{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2025/1836 <br>KARAR NO:2026/366<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL\t18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO:2025/763 <br>KARAR NO:2025/700<br>DAVA TARİHİ:24/04/2025 <br>KARAR TARİHİ:16/10/2025<br>DAVA:İtirazın İptali (Sigorta Poliçesinden Kaynaklanan Rücu)<br>KARAR TARİHİ:11/03/2026<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket nezdinde sigortalı bulunan .... Şti.'ye ait iş yerinin, iş yeri poliçesi kapsamında müvekkilince sigortalandığını, 17/05/2022 tarihinde davalıların maliki olduğu binada çıkan yangın sonucunda iş yerinde hasar meydana geldiğini, İstanbul 18. ATM'nin 2023/736 esas sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporunda, yangının davalıların kiraladıkları iş yerinden çıktığının ayrıca davalıların yapı maliki olarak kusurlu ve sorumlu olduklarının tespit edildiğini, hasar neticesinde müvekkilince...Ltd Şti'ye müvekkilince ödeme yapıldığını, söz konusu ödemenin tahsili için GOP İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile takibe geçtiklerini, davalıların itiraz ederek takibi durduklarını belirterek; dosyanın İstanbul 18 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/736 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine ve davalıların itirazının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin dolduğunu, mutlak yada nisbi ticari dava olmadığından Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu,Gökçeada/Çanakkale icra müdürlüğü yetkili olduğundan icra dosyasının yetkisiz icra müdürlüğünde açıldığını, yangın nedeniyle müvekkillerinin kusur ve sorumluluğunun olmadığını, bilirkişi raporlarında yangının ... şirketinde çıktığının, sigortalı kullanımında olan depoda büyüdüğü ve yayıldığının tespit edildiğini, sigortalı tarafından kullanılan yerde yangın yükünün yüksek olduğunu buna rağmen gerekli önlemlerin alınmadığını, kusurunun ağır olduğunu, müvekkillerine ait yapıda yapım bozukluğu yada bakım eksikliği olmadığını, taşınmazın bir kısmının müvekkillerinin kendi kullanımlarında olduğunu bir kısmının ise ... Şti ile davacı sigortalısı ... Şti'ye kiraya verildiği, bu şirketlerin başta elektrik tesisatı olmak üzere tüm altyapı ve üstyapı tesislerini kendilerinin inşa ettiklerini, tesisatlar bakımından sorumluluğun kiracılara ait olduğunu ayrıca davacı ... şirketinin sigorta talebini aldığı bina, tesis ve işletmelerde yönetmelik hükümlerine uyulup uyulmadığını kontrol yükümlülüğü altında olduğunu  belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; ''...Yangının çıktığı iddia edilen ve davalıların kiraladıkları taşınmaza ait tapu kaydı dosyada mevcut olup, Arnavutköy İlçesi 3986 ada 10 nolu paresele ait tapu incelendiğinde, tapu da \"4 katlı betonarme apartman ve arsası\" olarak kayıtlı olduğu, bağımsız bölümlerin dükkan niteliğinde olduğu ve taşınmazların hisseli şekilde davalılar adına kayıtlı olduğu görülmüştür. Vergi dairelerinden gelen yazı cevaplarında davalıların kira gelirinden dolayı gayrimenkul sermaye iradı kapsamında beyanname verdikleri görülmüştür. İstanbul BAM 45 H.D.'nin 2025/634 esas 2025/790 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere \".... hasara uğrayan sigortalı taşınmazı 3 ayrı firmaya kiraya verilmesi nedeniyle kira geliri elde ettiği ayrıca sigortalı bina dışında başka bir taşınmazda %25 oranında pay sahibi olması ve bu taşınmazı 2 ayrı firmaya kiralanması nedeniyle kira geliri elde ettiği, herhangi bir ticari faaliyetinin olmadığı, defter tutmadığı sadece gayrimenkul sermaye iradından dolayı mükellefiyetinin bulunduğu tespit edilmiştir. Davanın mutlak ticari dava olmadığı, sigortalının tacir olmadığı, davanın haksız fiilden kaynaklandığı sabit olup, bu durumda dava konusu yangın nedeniyle sigortalı tarafından dava açılması halinde görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olacağından ...\" denilerek Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu belirtildiğinden iş bu dosyada da davanın mutlak ticari dava olmadığı, nisbi  ticari dava da olmadığı, mahkememizin görevsiz olduğu, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla mahkememiz dosyası ile birleştirilen İstanbul 11 Asliye Ticaret Mahkemesine ait 2025/295 esas sayılı dosyanını mahkememiz dosyasından tefrik edilerek mahkememizin 2025/763 esasına kaydı yapılarak, yapılan yargılama sonunda aşağıdaki şekilde görevsizlik kararı verilmiştir.