{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t:2025/233 Esas<br>KARAR NO\t:2026/272 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:2004/1042 Esas- 2022/685 Karar<br>TARİH:03/11/2022<br>ASIL DAVA\t:Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>BİRLEŞEN DAVA\t:Sorumluluk Davası ve Tazminat<br>KARAR TARİHİ:12/02/2026<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>DAVA:Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Davalı temlik eden ... A.Ş.'nin 1999, 2000, 2001, 2002 yıllarına ilişkin olarak yapılan 14.03.2003 tarihli olağan genel kurul toplantısında, davacının ibra edilmemesine, 1998 yılına ilişkin olarak verilen ibra kararının kaldırılmasına, hakkında sorumluluk davası açılmasına ve suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin olarak 5 ve 6.maddeler altında alınan kararların Türk Ticaret Kanunu'nun 381.maddesine göre iptali gerektiğini, davacının hakkında karar alınan bu genel kurul toplantısına davet edilmediğini ve kendisine savunma ile cevap hakkı tanınmadığını, davacının yönetim kurulu üyesi olarak görevini layıkıyla yaptığını ve ibra etmeme kararlarının iyi niyetten <br>uzak olduğunu, davacının ortağı ve YK Başkanı olduğu... AŞ’nin 21.12.1999 tarih ve 99/13765 sayılı BKK ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin ...’ye devrine karar verildiğini, soruşturma nedeniyle şirketin defter ve belgelerine Mali Şube Müdürlüğünce el konulduğunu, yine davacının Ankara ... tarafından 28.09.2020 tarihinde gözaltına alınarak 13.09.2002’ye kadar tutuklu kaldığını, 19.12.2001’de şirketin 4389 sayılı Kanun'un 15/7-a maddesi gereğince temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin ...’ye devrine karar verildiğini, 1998 dönemine ilişkin ibra kararının iptali için dava <br>açılmadığından bu kararın kesinleşmiş olduğunu ve bu ibra kararını ortadan kaldırmaya yönelik 14.03.2003 tarihli ...’nın yok hükmünde olduğunu beyanla anılan 5 ve 6.maddelerde yer alan kararların geçersiz olduğunun tespitine ve davacı aleyhine hükümler içeren kısımların iptaline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili temlik eden ... A.Ş.'nin Başbakanlık Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Yönetim Kurulu'nun 19/12/2001 tarih ve 397 sayılı kararı ile fon alacaklarının tahsili bakımından yarar gördüğünden 4389 sayılı Bakanlar Kanunun 45-7/a maddesi uyarınca temettü hariç, ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin devralındığını, yeni yönetim ve denetim kurulu atandığını, şirketin kanunen tutulması zorunlu defter ve kayıtlarına ulaşılamadığını, bu hususta adresi bilinen eski yönetim kurulu üyelerine ihtarname keşide edildiğini ancak herhangi bir cevap alınamadığını, şirketin yeni yönetimi tarafından ulaşılabilen bilgi ve belgelerin yeni şirket merkezine ulaşan tebligatlar ile açılan veya açılmış takip ve davalar neticesinde; vergi dairelerine... ve diğer banka ve kuruluşlara trilyonlara varan borçlarının bulunduğu, davalıların yönetimi döneminde... AŞ’den bedelleri peşin olarak ödenerek temlik alınan çoğu teminatsız takip dosyalarından tahsilat yapılamadığı ve şirketin aciz içinde olduğunun tespit edildiğini, şirketin en son 1998 hesap yılına ait olağan ... toplantısının 08.09.1999 tarihinde yapıldığını ve bu tarihten sonraki yıllara ait ... toplantılarının yapılmadığını, ...tarafından rapor hazırlandığını, hakkında ibra kararı verilenlere ilişkin ibra kararlarının kaldırılması ve şirketin faaliyetlerinde herhangi bir usulsüzlük olup olmadığının araştırılma olanağı bulunmadığından haklarında şahsi sorumluluk davası açılması şartları oluşmuş kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiğini, TTK m.336, 342, 346 ve 359 uyarınca yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler için öngörülen sorumluluk hallerine göre üyelerinin ortaklığa verdikleri zararları tüm malvarlıkları ile birlikte ve sınırsız biçimde ödemeleri gerektiğini beyanla şirketin zarara uğramasına sebep olan davalılardan şimdilik 5.000.000.000 TL zararın meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir..  <br>CEVAP:Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;14.03.2003 tarihli... toplantısında gündemin 5.maddesinde 1999 ve 2000 yıllarına ilişkin YK üyesi olarak görev yapan davacının neden ibra edilmediğinin açıkça anlatıldığını, şirket yasal defterleri bulunamadığı gibi belgelerin de yetersiz olduğunu, 1999-2002 yılları arasına ilişkin ... toplantısının TTK m.370 kapsamında yapıldığını, tüm kararların oybirliği ile alındığını, ... üyelerinin şirkete karşı sorumluluklarının TTK m.336 vd.da düzenlendiğini, buna göre ... üyelerinin ortaklık ile pay sahibine ve ortaklık alacaklılarına karşı doğrudan doğruya <br>sorumlu olduğunu, sorumluluğun müteselsilen tüm malvarlıkları ile sınırsız olduğu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: Öncelikle davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaları kabul etmediklerini, davanın yasal süre içinde açılmadığını, şirket genel kurul sorumluluk davası açılması yönündeki kararı 14/03/2003 tarihinde aldığını, davanın en geç 14/04/2003 tarihinde açılması gerekirken  yaklaşık 1 yıl sonra açıldığını, süresi içinde açılmayan davanın reddini talep ettiklerini, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile şirket müdürleri aleyhine açılacak davalarla ilgili olarak TTK'nun 309 maddesinde zamanaşımı süresi belirlendiğini, şirketin 19/12/2001 tarihinde... ye geçmesine rağmen yöneticilere karşı sorumluluk davasının 09/01/2004 tarihinde açıldığını, bu nedenle zamanaşımına uğrayan davanın reddi gerektiğini, esasa ilişkin beyanlarında ise ... AŞ nin muhasebe defter ve kayıtlarına 01/10/2000 tarihinde Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı doğrultusunda el konulduğunu, müvekkilinin defter ve belgeleri teslim edememesinde herhangi bir kusurunun olmadığını, yasal defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle iş bu sorumluluk davasının açılmasının bir hakkın kötüye kullanılması olduğunu, davacının şirketin defter ve kayıtlarına mahkemenin el koyduğunu bilmesine rağmen müvekkilini sorumlu tutmaya çalışmasının kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin defter ve belgeleri ibraz edememesinde herhangi bir kusur ve kastının bulunmadığını, müvekkilinin söz konusu şirkette 04/01/2000 - 02/10/2000 tarihleri arasında görev yaptığını, görevini o günün koşullarına göre layıkıyla yerine getirdiğini, müvekkilinin kendisi dışında gelişen fiili ve hukuki imkansızlar sonucu şirketin yönetiminden sorumlu tutulmasının yasa ve usule aykırı olduğunu, müvekkilinin iş bu dava ile talep edilen zararın doğmasından herhangi bir kusur ve kastı bulunmadığını, davacının iş bu davanın açılmasının nedeni olarak şirketin 14/03/2003 tarihinde yapılan genel kurul toplantı tutanağını ve iş bu tutanaktaki gündem 5 ve 6 maddelerine dayanak gösterdiğini, bu genel kurul kararının mutlak butlanla batıl olduğunu, bu genel kurulda şirketin 1999- 2000 - 2001 ve 2002 yılına ait olağan genel kurul toplantısında müvekkili ile ilgili hukuk dışı kararlar alındığını, kaldıki şirkete atanan kayyımlar tarafından müvekkiline defter ve kayıtların teslimine ilişkin her hangi bir ihtarname tebliğ edilmediğini, müvekkilinin iş bu şirketteki sembolik bir pay olan yönetim