{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2024/70 Esas<br>KARAR NO: 2026/307<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 28/11/2023<br>NUMARASI: 2022/190 E. - 2023/249 K.<br>DAVANIN KONUSU:Marka Hakkına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti,Durdurulması <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:19/02/2026<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :DAVA DİLEKÇESİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;2013 yılında yetişkin bakım ürünleri ile yola çıkan vekil eden şirketin, Covid-19 pandemisinin başlamasıyla birlikte tecrübe ve birikimini maske alınına taşıyarak 3 katmanlı, yumuşak elastik kulaklı ... markalı maskeyi ürettiğini, koruma ve konfor konusunda ... Türkiye araştırmalarına göre Türkiye'de en çok tercih edilen ve beğenilen ... maskelerinin %99 oranında bakteri ve mikroplara karşı koruma sağladığının kesinleştiğini, davalı tarafın satışa sunduğu ve ticari amaçlı elde bulunduğu ürünler vekil edenin marka haklarına tecavüz  teşkil ettiğini, davalının eylemi marka hakkına tecavüz fiiline karşılık geldiğini beyan ederek marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine ve ihlalin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk derece mahkemesi 2022/190 esas, 2023/249 karar sayılı,  28/11/2023 tarihli kararı ile; \"Davacı tarafın ... tescil numaralı şekil markasının 10. sınıfta, ... tescil numaralı şekil markasının 10. sınıfta, ... tescil numaralı şekil markasını, ... tescil numaralı ... markasının 05 ve 10. Sınıflarda, ... tescil numaralı ... markasının 05. ve 10. sınıfta, ... tescil numaralı ... markasının 10.sınıfta, markasının tescil edilen ve tanınmış marka olarak kabul edildiği, “... markalı” 48 adet hijyenik maske ürünlerinin taklit olduğu,  davacıya ait tescilli markaların davalı tarafından aynen veya çok benzer şekilde taklit olarak kullanıldığı alınan bilirkişi rapor ile sabit olduğu, söz konusu kullanımlar yönünden sınıfsal benzerliğin mevcut olduğu ve bu emtialar bakımından özel bir bilgi ve dikkat seviyesi olmayan ortalama tüketici nezdinde de tanınmış olan davacı markası ile karıştırma riskinin gerçekleştiği, marka tecavüzünün  yasal koşullarının oluştuğu kanaatine varılmış ve davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, <br>1-Davalının iş yerinde davacı adına tescilli \"...+şekil\" marka ve logolarını taşıyan ürünlerin satışını yapmasının davacının marka haklarına TECAVÜZ TEŞKİL ETTİĞİNİN TESPİTİNE, <br>2-Davalının davacının marka haklarına tecavüz teşkil eden eylemlerinin DURDURULMASINA, <br>3-Davacının marka haklarına tecavüz teşkil eden davalıya ait ürünlere EL KONULMASINA, <br>4-Davacının haksız rekabetin tespiti ve durdurulması davasının REDDİNE \" karar vermiştir.<br>İSTİNAF:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması ve ürünlere el konulması talepli davada, mahkeme taleplerini kısmen kabul ettiğini, reddedilen yönden istinaf talebinde bulunduklarını, marka hakkına tecavüzün tespiti açısından kısmen kabul, haksız rekabetin tespiti açısından kısmen reddine yönelik verilen kararın; hukuka, yerleşik yargı kararlarına ve hakkaniyet ilkelerine aykırı ve hatalı olduğunu, davalarının tespit, ref ve el koyma taleplerine ilişkin olduğunu, davalının basiretli bir tacir gibi davranmadığını,  müvekkili yoğun emek ve mesai harcayarak faaliyet gösterdiği sektöründe kendi marka değerini yarattığını,  davalı müvekkiline ait tescilli markaları, hiçbir emek ve gayreti olmaksızın iş yerinde satışa arz etmiş/satmış ve bundan ticari kazanç elde etmiş ve/veya ettiğini, ülkemizde ve dünyada tanınırlık seviyesi yüksek olan müvekkili, markalarının ticari hayatındaki mevcut başarılı konumuna, hukuk ve yasalar ile ticari hayatın kendisine yüklediği yükümlülüklerin bilincinde olarak, hukuka ve ahlaka uygun faaliyetleri ile ulaşabildiğini, davalının haksız menfaat elde etmeye çalıştığını, bilirkişi raporuyla ürünlerin varlığının tespit edildiğini, davalının hukuka ve ahlaka aykırı dava konusu edilen eylemi, müvekkilinin markalarına karşı toplumda edindiği tanınırlığı, oluşturduğu güveni ve itibarının sömürülmesine neden olduğunu,  müvekkilinin ticari hayatında hukuken elverişsiz bir duruma sürüklenmesine neden olan davalı yanın haksız eylemlerini destekler nitelikteki, Mahkemenin ''haksız rekabetin tespiti yönünden davanın reddine'' yönelik kararının hatalı olduğunu, reddedilen bu dava yönünden davalı vekili lehine hükmettiği avukatlık vekalet ücretinin de hukuka, yerleşik içtihatlara ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek istinaf isteminin kabulü ile marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüz fiillerinin ve haksız rekabetin durdurulmasına, tecavüz teşkil eden ürünlere el konulmasına yönelik davanın tümü ile kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAFA CEVAP:Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; mahkemece verilen \"haksız rekabetin tespiti yönünden talebin kısmen reddine\" ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, müvekkilinin yıllardır ticaret yapan ve sicili temiz bir tacir olduğunu, şimdiye kadar herhangi bir sahte mal satmadığını, müvekkilinin talihsiz bir şekilde bilgisizliğinden faydalanılarak sahte mal teslim edildiğini, müvekkilinin haksız rekabete konu bir eyleminin bulunabilmesi için kasten sahte ürünü satması gerektiğini belirterek davacının haksız istinaf isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir. <br>GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesi tarafından davanın marka hakkına tecavüz istemleri yönünden kabulüne, haksız rekabete yönelik istemler yönünden reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından haksız rekabete yönelik istemlerin kabulünün gerektiği ve reddedilen haksız rekabete yönelik istem yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçeleri ile yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür. <br>Somut olayda mahkemece, davalı tarafın fiilinin davacının tanınmış tescilli markasına tecavüz ettiğinin tespiti ile tecavüzün meni ve refine ancak haksız rekabete dayalı davanın reddine karar verildiği, karara karşı davalı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmadığı anlaşılmıştır.Davacı tarafça davalı eyleminin haksız rekabet yarattığı da ileri sürülmekle, somut olayda haksız rekabet hükümlerinin kümülatif olarak uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekmiştir.2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 54/1.a.4 hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı eski TTK'nın 57/5.maddesine göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 57/5.maddesi aynen” Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı yeni TTK'nın 55/1.a.4. maddesi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. TTK m. 54/1.a.4 hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK \"...