{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: 2023/1820 Esas<br>KARAR NO\t: 2026/447 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>ESAS NO: 2022/991 Esas - 2023/473 Karar<br>TARİHİ: 30/05/2023<br>DAVA: Tazminat (Saklama Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 05/03/2026<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının antreposunda saklanan sekiz adet alüminyum folyosu bobininin gerektiği gibi saklanmaması nedeniyle ıslanıp oksitlendiğini, malların antrepodan çıkması evresinde bobinlerin üzerinde su ve pas lekelerinin çekilen fotoğraflardan görülebileceğini, müşterilerinden birinin oksitlenme nedeniyle malzemeleri kabul etmediğini, davalının malları özenle saklama yükümlülüğüne aykırı davrandığını, malların ithal olması Türkiye’de temin edilememesi nedeniyle zararlarının döviz cinsinden olacağını, zarar gören emtianın .............. güncel fiyatı ve ödeme tarihi çerçevesinde tazminat bedelinin belirlenmesi gerektiğini savunarak ihtarname tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek tazmin edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın kısmi ya da belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yararın mevcut olmadığını, depolarının serbest depo olarak kullanılmadığını, bu nedenle gümrükleme işlemleri tamamlanan ürünlerin teslim alınması gerektiğini, davacının ürünlerinin gümrük işlemlerinin tamamlanması sonrasında firma temsilcisi gözetiminde çıkarıldığını, teslim sırasında hasar olmadığı yönünde davacı firma sahibince tutanak imzalandığını, hasarın teslim sırasında mevcut olmadığının aksi halde hasar tespiti yapılarak Gümrük Müdürlüğüne bildirim yapılacağının açık olduğunu, depolama işlemi sırasında ürünlerin fiziki muayenesinin Gümrük muayene memurları tarafından yapıldığını, iddia edilen hasarın bulunmadığını, gümrük vergilerinin ödendiğini, hasar tespitinin tutanağa geçirilmesi, sigorta şirketine bildirilmesi gerektiğini, bu yönde bir başvurunun bulunmadığını, problemsiz bulunan ürünlerin gümrükten işlemleri tamamlanarak çıkarıldığını, dosyaya sunulan fotoğrafların nerede çekildiğinin belli olmadığını, antrepo işletmeciliğinden kaynaklanan tüm sorumluluklarını yerine getirdiklerini, davacının ürünlerin bir kısmını teslim aldığını, ürünlerdeki hasarların teslimden sonra hangi aşamada meydana geldiğini bilmediği hususunu da ikrar ettiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 30/05/2023 tarih ve 2022/991 Esas - 2023/473 Karar sayılı kararında;\".........Taraflar arasında aksi  yönde bir anlaşma olduğuna ilişkin delil bulunmamakla, gümrük antreposunda saklama süresinin, emtiaların gümrük işlemlerinin tamamlanmasına kadar olacağı bilirkişi raporu ile belirtilmiştir. Basiretli bir tacir gibi hareket etmekle yükümlü olan davacının emtianın vergilerini ödeyerek gümrük işlemleri sürecini tamamladığı,  işlemleri biten emtiaların antrepo dışına çıkarılacağını bilmesi gerektiği, emtiaların dışarı çıkarıldığı bilgisine de vakıf olduğu ve emtiaların dışarı çıkarılmasının aralarındaki anlaşmaya aykırı olduğu yönünde itirazda da bulunmadığı,  ilgili emtiaları 12-5 günlük süreler boyunca teslim almadığı, teslim almadığı süre boyunca ise TBK.572 uyarınca da emtiaların korunmasına ilişkin önlemleri almadığı, davalının sorumluluğunun gümrük işlemi sonunda sona erdiği, aksi değerlendirilse bile emtiaların korunmasına ilişkin yükümlülüğün saklatana ait olduğu, emtiaların gümrük antreposu muhafazası altında hasarlı olduğu yönünde de gümrük müşavirlerince bir tespitin yapılmadığı dikkate alınarak davalının herhangi bir hasardan sorumluluğunun bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, davalı yetkililerinin zararın antrepoda meydana geldiği yönünde ikrarı olduğu iddia edilmişse de, e-postalarda bu yönde ikrar içeren bir beyan bulunmadığı, gümrük işlemleri tamamlanan emtiaların hasarlı olduğuna dair ithalat sonlandırma işlemlerinde bir tespitin yapılmadığı, ayrıca davacının, hasara uğradığını iddia ettiği emtiaları incelemeye sunmadığı, emtiaların incelenmek üzere mevcut olmadığını bildirdiği görülmekle,  hasarın varlığı, hasar sebebinin ne olduğu ve hasar miktarının tespiti de imkansız hale geldiğinden davanın reddine karar verilmiştir.