{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>KAYSERİ<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>6. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO: 2026/317 <br>KARAR NO: 2026/489<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 04/12/2025<br>NUMARASI: 2024/185 Esas   -     2025/1042 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 03/03/2026<br>İSTİNAF KARAR YAZIM <br>TARİHİ: 03/03/2026<br>Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin  2024/185  Esas 2025/1042  Karar sayılı ilamına karşı , davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile müteveffa arasında ticari ilişki olduğunu, bu ticari ilişkiye delil olarak taraflar arasında fatura ve form BS belgeleri mevcut olduğunu, söz konusu faturanın tarafların ticari defterlerinde kayıtı olup defterlerin incelenmesinde ticari ilişkinin varlığı ve borcun açıkça belli olacağını, ...' ın vefat etmesi nedeniyle davalıların mirasçı olarak borçtan sorumlu olduklarını, dava konusu faturanın Kayseri Genel İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası ile  icra takibine konulduğunu, davalıların haksız ve kötü niyetli olarak borca itiraz ettiklerini ve takibin durduğunu, yapılan haksız itirazın iptaline, takibin devamına ve yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın dava konusu borcun varlığını ... LTD.ŞTİ tarafından düzenlenmiş olan faturaya dayandırdığını,  ancak müvekkilinin davacıya hiçbir nam ve ad altında bir borcu bulunmadığını, müteveffanın adına kayıtlı olan şirket adına kesilen fatura görüleceği üzere irsaliyeli fatura olduğunu,  irsaliyeli faturanın özelliğinin taraflarca yapılmış olan ticari ilişki neticesinde kullanılan sevk irsaliyesi ve faturanın aynı evrakta toplanmasını amaçladığını, yani satılan malın alıcı tarafından hem teslim alındığını hem de fatura konusu borcun doğduğuna delalet etmediğini,  müvekkillerine karşı başlatılmış olan takipte ki dayanak belge niteliğindeki fatura her ne kadar müteveffa ...'ın o dönemde kanser tedavisi görmesi ve sağlığının yerinde olmaması neticesinde sehven defter kayıtlarına işlenmiş olsa da davacı şirketin müvekkillerinden hiçbir ad altında alacağı bulunmadığını, davacı tarafça başlatılan takip ve ardından ikame edilmiş olan iş bu dava müvekkilinden intikam almak niyetiyle kötü niyetli olarak başlatıldığını, arz ve izah edilen nedenler ile müvekkili hakkında açılmış bulunan işbu itirazın iptali davasının reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: <br>İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; \"Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı vekili müvekkilinin davalıya mal ve hizmet sağladığını, takip konusu faturaya dair davalı tarafından ödeme yapılmadığını beyan etmiştir. <br>Davalı taraf aralarındaki ticari ilişkiyi takibe konu faturayı kabul etmemiştir. Davacının fatura gereği mal ve hizmet tedariğinin ispat edilmesi gerektiğini beyan etmiştir. <br>Davacı şirketin fatura düzenlemesi üzerine davalı şirket faturayı defterine kaydetmiştir. Cevap dilekçesinde bu durumun sehven olduğunu beyan etmiştir. <br>Tarafların ticari defterleri incelenmiştir. Tarafların defterleri tasdikli olup delil niteliğindedir. Davacının defterinde dava konusu faturanın kayıtlı olduğu, davalı defterlerinde de faturanın kayıtlı olduğu; herhangi bir ödeme ya da iade faturanın ise taraf defterlerinde kayıtlı olmadığı görülmüştür. Şu halde mal ve hizmet tedarikini davalı taraf defterine kaydederek kabul etmiştir. Defter kayıtları dışında hükme esas alınacak delil ikamesi sağlanmadığından, davalının ispat yükünü yerine getiremediği kanaatiyle yemin delili hatırlatılmıştır. Davalı tarafın yemin deliline dayanması ve yemin metnini ibrazı üzerine, davacı asıla tebliğ yapılmıştır. Davacı şirket temsilcisi duruşmada hazır bulunmuş ve yemini eda etmiştir. Neticede davacının faturaya konu hizmet ve buna dayalı alacak vakıalarını her iki taraf defter kaydı ve bilirkişi delili ile ispat ettiği; buna karşılık davalı tarafın iade fatura/ödeme vakıalarında HMK 191 maddesi gereğince karşı ispatı sağlayamadığı görülmekle sübut bulan davanın kabulüne, fatura miktarı likit olduğundan icra inkar tazminatının kabulüne, takibin devamına karar vermek gerekmiş ...