{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2024/903 <br>KARAR NO\t: 2026/267<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 20/03/2024<br>NUMARASI\t: 2023/205 Esas, 2024/210 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ : 25/02/2026<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : <br>I. DAVA<br>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalı şirket arasında 4.416.000,00 TL keşif bedelli ... Binası Güçlendirme ve Tadilat Yapım İşi Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye göre işin süresinin teslim tarihinden itibaren 150 takvim günü olarak belirlendiğini, sözleşmenin 22.maddesine göre keşif bedelinin %20'sinin aşacağı anlaşıldığı durumda yeni fiyatların uygulanacağının kararlaştırıldığını, işin yapımı sırasında işin içeriğinin davalı tarafından değiştirildiğini, bu nedenle davalı tarafça toplam 224 gün+110gün=334 gün süre uzatımı verildiğini, sözleşmeye göre işverenden kaynaklanan sebeplerle işin süresinin uzatıldığı hallerde fiyat farkı verilmesi gerekirken fiyat farkı ödemesi yapılmadığını, hakedişlere girmeyen 1-el arabası ile taşıma, kazı, moloz, nakliye, 2-derinlik zammı, 3-yemekhane çevresinde iksa yapılması, dış cephe iskelesi, 4-yapılan ilave işlere ilişkin proje işleri, 5-yemekhane ve bina arasındaki dilatasyon fugaları, 6-halı ve seramik alanlarının altına helikopter perdahlı şap yapılması işlemleri ve iş kalemlerinin hakedişlere girmediğini, mukayeseli keşfin onaylanmadığını, fakat 25/10/2010 tarihli davalı yazısında bu durumun kabul edildiğini, kesin hesabın davalı iş sahibinin keyfi tutumu nedeniyle yaklaşık 7 ay geç yapıldığını, kesin hesabın geç yapılması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, bu zararının yaklaşık olarak 200.000 TL civarında olduğunu, zararının bilirkişi incelemesi sonucunda tespit edilebileceğini, 20.04.2011 tarihinde geçici kabulün yapılmasından ve 13.05.2011 tarihinde de müvekkili yüklenici tarafından kesin heşaba ilişkin bilgi ve hesaplamaların gönderilmesinden yaklaşık 6-7 ay sonra davalı iş sahibi yetkililerinin, müvekkilinin yaklaşık 4 milyon TL tutarında olan alacağını yaklaşık 2,5 milyon TL'ye düşürmesi hâlinde bunu derhal ödeyecekleri, aksi takdirde konuya kurumun Yönetim Kurulu'nun ve Hukuk Bölümünün dâhil olacağını, bunun ise işin aylarca ve hatta belki yıllarca uzamasına ve davaların açılmasına sebebiyet verebileceği ve dolayısıyla 2,5 milyon TL'nın da ödenmesinin söz konuşu olmayacağı tehdidinde bulunduklarını, davalının alacaklarını geciktirmesi nedeniyle müvekkilinin ekonomik olarak zor durumda kaldığını, gerek iş sahibinin ödemeyi teklif ettiği 2,5 milyon TL'lik alacağını derhâl tahsil edip üçüncü kişilere olan borçlarını ödeyebilmek ve taahhüdü altında olan diğer inşaat işlerini devam ettirebilmek, gerekse 587.400,00-TL tutarındaki teminatlarını geri alabilmek ve değeri milyonlarca TL olan davalı şi sahibi ile aralarındaki diğer işlere bir zarar gelmemesi için, henüz kesin kabulün yapılmamış olduğunu da dikkate alarak davalının istediği feragat ve ibra içeren bazı belgeleri, 2011 yılının Kasım Ayı'nın sonlarında tamamen baskı altında imzalamak zorunda kaldığını, baskı altında imzalatılan tüm belgelerin gerek ahlaka aykırılık gerekse gabin ve ikrah nedenleriyle geçersiz olduğunu, kesin hakedişin davalı tarafça zorla imzalatıldığını, anılan nedenlerle şimdilik 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili davayı ıslah ettiklerini ve davanın 1.126.754,06 TL üzerinden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>II. CEVAP<br>Davalı