\" gerekçesi ile, <br>''1-Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın hukuki sorumluluğunun ortadan kalkmadığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir ardiye sözleşmesi olduğunu, bilirkişi raporunda dayandığı 27369 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ''Gümrük Yönetmeliği'' maddelerinin taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi ve uyuşmazlığı açıklama konusunda yetersiz kaldığını, nitekim taraf şirketler arasında kurulan hukuki ilişkinin  TBK'da ardiye sözleşmesi olarak tanımlanmakta olduğunu, nitekim BK 572. maddesinde ''Ardiyecinin Saklama Borcu'' başlığı altında düzenlenen maddenin birinci fıkrasında: ''Ardiyeci, kendisine bırakılan malları bir komisyoncu gibi özenle saklamak ve mallarda ayrıca önlem alınmasını gerektiren bir değişiklik olursa, durumu imkân ölçüsünde saklatana bildirmekle yükümlüdür.'' hükmünün yer aldığını, ilgili kanunun devamında ''Ardiyeci, saklatana, malların durumunu incelemesi ve örnek alması için, alışılmış iş zamanlarında; gerekli koruma önlemlerini alabilmesi için de her zaman izin vermek zorundadır.” hükmünün gerekçeli kararda hatalı şekilde davacı müvekkilin emtiaların korunmasına ilişkin külfeti olduğu yönünde yorumlandığını, nitekim gerek ilgili kanun maddesinin lafzi yorumundan gerek ise dava konusu uyuşmazlığın ortaya çıkmasına neden olan somut olay göz önünde bulundurulduğunda ilgili kanun hükmünün gerekçeli kararda yer alan yönden yorumlanmasının hem kanuna hem hakkaniyete aykırılık teşkil etmekte olduğunu, nitekim ardiyecinin özen ve saklama yükümlülüğünü komisyoncunun saklama ve özen yükümlülüğüne bağladığını, komisyoncunun saklama ve özen yükümlülüğünün düzenlendiği TBK m. 534. maddesinde ''Satılmak üzere kendisine gönderilen eşya açıkça ayıplı ise komisyoncu, vekalet verenin taşıyıcıya karşı haklarının korunması için gerekeni yapmak, zararı tespit ettirmek, olabildiğince eşyayı koruma altına almak ve durumdan vekalet vereni hemen bilgilendirmekle yükümlüdür; aksi takdirde her türlü ihmalinden doğan zarardan sorumlu olur.'' hükmünün ardiye sözleşmelerinde ardiyeci için de geçerli olacağını, Dava konusu uyuşmazlığa neden olan somut olayda davalı tarafın davacı müvekkile ait emtiaları açık alana alması sonrasında yağmur sebebiyle ıslanan emtiaların oksitlenerek hasara uğraması göz önünde bulundurulduğunda davalı tarafın ardiye sözleşmesinde yer alan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, gerekçeli kararda yer alan kanun hükmünün yorumunun hatalı olduğunu, kanun hükmü ve hakkaniyet göz önünde bulundurulduğunda müvekkil şirkete emtiaları koruma önlemlerinin alınmasını külfet yüklenmesinin apaçık hatalı olduğunu, zira Borçlar Kanunu'nun 575. maddesinin “Ardiyeci, ticari malları, genel saklama sözleşmesinde olduğu gibi geri vermekle yükümlüdür. Ancak, saklayanın sözleşmede öngöremeyeceği sebeplerle, süresinden önce geri verme yetkisi bulunduğu durumlarda bile ardiyeci, kararlaştırılmış olan sürenin sonuna kadar malları korumak zorundadır.” düzenlemesi evleviyetle yorumlandığında ardiyecinin süresinden önce geri verme yetkisinin olduğu durumda dahi malları korumak zorundayken gümrük işlerinin tamamlanması yahut ilgili kanunun m.572'de yer alan saklatana ait hakların saklayanın yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını, Dosyanın bilirkişilerce eksik incelendiğini ve raporun çelişkili olduğunu, çelişkili ifadelerin raporun hükme esas alınmamasını gerektiren hususlardan biri olduğunu, zira bilirkişi raporunda yapılan ''teknik'' inceleme sonucunda emtiaların antrepoda hasar almadığı sonucunda vardığını belirttikten hemen sonra raporun sonuç kısmında ise emtia hasarının nasıl ve nerede oluştuğuna delil teşkil edecek bir ekspertiz raporunun da yer almadığını belirttiklerini, emtia hasarının nerede ve nasıl oluştuğuna delil teşkil edecek bir ekspertiz raporu mevcut değil iken nasıl veyahut hangi teknik ile emtiaların antrepo içerisinde hasar almadığı sonucuna vardıkları sorularının işbu raporda cevapsız kaldığını, bilirkişilerin eğer yaptılarsa bu teknik incelemeyi nasıl, hangi yöntemi kullanarak, hangi girdi ve çıktılarla yaptıklarını açıklamak zorunda olduklarını, teknik inceleme yapıldığından salt söz edilmesinin yargılama taraflarını teknik inceleme konusunda aydınlatmadığını, bilirkişilerin davanın haklılığı veya haksızlığından yahut zararın meydana geldiği zamandan mücerret olarak müvekkil şirketin olası zararını hesap edip raporda belirtmesi gerektiğini, bunun yokluğunda düzenlenen bir raporun dosyanın esası hakkında genel bir hüküm vermekten başka bir şey olmadığını, zira davanın haklılığı ya da haksızlığı ya da delillerin hükme esas alınıp alınmayacağı hususlarında karar vermenin doğrudan doğruya mahkemenin görevi olduğunu, zarar gören emtiaya ait fotoğrafların ve şirketler arasındaki yazışmaların bilirkişi raporunda hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, bu deliller hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir değerlendirme yapılmadığını, işbu bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, Yerel mahkemece arabuluculuk ücretine hükmedilmesinin usule aykırı olduğunu, yapılan arabuluculuk görüşmeleri sonucunda arabulucunun yaptığı faaliyetlere ilişkin faturayı taraflarına gönderdiğini, akabinde arabuluculuk ücretinin yatırılmış olduğunu, mahkemenin zaten ifa edilmiş bir arabuluculuk ücretine karar vermesinin usule aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, saklama (antrepo) sözleşmesinden kaynaklı tazminat davasıdır.Mahkemece, davanın reddine,  karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Somut olayda, davacı ....... A.