{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br><br>ESAS NO\t: 2025/620 Esas<br>KARAR NO\t: 2026/141<br><br>DAVA\t: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 11/03/2024<br>KARAR TARİHİ\t: 17/02/2026<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH \t : 02/03/2026<br><br>Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili mahkememizin ..... Esas sayılı dosyası ile birleşen ve iş bu dosyadan tefrik edilen Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ..... Esas sayılı dosyasına vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle:  Müvekkili olduğu şirket olan ..... Orman Ürün. San. A.Ş., orman ürünleri sektöründe dünya pazarında faaliyet gösteren, verdiği hizmet ile güven ve saygınlık kazanmış bir şirket olduğunu, davalı ..... tarafından müvekkili aleyhine Küçükçekmece İcra Dairesi'nin ..... Esas sayılı dosyasıyla kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlatıldığını, davaya konu çek hakkında  ödemeden men yasağı bulunduğunu, müvekkili tarafından çeki teslim etmiş olduğu lehtar ayla ataoğlu-doruk palet'e iyi niyetli olarak ödeme yapıldığını,  müvekkilinin çeke ilişkin herhangi bir borcu kalmadığını, müvekkili şirket tarafından çeke ilişkin bedel çeki en son elinde bulunduran yetkili hamile ödenmesine rağmen, davalı tarafça kötüniyetli olarak çeke dayanak takip başlatıldığını, taraflarınca küçükçekmece ..... icra hukuk mahkemesi'nin ...... esas sayılı dosyası ile takibin iptali ve takibi talep edildiğini, tedbir talepli olarak açılan işbu davada mahkemece müvekkilinin borçlu olmadığına ilişkin yeterli kanıya varılarak tedbir kararı verilmiş ve icra takibi durdurulduğunu, huzurdaki davaya konu etmiş oldukları çekin arka yüzünde yer alan ayla ataoğlu-doruk palet adına vurulan kaşe ve kaşe üzerine atılı imza ayla ataoğlu'na ait olmadığını, bu cirodaki kopukluk davalı cirantalar tarafından sahtecilik ile giderilmeye çalışıldığını, müvekkili ile davalılar arasında hiçbir ticari münasebet bulunmadığını, müvekkilinin , davalılar ile hiçbir ticari veya hukuki münasebeti bulunmadığını, müvekkilinin davalılara hiçbir borcu bulunmadığını, davalı ....... ile diğer davalı cirantaların birbirleriyle de herhangi bir ticari ilişkisi bulunmadığını, tamamen imzaların istiklali prensibinden faydalanmak amacıyla herhangi bir ticari ilişkileri olmamasına rağmen sahte ciro silsilesi oluşturulduğunu, davalıların kötüniyeti korunamaması gerektiğini, müvekkilinin huzurdaki davaya konu çek ile ilgili davalı.......'a ve diğer davalı cirantalara herhangi bir borcu bulunmamasına rağmen, müvekkili söz konusu çekin dayanak gösterildiği icra takibi ile karşı karşıya bırakıldığını, dava konusu çek ile ilgili olarak müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu olmadığının ispatı için eldeki davanın açılması zarureti doğduğunu arz ettikleri ve resen gözetilecek diğer nedenlerle müvekkilinin uğrayacağı telafisi mümkün olmayan zararların önlenmesi adına takdiren teminatsız mahkeme aksi kanaatteyse uygun teminat mukabilinde dava sonuçlanıncaya kadar tedbiren durdurulmasına, yapılacak yargılama neticesinde müvekkilinin ...... bank AŞ. ....... Şubesine ait ...... seri nolu, keşide yeri inegöl, tarihi 30.01.2024 olan 98.399,20 TL bedelli çek hakkında borçlu davalılara borçlu olmadığının tespitine,  mahkemece ihtiyati tedbir taleplerinin reddedilmesi sebebiyle dava konusu çekin yargılama sırasında tahsil edilmesi halinde, tahsil edilen paranın ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan istirdatına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalılara mahkememizin ..... Esas sayılı dosyası ile birleşen ve iş bu dosyadan tefrik edilen Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ........ Esas sayılı dosyasından usulüne uygun tebligat yapıldığı, ancak davaya cevap verilmediği görülmüştür. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; Küçükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takibi dayanağı 30/01/2024 tarihli,  ..... seri numaralı, 98.399,00-TL bedelli çek nedeniyle  davacının davalılara borçlu olmadığının tespiti ve dava konusu çekin yargılama  sırasında tahsil edilmesi halinde tahsil edilen paranın ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan istirdadı  talebine ilişkindir. <br>Dosyanın mahkememizin ...... Esas sayılı dosyasından tefrik edildiği, tefrik öncesinde dosyanın Bakırköy ...... ATM'den birleştirilmesine karar verilen ...... Esas sayılı dosyası olduğu, birleşen Bakırköy ... ATM'nin ...... Esas sayılı dosyası yönünden yargılamaya iş bu dosya üzerinden devam olunduğu anlaşıldı. <br>Talebe konu çekin incelenmesinde .... bank ..... Şubesine ait 30/01/2024 tarihli, ..... seri numaralı, 98.399,00-TL bedelli çek olduğu, keşidecisinin davacı olduğu, lehtarının ..... olduğu, çekin ciro silsilesinde görüştü bir bozukluk olmadığı, çekin ibrazında Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin ...... E. Sayılı dosyasında verilen ödeme yasağı nedeni ile işlem yapılmadığı anlaşılmıştır. <br>Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin ..... E. Sayılı dosyası celp edilmiş olup incelenmesinde davacısının .... olduğu, lehtarının ..... olduğu, talebin davacının keşidecisi olduğu, ..... bank ..... Şubesine ait 30/01/2024 tarihli, 65786 seri numaralı, 98.399,00-TL bedelli çekin iptalinin talep edildiği ve devam eden yargılama aşamasında çekin ibraz edilmiş olması nedeni ile istirdat davası açılması için süre verildiği ve istidat davası açılması nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır. <br>Davacı açmış olduğu işbu davada menfi tespit ve istirdat talebinde bulunmaktadır. Belirtilen talepler yönünden ayrı ayrı incelemesi yapılması gereği hasıl olmuştur. <br>Menfi tespit talebi yönünden davacı çeki araların yer alan ticari ilişkiye dayalı olarak lehtar ....'na verildiği, lehtarın çeki kaybetmesi nedeni ile çek iptali davası açtığı ve dava açıldığının beyan edilmesi üzerine davacı tarafça iyiniyetli olarak ödeme yapıldığı ve çekin arka yüzünde lehtar adına atılı imzanın lehtara ait olmadığı hususlarına dayanmaktadır. <br>Buna göre taraflar arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; keşideci olan ciranta olan davalılara karşı menfi tespit talep edebilip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.   <br> 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (6102 TTK' nın 778, eTTK. 690, 730).      <br>6102 sayılı TTK'nın 818. maddesi yollaması ile çeklerde de uygulanması gereken aynı yasanın 677. maddesinde ''..bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez'' düzenlemesine yer verilmiştir.<br> İmzaların bağımsızlığı (istiklali) şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar. Geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. <br>      İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “imzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hali, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, 6102 sayılı TTK'nun 677. maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Çekteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Çekin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir. (Reha Poroy/ Ünal Tekinalp; Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, s. 141-142;  Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2.Bası, Ankara 1997, s. 414 vd; Hüseyin Ülgen / Mehmet Helvacı / Abuzer Kendigelen/ Arslan Kaya; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, s. 126 vd;  Naci Kınacıoğlu; Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, Ankara 1999, s. 122 vd; Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu, Kıymetli Evrak ve Taşıma, Ankara 1988, s. 174 vd- s.286; Yargıtay 11.HD.3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı;  Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 1998, s.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, c.II , 3. Baskı, Ankara 1990 s.1611 vd.).<br>Yine 6102 sayılı TTK’nun  Kanunun 710/3. Maddesinde; “Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kişi borcundan kurtulur. Ödeyen kişi, cirolar arasında düzenli bir teselsülün bulunup bulunmadığını incelemekle yükümlü ise de, cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir” düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Bu açıklamalar karşısında somut olayın değerlendirilmesinde; dava konusu çekte, davacı  .... Ürünleri Sanayi Anonim şirketinin keşideci, davalılar .... Reklam ve Danışmanlık Limited Şirketi  ciranta konumundadır. Görünüşe göre ilk ciro, çekin lehtarı durumundaki dava dışı Ayla Ataoğlu'nun imzası ile yapılmıştır. Davacı, kendi imzasını inkar etmemektedir. Çek metnine göre ciro silsilesinde şeklen bir kopukluk  bulunmamaktadır. <br>      Bu durumda eldeki davaya konu menfi tespit talebi kapsamından, taraflar arasındaki maddi ve hukuki olguların gerçekleşme biçimi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; çek keşidecisi davacının,  çekte ciranta olan davalılara  karşı çek nedeni ile borçlu olunmadığının tespiti talebinin, davacının kendi imzasına  yönelik bir inkarı bulunmadığından, diğer cirantalara ait imzaların sahteliği veya borç ilişkisi bulunmamasına dayalı şahsi defiyi davalılara karşı ileri sürülemeyeceğinden menfi tespit talebi yerinde görülmemiştir. <br>İstirdat talebi yönünden ise davacı dava dışı lehtara yapmış olduğu ödeme nedeni ile çekin tahsil edilmesi halinde tahsil edilen paranın ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan istirdadı talebinde bulunmaktadır. Dava dilekçesinde beyan edildiği üzere davacı lehtara çekin kaybedilmiş olması nedeni ile açılan çek iptali davasına dayalı olarak ödeme yapmıştır. <br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 651-653., 757-765. maddelerinde (6762 sayılı TTK’nın 563-565., 669-677. maddeleri) kıymetli evrakın ziyaı ve iptali konuları genel bazı esaslara bağlanmıştır (6102 s. TTK’nın 818/1-5, e TTK’nın 730/1-20 maddelerinin atfıyla çekler hakkında da poliçenin iptali hükümleri uygulanır). Buna göre kıymetli evrak zayi olduğu takdirde, mahkeme tarafından iptaline karar verilebilir. İptal kararı üzerine hak sahibi hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilir. Kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptali talebinde tedbiren ödeme yasağı talep edilebilir ve mahkemece ödeme yasağı kararı verilebilir. Alacaklının senedin zilyetliğini kaybetmesi hâlinde, artık onu ibraza imkânı kalmaz. Senedin iptaline karar verebilmek için, senedi zayi eden şahsın, yani iptal talebinde bulunan davacının senette mündemiç hakkının ortadan kalkmamış olması lazımdır. <br>Kıymetli evrakın iptali kararı, davacının hak sahipliğini borçluya karşı göstermesi bakımından önemlidir. Yani, hak sahibinin teşhisine imkân verir. Bu husus, iptal kararının “olumlu sonucu”dur. İptal kararını alan şahıs, iptal edilmiş senette mündemiç hakları dermeyan edebilir ve borçlu da