vekili cevap  dilekçesinde özetle; davalı şirketin Gayrettepe yerleşkesi içinde bulunan ...Müdürlüğü'nün hizmet binasının restore edilerek ... Çağrı Merkezi ve Genel Müdürlüğü Hizmetlerinde kullanılmak üzere tahsis edilmesinin 06/02/2009 tarih ve 333 sayılı makam onayı ile kararlaştırıldığını ve 19/10/2009 tarihinde tarafların karşılıklı beyanları doğrultusunda sözleşme kurulduğunu, kurulan sözleşmenin davacı firmaya 4.416.000,00 TL'ye ihale edildiğini, davacının hakkı olmayan taleplerde bulunarak kâr elde etme peşinde olduğunu, davalı şirketin baskı altında davacı tarafa alacaklarını ödememek ve işi sürüncemede bırakmak tehdidi altında belge imzalatıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davalı şirketin köklü bir kurum olduğunu ve tehdit ile iş yaptırmasının düşünülemeyeceğini, sözleşmenin 22. maddesinde kararlaştırıldığı üzere genel müdürlük ek hizmet binası kampüsü için davacıya toplam 9.790.184,15 TL + 565.184,71 TL = 10.335.368,86 TL ödeme yapıldığını, sözleşme gereği tüm ücretler ve hak edişlerin süresinde ödendiğini, anılan nedenlerle davalı aleyhine açılan haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>III. İLK DERECE MAHKEMESİNİN 2014/435-2019/186 E-K SAYILI İLK KARARI<br>Mahkemece yapılan yargılamada; davacı ile davalı arasında, davalı şirketin ... binasının güçlendirilmesi ve tadilatı yapım işi sözleşmesinin imzalandığı, sözleşme süresinin teslim tarihinden itibaren 150 gün olarak öngörüldüğü, ancak davalı tarafça toplam 334 gün süre uzatımı verildiği, sözleşmenin keşif bedelinin 4.416.000,00 TL olduğu, yapılan işlemler karşılığı taraflarca düzenlenen hakedişlerin her iki tarafça imzalandığı, bu hakedişler doğrultusunda uzayan süre ve artan iş miktarı da dikkate alınarak davalı tarafından davacıya toplam 10.335.368,86 TL bedel ödendiği, tarafların ortak iradeleri ile imzalanan hakediş, geçici kabul ve kesin kabul işlemlerinden sonra davalı tarafından davacıya ait teminat mektuplarının iade edildiği, düzenlenen hakedişlerin bir kısmında imalat farkından kaynaklanan imalat artışı bedellerinin hakedişlere katıldığı, bir kısmında ise fiyat farkı hesaplamasının yapılmadığı, ilk 13 hakedişte fiyat farkı hesaplaması yapılmamış olmasına karşı 14 nolu hakediş ve devamında düzenlenen hakedişlerde (toplam 7 adet) sözleşme tutarını aşan imalat miktarının, sözleşme miktarlarına esas birim fiyat ile çarparak ayrıca hesaplamaya katıldığı, 20/04/2011 tarihinde işin geçici kabulünün yapıldığı, sözleşmenin 10.2.1.maddesinde ... tarafından verilen süre uzatım hariç iş zamanında bitirilmediği takdirde işin toplam iş süresinin %20'sine kadar gecikmelerin, toplam sözleşme bedelinin binde 6'sı kadar, %20'sinden fazla ise toplam sözleşme bedelinin binde 3'ü kadar oranında gecikme cezasının düzenlendiği, yine sözleşmenin 14. maddesi uyarınca yükleniciye fiyat farkının verilmeyeceğinin düzenlendiği, sözleşmenin 22. maddesinde de sözleşme kapsamında yaptırılabilecek ilave işlerin %20'ye kadar ödeneceğinin düzenlendiği, %20'yi geçen artış ve eksikliklerde sözleşmedeki fiyat ve şartların geçerli olduğunun belirtildiği, tüm bu düzenlemeler uyarınca sözleşme süresinin uzamasından itibaren 14. hakedişten 21. hakedişe kadar geçen süre içinde sözleşmenin 10.2.1.maddeleri ve sözleşmenin 22. maddesi uyarınca yapılan artışların hakedişlere yansıtıldığı, bunlar dışında sözleşmenin 14. maddesi uyarınca yükleniciye fiyat farkının verilmeyeceğinin düzenlendiği, yine taraflar arasında akdedilen eski ... binası Güçlendirme ve Tadilat Yapım İşine ait Tip