kurulu üyeliğinin 02/10/2000 tarihinde sona ermesi ve DGM tarafından şirketin defter ve kayıtlarına el konulmuş olması nedeni ile müvekkilinin şirketin defter ve kayıtları ile irtibatının hukuken ve fiilen kesildiğini, şirketin defter ve kayıtlarına 2000 yılında el konulmasına rağmen bunların ibraz edilmemesi gibi bir gerekçe ile yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemesinin yasa ve usule aykırı olduğunu, müvekkilinin davacının iddia ettiği gibi şirketi zarara uğratmasının fiilen ve hukuken imkansız olduğunu, şirketin doğmuş bir zararı söz konusu ise bu zararın nedenlerinden birinin şirketin yönetim ve denetiminin... ye geçmesinden sonra... yönetimin şirketi gerektiği gibi yönetmemesinden veya yönetememesinden kaynaklanmış olabileceğini, kaldı ki... yetkililerinin şirketin zararlarının şirketin faaliyet alanları uzmanlık alanları olmadığından dolayı büyüdüğünü beyan ettiklerini, kabul anlamına gelmemekle birlikte faize ve faiz oranına itiraz ettiklerini beyanla öncelikle yasal süresinde açılmayan ve davanın zamanaşımına uğramış olması nedeniyle reddine, her halükarda haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak açılan davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın yasal süre içinde açılmadığını, şirket genel kurul sorumluluk davası açılması yönündeki kararı 14/03/2003 tarihinde aldığını, davanın en geç 14/04/2003 tarihinde açılması gerekirken  yaklaşık 1 yıl sonra açıldığını, süresi içinde açılmayan davanın reddini talep ettiklerini, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile şirket müdürleri aleyhine açılacak davalarla ilgili olarak TTK'nun 309 maddesinde zamanaşımı süresi belirlendiğini, şirketin 19/12/2001 tarihinde... ye geçmesine rağmen yöneticilere karşı sorumluluk davasının 09/01/2004 tarihinde açıldığını, bu nedenle zamanaşımına uğrayan davanın reddi gerektiğini, esasa ilişkin beyanlarında ise şirketin muhasebe defter ve kayıtlarına 01/10/2000 tarihinde Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı doğrultusunda el konulduğunu, müvekkilinin bu belgeleri teslim edememesinde herhangi bir kusuru olmadığını, davacı tarafından bu belgelerin teslim edilmesine ilişkin çektiğini belirtiği ihtarnamenin müvekkiline tebliğ olmadığını, müvekkilinin defter ve belgeleri ibraz etmesinde herhangi bir kusur ve kastının bulunmadığını, müvekkilinin dava konusu şirkette 04/01/2000 - 28/09/2000 tarihleri arasında görev yaptığını, görev yaptığı süre içinde görevini o günün koşullarında layıkıyla yerine getirdiğini, müvekkilinin kendisi dışında gelişen fili ve hukuki imkansızlar sonucu şirketin yönetiminden sorumlu tutulmasının yasa ve usule aykırı olduğunu, müvekkilinin iş bu dava ile talep edilen zararın doğmasında herhangi bir kusur ve kastının bulunmadığını, şirkete atanan kayyımların görevini yerine getirmediğini, ancak iş bu dava açılırken davacı tarafından kayyımların iş bu davada davalı olarak gösterilmemesinde davacının kötü niyetli olduğunu, davacının iş bu davanın açılmasının nedeni olarak şirketin 14/03/2003 tarihinde yapılan genel kurul toplantı tutanağını ve iş bu tutanaktaki gündem 5 ve 6 maddelerini dayanak gösterdiğini, bu genel kurul kararının mutlak butlanla batıl olduğunu, bu genel kurulda şirketin 1999- 2000 - 2001 ve 2002 yılına ait olağan genel kurul toplantısında müvekkili ile ilgili hukuk dışı kararlar alındığını, kaldı ki şirkete atanan kayyımlar tarafından müvekkiline defter ve kayıtların teslimine ilişkin her hangi bir ihtarname tebliğ edilmediğini, şirketin defter ve kayıtlarına 2000 yılında el konulmasına rağmen bunların ibraz edilmemesi gibi bir gerekçe ile yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemesinin yasa ve usule aykırı olduğunu, yapılan bu genel kurula müvekkilinin davet edilmediğini, bu durumun kanunun emredici hükümlerine aykırı olduğunu, bu nedenle genel kurul kararının mutlak butlanla sakat olduğunu, fon tarafından şirkete el konulduğu tarihte şirketin mal varlıkları bulunduğu ve şirketin faaliyette bulunduğunu, şirketin doğmuş bir zararı söz konusu ise bu zararın nedenlerinden birisinin şirketin yönetim ve denetiminin... ye geçmesinden sonra... yönetiminin şirketi gerektiği gibi yönetmemesinden veya yönetememesinden kaynaklandığını, davacının dava dilekçesinde şirketin vergi dairelerine, ... na ve ... Bankası  AŞ vb banka ve kuruluşlara trilyonlara varan borçlarının bulunduğunu, şirketin aciz içinde olduğunu iddia ettiğini, ancak müvekkilinin şirket yönetiminden ayrıldığı dönemde şirketin vergi v.s borçlarını ödemeye yetecek mali imkanlarının bulunduğunu, ... şirketi ticari faaliyetlerini sağlayacak şekilde yönetmediğinden, şirketin borçlarının büyümesine, şirketin zarara uğramasına, zararın büyümesine neden olduğunu, ...'nin şirketleri yönetmede yeterli bilgileri, uzmanlıkları olmadığı için şirketin zarara uğramasına neden olduklarını itiraf ettiklerini, var olduğu iddia edilen zarardan fon tüzel kişiliğinin sorumlu olduğunu,  kabul anlamına gelmemekle birlikte faize ve faiz oranına itiraz ettiklerini beyanla öncelikle yasal süresinde açılmayan ve davanın zamanaşımına uğramış olması nedeniyle reddine, her halükarda haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak açılan davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle;  TTKnun yönetim kurulu üyelerinin sorumlulukları esasına dayanılarak açılan davanın müvekkili yönünden zamanaşımına uğradığını, dava konusu şirketin 1999- 2000- 2001 ve 2002 hesap dönemine ait olağan genel kurul toplantısında 1998 yılına ilişkin olarak alınan ibra kararlarının hükümsüz sayılmasına ve sözü edilen yılda görev yapan yönetim kurulu üyeleri hakkında sorumluluk davası açılmasına karar alma yetkileri olmadığını, bu aşamada mahkemece resen bilançoların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının incelenmesi ve  bu davanın esasına girilebilmesi için yapılması gereken işlemin yapılması gerektiğini, şirketin ortaklık paylarındaki mülkiyetin tamamının... ye geçtiğini, eski ortakların tamamının ortaklık hak ve yetkilerini kaybettiğini, ...'nin genel kurul toplantısı yaparak geriye doğru geçmiş yıllara ait ibraları hükümsüz sayamayacağını, şayet ortada gerçeği yansıtmadığı iddia olunan bilançolardan dolayı zarara uğranıldığı iddiası var ise... nin bu konuda bir önceki ortaklara karşı dava açma hakkı olduğu kanısında olduklarını, zira... nin ... A.