{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2023/644 Esas   2026/202 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2023/644 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2026/202<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ...\t      ...<br>ÜYE\t\t: ...\t      ...<br>ÜYE \t\t: ...\t\t      ...<br>KATİP\t\t: ...\t    ...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28/11/2022<br>NUMARASI\t\t: 2020/271 Esas  2022/711 Karar<br><br>DAVA\t: Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı)<br>DAVA TARİHİ\t: 03/07/2020<br>KARAR TARİHİ\t: 27/02/2026<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 27/02/2026<br><br>\tTaraflar arasındaki ticari şirket istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri ile davalılar arasında imzalanan 30/08/2012 tarihli “Hisse Devir Vaadi Sözleşmesi” ile ... Elektrik Üretim Ve Ticaret Limited Şirketinde” bulunan müvekkillerine ait tüm hisselerin, 2 (iki) payının davalı ...'e, 98 (doksan sekiz) payının davalı ... Otomotiv Tic. San. A.Ş'ye devrediceği, hisse devir bedelinin toplam 575,000,00 USD olduğu, 100.000,00 USD'nin sözleşmenin imzalanması ve devredenlerin ödemeye ilişkin istenilen teminatın verilmesini takip eden 1 iş günü içinde vekil ... hesabına ödeneceği, 75.000,00 USD'nin devralanlar tarafından yapılacak inceleme sonucunda hisselerin devralınmasın kabul edilmesi üzerine ödeneceği, bakiye 400.000,00 USD tutarın da ... HES'in mevcut proje formülasyonu ve yürüyen prosedür içinde ÇED raporunun alınmasından sonra ödeneceği ve mevcut formülasyon ile ÇED raporu alınamaz ise formülasyon değişikliği yapılarak ÇED raporunun alınmasından sonra ödeneceği konusunda anlaştıklarını, Ankara 58. Noterliğinin 28/09/2012 tarihli 24487, 24486 ve 24485 yevmiye numaralı Hisse Devir Sözleşmeleri ile müvekkillerine ait hisselerin davalılara devredildiğini ve davalılar tarafından da 175,000,00 USD tutarın müvekkillerine ödendiğini, ancak, ... HES projesi için ÇED raporu alınmasına ve proje faaliyete geçirilmesine rağmen sözleşme uyarınca ödenmesi taahhüt edilen 400.000,00 USD'nin müvekkillerine ödenmediğini, hisse devir sözleşmelerinde, devreden tarafın ediminin hisselerin devralana geçişinin gerçekleştirilmesi için gerekli hukuki ve usulü işlemlerin yapılması, devralanın ediminin de hisse devir bedelinin ödenmesi olduğu dikkate alındığında ÇED raporu alındığı ve faaliyete geçildiği halde üzerinde anlaşılan hisse devir bedelinin tamamının müvekkillerine ödenmemiş olmasının edimin ihlali niteliğinde olduğunu, müvekkillerinin ÇED raporu alınması konusunda üzerlerine düşen destek görevlerini yerine getirdiğini, bakiye alacağın gerek elektronik posta, gerekse de sözlü olarak davalılarla iletişime geçilmiş ise de müvekkilinin iyi niyetli girişimlerinin sonuçsuz kaldığını, müvekkilleri tarafından ihtarname keşide edildiğini, ihtarnameye cevap verilmediği gibi, sözleşme konusu bedelin bakiye kısmının da ödenmediğini iddia ederek fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 30.08.2012 tarihli Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinden kaynaklanan şimdilik 100.000,00 TL  tutarın ÇED raporunun alındığı tarihten itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte müvekkillere ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı vekili  cevap dilekçesinde özetle;  davacılar vekilince, taraflar arasında imzalandığı ileri sürülen 30.08.2012 tarihli hisse devir vaadi sözleşmesinin  (J) maddesi uyarınca bir asıl nüsha olarak imzalandığı, sözleşmeden doğabilecek damga vergisi ve sair mali yükümlülüklerin satın alanlar tarafından karşılanacağı yazılı olduğu için bu tek nüshanında  müvekkiller elinde olduğunun iddia edildiğini, taraflar arasında imzalanmış bir hisse devir vaadi sözleşmesi bulunmadığından hisse devrinin doğrudan doğruya 28.09.2012 tarihli noter işlemleriyle yapıldığını, bu sebeple bir hisse devir vaadi sözleşmesi de bulunmadığını, müvekkillerinin davacılardan söz konusu şirket hisselerinin Ankara 58. Noterliği'nin 24486, 24487 ve 24485 yevmiye sayılı işlemlerle aldığını, imzalanan hisse devir sözleşmelerinden de anlaşılacağı üzere devir bedellerinin davacılar tarafından tahsil edildiğini, müvekkillerine bu hususta yüklenebilecek bir sorumluluk bulunmadığını, davacılar tarafından hisse devir vaadi sözleşmesinin varlığı iddia ediliyorsa, en azından ellerinde kendileri tarafından onaylanmış bir örneğinin bulunacağını, davacı tarafından sözleşmenin sunulmaması durumunda davanın reddi gerektiğini, davanın 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, davacılardan ...'nun 50 adet payının davalı şirkete, ...'nun 48 payını davalı şirkete ve 2 adet payının davalılardan ...'e devrettiğinin açık olması karşısında, davalılar arasında müşterek bir sorumluluğun bulunmadığı da gözetildiğinde, her bir davalıdan olan alacak