Sözleşmesinin 6 .maddesinde sözleşme eklerinin sayıldığı, Yapım İşleri Genel Şartnamesnin'de sözleşmenin eki olarak belirtildiği, Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 40. maddesinde geçici hakediş raporlarının, 41. maddesinde ise kesin hakediş raporunun ne şekilde düzenleneceği ve hesabın ne şekilde kesileceğinin belirtildiği, taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri ve hakedişler incelendiğinde tarafların birlikte hazırlayıp itirazsız olarak imzaladıkları hakedişlere göre, davalı tarafından davacıya ödemelerin yapıldığı, öte yandan; sözleşmenin eki Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin 40.a.12 maddesinde yüklenicinin geçici hakedişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerekçeleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunu “idareye verilen .....tarihli dilekçemde yazılı ihtirâzi kayıtla..” cümlesini yazarak imzalaması gereklidir. Eğer yüklenicinin, hakediş raporunun imzalanmasından sonra tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar, yetkililer tarafından hakediş raporunda yapılabilecek düzeltmelere bir itirazı olursa hakedişin kendisine ödendiği tarihten başlamak üzere en çok on gün içinde bu itirazını dilekçe ile idareye bildirmek zorunda olduğu, bu şekilde itiraz edilmediği takdirde hakedişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı, yine kesin hakediş raporu ve hesap kesilmesine ilişkin 41. madde hükmünce, yüklenicinin itirazı olduğu takdirde itirazlarını 40. maddedeki usuller çerçevesinde dilekçe ile idareye bildirmesi gerektiği, Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin 40. ve 41. maddelerindeki bu düzenlemelerin 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 193. maddesi (1086 sayılı HUMK 287. maddesi) uyarınca delil sözleşmesi niteliğinde olup mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği, tüm bu hususlar dikkate alındığında davacı tarafın, eser sözleşmesi kapsamında davalıya verdiğini iddia ettiği tüm hizmet bedellerini itirazı kayıt olmaksızın geçici ve kesin hakedişlerde düzenleyerek davalı tarafla birlikte imza altına aldığı ve bu bedellere yönelik alacaklarını da davalı taraftan tahsil ettiği, ayrıca geçici ve kesin hakedişler dışında 18/05/2011 tarihli mutabakat sözleşmesini de tarafların birlikte imzaladıkları, her ne kadar davacı tarafça söz konusu mutabakat metninin zorla imzalatıldığı ve teminat mektuplarının iade edilmemesi sebebiyle gabin ve ikrah altında imzalatıldığı ileri sürülmüş ise de, davacı tacir olup, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunduğu, dolayısıyla davacının gabin ve ikrah altında söz konusu yazıyı imzaladığı hususunda kanaat oluşmadığı, kaldı ki belirtilen tarihte yani davacı tarafın mutabakat zaptını imzaladığını iddia ettiği 18/05/2011 tarihinde davalı elinde bulunduğu belirtilen teminat mektuplarından birinin miktarın 428.000,00 TL, diğerinin miktarının ise 160.000,00 TL olduğu, dolayısıyla davacının davalı uhdesinde bulunan toplam teminat mektubu miktarının 588.000,00 TL olduğu, oysa davacının davalıdan alacaklı olduğunu iddia ettiği miktarın dava dilekçesine göre 2-3.000.000 TL olduğu, bu kapsamda 588.000,00 TL'lik bir teminat mektubunun davalı elinde bulunmasının 2-3.000.000 TL'lik alacak için ikrah oluşturmayacağı, davacının buna yönelik iddialarına da değer verilmediği, yine davacının ikinci bir zarar iddiasının ise kesin kabulün geç yapılmasından kaynaklı zarara uğradığı iddiası olduğu, oysa kesin kabulün sözleşmede öngörülen süreç içerisinde yapıldığı, bu nedenle bu zarar iddiasına da değer verilmediği, yine bilirkişi raporlarındaki aleyhe olan görüşlere değer verilmediği gerekçesi ile, davacının davasının sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir.<br>IV. İSTANBUL BAM 53. HD'NİN 2022/254-2023/167 E-K SAYILI KALDIRMA KARARI<br>\"..., Sözleşmede yapım işleri genel şartnamesi ek olarak yer aldığından yapım işleri genel şartnamesinin geçici ve kesin hak edişlere ilişkin 39 ve 40 madde hükümleri geçerli olup, anılan maddelerde geçici ve kesin hak edişlere itiraz prosedürü ayrıntılı olarak belirtilmiştir.  Yapım işleri genel şartnamesinde yer alan bu hükümler HMK'nın 193. Maddesi uyarınca delil sözleşmesi niteliğinde olup resen gözetilecektir. Davacı yüklenici geçici ve kesin hak edişleri imzalamış olup, Yapım işleri genel şartnamesi 39 ve 40. Maddelerde öngörülen şekilde ihtirazı kayıt bildirmemiştir. Buna göre taraflar arasındaki eser sözleşmesine konu iş davacı yüklenici tarafından yapılarak geçici ve kesin kabulleri yapılmak suretiyle iş sahibi tarafından kabul edilmiş ve taraflar arasında hesap mutabakatı yapılarak kesin hesap çıkarılmış ve buna uygun ödemeler yapılarak, davacı yüklenicinin hesabı tasfiye edilmiş ve teminatları iade edilmiştir.Ancak davacı yüklenici vekili, söz konusu kesin hak edişlerin ve mutabakat metninin davalının ikrahı ve müvekkilinin ekonomik olarak müzayaka altında olması nedeniyle imzalandığını, bunların geçersiz olduğunu belirtmiş, bu konuda tanık deliline başvurmuş, anılan dönemlere ilişkin müvekkili tarafından satılmak zorunda olduğunu beyan ettiği taşınır ve taşınmaz mal satışlarına ilişkin belgeleri dosyaya sunmuştur. Mahkemece bu konu yeterince araştırılmamış ve salt davacının davalı tarafta bulunan teminatlarının iade edilmemesinden kaynaklı ikrah iddiası varmış gibi, teminat mektup bedellerinin, talep edilen alacak miktarı dikkate alındığında ikrah için neden olmayacağından bahisle ikrah iddiasına değer verilmemiştir. Oysa davacı vekili, müvekkilinin alacaklarının geç ödenmesi nedeniyle ekonomik olarak zor durumda kaldığını, davalının müvekkilinin ekonomik olarak zor durumda olmasından da istifade ederek alacaklarından indirim yapılması, yapılmaması halinde ödeme için genel müdürlük ve hukuk işlerinin devreye gireceği, bu durumda alacakların ödenmesinin uzun yıllar alabileceği, bu durumda davalı tarafça tespit edilen alacak bedelinin de kendisine ödenmeyeceği baskısı ve ikrahı ile söz konusu belgeleri itirazi kayıtsız imzalamak zorunda kaldığını ileri sürmüştür.<br>Mahkemece yapılacak iş, ikrah konusunda davacı iddiasına ilişkin olarak, davacı vekili söz konusu dönemde geç ödeme nedeniyle müvekkilinin ekonomik olarak zor durumda kaldığını, davalının da ödemelerin uzun yıllar alacağını beyan ederek tehdit altında kesin hak ediş ve mutabakatı imzalamak zorunda kaldığını beyan etmesi karşısında anılan dönemlere ilişkin davacının ekonomik durumunun araştırılması, bu konuda gerekmesi halinde konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişilerden oluşacak heyetten rapor alınarak ve buna göre ikrah hususunun değerlendirilmesi sonucuna göre söz konusu belgelerin ikrah altında imzalanıp imzalanmadığının değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar vermek olmalıdır....\" şeklinde gerekçe ile mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.