\"<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket sigortalısının işyerinde meydana gelen yangın sebebi ile İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/736 E. Sayılı dosya ile sigortalı işyerine komşu olan aynı zamanda davalıların kiracısı konumunda olan iş yeri sahibi ... Şti aleyhine açılan davanın derdest olduğunu, yargılama devam ederken aynı yangın olayı ile ilgili zarar görenlerin açmış olduğu davalarda yapı maliki davalıların sorumluluklarının tespit edilmesi nedeniyle birleştirme talepli eldeki davanın açıldığını, asıl ve birleşen dava aynı yangın olayından kaynaklandığı ve zarar tek olduğundan hem usul ekonomisi hem de birbirinden farklı hükümlerin ortaya çıkmaması için  davaların birlikte görülmesinin zorunlu olduğunu, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin  2017/243 E. , 2017/1114 K.sayılı kararında birden fazla davalının olduğu davalarda olayın aynı maddi olaydan kaynaklanması ve zararın tek olması halinde davaların birlikte görülmesinin hukukun öngörülebilir olması, usul ekonomisi ve davaların makul süre içinde bitirilmesi yükümlülüğünün de gereği olduğunun vurgulandığını, mahkemece davalıların ticari işletme kaydı bulunmadığını gerekçe göstererek görevsizlik kararı verilmiş ise de rücu davasının ticari nitelikte sayılması için davalıların tacir olmasına gerek olmadığını, rücuya ilişkin bu davanın sigorta ilişkisinden doğan ticari dava olduğunu, ayrıca mahkemenin davalıların ticari sayılabilecek iş yaptıklarını gözden kaçırdığını, kiralanan taşınmazlar her ne kadar tapuda \"4 katlı betonarme apartman ve arsası\" olarak kayıtlı olsa da taşınmazın apartman dairesi olarak kullanılmadığını, ticari işletmelere kiralandığını beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7. maddesi; \"Ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar davanın nakli, davanın açılmamış sayılması, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez.\" şeklinde olup, bu nedenle lehe vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, gönderilecek Mahkeme tarafından takdir edilmesine karar verilmesinin usule, yasaya, hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu beyan ederek Mahkeme kararının bu yönden kaldırılmasına/düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Dava, sigortalanan işyerinin yangın nedeniyle uğradığı hasar sonucu sigortalıya yapılan ödemenin, 6102 Sayılı TTK'nın 1472 maddesi uyarınca rücuen tazmini istemine ilişkindir.Dava, rücu talebine dayanmakta olup, rücu ve halefiyet Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 22/03/1944 Tarih E. 37, K. 9, R.G. 03/07/1944 sayılı kararında \"Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava olmayıp; aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur.\" şeklinde vurgulanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın \"Halefiyet\" başlığı altındaki 1472.maddesinde ise \"Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder.\" hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; davacı ... şirketinin sigortalısı hangi görevli ve yetkili mahkemede dava açabilecek ise, sigorta şirketinin de halefiyet gereğince aynen sigortalı gibi o mahkemede dava açabileceğine işaret edilmiştir.Davalılar bina maliki, dava dışı sigortalı ... Şti. ile yangın nedeniyle davalılarla birlikte sorumlu olduğu iddia edilen aynı zamanda asıl dosya davalısı olan ... Şti kiracıdır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 29/09/2015 tarihli 2015/3803 E. 2015/7929 K. sayılı kararı; \"...Aynı davada, bir kısım davalılar hakkında genel mahkemenin, diğer davalılar hakkında ise uzman olan özel mahkemenin görevli bulunması halinde, uyuşmazlık aynı olaydan kaynaklanıyor ve zarar tek ise, ya da taleplerden birisi yönünden verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendirecek nitelikte bulunuyorsa; sözkonusu özel mahkeme ile genel mahkeme arasında “yargılama usulüne” ilişkin esaslı farklılıklar bulunmaması kaydıyla, bütün taraflar ve talepler yönünden uzman olan özel yetkili mahkemece yargılama yapılarak uyuşmazlığın çözülmesi gerekir. Bu husus, hukukun öngörülebilir olmasının, usul ekonomisinin ve davaların makul süre içinde bitirilmesi yükümlülüğünün de gereğidir. O halde, gerek davalı gerçek kişiler ve gerekse de davalı ... şirketinin sorumluluğu aynı maddi olaydan kaynaklanmış ve zarar tek olmakla, davaların birlikte görülmesi zorunludur. Bütün talepler yönünden ihtilafın özel mahkeme olan asliye ticaret mahkemesince çözüme kavuşturulması gerekir. Nitekim davacı taraf, tüm davalılara karşı aynı dava dilekçesiyle dava açmıştır. Mahkemece, birlikte görülmesi gereken davaların sonradan tefrik edilmesi, göreve ilişkin kuralları değiştirmez...