkemesinin 7. Hukuk Dairesi 13.04.2022 tarih 2020/367-2022/744 esas ve karar sayılı ilamı ile, hizmet alım sözleşmelerinde, iç ilişkide sorumluluğa ilişkin bir düzenleme bulunmaması hâlinde, tarafların eşit oranda sorumlu olacağını belirtmiştir. <br>Her iki Daire arasında çıkan uyuşmazlıkta Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 05/05/2023 tarih ve 2023/1118 Esas 2023/1683 Karar sayılı kararı ile \"Dairemiz'in istikrar kazanan uygulamalarında da belirtildiği gibi, hizmet alımına ilişkin sözleşmelerde, hizmetin yüklenicinin (alt işveren) işçileri tarafından yerine getirilmesi kabul edildiğinden, asıl işverenin yüklenicinin (alt işveren) işçileri ile herhangi bir organik bağı bulunmamaktadır. Hizmet alımına ilişkin tip sözleşmelerde, işçilik ücretleri arasında işçilere ait özlük haklarının tümü belirlenmekte ve bu şartlarla sözleşme imzalanmaktadır. İş Kanunu'nda, işçiyi korumak amacıyla düzenlenmiş olan asıl işveren ve alt işverenin (yüklenici) müteselsil sorumluluğuna ilişkin düzenlemenin taraflar arasındaki hizmet sözleşmelerinde iç ilişki bakımından uygulanması mümkün değildir. Hizmet alım sözleşmelerinde, işçilerin özlük hakları ile ilgili olarak yüklenici (alt işveren) lehine herhangi bir hüküm bulunmaması durumunda, yüklenicinin (alt işveren) işçisi ile organik bir bağı olmayan asıl işveren, işçilerin özlük haklarından sorumlu tutulmamalıdır. Bu itibarla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7'nci Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14'üncü Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın, asıl işverence yüklenicinin (alt işveren) işçilerine ödenen ücretlerden yükleniciyi (alt işveren) tamamen sorumlu tutan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin uygulaması doğrultusunda giderilmesi gerekmiştir.\" şeklinde gerekçelere istinaden uyuşmazlığın giderilmesine karar vermiştir.<br>Somut olayda, yukarıda yer verilen Yargıtay ilamında belirlenen ilkeler çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde, hizmet alım sözleşmelerinde, işçilerin özlük hakları ile ilgili olarak yüklenici (alt işveren) lehine herhangi bir hüküm bulunmaması durumunda, yüklenicinin (alt işveren) işçisi ile organik bir bağı olmayan asıl işveren, işçilerin özlük haklarından sorumlu olduğu dikkate alındığında, dava dışı işçilerin   kıdem tazminatı alacaklarından davalı  yüklenicinin kendi dönemine isabet eden miktarlar üzerinden sorumlu olacağı, mahkemece 2. Ek bilirkişi raporunda, dava dışı işçilere davalının işyerinde oldukları dönemlerle sınırlı olarak hesaplanan kıdem tazminatları miktarları üzerinden  takibin devamına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.<br>Diğer taraftan davalı vekili istinaf dilekçesinde; taraflar arasında TBK 429 maddesi anlamında bir iş sözleşmesinin iradi devrinin söz konusu olduğunu, işyeri devrinin söz konusu olmadığını bu nedenle sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürmüştür.Yargıtay 22.Hukuk Dairesinin  2012/11360 E- 2013/1283 K sayılı 29.01.2013 tarihli kararında; \"...4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesinde işyeri devri düzenlenmiş olup, devreden ve devralan işverenlerin sorumluluk esasları belirtilmiştir. Buna göre, işyerinin veya işyerinin bir bölümü hukuki bir işlemle bir başkasına devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde var olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçecek, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumlu olacak, ancak devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlı olacaktır. Keza, kıdem tazminatında da 4857 sayılı Kanun'un 120. maddesi uyarınca yürürlüğü devam eden 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi ile işyerini devredenin kendi dönemi ile sınırlı olarak devralanla birlikte sorumluluğu kabul edilmiştir. Kanun koyucu bu düzenlemelerle,  işçinin haklarını olabilecek en etkin şekilde korumayı amaçlamış ve böylece işçinin işveren değişikliğinden zarar görmesini önlemek istemiştir.