{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1536 Esas<br>KARAR NO: 2026/122 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA) <br>ESAS NO: 2021/149 Esas - 2023/139 Karar<br>TARİHİ: 29/03/2023<br>DAVA\t:Alacak (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:22/01/2026<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin...’da mukim, gemi acenteliği olan bir Türk şirketi olduğunu, davalının ise Rostov / Rusya’da mukim bir gemi donatanı olup geminin işletmeciliği ile iştigal eden bir Rus şirketi olduğunu, müvekkili ile davalının 27/04/2012 tarihinde imzaladıkları bir acentelik hizmetleri sözleşmesi ile davalının sahip olduğu gemilere ücret ve davalı adına yapılan masrafların ödenmesi karşılığında müvekkilince acentelik hizmetleri verilmesi konusunda anlaştıklarını, müvekkilinin davalı adına işletilmekte olan gemilere klas sörveyi, organizasyonları, emniyet ekipmanları ve gemi ihtiyaç malzemelerinin tedarikleri, yağ, yakıt, su alımları, çöp, atık tahliyeleri, teknik tamir, bakım hizmetleri, kaptanın finansal taleplerinin karşılanması gibi sayısız konuda servis verdiğini, ancak yapılan işlere ait masraf ve ücretlerin davalı tarafça ödenmediğini belirterek davacının 102.585,24 ABD Dolarlık taleplerinin güvence altına alınmasını teminen davalı tarafa ait yada onun tarafından işletilmekte olan gemilerden... Liman sınırları içinde bulunanlar hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesini ve seferden men edilmelerini, fazlaya dair haklar saklı tutulmak suretiyle 102.585,24 ABD Doları alacağın davalı tarafından davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen sözleşme uyarınca yetkili mahkemenin Rostov Bölgesi Ticaret Mahkemesi olarak belirlendiğini, dava konusuna ilişkin olarak Rostov Bölgesi Ticaret Mahkemesinde açılmış bir dava bulunduğunu, davacı tarafça dosyaya sunulan ve Türk Mahkemelerini yetkili kıldığı iddia edilen ek protokloün müvekkili bilgisi dışında tanzim edildiğini, sözkonusu belgenin gerçeğe aykırı bir şekilde düzenlendiğini, müvekkili şirketi temsilen atılmış olduğu iddia edilen imzanın ...’e ait olmadığını, müvekkili şirketin iflas sürecinden önce davacı şirket ve müvekkili şirket arasında çok kuvvetli bir organik bağın olduğunu, her iki şirketin de aynı grup şirket çatısı altında bulunduğunu ve aynı kişiler tarafından yönetildiğini, davacı şirketin tüm kontrolünün ... Group (...) adı altında kümelenen ...’nun şirketlerinde bulunduğunu ve şirketlerin Türkiye’deki iştiraki olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirkete ödemesi gereken herhangi bir borç bulunmadığını belirterek yetki itirazı ve derdestlik itirazının kabulü ile davanın usulden reddine, davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 29/03/2023 tarih ve 2021/149 Esas - 2023/139 Karar sayılı kararında;\"......Davacı vekilinin alacak iddiasıyla ilgili olarak ticari defter kayıtlarının incelenmesi sonucunda düzenlenen14/02/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davacının 27.09.2018 dava tarihi itibarıyla davalıdan (23.930.261,38 USD - 77.890,00 USD )=23.852.371,38 USD alacaklı gözüktüğü, davacının çıkar birliğine dahil olduğu davalı ...'a kesilen hizmet / mal bedelini ihtiva eden faturaları Kurumlar Vergisi Beyannamesinde “Transfer Fiyatlandırması Kapsamındaki İlişkili Kişilere İlişkin Bilgiler” formu kapsamında bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirmiş olduğu, ilgili formun ise bağlı şirketler arasında gerçekleşen bir fiyatlama sistemi olduğu, davacının huzurdaki davaya konu ettiği, toplam tutarı 102.585,24 USD ile 2018/132 Değişik iş doyasına konu toplam tutarı 613.260,78 USD'nin