Ş.'nin ortaklık haklarını devraldığını ve bu işlemi de mevcut bilançoları gözeterek gerçekleştirdiğini, bu devirden kaynaklanacak herhangi bir zararı alacağı doğrudan eski ortaklara yönetilmekte hukuki yararı bulunmadığını, esasa ilişkin beyanlarında ise müvekkilinin bahse konu şirkette yönetim kurulu üyesi olmasına karşın şirketin ortağı olmadığını, müvekkilinin bizzat idari bir görevde bulunmadığını ve şirket işlerinde doğrudan işlevi olmadığını, iddia olunan zararların sebepleri ve miktarı belli olmadığı gibi iddia olunan zararların yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna girip girmediğinin de belli olmadığını, iddia olunan zararın nedenleri ve yasal dayanaklarının davacı tarafından ortaya konulmadıkça genel bir sorumluluk iddiasıyla müvekkilinin sorumluluğu yoluna gidilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığını, müvekkilinin bu şirkette 1998 yılı için 01/06/1998 ila 31/12/1998 arasında, 1999 yılı için ise 01/01/1999 ile 11/01/1999 tarihleri arasında görev yağtığını, müvekkilinin görev yaptığı süre içinde şirket iş ve işlem ve hesapları hakkında ne Hazine Müşteşarlığı'nda nede Bağımsız Denetim kuruluşlarından herhangi bir tenkit veya kanuna aykırılık iddiası gelmediğini, müvekkilinin 1998 yılı işlemleri için ibra edildiğini, 1999 yılı için ise müvekkilinin 11 günlük görev süresi nedeniyle 1999 yılının tüm işlemlerinden sorumlu olduğunun iddia olunmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin reddi gerektiğini, davacının zararın meydana geldiği tarihten ... Bankası'nca ilan edilen reeskont faizi işletilmesine ilişkin talebinin dayanağı bulunmadığını beyanla davanın reddine yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilleri aleyhine açılan sorumluluk davasının unsurlarının mevcut olmadığını, davacının taleplerinin öncelikle zamanaşımı ve hak düşürücü süreler cereyan ettiğinden reddi gerektiğini, davacının dilekçesinde şirketin 1998 yılına ilişki olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerle ilgili olarak alınmış ibra kararının 14/03/2003 yılında yapılan genel kurulda hükümsüz bırakıldığını, bunun TTK hükümlerine uygun bulunduğunu ileri sürdüğünü, anılan yıl ibra kararının altı yıl sonra hükümden düşürülmesi, ibra kararlarının hükümsüz bırakılabilmesinin ne Türk Hukuku ne de bir başka hukuk sisteminde mümkün olmadığını, 1998 yılı bilançosunun gerçeği yansıtmadığı için ibralarının kaldırıldığı gerekçesinin asılsız ve hukuki destekten yoksun olduğunu, ayrıca 1999 ve 2000 yıllarına ilişkin defterlerin teslim edilmediği iddiasının müvekkilleri ile ilgili olarak sorumluluk davasına esas teşkil edemeyeceğini, müvekkilleri ile ilgili sorumluluk davası açılabilmesi için gerekli şartların oluşmadığını, müvekkillerinin görev yaptığı dönemde şirketin bir zararı olmadığını, davacının bir ayrım yapmadan ve müvekkillerine isnat ettiği muhayyel zararları belgelemeden, ispatlamadan müvekkillerinin aleyhine sorumluluk davası açamayacağını, 3 ve 4 ocak 2000 yılında görevden ayrılan müvekkillerinin varsa işlem yada eylemleri ile şirketi zarara uğrattıklarının kanıtlanması gerektiğini beyanla müvekkilleri hakkındaki davanın öncelikle zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin cereyan etmiş olması nedeni ile reddine, müvekkillerinin görev yaptığı dönemlerde şirketin müvekkillerinin nedeniyle bir zarara uğrayıp uğramadığının varsa zararın neden ibaret bulunduğunun davacı tarafından kanıtlanmasına,  müvekkilleri hakkındaki davanın reddine yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle dava şartlarının bulunmadığını, davacı dilekçesinde kimin ne şekilde hangi işleminden dolayı şirketin zarara uğrattığının, bunda müvekkilinin sorumluluğunun ne olduğunun açıklanmadığını, bu durumda savunma yapmalarının mümkün olmadığını, müvekkilinin şahsen mesul olabilmesi için kendisine isnad edilebilecek kusurlu bir hareketinin ve bu hareket sonucu doğmuş bir zarar ziyanın bulunmadığını belirtmekle yetindiklerini, bu husus davacı tarafından bir açıklama geldiğinde bu hususta cevap haklarını saklı tuttuklarını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle Öncelikle zamanaşımı definde bulunarak davacının dava dilekçesinde iddia ettiği zararların 1999-1998 ve daha önceki yıllara ait olduğunu ileri sürdüğünü, şirkete 19/12/2000 tarihinde el konulduğunu, eğer zarar varsa faile ve fiile bu tarihte ıttıla olunduğunu, bu nedenle TTK 309 maddesine göre 2 ve 5 yıllık müruruzaman süresi dolduğundan müruruzaman deneniyle davanın reddi gerektiğini, dava dilekçesinde müvekkilinin hangi nedenle ne miktardan sorumlu olduğunun belli olmadığını, bu durumun davacıya açıklattırılması gerektiğini, açıklamadığı taktirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin 1998 yılı hesapları için 1999 yılında yapılan genel kurulda ibra edildiğini, bu ibranın hem yönetim kurulu kuruluş faaliyet raporunun ve bütçe, kar , zarar , bilançosunun ve denetçi raporunun kabulü suretiyle hem de ayrıca faaliyeti nedeniyle B.K na göre de ibra edildiğini, daha sonra yapılan 14/03/2022 tarihli genel kurul da gündemin 5. maddesi ile müvekkilinin ibrasının kaldırılmasının hukuken geçerli olmadığını, müvekkilinin 11/05/1998- 04/03/1999 tarihleri arasında yönetim kurulu üyeliği yaptığını, müvekkilinin yönetim kurulu üyeliği sırasında kendisinden beklenen tüm ihtimamı gösterdiğini, şirketin zararda olup olmadığının belli olmadığını, davacının da dava dilekçesinde şirkete ait evrakların inceleyemediklerini bu nedenle zararı tespit edemediklerini beyan ettiğini, zararı tespit edemeyen davacının şirketin trilyonlarca lira zarara uğradığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının dava dilekçesinde 1998-1999 ve 2000 yıllarına ait yasal defter ile diğer kayıt ve belgelerin ibraz edilmediğini, bu nedenle müvekkilinin kusurlu olduğunu ileri sürdüğünü, davacının bu iddiasının yersiz olduğunu, zira 22/12/1999 tarihinde bu defterlere el konulduğunu beyanla öncelikle mururuzaman nedeniyle davanın reddine, H.U.M.K nun 179 maddesine aykırı olan dava dilekçesinin iptaline, yeni dilekçe vermedikleri taktirde davanın açılmamış sayılmasına, her halükarda davanın reddine karar verilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle;Öncelikle zamanaşımı itirazında bulunduklarını, esasa ilişkin beyanlarında ise müvekkilinin dava konusu şirkette 10/02/1999 ile 04/01/2000 tarihleri arasında yönetim kurulu üyeliği yaptığını, müvekkilinin... AŞ genel müdür muavini olması nedeniyle 06/10/2000 tarihinde tutuklandığını ve 09/11/2001 tarihine kadar tutuklu kaldığını, gözaltına alındığı tarihte evinde yapılan aramada müvekkilinin mevcut şahsi tüm belge ve dökümanlarına el konulduğunu, yine <br>Ankara DGM Başsavcılığı kararı ile şirkete ait defter ve kayıtlarına 01/10/2000 tarihinde el konulduğunu, davacının davasını, müvekkilinin görev yaptığı döneme ait yasal defterler ile kayıt ve belgeleri ibraz etmediği ve hesap denetimlerinin gerçekleştirilemediğinden herhangi bir usulsüzlük olup olmadığının araştırılamadığından şahsi sorumluluk doğduğundan bahisle açtığını, müvekkili her ne kadar yönetim kurulu üyesi olsa da bu üyeliğin sembolik olduğunu, şirketin karar alma mekanizmalarına ve yürütmeye ilişkin yönetim ve yaptırım yetkisine haiz bir üyelik olmadığını, müvekkilinin yasaya aykırı hiçbir faaliyet içinde olmadığını, buna rağmen tutuklandığını ve tüm şahsi eşyalarına, belgelerine el konulduğunu, ayrıca şirket defterlerine de el konulmuş olması nedeniyle, maddi imkansızlık söz konusu olduğunu, ayrıca bazı evrak ve bilgi eksikliğinin olduğu ve birtakım bildirimlerin ve vergi yükümlülüklerinin yerine getirilmediği belirtilen dönemlerde müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olmadığını, müvekkiline isnat edilecek bir kusur ve ihmalin söz konusu olmadığını, davacının iddiasının aksine müvekkiline defter ve kayıt ibrazı hususunda keşide edilmiş bir ihtarname olmadığını, zaten tutukluluk, istifa ve kayıtlara savcılıkça el konulması nedeniyle bu konuda hukuki ve fiili imkansızlık mevcut olduğunu, müvekkilinin yönetim kurulu üyeliğini sürdürdüğü 11 aylık dönem zarfında yasaların kendisine yüklediği tüm görevleri eksiksiz ve özveriyle yerine