<br>V. İLK DERECE MAHKEMESİNİN 2023/205-2024/210 E-K SAYILI SON KARARI<br>Mahkemece yapılan yargılamada; toplanan deliller kapsamında, davacının mutabakat imzalandığı döneme yakın tarihlerde taşınmazını sattığı, bankadan krediler çektiği ve başkaca alacaklılar nezdinde icra tehdidi altında kaldığı, bir kısım taşıtlarını da elden çıkardığı, dinlenen tanık beyanlarından da davacı tarafın ekonomik olarak güç durumda iken belge imzaladığı, davacının iradesinin davalı tarafça sakatlandığı, ekonomik durumundaki sıkıntılar nedeniyle  davalı tarafın tehditi ve baskısı altında kesin hak ediş ve mutabakatı imzalamak zorunda kaldığı, ... ve ...'den oluşan bilirkişi heyetince düzenlenen ve hükme esas alınan kök ve ek raporlar itibariyle, fiyat farkı dahil davacı yanın 21 no'lu kesin hakkediş tutarının 10.916.938,21 TL bulunduğu, sonuç olarak İ.T.Ü. Rektörlüğü Döner Sermaye Yönetmeliği Çerçevesinde düzenlenen yeni 21 no'lu kesin hakkedişe göre davacının KDV hariç fiyat farkı dahil toplam hakkedişinin 10.916.938,21- 9.790.184,15 = 1.126.754,06 TL göründüğü, davacının davalıdan dava tarihi itibari ile 1.126.754,06 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle, davanın edilen bu miktar üzerinden kabulüne karar verilmiştir.<br>VI. İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiği, ...'nin 40.maddesi uyarınca, ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin hak edişleri alan davacının fiyat farkı talep edemeyeceği, davacıya iş artışı nedeni ile 334 gün süre uzatımı verildiği, kabul anlamına gelmemekle birlikte fiyat farkı uygulama yılı içinde yapılan iş kalemlerinin tutarlarının anlaşma yılı tutarlarına göre farkı olduğu, bu tutarın anlaşma fiyatlarına ek olarak ödeneceği, iş artışı ödenen bir işte fiyat farkı ödenmeyeceği, bu sebeple davacının fiyat farkı alacağının kalmadığı, davacı tacirin basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği, sözleşme yükümlülüklerinin müvekkil şirketince yerine getirildiği, davacı iddiasının ispatlanmamasına ve itirazları dikkate alınmaksızın fahiş miktara hükmedildiği gerekçeleriyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddini talep etmiştir.<br>VII. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE<br>Taraflar arasındaki uyuşmazlık, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen istisna akdinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir.Davacı vekili, taraflar arasında 19/10/2009 tarihli eser sözleşmesi imzalandığını, sözleşmede işin bitim tarihinin belirlendiğini, işin yapımı sırasında davalı iş sahibinin proje değişikliği yaptığını, davalı iş sahibinden kaynaklı olarak işin uzadığını, normalde işin süresi 150 gün iken davalı iş veren tarafından 224 ve 110 gün ek süre verildiğini, sözleşmede bu durumda fiyat farkı verileceğinin kararlaştırılmasına rağmen fiyat farkı ödenmediğini, hak edişlere girmeyen imalatlar yapıldığını bunların bedellerinin ödenmediğini, kesin kabulün geç yapılması nedeniyle müvekkilinin zararının oluştuğunu, müvekkilinin ödeme dengesinin bozulduğunu, müvekkilinin ekonomik olarak zor durumda kaldığını, bu nedenle müvekkilinin müzayaka halinden istifade eden davalı tarafın gabin ve ikrahla müvekkiline geçici ve kesin hak edişleri zorla imzalattığını belirterek, ödenmeyen fiyat farkı ve hak edişlere girmeyen ek işler bedellerinin ve kesin hak edişin geç yapılması nedeniyle uğranılan zararın toplam 10.000 TL belirsiz alacak olarak tahsilini talep etmiştir.Kaldırma kararı öncesinde mahkemece alınan ve ilk kararda itibar edilmeyen 18.09.2017 tarihli bilirkişi heyet raporunda, 21 numaralı kesin hak edişe göre fiyat farkı hesabının yapıldığı, davacı vekilinin rapordaki belirlemeye göre davasını 1.126.754,06 TL üzerinden ıslah ettiği, kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılamada davacı vekilince sunulan 23.10.202 tarihli açıklama dilekçesinde de, dava talep sonucunun belirlenmiş şekilde 1.126.754,06 TL'ye yönelik olduğunun belirtildiği, işbu bedel üzerinden davanın kabulüne dair kararın davacı vekilince istinaf edilmediği hususları dikkate alındığında; davacının işbu davadaki talebinin, gabin ve ikrah altında düzenlendiği iddia olunan 21 numaralı kesin hak edişe göre hesaplanan fiyat farkı alacağının tahsiline yönelik olduğu anlaşılmıştır.