kendisine ödemede bulunarak borcundan kurtulabilir. Yalnız, bu sonucun doğabilmesi için gözden kaçırılmaması gereken husus, borçlunun iyi niyetli hareket etmiş bulunmasıdır (6102 sayılı TTK md 646/2, 6762 sayılı TTK md 558/2). İkinci olarak, verilen iptal kararı ile zayi edilen kıymetli evrakın bu özelliği kısmen yok edilmekte, teşhis fonksiyonu kaldırılmaktadır. Bu da kararın “olumsuz sonucu”dur. Bu kararın verilmesi ile bir taraftan artık hakkın dermeyanı bakımından senedi elde bulundurmak ve ibraz etmek mecburiyeti kalmamakta, diğer taraftan da böyle bir şey zaten gereksiz bir hâl almaktadır. Kısacası, iptal kararını alan davacı, borçludan kendisine senedi ibraz etmeden ödemede bulunmasını isteyebilmek hakkını kazanmaktadır. Bunun borçlu bakımından anlamı ise senedi ibraz edene ödemek mecburiyetinin ortadan kalkmış olmasıdır. İptal kararı ile zayi edilen senedin kıymetli evrak olma özelliği sadece kısmen ortadan kalkmakta, hakkı devir fonksiyonu ise devam etmektedir. Bunun sonucu olarak, iptal edilmiş bir senedin iyiniyetle iktisabı mümkündür. Gerçi iyi niyetli müktesip, elindeki senede dayanarak borçludan ödeme talebinde bulunamaz ama davacıya (burada iptal kararı alan lehdara) karşı senet bedelini talep hakkı mevcuttur. Bu durum, senedi zayi eden kimsenin ve borçlunun lehinedir. Dolayısıyla, senedin o esnada hamili bulunması muhtemel üçüncü şahısların menfaati bu iki şahsın menfaatine feda edilmektedir. İptal kararının her iki etkisi de “hak sahipliğinin teşhisi (tespiti)” meselesine ilişkindir. Kararın maddi hukuk yönünden herhangi bir etkisi yoktur. Bu kararla senedi elinde bulunduran üçüncü şahsın hakkının sona erdiği, onun yerine artık bundan böyle davacının hak sahibi olduğu sonucuna da varılamaz. Eğer senet üçüncü bir şahsın elindeyse, bu şahsın alacaklı sıfatı, verilen iptal kararına rağmen devam eder. Demek oluyor ki, iptal kararı sadece davacının senedi ibraz edememesine rağmen hak sahibi imiş gibi kabul edilmesine imkân vermektedir. Kıymetli evrakta hak ile senet arasında mevcut sıkı bağlılık ancak bu ölçüde çözülmektedir (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2. Bası, sayfa 274-277).<br>İptal kararı hamili ile borçlu keşideci arasındaki ilişkiler yönünden iptal kararının sonuçlarını incelediğimizde ise; davacı ile borçlu arasındaki ilişkiler iptal kararının verilmesi ile başlar ve yürürlükte kaldığı sürece de devam eder. Davacının hakkı talep edebilmesine imkân verir. Borçlunun iptal kararına rağmen, davacının hak sahibi olmadığını iddia etmek imkânı vardır. Ancak bunun sonuçlarına kendisinin katlanacağı tabiidir. Ödemede bulunduğu şahıs, gerçek alacaklı olmasa dahi mevcut iptal kararına güvenerek yaptığı ödeme ile borçlu borcundan kurtulur. Davacının gerçek alacaklı olmadığını bildiği veya bu hususta hileli davrandığı kabul edilebildiği takdirde yaptığı ödemenin borçluyu borcundan kurtarması ise mümkün değildir. Kambiyo senetlerinde iptal kararı, bu kararı almış bulunan davacıya haklarını asıl borçluya karşı kullanmak imkânını verir. Kabul eden muhatap veya bonoyu düzenleyen şahıs, asıl borçlu olarak nitelenir. İptal kararı hamili ancak kabul eden muhataptan ödeme talebinde bulunabilir. Bonoda kabul eden muhatabın yerini, senedi düzenleyen alır (Öztan, sayfa 277-285).