ilgili bakiye içerisinde yer aldığı, Rostov Bölgesi Ticaret Mahkemesini 11.12.2018 tarihli gerekçeli kararında, acentelik sözleşmesinin imzalanmasıyla tarafların kendi haklarını kötü niyetle kullandıklarına, bu sözleşmelerin şartlarının taraflarca yerine getirilmesi niyeti olmadan suni bir borç oluşturma amacıyla imzalandığına, tarafların imzalamış oldukları acentelik sözleşmesi ile alacaklıların çıkarlarına zarar verilmesinin amaçlandığına yer verildiği, ... AŞ.'nin münferiden yetkili temsilcilerinden biri ve yönetim kurulu başkanının ... olduğu, ... A.Ş'nin davalı şirketin kurucusu ve ortağı olduğu; taşımacılık ve lojistiğin hem davalı hem davacı şirketin faaliyet konuları arasında yer aldığı, davacı ... ... A.Ş'nin ile davalı ...Ltd.'nin yönetim ve organizasyonlarının birbirine karıştığı, hukukumuzdaki yerleşik uygulama da göz önüne alındığında, davalı ...Ltd. ve davacı ... A.Ş arasında organik bağın meydana geldiği yönünde kanaat bildirilmiştir.Dava konusu uyuşmazlıkta dosyaya celb ve ibraz edilen bilgi ve belgelerden, davalı .... Ltd. ve davacı ... AŞ. ile ilgili olarak şu husular tespit edilmiştir.<br>-Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarına göre, davacı ... AŞ'nin  kurucuları, ... (...) ve ...'dur. (TTSG, Tarih: 27.10.1998, Sayı: 4657, Sayfa: 434). Yine bu şirketin -münferiden- yetkili temsilcileri, yönetim kurulu başkanı ... ve ...r “dir. ..., Tarih: 28.07.2021, Sayı: 10375, Sayfa: 592). Şirketin adresi, “... Beşiktaş/ İstanbul'dur”. Şirketin faaliyet alanı “taşımacılık ve lojistik hizmetleridir. -Davalı şirket tarafından 25.07.2019 tarihli dilekçeyle dosyaya sunulan, Tüzel Kişiler Birleşik Devlet Sicili kayıtlarına göre 11.04.2013 tarihi itibariyle davalı ... Limited Şirketinin kurucusu, tek sahibi ve yüzde yüz sermayesinin sahibi olan şirket“davacı ... Şirketi”'dir. (Yeni Unvanı “... AŞ, adresi: ...Etiler/Beşiktaş/İstanbul). Tüzel kişi adına hareket etmeye yetkili kişi ise şirket müdürü “...”'dir. Şirketin faaliyet konuları; Deniz yoluyla yük taşımacılığı, petrol ve petrol ürünlerinin saklanması ve depolanması, iç sularda taşımacılık faaliyetini destekleyici faaliyetler, denizyolu taşımacılığı ile ilgili ek faaliyetler, iç sularda taşımacılık, mürettebatıyla birlikte yük gemisi kiralanması; şant/manevra (shunting) hizmetleri verilmesi, deniz taşımacılığı araç ve gereçlerinin kiralanması, eleman bulma hizmetleridir.<br>-Rusya / Rostov Bölgesi Ticaret Mahkemesi 11.12.2018 tarihli gerekçeli kararında özetle; Tüzel kişiler birleşik resmi sicilinde bulunan bilgilere göre, borçlu ... Limited Şirketinin tek sahibi ve yüzde yüz sermayesinin sahip olan kurum ... Lt (Sicil No ..., ..., ..., ... No: ...) olduğu, bu şirketin yüzde yüz sermaye sahibinin ... olduğu, dosyaya ibraz edilmiş olan ... Limited şirketinin kurumsal bilgilerine göre, bu şirket, ...nin de %93,9'unun sahibi bulunduğu, kalan %6,1'lik payın sahibinin ise ... olup, bu kişinin aynı zamanda ...nin müdürü olduğu, dolayısıyla  ...nin esasında  ... Lt'ye bağlı bir tüzel kişi olduğu, acentelik sözleşmesinin imzalanmasıyla, tarafların kendi haklarını kötü niyetle kullanma unsurunu ortaya koyduğu, bu sözleşmenin şartlarının gerçekten taraflarca yerine getirilmesi niyeti olmadan, suni bir borç oluşturma amacıyla imzalandığını göstermekte olduğu, tarafların imzalamış olduğu acentelik sözleşmesinin, borçlu kurumun dilekçeyi veren davacı kuruma karşı suni şekilde borçlandırılmasına yönelik imzalandığını, bu şekilde iflas sürecinde kontrolü elde ederek, diğer kreditörlerin çıkarlarına zarar verilmesi amacıyla imzalandığını gösterdiği, ...nin vermiş olduğu hizmetler karşılığında hiçbir