\" gerekçesiyle Davanın KABULÜ ile, Kayseri Genel İcra Dairesinin ...esas sayılı dosya kapsamında davalı borçluların yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİNE, takibin devamına, 2-Davacının icra inkar tazminatının kabulü ile, alacağın (460.116,10-TL) %20'si tutarında olmak üzere 92.023,22-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. <br>İşbu kararı davalılar vekili süresinde istinaf etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ : <br>Davalılar vekili  istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dava konusu malın teslimi ispatlanamadığını, davacı alacağını yalnızca faturaya, BA/BS formlarına ve defter kayıtlarına dayandırdığını ve mahkemede sadece bu kayıtlara ilişkin inceleme neticesinde karar kurduğunu,  ancak malın davalıya fiilen teslim edildiğine ilişkin hiçbir somut delil sunamadığını, dosyada sevk irsaliyesi, teslim tutanağı, teslim imzası, taşıma belgesi ya da teslimi gösteren herhangi bir belge bulunmadığını,  temel borç ilişkisi faturayı veren kişi tarafından kanıtlanması gerektiğini, fatura sözleşmenin ifa safhası ile ilgili olup mutlaka bir sözleşmeye dayanması gerektiğini, sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı olmadığını, bu nedenle akdi ilişkinin inkarı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını da kanıtlaması gerektiğini, ayrıca taraflar arasında sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura sayılmaz ve bu belgeye itiraz edilmemesi de yeni TTK m.21/2 fıkrası anlamında bir sonuç doğurmadığını, sunduğu kararlardan da görüleceği üzere sadece fatura konusu mala ilişkin fatura kesilmesi dava konusu malın taraflarına teslim edildiğini kanıtlamamakla beraber davacı tarafın alacaklı olduğunu iddia ettiği alacağın kanıtladığını da göstermediğini, yargılama sırasında dinlenen davalı tanığı da açık ve net şekilde davacı tarafından herhangi bir mal teslimi yapılmadığını, taraflar arasında faturaya konu gerçek bir ticari mal alışverişinin bulunmadığını beyan ettiğini, başlatılan takip kötü niyetli olarak başlatılmış bu husus dosyada değerlendirilmediğini, dava ve icra takibi objektif iyiniyet kurallarıyla da bağdaşmadığını, davacı şirket yetkilileri ile davalı taraf arasında daha önce karşılıksız çek, kambiyo takibi ve tasarrufun iptali davalarına konu ciddi ticari ve hukuki ihtilaflar yaşanmış olup, davalı tarafın alacaklarını icra marifetiyle tahsil etmesinden hemen sonra, yaklaşık üç yıl önce düzenlenmiş ve fiili teslimi bulunmayan bir faturaya dayanılarak işbu takibin başlatılması hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, dosyaya sunulan mesajlaşma kayıtlarında davacı tarafın “kayıtlarda alacak var, ben bunu alacağım, avukata verdim açılacak” şeklindeki beyanları, takibin gerçek bir ticari alacaktan ziyade baskı ve misilleme amacıyla başlatıldığını ortaya koyduğunu, kötü niyetli ve soyut nitelikteki bu takip hukuki korumadan yararlanamadığını, mahkemece bu husus hiç tartışılmadan karar verilmesi de eksik inceleme niteliğinde olduğunu, ayrıca tüm bu sebeplerle icra inkar tazminatına da hükmedilmemesi gerektiğini, nitekim  şirket ortakları olan ... ve ... müvekkile yönelik olarak kendisinin müvekkile borcu olduğu dönemde müvekkilin babasının şirketine ait olduğu iddia edilen borçtan dolayı kesinlikle bir mahsuplaşmaya dair aralarında konuşma geçmezken dosya borcunu ödedikten sonra nedense 3 yıl önceki faturaya dayalı olarak gerçekte olmayan alacağı tahsilata geçtiğini, mesajlarda da görüldüğü üzere müvekkilin gerçekte olan alacağını tahsil etmesinden dolayı müvekkile duyduğu kin ve öfkeyle iş bu gerçekle alakası olmayan kötü niyetli takibe girişmesine rağmen gerekçeli karar da bu husular değerlendirilmeye alınmadığını,  ayrıca dava dilekçesinde de belirttiği başkaca mesaj kayıtları da bulunduğunu, bu mesaj kayıtlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini, bilirkişi raporu da hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığını, malların teslim edilip edilmediği araştırılmamış, sadece muhasebe kayıtları incelenmiş, eksik inceleme ile rapor düzenlenmiş, dahası bilirkişi görev alanını aşarak “davalının ödemeyi ispatlaması gerektiği” yönünde hukuki değerlendirme yaptığını, oysa ispat yükü davacıda olduğunu, davacı öncelikle mal teslimini ispatlamak zorunda olduğunu, teslim ispatlanmadan davalıdan ödeme ispatı beklenmesi HMK m.190’a açıkça