<br>Borçlu, iptal kararı ibraz eden lehdara ödemede bulunduğu takdirde, ödediği miktar oranında borçtan kurtulur. İptal kararı verildikten sonra ve fakat daha davacı bir talepte bulunmadan önce, senede zilyet olan üçüncü şahıs, senedi ibraz ederek ödeme talebinde bulunursa borçlu bakımından yapılacak en doğru hareket, senet bedelini tevdi etmektir. Bu suretle, borçlu borcundan kurtulur, öte yandan senedin zilyedi ile iptal davasının davacısı içlerinden hangisinin haklı olduğunun tespiti için mahkemeye başvurabilirler. Senet hamili, burada kendi hakkının daha üstün olduğunu tespit ettirebilirse, senet bedelinin kendisine verilmesini talebe hak kazanır. Senet hamilinin bu arada iptal kararı hamiline ödemede bulunulmaması için tedbir mahiyetinde ödeme yasağı kararı alıp bunu tebliğ ettirmesi de mümkündür. Senet hamili, iptal kararı hamiline ödeme yapıldıktan sonra borçluya başvurmuşsa, sebepsiz iktisap kurallarına dayanarak ödenen meblağın kendisine verilmesini isteyebilir. Ancak iptal kararı hamilinin sebepsiz bir iktisabı olayların çoğunda mevcut değildir. Borçlu, davacının iptal kararı almış olmasına rağmen, hak sahibi olmadığını bildiği takdirde, bu karara dayanarak ödemede bulunduğu iddiasını ileri sürüp borçtan kurtulamaz. Hileyle veya ağır kusurla yapılan bir ödeme borçluyu hiçbir zaman borçtan kurtarmayacaktır. Öte yandan, senedin zilyedi, aslında hakkın sahibi ise borçlu, bu şahsa yaptığı ödeme ile borçtan kurtulur fakat borçlunun iptal kararı almış bulunan davacıya karşı senedin zilyedi üçüncü şahsın aynı zamanda hakkın da sahibi olduğunu ispat etmesi lazımdır (Öztan, sayfa 283). <br>İptal davası sonucunda alınan karar maddi hukuku ilgilendiren bir karar olmadığından, senedi elinde bulunduran kişinin, senedin haksız olarak iptal edildiği savını ileri sürerek, lehine iptal kararı verilen kişiye karşı, senet bedelinin bu kişiye ödenmiş olması hâlinde sebepsiz zenginleşme davası, senet bedeli henüz ödenmemişse hak sahipliğine yönelik muarazanın men’i (çekişmenin önlenmesi) ile yeni senet düzenlenmiş olan hâllerde ayrıca bu senedin iadesi (istirdadı) davası açması mümkündür (Prof. Dr. Hüseyin Ülgen, Prof. Dr. Mehmet Helvacı, Prof. Dr. Abuzer Kendigelen, Prof. Dr. Arslan Kaya-Kıymetli Evrak Hukuku Güncellenmiş 7. Bası. İstanbul 2013 sayfa 53. 163.) (Ersin Çamoğlu-Kıymetli Evrak Hukukunun Temel İlkeleri İstanbul 2020 sayfa159.)<br>Ödeme yasağı kararı, sonuçları yönünden sınırlı bir iptal kararına benzer. Yürürlükte kaldığı sürece, kaybedilen senedin teşhis fonksiyonunu ortadan kaldırır. Bu suretle, bu süre zarfında borçlunun kime ödeyeceği bilinmemektedir. Aynı şekilde, senedi elinde bulunduran bir kimse varsa onun da bu senede dayanarak borçludan talepte bulunması imkânı kalkmaktadır. Ancak borçlu ödemenin meni için dava açan şahsın hak sahibi hamil olmadığını ispat edebildiği takdirde, mevcut yasağa rağmen senedi elinde bulundurana ödemede bulunursa borcundan kurulur ama bu hususu ispat edemezse ikinci bir defa daha ödemek zorunda kalır. Ancak borçlunun iptal kararı almış olan lehdara karşı, senedin zilyedi olan üçüncü şahsın aynı zamanda hakkın da sahibi olduğunu ispat etmesi lazımdır. Bu zorluklardan kurtulmak için borçlunun başvuracağı yol, senet bedelinin mahkemenin tayin ettiği yer tevdiini talep edip tevdi etmesidir. Ancak bunu iptal kararı verildikten sonra fakat lehdar iptal kararı alan kendisinden talepte bulunmadan önce yapmalıdır. İptal kararı alan lehdara, başvurması üzerine, yetkili hamil kendisine başvurmadan önce ödeme yaparsa iptal kararını ibraz eden lehdara ödemekle borçtan kurtulur. Ödeme yasağı kararı verilmiş olması, kaybedilen senedin üçüncü şahıslar tarafından iyi niyetle iktisabına engel olmaz. Ödeme yasağı kararı almak için mahkemeye başvurmak, zamanaşımını kesmez. Ödeme yasağı kararı verilmesi, maddi hukuk yönünden ilgililerin vaziyetini değiştirmez (Öztan, sayfa 283, 291, 292).