ücret almadan ve yapmış olduğu masrafların karşılığını almadan, bu sözleşmenin süresini uzatmamasının kendisinden beklenen bir durum olduğu, tüm bu hususlar, tarafların acentelik sözleşmesini gerçekten yerine getirme niyetlerinin olmadığını ve dilekçeyi veren kurumun üçüncü taraflara ödediği tutarların ve masraflarının (dilekçeyi veren şirketin gerçekten bu masrafları yapmış olması halinde) ve dilekçeyi veren şirkete herhangi bir ücret ödeme niyetinin olmadığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu bu kararda, acentelik sözleşmesinin imzalanmasıyla tarafların kendi haklarını kötü niyetle kullandıklarına, bu sözleşmelerin şartlarının taraflarca yerine getirilmesi niyeti olmadan suni bir borç oluşturma amacıyla imzalandığına, tarafların imzalamış oldukları acentelik sözleşmesi ile alacaklıların çıkarlarına zarar verilmesinin amaçlandığı değerlendirilmiştir.Dosyaya sunulan şirket kayıtlarına göre ... AŞ.'nin kurucusu, münferiden yetkili temsilcilerinden biri ve yönetim kurulu başkanı ...'dur. Davacı ... ... A.Ş. aynı zamanda davalı şirketin kurucusu ve ortağıdır. Taşımacılık ve lojistik hem davalı hem davacı şirketin faaliyet konuları arasında yer almaktadır. Davacının Kurumlar Vergisi Beyannamelerinin ve Yasal Defter kayıtlarında yer alan şirketin ortaklık yapısındaki bilgilere göre davacının 2012 ila 2017 yılı sonuna kadar en büyük ortağının ... Holding olduğu, 2018 yılında ise ... Holding'in hissesini ... A.Ş firmasına devrettiği bilirkişi incelemesi ile tespit edilmiştir. Davalı vekili tarafından dosyaya sunulan, ... Şirketler Grubunun/ ....Ltd.'nin 31.12.2014 tarihli Yönetim Kurulu Raporunda, davalı şirket/...., grup şirketleri arasında gösterilmiştir. Bu saptamalar karşısında davacı şirket ve davalı şirketin yönetim ve organizasyonlarının birbirine karıştığı, davalı ... Ltd. ve davacı ... ... AŞ arasında organik bağın meydana geldiği değerlendirilmiştir. Öte yandan, Acentelik sözleşmesi kapsamında üstlenilen yükümlülükler davalı şirket tarafından uzun süredir yerine getirilmemesine rağmen davacı ... ... AŞ. Acentelik sözleşmesi kapsamında hizmet vermeye devam etmiş ve davalı taraftan işbu dava tarihine kadar herhangi bir talepte bulunmamıştır. Ticari defterlerin incelenmesi ile tespit edildiği üzere, davacının davalı ...v'a kestiği hizmet / mal bedelini ihtiva eden faturaları Kurumlar Vergisi Beyannamesinde “Transfer Fiyatlandırması Kapsamındaki İlişkili Kişilere İlişkin Bilgiler” formu kapsamında bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirdiği, ilgili formun bağlı şirketler arasında gerçekleşen bir fiyatlama sistemi olduğu belirgindir.  Davacı şirket uzun süreden beri acentelik sözleşmesi kapsamında borcunu davalı şirketten alma maksadıyla hiçbir eylemde bulunmamıştır. Bu durumun ticari hayatın olağan akışı ve davacı şirketin ekonomik menfaatiyle uyuşmadığı açıktır.Tüm bu tespit ve değerlendirmelerin neticesinde; davacı ile davalı şirket arasında sıkı organik bağ ilişkisinin bulunduğu, taraflar arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin bedel hususunu yerine getirme niyet ve iradesini içermediği, daha ziyade üçüncü kişilere karşı fiktif bir borç yaratma amacıyla düzenlendiği, dolayısıyla davacı ile davalı arasında gerçek bir alacak ve acentelik ilişkisinin olmadığı kanaatine varılmış olduğundan, bu kanaat ışığında davanın reddine karar vermek gerekmiştir.