getirdiğini, hiçbir ihmali, sebebiyet verdiği zarar ve kendisine atfedilecek kusurun söz konusu olmadığını beyanla davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle saniyen davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalıb... cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle  davanın TTK 341 maddedeki 1 aylık sürede açılmadığından bahisle  zamanaşımı itirazında bulunduklarını, dava dilekçesinin H.U.M.K nun 179 maddesine aykırı olduğunu, müvekkilinin hangi nedenle ne miktarda sorumlu olduğunun dava dilekçesinde belli olmadığını, bu durumun davacı yanca açıklanması gerektiğini, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, esasa ilişkin beyanlarında ise müvekkilinin Aralık 1998- 05/01/2000 tarihleri arasında denetçi olarak görev yaptığını, 1998 yılı hesapları için 1999 yılında yapılan genel kurulda ibra edildiğini, daha sonra 14/03/2003 tarihinde yapılan genel kurul da ibranın kaldırılmasının hukuka uygun olmadığını, müvekkilinin genel kurul tarafından ibra edilmiş olması nedeni ile ibranın kaldırılmasının ancak genel kurul kararının mahkemeden iptali sureti ile olabileceğini, ibraya ilişkin genel kurul kararı mahkemece iptal edilmediğinden müvekkili aleyhine açılan davanın reddi gerektiğini, şirkette tüm denetçilik görevi sırasında  yasaya uygun hareket ettiğini, denetçilik görevinden 05/01/2000 tarihinde istifa ettiğini, ancak dava dilekçesinde denetçilik görevinin 12/12/2000 tarihinde sona erdiğinin yazıldığını, ayrıca denetçi olduğundan icra organı olmadığından defter ve belgeleri saklamak yükümlülüğünün bulunmadığını, kaldı ki şirkete 2000 yılında kayyım atandığını, 1999 ve 2000 yıllarına ait faaliyet raporu ve bilanço hazırlanmasından kayyımların sorumlu olduğunu, bir zarar meydana gelmiş ise bundan kayyımların sorumlu olduğunu, ayrıca şirket yöneticileri 2000 yılında tutuklanmış olduğundan şirket organsız kaldığını, bu nedenle defterlerin ibraz ve teslim edilmemesinden sorumlu olmadığını, davacı vekilinin dilekçesinde şirket defterlerini inceleyemediklerini bu nedenle zararı tespit edemediklerini beyan ettiğini, zararı tespit edemeyen davacının şirketin trilyonlarca lira zarara uğratıldığı iddiasının gerçek olmadığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, davacı dilekçesinde 1998-1999 ve 2000 yıllarına ait yasal defter ile diğer kayıt ve belgelerin ibraz edilmediği, bu nedenle kusurlu olduğunun ileri sürüldüğünü, ancak davacının bu iddiasının yersiz olduğunu, zira 22/12/1999 tarihinde şirketin... ye devrinden sonra 2000 yılında şirketin hakim hissedarı ... diğer şirketlerine yaptığı gibi mali şube tarafından ... AŞ de de arama yapıldığını ve şirketin defterleri ve belgelerinin çuvallara konularak hiçbir tutanak yapılmadan polis tarafından alınıp götürüldüğünü, bu nedenle defter ve belgelerin ibraz edilmemesinde müvekkilinin herhangi bir kusur ve sorumluluğunun olmadığını, T.T.K hükümlerine göre denetçilik hükümlerini yasaya uygun şekilde yerine getirdiğini, eğer şirket zarara uğramışsa icra organı olmadığından bu zararın oluşmasından herhangi bir kusurunun ve ihmali olmadığını, davacının 1998 yılına ait bilançonun gerçeği yansıtmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin  davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı ... cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle zamanaşımı itirazında bulunarak, dava konusu şirkete 19/12/2001 tarihinde el konulduğunu, bu nedenle TTK 309 maddesindeki 2 ve 5 yılık sürenin geçtiğini, dava dilekçesinde 1998 yılına ait zararın talep edildiğini, zarar varsa zamanaşımına uğradığını, ayrıca dava dilekçesinin HUMK 179 maddesine aykırı olduğunu, dava dilekçesinde ne miktardan sorumlu olduğu, hangi nedenle sorumlu olduğunun açıklanmadığını ve belgelerin dava dilekçesine eklenmediğini, bu durum yasaya aykırı olduğundan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, 1998 yılındaki 6 aylık denetçilik görevi için 1999 yılında yapılan 1998 yılı olağan genel kurulunda ibra edildiğini, ibranın hem denetçi raporunun kabulü suretiyle hem de ayrıca denetçilik görevi nedeniyle ibra edildiğini, ibra eden ortakların aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduklarını, bu ibranın daha sonra yapılan genel kurulda kaldırılmasının yasaya aykırı olduğunu, ibranın ancak mahkeme kararı ile şartları var ise kaldırılabileceğini bu nedenle davanın reddi gerektiğini, 02/12/1998 tarihinde denetçilik görevinin sona erdiğini, icra organı olmadığından defter ve kayıtları teslim etme yükümlülüğü olmadığı için kendisine bir kusur izafe edilemeyeceğini, görevi sırasında yasaya uygun olarak hareket ettiğini, hiçbir kusurunun bulunmadığını, davanını tüm iddialarının gerçek dışı olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle;  Öncelikle zamanaşımı itirazında bulunarak, dava konusu şirkete 19/12/2001 tarihinde el konulduğunu, bu nedenle TTK 309 maddesindeki 2 ve 5 yılık sürenin geçtiğini, ayrıca dava dilekçesinin HUMK 179 maddesine aykırı olduğunu, dava dilekçesinde ne miktardan sorumlu olduğu, hangi nedenle sorumlu olduğunun açıklanmadığını ve belgelerin dava dilekçesine eklenmediğini, bu durumun yasaya aykırı olduğundan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, esasa ilişkin beyanlarında ise müvekkilinin 1998 yılı hesapları için 1999 yılında yapılan genel kurulda ibra edildiğini, bu ibranın hem yönetim kurulu kuruluş faaliyet raporunun ve bütçe-kar-zarar bilançosunun ve denetçi raporunun kabulü suretiyle hemde ayrıca faaliyeti nedeniyle BK na göre ibra olduğunu, bu ibranın yasaya uygun olduğunu, daha sonra yapılan genel kurulda müvekkilinin ibrasının kaldırılmasının hukuken geçerli olmadığını, bu ibranın kaldırılmasının ancak genel kurul kararının mahkemeden iptali suretiyle olabileceğini, ibraya ilişkin genel kurul kararı mahkemece iptal edilmediğinden müvekkili aleyhine açılan davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin 09/06/1998 -03/01/2000 tarihleri arasında denetçilik 04/01/2000 - 31/07/2000 tarihleri arasında yönetim kurulu üyeliği nedeniyle ibra edilmeme kararının da yasal dayanağının olmadığını, ibra edilmeme gerekçesinin 1999 ve 2000 yılına ait defterlerin ve yönetim kurulu karar defterinin kayyımlara teslim edilmemesi ve 2000 yılında ait ve ilgili vergi dairesine verilmiş mali tablosu bulunmaması olduğunu, müvekkilinin 31/07/2000 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini, bu nedenle ibra edilmeme gerekçesi olarak gösterilen defterlerin teslim etme keyfiyeti yerine getirilmesinin fiilen ve hukuken mümkün olmadığını, kaldı ki 2000 yılında şirketin defter ve evraklarına mali polisçe el konularak tutanak tutulmadan götürüldüğünü, ayrıca şirketin yöneticilerinin 2000 yılında tutuklandığını,bazılarının 2001, bazılarının ise 2002 yılında tahliye olduğunu, bu nedenle de şirket organsız kaldığından müvekkiline herhangi bir kusur izafe edilemeyeceğini,  müvekkilinin denetçilik görevi ve yönetim kurulu üyeliği sırasında kendisinden beklenen tüm ihtimamı gösterdiğini, ayrıca şirketin zararda olup olmadığının belli olmadığını, davacının dava dilekçesinde şirkete ait evrakları inceleyemediklerini, bu nedenle zararı tespit edemediklerini beyan ettiğini, zararı tespit edemeyen davacının müvekkilinin şirketi trilyonlarca lira zarara uğrattığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının şirketin defter ve kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı iddiasının kabul edilemeyeceğini zira şirketin 1999 yılında sermaye arttırımına gittiğini ve sermaye artışı gerçekleştirdiğini, defter ve kayıtları düzgün olmasa idi sermaye artışının gerçekleşmesinin mümkün olamayacağını, ayrıca 2000 yılında şirkete kayyım atandığını, şirketin bu tarihten sonraki faaliyetlerinden kayyumun sorumlu olduğunu, davacının dilekçesinde 1998-1999 va 2000 yıllarına ait yasal defter ile diğer kayıt ve belgelerin ibraz edilmediğini, bu nedenle müvekkilinin kusurlu olduğunu ileri sürdüğünü, davacının bu iddiasının yersiz olduğunu, zira 22/12/1999 tarihinde şirketin devrinden sonra 2000 yılında... ın hakim hissedarı ve diğer şirketlerine yapıldığı gibi mali  şube tarafından şirketin defterlerine el konulduğunu ve bu el koyma sırasında tutanak tutulmadığını, müvekkilinin denetçilik görevi sırasında yasanın aradığı tüm ihtimamı gösterdiğini, eğer bir zarar var ise denetçi icra organı olmadığından zararın denetçiden talep edilemeyeceğini, davacının 1998 yılına ait bilançonun gerçeği yansıtmadığı iddiasının da gerçek dışı olduğunu, şirketlerin ticari faaliyetinde kar edebilecekleri gibi zarar da edebileceklerini, zarar eden şirketlerin zararlarının yönetim kurulu üyelerinden ve denetçilerden talep edilemeyeceğini, yöneticiler kasten veya ihmal sonucu şirketi zarara uğratırsa bu zararın yöneticiden istenebileceğini, müvekkilinin gerek denetçilik görevi sırasında gerekse yönetim kurulu üyeliği sırasında böyle bir eylemi olmadığından davacının da dilekçesinde müvekkiline somut bir kusur atfedemediğini, soyut iddialarda bulunduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar evrilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Usule ilişkin itirazlarında davacının müvekkili yönünden sorumluluk gerektiren fiil ve işlemlerin açık taleplerin bir bir belgelendirilmesi gerektiğini, bu nedenle öncelikle davacı tarafa kesin süre verilerek müvekkili yönünden dava dilekçesinin açıklatılması ayrıca bahsi geçen ve atıfta bulunulan delillerin ve belgelerin dava dosyasına sunulması gerektiğini, ayrıca zamanaşımı itirazında bulunarak TTK 309 maddesine göre davanın süresinde açılmadığını, esasa ilişkin beyanlarında ise davacının dava dilekçesinde müvekkilinin 12/05/1998 ile 02/06/1998 tarihleri arasında görev yaptığının belirtildiğini, müvekkilinin şirkette sadece 20 gün görev yaptığını, ancak dava dilekçesinde zararın 01/01/1998 ile 12/12/2000 tarihleri arasında meydana geldiğinin ileri sürüldüğünü, davacı taraf müvekkilinin görev yaptığı 20 günlük süre içinde şirkete nasıl zarar verdiği konusunda dava dilekçesinde açıklamada bulunmadığını, müvekkilinin şirkete zarar verecek hiçbir eylemi ve işleminin olmadığını, bu nedenle kendisine sorumluluk davası açılamayacağını, ayrıca müvekkilinin 1998 yılı hesapları için 1999 yılında yapılan genel kurulda ibra edildiğini, bu ibranın yasal olduğunu,14/03/2003 tarihinde yapılan genel kurul gündeminin 5. maddesi ile müvekkilinin ibrasının kaldırılmasının hukuken geçerli olmadığını, ibranın kaldırılmasının ancak ibraya ait genel kurul kararının mahkemeden iptali sureti ile olabileceğini, ibraya ilişkin genel kurul kararı mahkemece iptal edilmediğinden açılmış olan davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin 02/06/1998 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığından defterlerin teslim edilmemesinden sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin 1998 yılına ait bilanço ile herhangi bir ilgisi olmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle usule ilişkin itirazlarda bulunarak davacının dava dilekçesinde sadece farazi iddialarla, somut bir ifade ve belge olmadan davasını açtığından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, ayrıca davanın davacı tarafından davanın yasal süresi içinde açılmadığından zamanaşımı itirazında bulunduklarını, esasa ilişkin beyanlarında ise ... A.Ş.'nin muhasebe, diğer defter ve kayıtlarına 01/10/2000 tarihinde Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığının verdiği talimatı doğrultusunda el konulduğunu, müvekkillerinin defter ve belgeleri teslim edememesinde herhangi bir kusurlarının olmadığını, hukuki ve fiili imkansızların söz konusu olduğunu, şirketin defter ve kayıtlarının T.C Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları kurulu İstanbul Grup Başkanlığı nezdinde olduğunu, şirkete Aralık 1999 tarihinde el konulması ile birlikte şirketin yönetim kurulu üyeleri, yöneticilerinin tutuklandığını, müvekkillerinin şirketin defter ve kayıtlarına el konulması nedeniyle defter ve kayıtlarla hukuken ve fiilen herhangi bir ilişkilerinin kalmadığını,müvekkillerinin defter ve belgelerin ibraz edememesinde herhangi bir kusur ve kastının bulunmadığını, davacının bundan haberdar olmasına rağmen iş bu davanın gerekçesi içinde defter kayıtların sunulmamasını belirterek müvekkillerini sorumlu tutmaya çalışmasının kötü niyetli olduğunu ortaya koyduğunu, müvekkillerinin görevini o günün koşullarında layıkıyla yerine getirdiğini, müvekkillerinin kendisi dışında gelişen fiili ve hukuki imkansızlar sonucu şirketin yönetiminden sorumlu tutulmalarının yasa ve usule aykırı olduğunu, müvekkillerinin iş bu dava ile talep edilen zararın doğmasında herhangi bir kusur ve kastlarının bulunmadığını, ayrıca müvekkillerinin görevden ayrılmasından sonra yapılan işlemlerden sorumlu tutulmasının yasa ve usule aykırı olduğunu, 14/03/2003 tarihli olağan genel kurul toplantısının 5 ve 6. maddelerinde yer alan kararların kanunun emredici hükümlerine, genel kurulun yapılışındaki şekle aykırı olduğundan mutlak butlanla sakat olduğunu, şirket defter ve kayıtlarına 2000 yılında el konulmasına rağmen bunların ibraz edilmemesi gibi bir gerekçe ile yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemesinin yasa ve usule aykırı olduğunu, ayrıca müvekkillerine toplantı gününün tebliğ edilmediğini, kendilerine cevap ve savunma hakkını kullanmalarının engellenerek müvekkillerinin ibra edilmemesi kararı olunduğu bu nedenle bu genel kurul kararının yasa ve usule aykırı olduğundan iş bu davanın dayanağı olamayacağını, şirketin defter ve belgelerine el konulduğu ve müvekkillerinin tutuklandığı tarihte şirketin mal varlıkları bulunan ticari faaliyette olan bir şirket olduğunu, müvekkillerinin davacının iddia ettiği gibi şirketi zarara uğratmasının fiilen ve hukuken imkansız olduğunu, şirketin doğmuş bir zararı söz konusu ise bu zararın nedenlerinden birisinin şirketin yönetim ve denetiminin... ye geçmesinden sonra, ... yönetiminin şirketi gerektiği gibi yönetmemesinden veya yönetememesinden kaynaklanmış olabileceğini, kaldı ki... yetkililerinin şirketin zararlarının şirketin faaliyet alanlarının uzmanlık alanları olmadığından dolayı büyüdüğünü kendilerinin beyan ettiğini, davacının iş bu davaya açmada kötü niyetli olduğunu, bu zarardan fon tüzel kişiliğinin sorumlu olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:Mahkemece, asıl davanın, ... Şirketi'nin 14.03.2003 tarihli genel kurulunda alınan kararların iptali istemine ilişkin olduğu, iptali istenen kararların, şirkete el konulmasından önce, şirketi zarara uğratma ihtimalinin