<br>Borçlunun, iptal kararı hamiline iyiniyetle ödemede bulunması kendisini borçtan kurtaracağından ödeme yapıldıktan sonra senedi elinde bulunduran ve gerçek hak sahibi olduğunu tespit ettiren kişi, iptal kararı hamiline karşı, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre başvurabilecek ve ödenen meblağın kendisine verilmesini isteyebilecektir. Böyle bir durumda senede zilyet olan üçüncü kişi, iyi niyetli iptal kararı hamiline ödemede bulunan borçluya başvuramayacaktır. ( Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 1997, 2 bası, Sayfa 274 vd., Prof. Dr. Hüseyin Ülgen, Doç. Dr. Mehmet Helvacı, Doc.Dr. Abuzer Kendigelen, Doç. Dr. Aslan Kaya, Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı İstanbul, 2004, Sayfa 382 Prof.Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 17. Bası, 2006, s. 95 vd; Arş.Gör. Hanife Öztürk (Dirikkan, Kıymetli Evrakın Ziyaı ve İptali Ankara 1990, Sayfa 87, Prof. Dr. Naci Kınacıoğlu Kıymetli Evrak Hukuku Ankara 1999, 5.Baskı, Sayfa 58-59) Zayi nedeniyle verilen iptal kararından sonra, senedi elinde bulunduranın bu senede dayanabilmesi için iptal kararını iptal ettirmesi gerekmektedir. (Poroy/Tekinalp, kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 17.Bası, 2006, S. 95, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 5.6.2002 tarih, 2002/19-443 Esas, 2002/474 Karar sayılı kararı)<br> Dolayısıyla senet borçlusunun, iptal kararı hamiline iyiniyetle ödemede bulunmasının kendisini borçtan kurtaracağı savunmasını senet hamiline ileri sürmesi mümkün olup tedbir yahut iptal kararı alanın henüz gerçek hak sahibi olmadığını öne sürebileceği gibi iptal kararı verilmeden önce tevdi mahalli tayin edilmesini de tercih edilebilecektir. Aksi halde uygulamaya yerleşen ''kötü ödeyen iki kere öder'' ilkesi gereğince neticesine katlanması gerekecektir. <br>Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde; davacının çek bedelinin dava dışı lehtara ödemiş olduğu belirtilmiş ve dava konusu  çekin yargılama sırasında tahsil edilmesi  halinde, tahsil eidlen paranın ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan istirdadı talep edilmiş ise de, davacı keşidecinin Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin .... E. sayılı dosyasında  henüz zayi kararı verilmeden ödeme yaptığı,  Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin ...... E. sayılı dosyasında devam eden yargılama aşamamasında çekin bankaya ibraz edildiği,  ''kötü ödeyen iki kere öder'' ilkesi gereğince davası keşidecinin elinde zayi kararı olmayan lehtara ödeme yapmasının davacı keşideciyi borçtan kurtarmayacağı, bu nedenle davacının istirdat talebi  yönünden de davasının yerinde olmadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine karar verilmiş ve aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:<br>AÇILAN DAVANIN REDDİNE;\t<br>1-Alınması gereken 732,00 TL harcın peşin alınan 1.680,42 TL harçtan mahsubu ile bakiye kalan 948,42 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, <br>2-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.800,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir KAYDINA, <br>3-Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, <br>4-Davacı tarafça yatırılan ve kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, <br>Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, (e-duruşma ortamında) davalı tarafın yokluğunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yolu  açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.17/02/2026<br><br> <br>Katip ......<br> <br>Hakim .....<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"02df748b19508b2c","SID":"2cf6ab13af0cea8e"}}