\" gerekçesi ile, ''1-Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin dilekçeler teatisi süresince ve duruşmalar içerisinde defaaten \"organik bağ\" vurgusunun organik bağın gerçekleşme şeklinin TMK m.2 kapsamında gerekçeli ve detaylı şekilde incelenmemiş olduğunu, gerekçeli karar yazılırken bu konuda detaylı saptamalar yapılmadığını, \"Organik bağ\" kavramının Şirketler Hukuku bakımından çoğunlukla borç ilişkilerindeki sorumluluğa ilişkin olduğunu, farklı tüzel kişiler arasında tam anlamıyla birlik, ticari ve ekonomik bağımlılık ve bütünlük var olmasa dahi, belli kriterlerin varlığı halinde bu tüzel kişilerin birbirlerinin uzantısı olarak kabul edilmesinin \"organik bağ\" varlığını işaret ettiğini, organik bağ varlığında yalnızca borçlardan müteselsil sorumluluk sonucu doğmakla kalmayıp, aynı zamanda söz konusu şirketlerin esasen tek bir şirkete vücut verdikleri sonucuna ulaşılarak hukuki sorumluluğun kapsamının  genişletilebileceğini, organik bağ hususundaki kriterler tahdidi olmayıp, mevcut olayda hakimin somut verilere dayanarak incelemede bulunması gerektiğini, ancak örnek mahiyette olmak kaydıyla Şirketlerin aynı merkezden idaresi,Şirket çalışanlarının önemli ölçüde aynı oluşu,Şirketler arasında mali ve iktisadi bütünlük,Şirketlerin aynı müşteri portföy ve çevresine hitap etmesi gibi olguların organik bağın varlığını işaret ettiğini, Müvekkil şirketin ve davalının dilekçelerinde ortak olarak görüleceği üzere davalı şirketin Rusya Federasyonu'nun Rostov bölgesinde mukim  gemi işletmeciliği ile iştigal eden Rus şirketi olduğunu, müvekkilin ise...'da mukim, Türk Ticaret Odası'na kayıtlı ve esas uğraşı alanı gemi acenteliği olan bir Türk şirketi olduğunu, yönetim merkezleri farklı olan bu iki şirketin, organik bağının varlığına dayanak olarak finansal raporlar ve ticaret sicil kayıtları sunulmuşsa da, bu belgelerin farklı işlerle iştigal eden ve farklı tüzel kişiliklere sahip şirketler arasında bir borç ve alacak ilişkisinin kurulmasına engel bir durum teşkil etmeyeceğinin aşikar olduğunu, Dosya içerisinde bulunan finansal raporlar ve ticaret sicil kayıtlarının tek başına organik bağı ispatlar nitelikte olmadığını, yerel mahkemenin gerekçeli kararında HMK m.297/1-c'ye aykırı şekilde toplanan delillerin  tartışılması ve değerlendirilmesi hususunun es geçildiğini ve kanunen sabit olmayan ve somut delillerle de desteklenmeyen \"organik bağ\" kavramının varlığına haksız ve hukuka aykırı olarak kanaat getirildiğini, AYM içtihatlarında, adil bir yargılanmadan söz edilebilmesi için mahkemenin, davanın esasına ilişkin olan iddia ve delilleri değerlendirdikten sonra, gerekçeli ve ayrıntılı bir şekilde hüküm kurması gerektiğinin zorunluluğuna işaret edildiğini, <br>Somut olayda yerel mahkemenin yargılama esnasında alınan mali bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere yazılı delillere, ticari defter ve kayıtlara dayanan bu sebeple tartışmadan vareste hale gelen ticari alacaklarının davalıdan tahsili yönünde hüküm kurmak yerine dosya içeriğinde bulunan bir takım ticaret sicil ve şirket kuruluş kayıtlarını esas almak suretiyle yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına aykırı şekilde Türkiye'de faaliyet gösteren davacı müvekkil şirket ile Rusya'da faaliyet gösteren davalı şirket arasında organik bağ bulunduğu gerekçesi ile davanın reddi cihetine gitmesinde hukuka uygunluk bulunmadığını,Müvekkil şirketin davalı şirketten 23.852.371,38-USD alacaklı olduğunun bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, dava süresince davalı şirketin müvekkil şirketin alacaklarını takip etmek için uzun süre harekete geçmediğini, pay ve paydaşların aynı olması sebebi ile iki şirketin yönetiminin bir olduğunu ve aslında böyle bir borcun bulunmadığını iddia ettiklerini, bunun aksine dosyaya sunulan 14/02/2023 tarihli bilirkişi raporunda davacının 27/09/2018 dava tarihi itibarıyla davalıdan 23.852.371,38 