bulunduğu düşünülen dönemde görev yapan yönetim kurul üyeleri ile denetim kurulu üyelerinin 1998 yılına ilişkin ibra kararlarının, hesap tablolarının gerçek bilançolara dayanmaması nedeniyle iptali ve 1999-2001 arası döneme ait şirket defter ve kayıtları ile dayanağı belgelerin bulunamaması nedeniyle incelenememesi ve şirketin zararının bulunup bulunamadığının araştırılamaması dolayısıyla ibra edilmemeleri şeklindeki kararlar olduğu, davanın 16.06.2003 tarihinde açıldığı, davacı yönetici hakkındaki sorumluluk davasının ise 08.01.2004 tarihinde açıldığı, bu durumda iptal davasının açıldığı tarihte henüz açılmış bir sorumluluk davası bulunmadığından dava tarihi itibariyle davanın görülmesinde hukuki bir engel bulunmadığı ancak iptal davası açıldıktan sonra 08.01.2004 tarihinde birleşen İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/58 Esas sayılı dosyası ile sorumluluk davası açıldığı, sorumluluk davasının açılması ile ibra etmeme kararına konu hususlar bu dava da tartışılıp karar bağlanacağından, genel kurul kararının iptali davasının görülmesinde artık davacının hukuki yararının kalmadığı;Birleşen davanın, ... Şirketi'nin yönetim ve denetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucu ortaya çıkan zararın tazmini istemine ilişkin olduğu, sorumlular hakkında dava açma kararının 14.03.2003'de verildiği, davanın ise 08.01.2004'de açıldığı, 1998-1999 yılı itibariyle bilançoda meydana gelen zararı tespit etme imkanın bulunmadığı, bu nedenle zamanaşımı süresinin işlemeye başlamadığı, zararın tespiti mümkün ise bunun en erken...'nin şirketin mevcut durumunu öğnrendiği 28.02.2003 tarihi olduğu ve davanın süresi içerisinde açıldığı, ibranın sadece genel kurulun bilgisine sunulan işlemleri kapsaması ile ibra kararının kaldırılmasının usul ve yasaya uygun olduğu;Davacı adına yüksek meblağlı kredi kullanılmasının, şirkete kaynak sağlamak adına şirketin pasifini artırmak niteliğinde olduğu, kredinin teminatsız olarak kullanılmadığı ve kredi borcunu ödeyen... AŞ'nin borca batık takipli alacak dosyalarının devralındığı dikkate alındığında, söz konusu kefalet ve temlik işlemlerinin ortaklık yapılarıyla benzer olan ve organik bağlantı içinde bulunduğu anlaşılan şirketler arasında bir muhasebeleştirme işlemi mahiyetinde değerlendirilebileceği, üçüncü bir şirkete değil, kardeş şirketine kredi bedeli sebebiyle borçlu görünen davacı faktoring şirketinin bu işlem sebebiyle zarara uğramadığı, kaldı ki bu işlemler zarar doğurucu olarak kabul edilse zararı ve miktarını ispatlar defter ve kayıtların sunulmadığı;Vergi borcunun yasal yükümlülük olması nedeniyle şirketin fiili bir zararının bulunmaması, vergi cezalarının miktarı ve hangi dönme ilişkin olduğunun kesin olarak ortaya konulamaması ile şirket defter ve kayıtlarının davacı tarafça sunulamaması nedeni ile şirketin vergi cezalarını ödemede ödeme güçlüğü içerisinde olup olmadığı, vergi cezalarının neden ödenmediği ve vergi borcu ödemekle yükümlü olan/görevlendirilen yönetim kurulu üyelerinin kimler olduğunun tespit edilememesi nedeniyle vergi borcu yönünden şirketin zararı ve davalıların sorumluluğunun ispatlanamadığı;Davacı defter ve kayıtlar ile dayanağı belgelerin, DGM kararıyla şirkete el konulmasıyla birlikte şirketten götürüldüğü, bu durumda yönetim ve denetim kurulu üyesi davalıların şirket defterlerine ulaşması, dosyaya bu defterleri sunmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla defter ve belgelerin sunulmamasında davalılara yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı, davacı tarafça da defter ve kayıtların dosyaya sunulmadığı, defter ve kayıtlar ile dayanağı belgeler incelenmeden usulüne uygun tutulup tutulmadığının tespit edilemeyeceği, uyuşmazlığa konu işlemlere ilişkin bilgi ve belgeler eksiksiz olarak dosyaya sunulmadığından zarar bulunup bulunmadığı, hangi üyelerin karar alarak var ise zarar doğuran işlemleri gerçekleştirdiğinin tespit edilemediği, diğer yandan yapılan işlemlerin tek başına zarar olarak kabul edilemeyeceği, zira o an için şirkete borç altına sokan bir işlemin uzun vadede şirket menfaatine sonuç doğurabileceği, netice olarak  defter ve kayıtlar incelenmeden davacı şirketin uğramış ise zararın varlığını ve miktarını tespit etmenin mümkün olmadığı, dolayısıyla davalıların görevli bulunduğu dönemde şirketi zarara soktukları iddia edilmişse de; davacı şirketin defterlerinin bulunamaması ve davacı tarafça sunulmaması, defterlere ulaşılamamada davalıların kusurunun bulunmaması ile davacı zararın varlığını, miktarını ve sorumlu yönetici, denetçileri ispatlayamadığından,  08.05.2017 ve 07.11.2019 tarihli bilirkişi raporlarında eksik ve yetersiz belgelere dayalı inceleme ile yapılan zarar hesabının hükme esas alınmadığı, 5411 sayılı Yasa’nın 133/son fıkrası uyarınca davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedildiği gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş ve birleşen davada verilen karara karşı davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Birleşen davada davacı vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri;  Davanın, şirketin vergi borçları, ... A.Ş.'nin kefaleti ile ... A.Ş.'den kullanılan kredinin ödenmemesi nedeniyle tazmin olan ve... tarafından ödenen 10.600.000 CHF tutarındaki harici krediden kaynaklanan kredi borçları ve... A.Ş.'den temlik alınan batık krediler nedeniyle oluşan şirket zararı nedeniyle açıldığı, dava konusu zararın ve sorumlularının gerek dosyaya sunulan belgelerle gerekse alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiği, ... A.Ş. yönetimi tarafından şirket kaynaklarının, şirket gelirlerine veya şirketin finansal değerine herhangi bir katkı sağlamayacak işlemlerde kullanıldığı, şirketin karşılayamayacağı bir borç altına sokulduğu, ... Bankası'ndan kullanılan kredi ile...'dan 65 adet batık kredi dosyasının temlik alındığı ve kredinin temlik bedeli olarak... A.Ş'ye ödendiği, ...'dan kredi temlik alma işleminin şirketin kuruluş ve işleyiş amacına aykırı olduğu, kredilerin şirkete aktarılması amacı taşıdığının ve kimlerin bu zarardan ne miktar ile sorumlu olduklarının bilirkişi raporları ile de tespit edildiği, gerek batık kredilerin temlik alınması, gerekse temlik bedelinin ödenmesi için kredi kullanılmasının şirketi zarara sokacak işlemler olduğu, Mahkemenin hükme esas aldığı ve yapılan işlemlerin ortaklık yapıları benzer olan ve organik bağlantı içerisinde olan şirketler arasında bir muhasebeleştirme işlemi olduğuna dair bilirkişi tespitinin subjektif bir yorum olduğu, her şirketin birbirinden bağımsız tüzel kişiliğinin bulunduğu, iki şirket arasında organik bağ olsa dahi bir şirketin yönetiminin, bütçesinin, tüzel kişiliğinin, hak ve yükümlülüklerinin kendisine ait olması sonucunu değiştirmeyeceği, Mahkeme kararının eksik incelemeye dayandığı, ...'ın kredi alacağını ... A.Ş.'den tahsil edememesi, finansal yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle zarar kaydeden...'