aykırı olduğunu, bilirkişinin ispat yükünü ters çeviren bu yorumu hukuken geçersiz olduğunu, davalı defterlerinde davacıya borç gözükmemekte olup taraf defterleri arasında açık çelişki bulunduğunu, bu durumda mahkemece teslim vakıasının ayrıca ve somut delillerle araştırılması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca icra dosyası borcu icra tehdidini engellemek, müvekkillerin işleyen ticaretine zeval vermemek, faizi kesmek ve daha büyük zarara sebebiyet verdirmemek için kararın bozulması neticesinde iade alınmak üzere ödendiğini, dosya borcunun ödenmesi borcu kabul ettiği anlamına gelmediğini, bu sebeple kararın müvekkiller lehine bozulması gerektiğini, açıklanan nedenlerle; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesine, icra inkar tazminatına hükmedilmemesini, aksi kanaatte olunursa eksik inceleme nedeniyle kararın bozularak dosyanın mahkemesine iadesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini  talep etmiştir.<br>Davacı vekili istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde özetle  ;  Davalı taraf, faturayı sadece kabul etmekle kalmamış, aynı zamanda kendi ticari defterlerine usulüne uygun şekilde kaydederek 6100 sayılı HMK m. 222 uyarınca lehine delil teşkil edecek bir kayıt haline getirdiğini,  malın teslim alınmadığı bir senaryoda, profesyonel bir tacirin faturayı defterine kaydetmesi ve vergi idaresine bildirmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. bu kayıt, teslim vakıasının maddi ikrarı olduğunu, davalı tarafça, istinaf dilekçesinde mal alımlarına ilişkin bildirim formlarının yalnızca vergisel bir bildirim olduğu iddia edilmişse de; bu iddia, yerleşik Yargıtay içtihatları ve doktrin nezdinde geçerliliğini yitirdiğini, tarafların karşılıklı olarak BA/BS formları içerisine dahil ettikleri bir fatura, hem sözleşme ilişkisinin varlığına hem de faturaya konu edilen malların fiilen teslim edildiğine dair en kuvvetli delillerden biri olduğunu ,  213 sayılı VUK’un emredici hükümleri uyarınca; fiilen mal veya hizmet alımı gerçekleşmeksizin Mal Alımlarına İlişkin Bildirim Formu ile devlete beyanda bulunmak, TCK ve Vergi Mevzuatı kapsamında sahte belge düzenlemek veya kullanmak suçunun unsurlarını oluşturduğunu, davalıların miras bırakanının, söz konusu faturayı ilgili bildirimlerine dahil etmiş olması, malın fiilen teslim alındığının kamu otoritesi ve vergi idaresi önünde yapılmış maddi bir ikrarı olduğunu, bilirkişi raporuyla da teknik olarak teyit edildiği üzere; müvekkil şirketin satış bildirimi ile davalı tarafın alış bildirimi arasındaki tam uyum, tarafların iradelerinin malın teslimi ve borcun varlığı noktasında birleştiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtladığını, davalı tanıklarının, taraflar arasındaki teslimat sürecine dair şahsi bilgi sahibi olmadıkları yönündeki beyanları, faturaya konu edilen malların teslim alınmadığı iddiasını ispata hukuken elverişli olmadığını,  hukuk düzeninde, tacirin kendi tuttuğu defterdeki kayıt, tanık beyanından evvel gelen bir maddi ikrar olduğunu, davalı taraf teslimatı gerçekten 'görmek' istiyorsa, tanık dinletmek yerine bizzat devletin denetimine sunduğu kendi ticari defter kayıtlarına bakması gerektiğini, kendi defterinde 'aldım' dediği malı, mahkeme huzurunda tanıkla inkar etmeye çalışmak, açıkça dürüstlük kuralına aykırı bir çelişki olduğunu, neticeten; davalı tarafça istinaf dilekçesi içeriğinde emsal gösterilen Yargıtay kararları; faturanın ticari defterlere kaydedilmediği, taraflar arasında akdi ilişkinin başlangıçtan itibaren inkar edildiği veya edimin ifasının hiçbir yan delille desteklenmediği somut olaylara ilişkin olduğunu,  huzurdaki davada ise; dava konusu faturanın davalı yanın ticari defterlerinde usulüne uygun şekilde kayıtlı olması, BA/BS Formlarının kamu otoriteleri nezdinde tam bir mutabakat içerisinde bulunması ve tüm bu maddi vakıaların üzerine müvekkil şirket yetkilisince eda edilen, uyuşmazlığı kesin olarak sona erdiren Yemin Delili unsurları bir arada vücut bulduğunu, birbiriyle tam bir illiyet bağı içerisinde bulunan bu hukuki deliller bütünlüğü; faturaya konu edilen malların teslim edildiğini ve alacağın varlığını hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde tevsik ve ispat ettiğini, dava konusu alacak; tarafların karşılıklı olarak