isteminin miktar olarak gösterilmeden dava açılmasının usule uygun olmadığını, davacılardan ... tüm payını davalı şirkete devrettiğine göre müvekkillerden ... aleyhine açmış olduğu davada aktif dava ehliyeti bulunmadığından adı geçen davacının müvekkillerinden ... aleyhine açtığı davanın sırf bu nedenle dahi reddine karar vermek gerektiğini, müvekkillerinin sözleşmeden kaynaklanan edimlerinin ... Elektrik Üretim ve Ticaret Limited Şirketindeki hisselerinin davalılara hukuka uygun şekilde her türlü ayıptan ve taahhütten ari olarak devredilmesi, şirkete ait tüm belge ve evrakların davalılara teslim edilmesi, devir, tescil ve lisanslar için gerekli olan tüm belgelerin imzalanması ve gerekli görülürse ÇED raporu alınmasına ilişkin işlemlerde davalılara destek verilmesi olarak tanımlandığı, müvekkillerince ... Müh. Ltd. Şti'ne 4.007 MW kurulu güç olarak hazırlatılan fizibilite raporunun DSİ tarafından onaylandığını, satın alma sözleşmesinden sonra davalılarca yaptırılan Revize Fizibilite Raporuyla da kurulu gücün 5.84 MW'm-5.140 Mwe ile yılda11.95 Gwh enerji üretilmesinin planlandığı, müvekkillerinin sorumluluğunun belirlenmesi noktasında projenin davalıların sözleşmeyi imzaladığı ve hisse devrinin gerçekleştirildiği tarihteki durumunun dikkate alınması gerektiği belirtilmekte ise de, durumumun davacıların iddialarındaki gibi olmadığını, 18.06.2008 tarihli ... Hidroelektrik Santrali Projesi Revize Fizibilite Raporundan da açıkça görüleceği üzere söz konusu projenin yıllık ortalama toplam akımı 221,26 hm3 olarak belirtilmişken Eylül 2014 tarihli ... Regülatörü ve HES Revize Yapılabilirlik Raporunda gerçek durum ortaya çıktığını ve söz konusu projede esasen Yıllık Toplam Doğal Akım 124.95 hm3 olarak tespit edildiğini, davacılar tarafından tamamen sahte hayal ürünü bir projenin müvekkillerin iradesinin sakata uğratılarak satıldığını, davacılar vekilince ısrarla sözleşmenin devir tarihindeki tespitlerin dikkate alınmasının gerektiğinin vurgulanmasının sebebinin bu olduğunu, davaya konu hisse devrinden beklenilen faydanın HES projesi olduğu gerçeği karşısında belirtilen miktarda su olmayan bir projenin müvekkillerine satışının kötü niyetin açık bir görüntüsü olduğunu, müvekkillerince hisse devir almaktaki amacın, projenin bir HES projesi olması karşısında davacılarca hazırlatılan ve müvekkillerinin iradesini sakatlayan fizibilite raporundaki sahte ortalama su debisi olduğunu, davacılarca durum çok iyi bilindiğinden sözleşmeden caymadıklarını, projenin devreye alınarak hayata geçirildiği söylenmek suretiyle müvekkillerinin durumu kabul ettiklerini vurgulamaya çalıştıklarını, müvekkillerinin projeyi satın aldıktan sonra projenin hayata geçirilmesini teminen yaklaşık 11.000.000,00 USD yatırım yaptığını ancak kaynakla yeteri kadar su olmaması nedeniyle yatırımdan beklediği faydayı sağlayamadığını, tam tersine zarar etmiş olduğunu ve bu duruma tümüyle davacıların sahte raporlarla müvekkillerini yanıltmasının neden olduğunu, onca yatırım yapıldıktan sonra hisse devrinden dönülmesinin mümkün olmadığını bildirerek davanın reddine,  davanın tümüyle reddinin mümkün görülmemesi halinde davacının ağır kusuru gözetilerek bedelden ayıp oranında tenkis yapılmasına karar verilmesini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; eldeki davada; davacı yanlar, davalılarla imzalandığını ileri sürdükleri 30.08.2012 tarihli hisse devir vaadi sözleşmesini ve sözleşmeden kaynaklanan bakiye alacağının varlığını ispatlamak yükümlüdür. Dosya kapsamında davacı yanların ... Elektrik Üretim ve Ticaret Limited Şirketinde bulunan hisselerini Ankara 58. Noterliği'nin 24486, 24487 ve 24485 yevmiye sayılı işlemleri ile davalı yanlara devrettiği ve devir bedellerini nakden aldıkları anlaşılmaktadır. Noterde yapılan hisse devir sözleşmesinin aksi davacı yanlarca ispat edilemediği gibi, davacılar tarafından dosyaya fotokopisi sunulan 30.08.2012 tarihli hisse devir vaadi sözleşmesi davalı yanlarca kabul edilmemiş, davacıların sözleşme aslının davalı yanlarda olduğunu bildirilmesi üzerine, HMK'nın 220. maddesine göre davalı yana yemin teklif edildiği, davalı yan yeminini eda ederek sözleşmenin varlığını inkar ettiği, bu aşamadan sonra davacıların dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı anlaşılmakla, iddianın ispatı faaliyeti kapsamında, vekaletnamesinde yetkisi bulunan davacı vekiline yemin delilinin hatırlatıldığı, davacı vekilinin 27.06.2022 tarihli dilekçesi ile davalılara yemin teklif etmeyeceklerini bildirdiği, böylece, davacılar 30.08.2012 tarihli hisse devir vaadi sözleşmesinin varlığını ispat edemedikleri gibi, davalı yanların da sözleşmenin varlığını kabul etmedikleri, mahkemece hatırlatılmasına rağmen davacı yanların yemin deliline başvurmadıkları anlaşıldığından, ispatlanamayan davanın reddi gerektiği;    her ne kadar 15.02.2021 