USD alacaklı gözüktüğünün tespit edildiğini, kısacası mali yönden yapılan bilirkişi incelemesinde davacı müvekkil şirketin sözleşmeye dayanan, verilen hizmetin karşılığı olan ve faturaya dayanan ticari alacağının tarafların defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme ile tespit edildiğini ve bilirkişi heyeti tarafından da bu alacağın varlığına işaret edildiğini, ancak davacı şirketin sözleşmeden doğan ticari alacağının varlığına işaret eden aynı bilirkişi heyetinin davalı şirketin cevap dilekçesindeki soyut iddialarını raporlarına taşıyarak somut delillerin aksine olacak şekilde HMK madde 279'a da aykırı olarak hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunup bir takım şirket kuruluş sicil kayıtlarını gerekçe gösterip taraflar arasında organik bağ olduğu iddiası ile davalı şirketin sözleşmedeki bedel ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebi ile oluşan borcun fiktif bir borç olduğunu ileri sürdüklerini, hem bilirkişi raporunda, hem de gerekçeli kararda müvekkil şirketin davalı şirketten alacaklı olduğu tespit edilmesine rağmen var olmayan organik bağa dayanılarak aksine hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkemenin alacak ilişkisini kabul edip, bu alacak ilişkisinin dayanağının fiktif bir borç yaratma gayesine araç olduğu tespitinin isabetsiz olduğunu, müvekkil şirketin  İstanbul'da mukim, Türk Ticaret Odası'na kayıtlı ve esas uğraşı alanı gemi acenteliği olan bir Türk şirketi olduğunu, davalı şirketin ise Rusya Federasyonu'nun Rostov bölgesinde mukim ve gemi işletmeciliği ile iştigal eden  bir Rus şirketi olduğunu, tüzel kişilikleri, yönetim ve idare merkezleri, iş odakları ve müşteri portföyleri farklı olan iki şirketin, ticari hayat içerisinde birbirine borçlanmasının gayet mümkün olduğunu, aralarında organik bağ bulunmayan, birbirinden farklı iki tüzel kişilik arasındaki alacağın tahsil zamanı ve şeklinin kanuni sınırlandırmaya tabi olmadığını, Nakit akışında dava tarihine kadar sapmalar yaşamayan müvekkil şirketin, davalı şirket hesaplarının idarece dondurulduğunun ve yönetimlerine kayyım atandığının öğrenilmesinin ardından harekete geçtiğini, davacı şirketin zaman aşımı süresi içerisinde alacağının tahsili cihetine gittiği ortadayken bu alacağı talep etme zamanının ilk derece mahkemesi tarafından sorgulanması hukuka aykırı olduğu gibi alacağının açıkça tehlikeye düştüğünü gören davacı müvekkil şirketin bu alacağın tahsili için dava açmasında hukuka aykırılık yada ticari teamüllere aykırılık bulunmadığını, kaldı ki davalı şirkete kendi ülkesinde uygulanan adli ve idari tedbirler sebebi ile alacağını tahsil güçlü yaşayacağını anlayan davacı şirketin bu alacağın tahsili için hukuk yoluna başvurmasında bir anormallik de bulunmadığını, İlk derece mahkemesinin iki farklı ülkede faaliyet gösteren, uğraş alanları farklı olan iki şirket arasındaki sözleşmeye dayalı ticari ilişkiyi, yazılı delillere dayanan alacağın varlığını duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit ettiğini, yine davacı müvekkil şirketin sözleşme ile üstlendiği hizmet görme borcunu eksiksiz şekilde yerine getirdiği,  davalı şirketin hizmet kusuru yönünde hiçbir itirazı, ayıplı hizmet iddiası olmadığının da dosya kapsamından açıkça anlaşılmakta olduğunu, hal böyleyken ilk derece mahkemesinin yazılı delilleri, ticari defter ve kayıtlardaki alacağın varlığına dair tespitleri yok sayarak  yoruma dayalı şekilde taraflar arasında organik bağın varlığı gerekçesi ile davanın reddine karar vermesinde hukuka uygunluk bulunmadığını, yerel mahkemenin kabulü doğru kabul edilecek olsa dahi yönetim organizasyonları aynı olan ve