\" (Yargıtay 20. Hukuk  Dairesi'nin 18/12/2017 tarihli 2017/10685 E. 2017/10685 K. sayılı kararında da aynı hususlara işaret edilmiştir.)Yine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2016/6185 E. 2017/89 K. sayılı 10/01/2017 tarihli kararı; \"...Aralarındaki bağlantı nedeniyle birlikte açılan davalarda bir kısım dava arkadaşları veya talepler yönünden özel mahkeme, bir kısmı yönünden de genel mahkeme görevli ise davaya bakmaya tümüyle özel mahkeme görevlidir. Davanın diğerine tabaen tümüyle özel mahkmede görüleceği ilkesi, yargısal uygulamalarda kararlılıkla kabul edilip sürdürülmektedir. (Örnek: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.04.2015 T. 2013/13-2232 E. 2015/1232 K. Sayılı ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 20.12.2010 T. 2010/11737 E. 2010/17269 K. Sayılı kararları) Davada bir kısım dava arkadaşları veya talepler yönünden farklı özel mahkemeler görevli ise davanın açıldığı mahkeme bu özel mahkemelerden biri ise davaya o mahkemede bakılmalıdır. Dava genel mahkemede açılmış ancak birden fazla özel mahkeme görevli ise ağırlıklı hukuki ilişkiye göre görevli mahkeme olan özel mahkemede dava görülmek üzere görevsizlik kararı verilmelidir. Davadaki talepler hem asliye hukuk mahkemesinin hem de sulh hukuk mahkemesinin görevine girmekte ise dava tümüyle asliye hukuk mahkemesinde görülmelidir...\" şeklindedir.Somut olayda ise sorumlu olduğu iddia edilen kişilere karşı aynı dava dilekçesiyle birlikte açılan bir dava mevcut değildir. Davacı tarafından ... Şti'ne karşı İstanbul 18 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/736 E. sayılı dosyası ile açılan asıl davada, taşınmaz malikleri olan eldeki dosya davalılarının da hasardan sorumlu olduğu yönünde görüş beyan eden bilirkişi raporu akabinde somut dava İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılmış, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/295 E. 2025/358 K. sayılı kararı ile İstanbul 18 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/736 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Yani birleşen dava ayrı bir dava niteliğinde olduğundan yukarıda yer verilen kararlar somut dosya yönünden emsal olmadığı gibi davalılar yönünden özel görevli mahkeme ise asliye ticaret mahkemesi değildir. Çünkü davalılar ile dava dışı sigortalı arasında kira ilişkisi bulunmaktadır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 10/06/2019 tarihli 2016/16514 E. 2019/7185 K. sayılı kararı; \"...1-Dava, işyeri sigorta poliçesi kapsamında ödenen bedelin rücuen tahsilini içeren icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetilmesi gereken hususlardandır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesinde sigortacının, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçeceği, sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hakkın, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal edeceği, sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacının,  mahkemenin  veya  diğer  tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebileceği hüküm altına alınmıştır.Dava, sigorta şirketi tarafından sigortalısının halefi olarak açıldığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı kararında bu husus “sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur” şeklinde vurgulanmaktadır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 4. maddesinde ise dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın kiralanan taşınmazların, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaların sulh hukuk mahkemesinin görevinde olduğu düzenlenmiştir.Somut olayda, birleşen davada sigortalı işyerinde oluşan su hasarı sebebiyle meydana gelen zarar sigortacı tarafından sigortalıya ödenmiş olup ödenen tazminatın işyerinin maliki olan davalı...’den tahsili talep edilmiştir. Dava dışı sigortalı..., sigortalı işyerinde kiracı olarak bulunmaktadır. Bu nedenle dava dışı sigortalı ile birleşen davada davalı... arasındaki temel hukuki ilişki kira sözleşmesine dayanmaktadır. Sigortalı ile davalı arasında uyuşmazlık kira ilişkisinden doğduğuna göre; birleşen davaya bakma görevi sulh hukuk mahkemesindedir. Bu nedenle sigortacı tarafından halefiyet yoluyla açılan birleşen davanın da sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.O halde, mahkemece birleşen davada uyuşmazlığın sulh hukuk mahkemesinin görevine girdiği nazara alınarak, HMK 4 ve 114/1-C maddeleri gereğince birleşen davanın tefrik edilerek mahkemenin görevli olmaması nedeniyle HMK 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir...\" şeklinde karar verilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, dava dışı sigortalı ile davalı arasındaki temel ilişki kira ilişkisi olduğundan, görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir ve halefiyet gereğince dava açan sigorta şirketi yönünden de aynı mahkeme görevlidir. Mahkemece sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı HMK'nın 114/1.c ve 115 maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar vermesi gerekirken, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğuna dair tespit hatalıdır. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup re'sen nazara alınması gerektiğinden davacı vekilinin istinaf talebinin bu yönden kabulü gerekmiştir.Davalılar vekili AAÜT'nin 7/1.maddesini değiştirerek dilekçesine yazıp istinaf yoluna başvurmuş ise de, AAÜT'nin 7/1.maddesi; \"Ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar; davanın nakli, davanın açılmamış sayılması yahut görevsizlik veya yetkisizlik kararı verildikten sonra başka bir mahkemede yargılamaya devam edilmemesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur...\" şeklindedir. Yani vekalet ücretine görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesiyle birlikte hükmedilmeyecektir. Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi akabinde dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi sebebiyle yargılamaya devam edilmemesi ve mahkemece HMK'nın 20.maddesi gereği davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi halinde diğer yargılama giderleri gibi vekalet ücreti yönünden karar verilecektir. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddi gerekmiştir. 6100 saylı HMK'nın \"Kötüniyetle İstinaf Yoluna Başvurma\" başlıklı 351. maddesinde; \"İstinaf başvurusunun kötüniyetle yapıldığı anlaşılırsa, bölge adliye mahkemesince, 329 uncu madde hükümleri uygulanır.\" hükmü yer almaktadır. Mezkur 351. maddenin atıf yaptığı HMK'nın \"Kötüniyetle veya Haksız Dava Açılmasının Sonuçları\" başlıklı 329. maddesinde ise; \"(1)Kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece takdir olunur. (2) Kötüniyet sahibi davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, bundan başka beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası ile mahkûm edilebilir. Bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise disiplin para cezası vekil hakkında uygulanır.\" hükmüne yer verilmiştir. Davalılar vekili  Av. ... tarafından sunulan istinaf dilekçesinde AAÜT'nin ilgili hükmünde mahkemeyi yanıltmaya yönelik kasıtlı olarak değişiklik yapıldığı, istinaf talebinin kötüniyetli olduğu kanaatine varılmıştır.Açıklanan nedenlerle; görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan re'sen nazara alınarak, somut uyuşmazlık yönünden görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi olduğundan, davacı vekilinin istinaf talebi 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca kabul edilerek HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca kararın kaldırılmasına ve görevsizlik kararı verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine, davalılar vekilinin istinaf talebinin ise HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş ayrıca HMK'nın 351'inci maddesi göndermesi ile HMK'nın 329/2'nci maddesinin son cümlesi uyarınca kötüniyetli olarak istinaf yoluna başvuran davalılar vekili Av. ...'ün kötün niyetini gösteren eylemin niteliği ve paranın satın alma gücü gözetilerek takdiren 5.000,00 TL disiplin para cezasıyla mahkum edilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br> H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; <br>1-Davalılar vekilinin istinaf talebinin 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-Davalılar vekili Av. ...'ün HMK'nın 351'inci maddesi göndermesi ile HMK'nın 329/2'nci maddesinin son cümlesi uyarınca takdiren 5.000,00 TL DİSİPLİN PARA CEZASIYLA MAHKUM EDİLMESİNE, disiplin para cezasının davalılar vekili Av. ...'den infazına yönelik işlemlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>3-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 355.maddesi uyarınca KABULÜ ile İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/763 E.  2025/700 K. sayılı 16/10/2025 tarihli kararının HMK'nın 353/1.a.3 bendi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>4-Dairemizin kararı doğrultusunda işlem yapılması için dosyanın mahkemesine İADESİNE,<br>5-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince iadesine,<br>6-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının Hazineye irat kaydına, <br>7-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davalı tarafından yatırılan 615,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60 TL'nin davalılardan alınarak Hazineye irat kaydına, <br>8-Tarafların yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>9-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>10-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince iadesine,<br>11-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.a.3 ve 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.11/03/2026</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3be2902fef930a7e","SID":"db0245e47204c576"}}