ın fona devredilmiş olması nedeniyle kamunun yüklü miktarda bir zararla karşı karşıya kalmış olması gerçeği karşısında Mahkemenin kardeş şirketler gerekçesi ile zarar bulunmadığı yönündeki kararının hukuken dayanağının bulunmadığı, kredi kullanılmasının şirketi borç altına sokarark pasiflerini artırıcı bir işlem olduğu ve şirketin piyasa değerini düşürdüğü, şirketin bu kredi ile şirket karını artıracak bir yatırımda da kullanılmadığı, mahkeme kararında yer alan kredinin teminatsız kullanılmadığına dair gerekçesinin de haksız olduğu, şirket tarafından temlik alınan 65 adet batık kredi dosyasının gerçekten bir teminat niteliğini haiz olup olmadığının incelenmesi gerektiği ancak bu hususun incelenmediği, eksik inceleme ile karar verildiği, zarar kalemlerinin ispatlanmasının tek yolunun şirket defterlerinin incelenmesi olmadığı, zararın başkaca delillerle ispat edildiği, ... A.Ş.'nin vergi borçlarını zamanında ödemediği ve yüklü vergi cezaları ile karşı karşıya kaldığı, bu nedenle şirket borçlarının arttığı, bunun sorumlusunun şirket yöneticisi ve denetçilerin olduğu, kredi işlemleri ile vergi borçları yönünden... A.Ş.'nin kayıtları ile vergi dairesinden getirtilen kayıtların zararın ispatı için değerlendirilmesi gerektiği, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 338. maddesi gereğince yönetim kurulu üyelerinin müteselsil sorumluluktan kurtulmak için kusursuz olduklarını ispat etmeleri gerektiği, aynı Kanun'un 359. maddesi gereğince benzer durumun denetçiler için de söz konusu olduğu, 5411 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca da ispat külfetinin davalılarda olduğuna ilişkindir.Birleşen davada davalı ... vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri;  davanın reddi kararının adalete, gerçeğe ve dosya kapsamına uygun olduğu, davanın, davacı ... A.Ş. Tarafından 2004 yılında şirketin eski yönetim kurulu üyeleri ve denetçileri aleyhine TTK hükümlerin göre açılmış ve tamamında red kararı verilmiş diğer çok sayıdaki seri nitelikteki emsal davalardan olduğu, davayı temlik alan...'nin davacı şirketin dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarla bağlı olmasına rağmen dava tarihinden itibaren 2-3 yıl sonra usule ve hukuka aykırı şekilde tam beş kez ıslah niteliğindeki dilekçeleri ile davayı değiştirdiği ve dava dilekçesinde olmayan yepyeni iddialar ile deliller sunduğu, dava dilekçesi incelendiğinde davada hukuki yararın olmadığının açık olarak görüleceği, dava dilekçesinde ve dayanağı genel kurul kararında şirketin vergi borcu, temlik işlemleri, şirketin ödemediği ticari borçlarından bahsedilmediği, dava dilekçesindeki iddianın davacı şirketin ticari defterlerinin ibraz edilmemesi olduğu, diğer iddialarının tamamının sonradan ileri sürüldüğü, dava dilekçesinde ve dayanağı genel kurul kararında hiçbir somut zarar isnadının bulunmadığı, davalıların şirket defterlerini ibraz etmemeleri nedeniyle varsa bir zarar mahkemece tespit edilsin denildiği, şirketin defterlerinin tamamının kamu gücü kullanılarak verilen ihtiyati tedbir kararı kapsamına polis tarafından alındığı, bu konuda herhangi bir ihtilaf olmadığı, şirket defterlerinin davalılarda olmadığı, davacının bu durumu bilmesine rağmen dava açtığı, kötü niyetli olduğu, davanın görülebilme şartı olan geçerli bir genel kurul kararının bulunmadığı, bu nedenle davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiği, bu sebeplerle davacı tarafça sonradan ileri sürülen iddiaların dikkate alınmasının mümkün olmadığı, davalılar hakkında verilen ibra etmeme ve dava açılması yönündeki 5-6 nolu genel kurul kararlarının mutlak butlanla batıl oldukları, zira... tarafından şirketin ticari defterlerinin davalılarda olmadığının 2001 yılından beri bilindiği, dava ve ıslah tarihlerinde zamanaşımının dolduğu, dosyanın davacısı bir anonim şirket olup dava konusu da eski TTK ve Borçlar Kanunu'na tabi olduğundan Bankalar Kanunu'nun 133 vd maddelerinin uygulanamayacağı, dolayısıyla davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, Mahkeme kararının bu sebeplerle gerekçe ile vekalet ücreti düzeltilmek suretiyle kaldırılması gerektiğine ilişkindir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Birleşen dava, davacı... tarafından temlik alınan davacı ... A.Ş.'nin 1998-1999-2000 yılları arasında yönetim kurulu üyesi ve denetçisi olan davalıların eylemleri ile şirketi zarara uğrattıklarından bahisle uğranılan zararın, sorumlulukları oranında davalılardan müştereken ve müteselsilen tazmini talebine ilişkindir.Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara birleşen davada davacı vekili ile davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi uyarınca; idare meclisi azaları şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsan mesul olamazlar. Ancak hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından vukubulan ödemelerin doğru olmaması; dağıtılan ve ödenen kar paylarının hakiki olmaması; kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya bunların intizamsız bir surette tutulması; umumi heyetten çıkan kararların sebepsiz olarak yerine getirilmemesi; gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasden veya ihmal neticesi olarak yapılmaması hallerinde gerek şirkete gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen mesuldürler. Aynı Kanun'un 359. maddesi uyarınca; murakıplar, kanun veya esas mukavele ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zararlardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsilen mesuldürler. Kanun'un yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu yönünden 340. maddesi ve denetçiler yönünden 359. maddesinde yer alan atıf ile 309. maddesi uyarınca şirketin yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerinin sayılan eylemeleri nedeniyle zarara uğraması halinde sorumluluk davası açabilmesi mümkün olup, 341. maddesi uyarınca böyle bir davanın açılması için şirket genel kurulu tarafından karar alınması gerekir. Dosya kapsamından; temlik alınan ... A.Ş.'nin 1998 yılı olağan genel kurul toplantısını 08/09/1999 tarihinde yaptığı ve bu toplantıda yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin ibra edildikleri, ... A.Ş.'nin temettü hariç, ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin BDDK'nın 19/12/2001 tarihli ve 397 sayılı kararı ile 43889 sayılı Bankalar Kanunu'nun 15/7-a maddesi uyarınca davacı... tarafından devralındığı, davacı... tarafından atanan denetçilerin düzenlediği 28/02/2003 tarihli rapora dayanılarak, temlik alınan şirketin 14/03/2003 tarihinde yapılan 1999, 2000, 2001 ve 2002 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantısında, 1999 ve 2000 yıllarında görev yapan yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin ibra edilmemelerine, 1998 yılında alınan ibra kararının ise kaldırılmasına ve ibra edilmeyen ve ibra kararı kaldırılan yönetim kurulu üyeleri ile denetçiler hakkında görev yaptıkları döneme ait yasal defterler ile diğer kayıt ve belgeleri ibraz etmemeleri ve bundan dolayı hesap denetimleri gerçekleştirilemeyen şirketin faaliyetlerinde herhangi bir usulsüzlük olup olmadığının araştırılması olanağı bulunmadığından sorumluluk davası açılmasına, şartları oluşmuş ise suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği, davanın temlik alınan ... A.Ş. tarafından 09/01/2004 tarihinde açıldığı, dava dilekçesinde her bir davalının hangi eylemi nedeniyle davacı şirketi zarara uğrattığının açıklanmadığı, davanın açılmasına dayanak gösterilen genel kurul kararında ise sorumluluk davası açılması gerekçesinin, davalıların şirketin 1999-2000 yıllarına ait ticari defter ve belgelerini, yönetim kurulu karar defterini kayyımlara ibraz etmemeleri, sunulan belgelerin yetersiz olması sebebiyle denetlemenin yapılamaması olarak açıklandığı, buna göre dava dilekçesinde davalıların şirket defterlerini ibraz etmemelerinin, yargılama aşamasında sunulan dilekçelerde ise; dava dışı... A.