birçok faaliyet alanını içinde barındıran farklı ülkelerdeki şirketlerin birbirleriyle iş yapamayacağını, borç alacak ilişkisi kuramaz hale geleceğini, bu durumun da ticari hayatın ilkeleri ile bağdaşmayacağını,Müvekkil şirketin davaya konu alacağı somut belgelerle ispat edilmesine rağmen mahkemenin aksi yönde kararının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkil şirketin alacağı sabit olduğu halde yerel mahkemenin yalnızca davalı şirket beyanlarına ve bilirkişi raporuna atıf yaparak davanın reddine karar verdiğini, kararın ivedilikle kaldırılması gerektiğini, Taraflar arasında uzun süredir ticari ilişkilerin sürmesi ve iş akışının bir hayli fazla olması sebebi ile müvekkil şirketin dava tarihine kadar, davalı şirket uhdesinde bulunan gemilerin acentelik hizmetlerinden doğan tüm borçlarını karşılamak durumunda kaldığını, bunun sebebinin müvekkil şirketin ticari hayattaki ilk göz ağrısı ve başarı hikayesinde önemi olan acentelik hizmetlerindeki varlığını ayakta tutma gayesi olduğunu,Uyuşmazlık kapsamında bir sözleşmenin varlığı ve bu sözleşmeye bağlı verilen hizmetlerin eksiksiz şekilde gerçekleştirildiğini ve alacağın varlığının ispatlandığını, sözleşmeden doğan bedel ödeme edimini yerine getirmeyen ve hizmet kusuru yönünden hiçbir itirazı olmayan, ancak ticari borcunu ifa etmeyen bir ticari şirketin aleyhine alacak davası açılması kadar normal bir durum olmamasına rağmen yerel mahkemenin hukuk nizamı ile bağdaşmayacak bir yorumla ve niyet okuma ile davanın reddine gitmesinin isabetsiz olduğunu, bu kararın ticari bir şirket olan davacı müvekkil şirketi telafisi güç imkansız zararlara sokacağını, ticari kayıtlarında gösterdiği, vergisini ödediği ticari alacağının mahkeme tarafından mali bilirkişiler vasıtası ile açık bir şekilde tespitine rağmen hukuka uygun düşmeyen yorumla davanın reddine gidilerek alacağa kavuşmasının engellenmesinin açıkça mağduriyete sebep olacağını,Davalı şirket tarafından dava süresince alacak ilişkisinin varlığının aksini ispat gücüne haiz herhangi bir delil, bilgi ve belgenin dosya içerisine sunulamamasına, müvekkil şirket alacağının somut belgelere dayanmasına, tarafların farklı tüzel kişiliklere sahip şirketler olmasına ve hatta davalı şirket yönetiminin kayyım kontrolünde olduğunun bilinmesine rağmen yerel mahkeme tarafından yalnızca \"organik bağ\" varlığı üzerinde durulmuş ve isabetsiz gerekçeler ile haklı davanın hukuka aykırı bir şekilde reddedildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;Vekalet ücreti hesabının gerekçeli karar tarihindeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmesi suretiyle hesaplanması gerektiğini, bu nedenle ilgili karara karşı yalnızca lehe hükmedilen vekalet ücreti bakımından istinaf taleplerinin bulunduğunu,Davacı şirketin müvekkil şirketten sözde alacağı için ikame ettiği davada talep konusunun Amerikan Doları cinsinden belirtilmesine rağmen yerel mahkemenin vekalet ücreti hesabında yabancı paranın dava tarihindeki rayici esas alarak hüküm kurmasının hatalı olduğunu,Güncel kur üzerinden düşünüldüğünde müvekkil şirketin işbu dava ile yaklaşık 30 Milyon TL’lik bir alacak talebi ile karşı karşıya kaldığını, müvekkil şirketin alacak talebi bu kadar yüksek olduğu için işbu dava bakımından birçok masraf yaptığını, delillerin toplanmasında ve mahkemeye sunulmasında hassasiyet gösterdiğini, buna uygun olarak avukat ve danışmanlar ile çalıştığını, birçok yargılama masrafı yaptığını, müvekkil şirket bu denli yüksek bir alacak talebi ile karşı karşıya kaldığı için bu oranda masraf yaparken, lehe hükmedilecek vekalet ücretinin de bu tutar üzerinden hesaplanması gerektiğini, vekalet