<br>Davaya konu sözleşme incelendiğinde taraflar arasında davalı idarenin eski baş müdürlük binasının güçlendirme ve tadilat yapım işi için 4.416.000 TL birim fiyatlı 19/10/2009 tarihli sözleşme imzalandığı, sözleşmenin 6. Maddesinde sözleşme eklerine yer verildiği, bu maddenin 14. Fıkrasında yapım işleri genel şartnamesinin sözleşmenin ekleri arasında sayıldığı, 14. Maddede fiyat farkı ödenmeyeceğinin, 19. Maddede iş artışı halinde ek süre verileceği, 19.5 maddesinde mücbir sebepler ya da iş sahibinin kusuru nedeniyle süre uzatımı verilmesi halinde uzatılan süre için ve bu süreye göre revize edilen iş programına uygun olarak yapılan iş kalemlerinde madde de yazılan formüle göre fiyat farkı verileceği, 22. Madde de sözleşme kapsamında yaptırılacak ilave işler ve iş eksilişinde hesaplamanın nasıl yapılacağı düzenlenmiştir.<br>Taraflar arasında yukarıda bahsedilen eser sözleşmesinin imzalandığı, daha sonra proje değişikliği nedeniyle yükleniciye 2 defa süre uzatımı verildiği, işlerin süre uzatım tarihi sonunda bitirilerek geçici kabulün yapıldığı, yine sözleşmede öngörülen süre içinde kesin kabulün yapıldığı, işin yapımı sınasında hak edişlerin düzenlendiği, hak edişlerin itirazı kayıt konulmaksızın imzalandığı, geçici ve kesin kabullerinde yine itirazı kayıt konulmaksızın imzalandığı, taraflar arasında 18/05/2011 tarihli, sözleşme eki birim fiyat cetvelinde olan iş kalemlerinin artışlarında ve sözleşme eki birim fiyatlarda yer almayan iş kalemlerine ilişkin birim fiyatlarının nasıl tespit edileceğine ilişkin anlaşma yapıldığı sabittir.<br>Önceki kaldırma kararında da belirtildiği üzere, sözleşmenin eki olan Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 39 ve 40 madde hükümleri uyarınca, eser sözleşmesine konu iş davacı yüklenici tarafından yapılarak geçici ve kesin kabulleri yapılmak suretiyle iş sahibi tarafından kabul edilmiş ve taraflar arasında hesap mutabakatı yapılarak kesin hesap çıkarılmış ve buna uygun ödemeler yapılarak, davacı yüklenicinin hesabı tasfiye edilmiş ve teminatları iade edilmişse de, davacı yüklenicinin, söz konusu kesin hak edişlerin ve mutabakat metninin davalının ikrahı ve müvekkilinin ekonomik olarak müzayaka altında olması nedeniyle imzalandığını, bunların geçersiz olduğunu belirtmiş, bu konuda tanık deliline başvurmuş, anılan dönemlere ilişkin müvekkili tarafından satılmak zorunda olduğunu beyan ettiği taşınır ve taşınmaz mal satışlarına ilişkin belgeleri dosyaya sunmuştur. Davacı vekili, müvekkilinin alacaklarının geç ödenmesi nedeniyle ekonomik olarak zor durumda kaldığını, davalının müvekkilinin ekonomik olarak zor durumda olmasından da istifade ederek alacaklarından indirim yapılması, yapılmaması halinde ödeme için genel müdürlük ve hukuk işlerinin devreye gireceği, bu durumda alacakların ödenmesinin uzun yıllar alabileceği, bu durumda davalı tarafça tespit edilen alacak bedelinin de kendisine ödenmeyeceği baskısı ve ikrahı ile söz konusu belgeleri itirazi kayıtsız imzalamak zorunda kaldığını ileri sürmüştür.