Ş. tarafından ........ ve ...... numaralı beyannamelerle ithalatı yapılan 772, 698, 773, 778, 774, 780, 539, 543 kg. net ağırlığındaki sekiz adet alüminyum folyo bobinin gümrük işlemleri geçekleştirilene kadar davalı ......Şti. firmasına depolanmak üzere bırakılmıştır. Davalı şirket ......... tarafından verilen izin kapsamında gümrüklü antrepo işletmecisi olup ürünlerin gümrükleme işlemleri sırasında depolama hizmeti verdiği, depolama faaliyetlerinin tamamlanması, ilgili ürünün gümrükleme işlemlerinin tamamlanarak sayım tutanağı ile çıkış yazısı, ardiye faturası düzenlenmesi akabinde gerçekleşmektedir. Mahkemece alınan bilirkişi heyet raporunda  ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Depolama işlemi sırasında davaya konu eşyalara Gümrük İdaresi tarafından davacı firma yetkilisi nezaretinde Gümrük Muayene Memurları tarafından fiziki muayene yapılmış, ilgili muayene işlemi sırasında ürünlerde hasar bulunmadığı tespit edilmiş, akabinde memurun onayı ile ithalat beyannamesi sonlandırılarak eşyaya ilişkin gümrük vergileri davacı firma tarafından yatırıldığı tespit edilmiştir. Gümrük vergileri yatırıldıktan sonra aynı gün eşyaların Antrepoda Gümrüklü Sahada tutulamayacağından ithalatçı davacı firma tarafından hemen teslim alınması gerektiği halde davalı tarafından cevap dilekçesi ekinde ibraz edilen belgelere göre davacı tarafından gümrük vergilerinin yatırıldığı gün antrepodan malların alınmadığı, sonraki günlerde davalı taraf ve davacı tarafça yetkilendirilmiş gümrük müşaviri tarafından imzalı sayım tutanakları ile antrepodaki emtianın davacı tarafın gümrük müşavirine teslim edildiği, sayım tutanakları içeriğinde teslim edilen emtiada hasar olduğuna ilişkin bir kayıt olmadığı gibi bu yönde delil de olmadığı tespit edilmiştir.<br>TBK. 572.maddesinde açıkça; Ardiyecinin, kendisine bırakılan malları bir komisyoncu gibi özenle saklamak ve mallarda ayrıca önlem alınmasını gerektiren bir değişiklik olursa, durumu imkân ölçüsünde saklatana bildirmekle yükümlü olduğu düzenlenmiş olup dosya kapsamına göre dava konusu emtianın davalı antrepocunun sorumluluğunda bulunduğu süre içerisinde hasarlandığına ilişkin delil olmadığı anlaşılmıştır.HMK'nın 146.maddesine göre hakim delillerden davanın yeterince aydınlandığı kanaatine varırsa tahkikatı bitirebilir. Bu hükümle birlikte  ilk derece mahkemesince sunulan deliller, bilirkişi heyet raporundaki tesbitler gözetildiğinde, davacı vekilinin eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu ile karar verildiğine yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.<br> HMK 282 maddesindeki \"Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir,\" yasal düzenlemesi gözetildiğinde; davacı vekili tarafından ileri sürülen diğer istinaf sebepleri yargılama aşamasında  verdiği beyan dilekçeleri ile de ileri sürüldüğü, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi heyet raporunda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddiaların tartışılıp değerlendirildiği anlaşılmıştır.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin mahkemenin kabulüne yönelik tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden olup yargılama sonucunda tarafların haklılık durumuna göre hükmedilecektir. Davacı tarafça, yargılama aşamasında arabuluculuk ücretinin ödendiğine ilişkin belge ibraz edilip ileri sürülmediği, istinaf aşamasında ileri sürüldüğünden HMK. 357/1-son cümle gereğince bu yöndeki istinaf sebebi değerlendirilmemiştir.Sonuç itibariyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br> 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, <br>3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL'nin davacıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, <br>5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden  üzerinde bırakılmasına, <br>6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, <br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 05/03/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8044685681b139de","SID":"9f4179308a540bc8"}}