ücretinin güncel döviz kuru üzerinden hesaplanması gerektiğini, tüm bu nedenlerden dolayı yerel mahkemenin vekalet ücreti hesaplamasında kullandığı kur değerinin hatalı olduğunu ve işbu kararın hükmedilen vekalet ücreti bakımından düzeltilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dairemizin  19.03.2021 tarih ve 2021/216 Esas - 2021/376 Karar sayılı kaldırma kararımızdan sonra yapılan yargılama sonucu istinafa konu karar verilmiştir. Dava, gemi acenteliği sözleşmesine dayanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Dairemizin kaldırma kararı doğrultusunda mahkemece yapılan yargılama sırasında davalı tarafın milletlerarası yetki itirazının reddine karar verilmiş,Davacı vekilinin alacak iddiasıyla ilgili olarak ticari defter kayıtları da inceletilmek suretiyle bilirkişi heyetinden rapor alınmış ve bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda istinafa konu karar verilmiştir.HMK 282 maddesinde \"Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.\" yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında verilen itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi heyet raporunda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddialar ve itirazlar  değerlendirilmiştir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı; Mahkemece verilen hüküm gerekçesinde de belirtildiği üzere davacı ve davalı şirket arasında organik bağ olduğu, taraflar arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin bedel hususunu yerine getirme niyet ve iradesini içermediği, daha ziyade üçüncü kişilere karşı fiktif bir borç yaratma amacıyla düzenlendiği,  dolayısıyla davacı ile davalı arasında gerçek bir alacak ve acentelik ilişkisinin olmadığı tespit edilmiş, bu durumun sadece yerel mahkeme kararında değil, dosyada mübrez Rostov Bölgesi Ticaret Mahkemesi kararında da tespit edilmiş olduğu, bu tespitler doğrultusunda davalı şirketin davacıya  borcunun bulunmadığı anlaşılmış , buna göre  ilk derece mahkemesince davanın reddine yönelik verilen karar usul ve yasaya uygun olup mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Dava konusu alacak yabancı para cinsinden olup, döviz üzerinden açılan davalarda dava değeri dava tarihindeki kur üzerinden TL. Karşılığına göre tesbit edilip bu değere göre karar tarihindeki tarifeye göre harç ve vekalet ücretine hükmedilecektir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/3473 Esas - 2020/2039 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir.)Somut olayda mahkemece, döviz üzerinden açılan eldeki davada dava değeri dava tarihindeki kur üzerinden TL. karşılığına göre tesbit edilip bu değere göre karar tarihindeki AAÜ tarifesine göre davalı lehine vekalet ücretine hükmolunduğu tesbit edilmekle;  ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olup kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin karar tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrilerek vekalet ücreti hükmedilmediğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre; mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacı ve davalının istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, <br>2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, <br>3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, <br>4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL'nin davalıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, <br>5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı ve davalı üzerinde bırakılmasına, <br>6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 22/01/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3a69250a1ebc6224","SID":"b75876a5a284bcca"}}