tarihli celsenin 3 nolu ara kararı ile; davalı yanların zamanaşımı defii reddedilmiş ise de,  TBK'nın 147/4. maddesi uyarınca; bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki bir ortağın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacakların beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bu bağlamda, mahkemece davacı yanların 30.08.2012 tarihli sözleşmenin varlığını ispat edemediği kabul edildiğinden, davacıların  hisse devir sözleşmesinden kaynaklanan bakiye bedel alacağı taleplerinin taraflar arasında akdedilen Ankara 58. Noterliğinin 17.09.2012 tarih  24486, 24487 ve 24485 yevmiye sayılı hisse devir sözleşmeleri esas alınarak belirlenmesi gerekmektedir. Somut olayda, hisse devir sözleşmeleri 17.09.2012 tarihinde yapılmış ve 28.09.2012 tarihinde de pay defterine işlenmiş olup, dava tarihi itibari ile davacıların alacak taleplerine ilişkin 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davalılar tarafından süresinde zamanaşımı def'inde bulunulduğu anlaşılmakla zamanaşımına uğrayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece eksik inceleme ile karar verildiğini, hem usulden hem esastan red kararı verilemeyeceğinin Yargıtay içtihatlarıyla açık olmasına rağmen gerekçeli kararda davanın hem usulden hem esastan reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemece esasa ilişkin yapılan değerlendirmelerin de hatalı olduğunu, davanın zamanaşımına uğramadığını, mahkemece ara kararda zamanaşımı def'i reddedilmiş olmasına rağmen hükümde zamanaşımı nedeniyle davanın reddedilmiş olmasının usuli kazanılmış hak ile çeliştiğini, sunulan delillerin yeterince değerlendirilmediğini, davanın ispatlandığını bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava, limited şirket hisse devir sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. <br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\t6100 sayılı HMK'nun 297. maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre; bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini resen araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar (Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/Hanağası, Emel; Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2018, s. 474.).<br>\tAnayasa'nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. <br>\tKanun’un aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve istinaf ve temyiz sırasında hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. <br>\tNitekim 07/06/1976 tarihli ve 1976/3-4 Esas 1976/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan \"Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.\" şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.<br>\tÖte yandan mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.<br>\tSomut olayda, davacı yanca limited şirket hisse devir bedellerinden bakiye kısmın ödenmediği iddiasıyla alacak davası açılmış, mahkemece davanın ispatlanamadığı ve zamanaşımına uğradığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tBu durumda mahkemece davanın hem esasa ilişkin hem de  zamanaşımı nedeniyle gerekçe oluşturularak davanın reddine hükmedilmiş olup, mahkemenin hangi gerekçeyle davayı reddettiği açıkça anlaşılamamaktadır. Hem esastan hem de zamanaşımı nedeniyle süreden ret kararı verilmesi  HMK'nun 297. maddesi ile Anayasanın 143. maddesine aykırıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31/01/2019 tarih ve 2017/11-149 Esas 2019/49 Karar sayılı ilamı). Bu nedenle kamu düzeni gözetilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle kamu düzeni gözetilerek 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi gereğince davanın heyetçe yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \t<br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;  <br>\t1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni gözetilerek 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE,  <br>\t2-Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/11/2022 tarih ve 2020/271 Esas  2022/711 Karar sayılı kararının  KALDIRILMASINA, <br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>4-Davacılar tarafından yatırılan 6.831,00-TL nispi istinaf karar harcı ile 179,90 TL başvuru harcı ve  492,00 TL istinaf başvuru harcı olmak üzere toplam 7.502,90 TL'nin  talep halinde davacı tarafa  iadesine, <br>\t5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>\t6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,  <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi uyarıca  kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 27/02/2026<br><br>     Başkan- ...               Üye - ...                       Üye - ...              Zabıt Katibi -...<br>     ...              ...            ...              ...<br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"847207c503c050a3","SID":"71737d38ec9e04da"}}