Ş.'nin kefaleti ile kredi kullanılması, bu kredi ile şirket tarafından... A.Ş.'den temlik alınan kredi dosyalarının temlik bedelinin ödenmesi ve 01/01/1999 ila 31/07/2000 dönemine ait toplam 1.260.403,92 TL vergi borcunun ödenmemesinin sorumluluk sebebi olarak ileri sürüldüğü anlaşılmıştır.Dava dilekçesinde ileri sürülen sorumluluk sebebi yönünden; temlik alınan şirkete Ankara 2. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 12/10/2000 tarihli kararı ile el konulduğu ve 13/12/2000 tarihli karar ile şirket yönetiminin kayyıma devredildiği, ticari defterler ve yönetim kurulu karar defterinin muhafazası ve usulüne uygun şekilde tutulmasına dair davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun bu tarih itibariyle sona erdiği, gerek sorumluluk davası açılması kararının alındığı genel kurul toplantısı tarihinde ( 14/03/2003) gerekse dava tarihinde defter ve belgelerin davalılarda olmadığı, dolayısı ile dava dilekçesinde ileri sürülen ve kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmamasına dair sorumluluk sebebinin iş bu davada gerçekleşmediği, defterlerin usulsüz şekilde tutulduklarının ise ispat edilemediği, kaldı ki kanunen tutulması gereken defterlerin sunulmaması veya usulsüz tutulması nedeniyle doğrudan davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, yukarıda açıklandığı üzere bu eylem nedeniyle şirketin bir zarara uğradığının ispat edilmesi gerektiği, defterlerin sunulmaması nedeniyle oluşan zararın da ortaya konmadığı ve ispat edilemediği, Mahkemece bu iddianın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.Yargılama sırasında sunulan beyan dilekçelerinde ileri sürülen sorumluluk sebepleri yönünden ise; davalı yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin sayılan eylemler nedeniyle sorumlu tutulabilmeleri için öncelikle temlik alınan ... A.Ş.'nin dava tarihi itibariyle bir zarara uğramış olması ve bu zararın davacı tarafça ispat edilmesinin gerektiği, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında temlik alınan şirketin 01/01/1999 ila 31/07/2000 dönemine ait toplam vergi borcunun 217.812,67 TL olarak tespit edildiği, temlik alınan şirket tarafından bu vergi borcunun ödenmediği, ödenmemiş olması sebebiyle alacaklı olanın ise Hazine olduğu, davacı tarafından vergi borçlarının ödenmemesi sebebiyle her bir kalem yönünden iddia edilen aralıkta ne kadar faiz işlediğinin ortaya konulamadığı ve bu işlemiş faiz borcunun da ödenmediği, Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesi ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca temlik alınan şirketten tahsil edilemeyen vergi borcu ile işlemiş faizi yönünden ilgili vergi dairesince, verginin tahakkuk ettirildiği ve ödenmesi gereken tarihteki temsil yetkisini haiz yönetim kurulu üyelerine başvurulmasının mümkün olduğu, dolayısıyla temlik edilen şirketin ödenmeyen vergi borcunun ve bu borcun ödenmemesi sebebiyle işlemiş ancak ödenmemiş faizinin şirket zararı olduğuna yönelik iddiasının dinlenmeyeceği;Temlik alınan şirket tarafından 20/10/1998 tarihinde ... Bankası'ndan kullanılan CHF türündeki kredinin, alınan bilirkişi raporları ile de tespit edildiği üzere, ... A.Ş.'nin teminatı ile kullanıldığı, şirket tarafından kredi kullanılmasının tek başına şirket yönetim ve denetim organlarının sorumluluğunu doğuracak bir işlem olmadığı, temlik alınan şirketin kullandığı kredinin pasifinde yer almasının doğrudan bir zarar olarak kabul edilemeyeceği, şirketin kullandığı kredi ile yaptığı yatırımların sonuç vermesi, bu minvalde... A.Ş.'den temlik alınan kredi dosyalarının tahsil işlemlerinin yapılmasının, şirketin devam eden faaliyeti kapsamında olduğu, şirketin kredi kullanması ve bu kredi ile... A.Ş.'den kredi dosyalarını temlik alması nedeniyle uğradığı zararın somut olarak davacı tarafça ispat edilmesi gerektiği, davacı tarafça dosyaya şirketin ticari defter ve kayıtları sunulmadığı gibi temlik alınan dosyaların akıbeti ile ilgili bir belge de sunulmadığından iddia edildiği gibi 30/10/1998 tarihinde temlik alınan dosyalar nedeniyle temlik alınan şirketin zarara uğradığı ve bu zarara 30/10/1998 tarihinden, şirkete el konulduğu ve kayyımların atandığı 13/12/2000 tarihine kadar davalıların yaptıkları işlemlerin sebep olduğunun tespit edilemediği, şirketin 13/12/2000 tarihinde yönetimi kayyıma devredilmiş olduğundan, bu tarihten itibaren yapılmış ve yapılmamış işlemler nedeniyle bir zarar oluşmuş ise bu zarardan davalıların sorumlu tutulmasının ise söz konusu olmadığı, ... Bankası'ndan kullanılan kredinin... A.Ş.'nin teminatı ile kullanıldığı ve... A.Ş. tarafından bankaya ödenmek suretiyle kapatıldığı, ... A.Ş. tarafından bu davanın açılmasından sonra İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/269 Esas sayılı dosyası ile açılan ve... tarafından devam edilen, ödenen kredi borcunun tahsili talepli davada 11/04/2006 tarihli karar ile 4.724.048 YTL alacağın 07/11/2000 tarihinden itibaren işletilecek %150 temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verildiği ve kararın 18/06/2007 tarihinde kesinleştiği, davacının beyanında kabul ettiği üzere, iş bu dava tarihinden sonra hüküm altına alınan alacağın temlik alınan ... A.Ş.'den tahsil edilemediği, esasen somut olarak kredi borcunun ödenmemesi sebebiyle zarara uğrayanın temlik alınan şirket değil... A.Ş. olduğu, bu sebeplerle davacıların yönetim kurulu üyesi ve denetçi oldukları süre içerisindeki iş ve işlemleri ile temlik alınan şirketi zarara uğrattıkları ve bu zararın miktarı somut olarak ispat edilemediğinden Mahkemece açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış ve yine Mahkemece davalıların zamanaşımı itirazları yerinde gerekçeler ile reddedildiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusu ile davalı ... vekilinin kararın gerekçesine ve zamanaşımına yönelik istinaf sebepleri isabetli görülmemiştir.Davacı... tarafından davaya temlik alınan şirketin kanuni halefi olarak devam edildiğinden 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 133. maddesinin son fıkrası uyarınca Mahkemece davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli olmuş, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, birleşen davacı vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Birleşen davada davacı vekili ile birleşen davada davalı ... vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden birleşen davada davalı ... vekili tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, <br>3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince birleşen davada davalı ...'dan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL'nin birleşen davada davalı ...'dan tahsili ile hazineye gelir kaydına, <br>4-Birleşen davacı... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,<br>5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, <br>6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 12/02/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e197ca09b8691cfc","SID":"803a8eea4e1c0b0a"}}