Çalışma hayatında sıklıkla işverenler arasında işyeri devri yapıldığı gibi, iş sözleşmesinin devri de yapılmaktadır. İşyeri devrinde tüm işçilerin sözleşmeleri topluca yeni işverene devredilirken, iş sözleşmesinin devrinde sadece bir işçinin sözleşmesi yeni işverene devredilmektedir. Ancak, ikisinde de işveren değişikliği olgusu ortaktır. Diğer bir deyişle, ikisinde de sözleşme sona ermeden işveren taraf değişmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, 4857 sayılı Kanun'da işyeri devri açıkça düzenlenmiş ise de, iş sözleşmesinin devrine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, işyeri devri ve iş sözleşmesinin devri arasındaki hukuki işlemin benzerliği karşısında öğretide, işyeri devrinde öngörülen düzenlemenin kıyasen iş sözleşmesinin devrinde de uygulanabileceği ifade edilmektedir. <br>Sonuç olarak, işverenlerin sorumluluklarına dair 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesi ve 4857 sayılı Kanun'un 120. maddesi uyarınca yürürlüğü devam eden 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi hükümlerinin bütün halinde iş sözleşmesinin devrine de kıyasen uygulanması kabul edilmelidir...\" denilmiştir. <br>Yargıtay kararında da belirtildiği üzere,  işverenlerin sorumluluklarına dair 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesi ve 4857 sayılı Kanun'un 120. maddesi uyarınca yürürlüğü devam eden 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi hükümlerinin, bütün halinde iş sözleşmesinin devrine de kıyasen uygulanabileceği değerlendirilmiş olup, davalının bu husustaki sorumluluğunun devam edeceği anlaşılmıştır. Kaldı ki, uyuşmazlık konusu hizmet sözleşmelerin devrine ilişkin üçlü imza( davacı, davalı ve dava dışı işçinin imzasını) içeren 2013 tarihli muvafakatnamelerde, işçinin önceki işverene karşı devir tarihi bakımından çalıştığı süreye ilişkin kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer alacaklarına dair haklarının saklı tutulduğu dikkate alındığında, bu muvakatnameler imzalanırken dava dışı işçilere kıdem tazminatlarının ödenmediği anlaşılmış, davalının bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde, tarafların anlaşması (ikale) suretiyle iş sözleşmesinin sona ermesi halinde hukuken kıdem tazminatının söz konusu olmayacağını ileri sürmüş ise de, dosya kapsamına sunulan ikale sözleşmelerinde, işçiye kıdem tazminatı bordrosunda belirtilen hak edişlerinin ödeneceğinin belirtilmesi nedeniyle davalının bu yöndeki istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir.<br>Davalı vekili bir diğer istinaf nedeni olarak TBK 167/1 ve yerleşik Yargıtay kararlarına göre tarafların 1/2 oranda sorumlu oldukları düşünülerek hesap yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. Müteselsil sorumlulukta iç ilişkiyi düzenleyen paylaşım başlıklı TBK'nun 167.maddesinde \"Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça...\" düzenlemesi dikkate alındığında, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu konudaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Bu durumda serbest iradeleri ile yaptıkları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacaktır. Bu nedenle, somut olay bakımından TBK'nın 167. maddesinin uygulanması sözkonusu olamayacaktır. Bu durumda, davacı tarafından dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarının, davalı alt işverenden( kendi dönemi  ile sınırlı olmak üzere) rücuen tahsiline yönelik yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenler ile ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesine göre esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; <br>1-İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/732 Esas, 2021/699 Karar sayılı ve 30/09/2021 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun  esastan  REDDİNE,<br>2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcın davalı tarafından yatırılan 3.542,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.810,00 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde bu davalıya İADESİNE,<br>3-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.05/03/2026<br>\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"974f5c725ab9ba0c","SID":"7b29353e747eb2ea"}}