düzenlediği faturalara, kamu otoritelerine sunulan BA/BS Formlarındaki mutabakata ve usulüne uygun tutulan ticari defter kayıtlarına dayandığını, bu haliyle alacağın varlığı ve miktarı, herhangi bir yargılamayı gerektirmeyecek kadar açık, belirlenebilir ve \"likit\" vasıfta olduğunu, davalı taraf, resmi kayıtlarla sabit olan bu borca yönelik haksız ve hukuki dayanaktan yoksun itirazları ile icra takip sürecini sürüncemede bıraktığını, bu nedenle, yerel mahkemece 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi uyarınca hükmedilen %20 oranındaki icra inkar tazminatı, likit bir alacağa haksız yere itiraz edilmesinin emredici yasal sonucu olduğunu, davalı yanın, bilirkişi raporuna yönelik 'görev alanını aşma' itirazı maddi ve hukuki temelden yoksun olduğunu, bilirkişi, mali veriler ışığında dava konusu faturanın her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu saptamış; akabinde davalı defterlerinde bu borcu kapatacak bir ödeme belgesine rastlanmadığını teknik olarak raporladığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222. maddesi uyarınca faturanın deftere kaydı ile malın teslim alındığı teknik bir kesinlik kazandığından, ödeme vakıasının ispatlanamamış olması bilirkişinin hukuki yorumu veya görev alanının dışına olarak çıkma olarak ele alınamadığını, davalının bu iddiaları da yerinde olmadığını, sonuç Olarak; Yerel mahkeme kararı, dosyada mevcut olan ve uyuşmazlığı kesin olarak sonlandıran \"kesin deliller\" üzerine inşa edildiğini, davalı tarafın istinaf nedenleri somut gerçeklikten kopuk ve mesnetsi olup istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu, detaylıca izah edilen nedenlerle ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından re’sen dikkate alınacak hususlar ışığında; davalı tarafça sunulan, maddi gerçeklikten uzak ve hukuki dayanaktan yoksun istinaf başvurusunun esastan reddine, usul ve esas bakımından hukuka, hakkaniyete ve dosya kapsamındaki kesin delillere tam uyumlu olan Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 04/12/2025 tarihli, 2024/185 Esas ve 2025/1042 Karar sayılı kararının usul ve esas bakımından yerinde olduğunun tespitine, istinaf aşamasındaki yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>Dava, itirazın iptali istemidir. Davanın dayandığı temel ilişki, satım sözleşmesidir.<br>Fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gereklidir. Faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması, koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle; taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının, sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda; davacının, öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi ispat etmesi gerekmektedir. Bir başka anlatımla; faturaya tebliğ tarihinden itibaren sekiz gün içinde (mücerret) itiraz edilmemiş olması hali, sadece o faturanın miktar ve fiyat yönünden münderecatını kabul anlamını taşır; yoksa, o faturada yazılı malın alıcıya mutlaka daha önce teslim edilmiş olduğu anlamına gelmez; satıcının, faturada yazılı malı alıcıya veya kanuni temsilcisine teslim ettiğini ayrıca ispat etmesi zorunludur (Doğanay, İ.:Ticari Alım-Satım Akdi ve Nevileri, Ankara 2003, s:52, Doğanay,İ: Faturanın Kapatılması, Delil Olma Özelliği ve Faturaya İtiraz Aylık Yaklaşım Dergisi Sayı 4, Nisan 1993, s:8-13). Kısaca, fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki; taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge olacaktır. Elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin sonuç doğurması da beklenemez. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu'nun 12.10.2011 tarih ve 2011/15-472 E.-2011/608 K.,  2017/19-915 Esas  2018/1338  sayılı kararında da benimsenmiştir.