<br>Kaldırma kararı sonrasında davacı vekilince sunulan 23.10.2023 tarihli beyan dilekçesi ile, sözleşmeye konu iş süresinin davalı iş sahibinden kaynaklı uzaması ve ödemelerin gecikmesi sebebiyle ekonomik olarak zor duruma düştüğünü, içinde bulunduğu maddi zorluk halinden kurtulmak için, davalı iş sahibinin ekonomik baskı ve tehdidi (ödemelerin geç yapılacağı yönündeki) neticesinde 18.05.2011 tarihli mutabakat sözleşmesini imzalamak zorunda kaldığını iddia ederek, bu iddianın ispatına yönelik de, tanık anlatımlarını, sözleşme sürecinde gerçekleşen kredi kullanımlarını, taşınır-taşınmaz mal satışlarını ve aleyhine başlatılan icra takibini göstermiştir.<br>Mahkemece yapılan yargılamada, davacının mutabakat imzalandığı döneme yakın tarihlerde taşınmazını sattığı, bankadan krediler çektiği ve başkaca alacaklılar nezdinde icra tehdidi altında kaldığı, bir kısım taşıtlarını elden çıkardığı, dinlenen tanık beyanlarından da davacı tarafın ekonomik olarak güç durumda iken belge imzaladığı sabit görülerek, davacının iradesinin davalı tarafça sakatlandığı, ekonomik durumundaki sıkıntılar nedeniyle davalı tarafın tehditi ve baskısı altında kesin hak ediş ve mutabakatı imzalamak zorunda kaldığı kabul edilerek, benimsenen rapor doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>6100 sayılı HMK'nın 33. maddesi uyarınca hâkim, Türk hukukunu resen uygular. 06.1958 gün 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.<br>Davacının somutlaştırdığı iddia ve anlatımı dikkate alındığında, talebin dayanağının sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 21. maddesinde düzenlenen gabin ve 29 vd. maddelerinde düzenlenen ikrah kapsamında olduğu açıktır.<br>818 sayılı Borçlar Kanunun 29. maddesine göre, bir kimse, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. BK'nın 30. maddesinde belirtildiği üzere ikrahtan söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin  tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılabilir. İptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir (BK'nın 31. m.) Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için, yerine getirilen edim istihkak davası, bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir.Gabin ise, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 21. Maddesinde \"Bir akitte ivazlar arasında açık bir nispetsizlik bulunduğu takdirde, eğer mutazarrırın müzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut  tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise, mutazarrır bir sene zarfında akdi feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir. Bu müddet, akdin inikadından itibaren cereyan eder.\" şeklinde düzenlenmiştir.Madde içeriğinden de anlaşılacağı üzere, gabinden söz edilebilmesi için şu üç koşulun bulunması gerekir: -Nesnel (objektif) koşul; edimler arasında açık bir oransızlık bulunması gerekir.-Öznel (subjektif) koşul; taraflardan biri zor durumda (müzayaka)  veya düşüncesizlik yahut deneyimsizlik içinde bulunmalıdır.-Karşı taraf, yukarıdaki nesnel ve öznel koşullardan bilerek ve isteyerek yararlanmalıdır.Sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın yukarıda içeriği açıklanan madde hükümleri itibariyle, davacı tarafça gösterilen deliller kapsamında ikrah veya gabin koşullarının oluşup oluşmadığının irdelenip değerlendirilmesi yanında, mahkemece resen dikkate alınması gereken hak düşürücü süre yönünden de değerlendirme yapılması gerekmektedir. 