\" yerine \"karıştırılma\"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. \"Karıştırılma\", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik \"karıştırılma\" kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının \"ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları\" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani ...KHK'da, ...KHK'da,....KHK'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. Hamdi Yasaman – Prof Reha Poroy, Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur.(Prof.Arslan Kaya-Prof.Koray Demir,Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd)  Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp  bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku 5.Bası  s.37, 2012)TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin TTK m. 55/1.a.4’tür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır.Öte yandan AB hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı‟ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. Sınai Mülkiyet Kanunun genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, Sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği (AB) Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent kanunu anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir.Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygun olup, somut olayda, TTK 55/1-a-4   maddesinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerinin SMK'da düzenlenen markaya tecavüze ilişkin hükümlerle birlikte kümülatif olarak uygulanabileceği kanaatiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/2 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, markaya tecavüz ve haksız rekabete yönelik davanın tümüyle kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1- Davacı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,<br>2- İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 28/11/2023 tarih, 2022/190 E., 2023/249 K. sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,<br>3-Davanın KABULÜNE, <br>-Davalının iş yerinde davacı adına tescilli \"...+şekil\" marka ve logolarını taşıyan ürünlerin satışını yapmasının davacının marka haklarına TECAVÜZ ve HAKSIZ REKABET TEŞKİL ETTİĞİNİN  TESPİTİNE, <br>-Davalının davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin DURDURULMASINA, <br>-Davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet  teşkil eden davalıya ait ürünlere EL KONULMASINA,<br>4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;<br>4/a- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile 651,30 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, <br>4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 80,70 TL başvurma harcı, 80,70TL peşin harç, 11,50 TL vekalet harcı, 2.000,00 TL bilirkişi ücreti, 354,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 2.526,90 TL'nin, davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, <br>4/c-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 55.000,00TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, <br>5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;<br>5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,<br>5/b-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 123,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 1.292,40 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,<br>5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,<br>6-  HMK'nın 333. maddesi gereğince mevcut ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy çokluğu ile karar verildi. 19/02/2026<br>(muhalif)<br>MUHALEFET ŞERHİ:Davacı taraf, marka hakkına ilişkin hükümlerin yanı sıra ayrıca TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de istemde bulunmuş olup anılı düzenlemelerin kümülatif olarak somut olayda tatbikinin gerekip gerekmediği meselesinin aydınlatılması gerekmiştir. Bu noktada emsal alınan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/5189 esas, 2022/1852 karar sayılı ilamında ve 22/04/2021 tarihli, 2021/89-3054 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere; 6762 sayılı mülga TTK’nın 57/5.maddesinde yazılı “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklindeki düzenlemeden yola çıkılarak, marka hakkına tecavüz eylemleri, hem özel yasa niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK’nın 61 ve 9.maddeleri uyarınca, hem de anılı hüküm nedeniyle mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesi hükümleri doğrultusunda kümülatif olarak korunmakta iken  mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesindeki hüküm, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren mer’i 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad, unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır. Bu hâli ile markaların kendi özel yasası niteliğindeki hükümlerle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, dairenin eski içtihatlarını sürdürme imkanının kalmadığı belirtilmiştir. Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun sebeplerin yarışması başlıklı 60. maddesi gereğince de bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkimin, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vereceği ifade edilmiştir. Bu gerekçeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı tarafa en iyi giderim imkanı sağlayan SMK'nın marka hükümleri kapsamında hukuki koruma sağlanmış olup aynı zamanda haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılması gerekmiştir.Son olarak reddedilen haksız rekabete yönelik istemler yönünden davalı lehine  vekalet ücretine hükmedilmesinin kanuna aykırı olduğu davacı vekili tarafından istinaf sebebi yapılmış olup kümülatif koruma yönünden Yargıtay içtihat değişikliği kapsamında marka hakkına tecavüz hükümleri gereğince sağlanan hukuki korumanın yeterli olması karşısında haksız rekabete yönelik istemlerin reddine karar verildiği gibi haksız rekabet isteminin aynı eylem için marka hakkına tecavüz davasında ayrıca harçlandırılmayan feri bir talep niteliğinde olduğu, bu kapsamda davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekirken bu yönde hüküm kurulmasının hukuka ve somut olay adaletine aykırı olduğu anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle istinaf edenin sıfatı ile istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/2 maddesi gereğince kısmen kabulüne, ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden ''haksız rekabete yönelik reddedilen istemler yönünden davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına '' karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"12655cbd0ba7d3f1","SID":"a8e8ebf8165e4b18"}}