<br>Davalının  kendi defterlerinde faturaya yer vermesi, bu kaydın kendi aleyhine delil teşkil etmesi demektir. Davalının karşı tarafın faturasını defterine kaydetmesi, daha sonra borçlu olmadığını iddia etmesi TMK 2.maddesine de aykırılık teşkil etmiştir. Davalının kendi ticari defterindeki bu kayıt kendi aleyhine karine teşkil etmektedir.Aynı  zamanda TTK. 64. maddesine göre her tacir, ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak münasebetlerini ve her iş yılı içinde elde edilen neticeleri tespit etmek amacıyla, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri tutmakla yükümlüdür. Anılan Kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin münderecatı, sahibi ve halefleri aleyhinde delil sayılır. Şu kadar ki; kanuna uygun olan defterlerde sahibi lehine olan kayıtlar dahi aleyhindeki kayıtlar gibi muteber olup bunlar birbirlerinden ayrılamaz.TTK.65/2 ve 3. Maddelerine göre, hiçbir tacir kendi defterine aleyhe kayıt düşemeyeceğinden, faturanın davalı defterinde kayıtlı olması ile varılan sonuç, alacağın/borcun miktarı konusunda da davalı aleyhine karine oluşturur. <br>Davacının davaya konu faturadaki hizmeti davalı yana sunduğunu ispat yükünün davacı tarafa ait olduğu, davacının bu iddiasını, uyuşmazlığın miktarına göre, 6100 sayılı HMK.’nın 200. maddesi (HUMK 288) uyarınca yazılı delille kanıtlaması gerektiği anlaşılmıştır. Davacının hizmeti verdiğini tanıkla ispat etmesi mümkün değildir. Fatura düzenlenmesi ve dayanağı kanıtlanamayan dava konusu faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olmasının tek başına davacının alacağını ispata yeterli olamaz. Fakat  davaya konu  faturanın hem davacı hem davalı defterinde kayıtlı olduğu, davalı tarafından iade faturası düzenlenmediği, davalının faturayı red etmediği, ödeme olmadığı bilirkişi raporu sonucunda anlaşılmıştır. Bu durumda davacı bu faturadan kaynaklı olarak alacaklı olduğunu kesin delillerle ispat etmiş olup davanın kabulü yönündeki ilk derece mahkemesi kararı yerinde görülmüştür. <br>Fakat icra inkar tazminatına ilişkin olarak İİK. 67/3 maddesinde \"İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.(Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.)\" hükmü gereği davalı mirasçılara karşı murisin borcundan ötürü başlatılan takibe itirazlarında kötüniyetli oldukları ispatlanamadığından icra inkar tazminatı şartları oluşmamış olup bu husus ayrıca yargılama yapılmasını gerektirmediğinden davalıların buna yönelik istinaf istemlerinin kabulü ile HMK.353/1-b2 maddesi gereği kararın aşağıdaki şekilde düzeltilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle ; <br>1-Davalıların vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; <br>HMK'nın 353/1-b,2. maddesi gereğince düzelterek yeniden karar verilmek üzere Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ' nin  istinafa konu edilen 04/12/2025 tarihli ve   2024/185  E - 2025/1042  sayılı nihai kararının KALDIRILMASINA, <br>Düzeltilerek yeniden bir karar verilmesine, buna göre;<br>\"1-Davanın KABULÜ ile, Kayseri Genel İcra Dairesinin ...esas sayılı dosya kapsamında davalı borçluların yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİNE, takibin devamına,<br>2-İcra inkar tazminatı şartları oluşmadığından talebin reddine,<br>3-Alınması gereken 31.430,53-TL karar ve ilam harcından, davacıdan  peşin olarak  alınan 7.857,64-TL harcın  mahsubu ile bakiye 23.572,89-TL karar ve ilâm harcının davalıdan alınarak Hazine' ye gelir kaydına, <br>4-Davacı tarafça yargılama boyunca yapılan; ilk dava açma gideri 7.949,84-TL, posta ve tebligat masrafı 1.748,00-TL, bilirkişi ücreti 5.000,00 TL olmak üzere toplam 14.697,84-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>5-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince taktir olunan 73.618,57-TL nispi vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>6-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>7-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.640,00-TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,<br>8-Davacı tarafından yatırılan gider avansından yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın karar kesinleştiğinde  davacıya iadesine,\"<br>2-İstinaf başvurusunda bulunan davalılar tarafından yatırılan 7.858,00 TL istinaf karar harcının talebi halinde davalılara iadesine,<br>3-Davalılar tarafından yapılan 3 Adet 45,00 TL ve 600,00TL elektronik tebligat ücreti ve 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının davacıdan alınarak  davalılara verilmesine ,<br>4-Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına<br>5-İstinaf incelemesi duruşmalı olarak yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde , 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere, oy  birliği ile karar verildi. 03/03/2026<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fa6299a7b3d14e05","SID":"7462630e7c4f8ff9"}}