818 sayılı BK'da ikrah, irade bozukluğu halleri içinde sayılmıştır. Gabin ise, sözleşmenin içeriğine ilişkin hükümler ile iradeyi bozan sebepler arasında düzenlemiştir. Bu durumda, ikrah ve gabin iddiası aynı davada ileri sürülebilir ise de, inceleme sırası olarak öncelikle ikrah iddiasının incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle mahkemece, öncelikli olarak ikrah iddiası kapsamında inceleme yapılmış olması doğrudur. Ancak, hak düşürücü süre yönünden inceleme ve değerlendirme yapılmamış olması eksik olmuştur.Gabin nedeniyle sözleşmeye bağlı olunmadığının, düşüncesizliğin veya deneyimsizliğin öğrenildiği tarihten, zorda kalma durumunda ise bunun etkisinden kurtulma anından itibaren 1 yıl içinde karşı tarafa bildirilmesi gerekir. Aksi halde sözleşmeye bağlı kalınır. Buradaki süre hak düşürücü süre olup, dava açma süresi değil, diğer tarafa sözleşmeyle bağlı olmadığının bildirim süresidir. İkrahda ise, korkunun ortadan kalktığı andan itibaren 1 yıl içinde karşı tarafa bildirilmesi gerekir. Aksi halde sözleşmeye bağlı kalınır. Buradaki süre de yukarıdaki paragrafta anlatıldığı şekilde bildirime ilişkin hak düşürücü süredir.    <br>Somut olayda, gabin veya ikrah ile davaya konu 18.05.2011 tarihli mutabakat sözleşmesinin imzalandığı ve hak edişlerin de buna göre düzenlendiği iddia edilmiş olmakla, zorda kalma durumunun veya korkunun son hak edişin imzalanması ile birlikte ortadan kalktığının kabulü gerekmektedir. Bu durumda, son hakedişin 24.11.2011 tarihi olduğu dikkate alındığında, bu tarihten itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içinde hem ikrah, hem de gabin kapsamında sözleşmeyle bağlı olunmadığı yönündeki bildirim hakkının kullanılması gerekmektedir. Davacı davadan önce bu bildirimi yaptığını usulünce iddia ve ispat edemediğine göre, ilk defa davayla ileri sürdüğü kabul edildiğinden, 24.11.2011  tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde bu talebini karşı tarafa bildirmemiştir. Bu haliyle, davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerekirken, kabulüne yönelik mahkeme kararı yanlış olmuştur.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b-2. bendi gereğince kaldırılarak davanın reddine dair yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,   <br>2-İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 20/03/2024 tarih, 2023/205 Esas, 2024/210 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>3- Davanın REDDİNE, <br>B) İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN<br>1-Alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcın, 170,80-TL peşin harç ve 19.072,00 TL tamamlama harç toplamı 19.242,80-TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 18.510,80-TL harcın kararın kesinleşmesini takiben ve istek halinde davacı tarafa İADESİNE, <br>2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, <br>3-Davalı tarafından yapılan 50,00-TL posta masrafının davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,<br> 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 175.013,11-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,<br> Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde yatıran tarafa İADESİNE, <br>C) İSTİNAF İNCELEMESİ YÖNÜNDEN<br>1-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalı tarafa İADESİNE,<br>2-Davalı tarafından yapılan 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 570,00-TL tebligat ve posta  gideri olmak üzere toplam 1.739,40-TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı tarafa VERİLMESİNE, <br>3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 25/02/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dd080fcedf64c278","SID":"d5258f16db86d305"}}