{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ<br> Esas-Karar No:  2026/97-2026/93 <br>                    T.C.<br>               ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>       31.HUKUK DAİRESİ<br>\t\t\t         (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız)<br>(Başvuru Kabul/Gönderme/HMK m. 353/1-a.6)<br>DOSYA NO\t: 2026/97  Esas<br>KARAR NO\t: 2026/93<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 15/10/2025<br>NUMARASI\t\t: 2024/598 Esas-2025/623 Karar<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ\t: 03/02/2026<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 09/02/2026<br><br>\tTaraflar arasında yapılan yargılama neticesinde, Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında  mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>\t\t\t\t\t\t\tDavacı vekili; davalı yüklenici ... İnşaat Turizm Ticaret Limited Şirketi, iş sahibi Toplu Konut İdaresi'ne ait Kars 200 yataklı devlet hastanesinin yapım işini üstlendiğini, eserin dış cephe kaplama imalatlarının yapımı işini davacı taşeron müvekkili ... Alüminyum Plastik ve Demir Doğrama Isıcam İnşaat Limited Şirketine verdiğini, davacı müvekkili şirket ile davalı yüklenici şirket arasında 12.02.2013 tarihli sözleşme düzenlendiğini, anılan sözleşme uyarınca eserin sözleşme tarihinden itibaren 165 takvim gününde bitirileceğini, işin keşif bedelinin 2.000.000,00-TL ihale bedelinin 2.000.000,00-TL olduğu kararlaştırıldığını, davacı müvekkili taşeron şirketin, Kars 200 yataklı devlet hastanesinin dış cephe kaplama işini sözleşmeye, fen ve sanat kurallarına ve amaca uygun olarak imal edip davalı yüklenici şirkete teslim ettiğini, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından da 09.07.2014 tarihinde geçici kabulü yapılarak teslim alındığını, davacı müvekkilinin son alacağı olan 11.11.2014 tarihli 7 nolu kesin hakediş raporunda belirtilen 330.675,38 TL'yi ödemediğini, müvekkili şirket adına 12.11.2014 tarihli 8159 sıra nolu, 365.271,70 TL bedelli 7 nolu hakediş kesinti bedeli adı altında fatura düzenleyerek gönderdiğini, davacı müvekkilinin ise Ankara 17. Noterliğinde düzenlenen 25.12.2014 tarihli ve 19216 nolu ihtarnameyi göndererek yasal sürede itiraz ettiğini ve anılan faturayı kabul etmediğini, bu durumda davalı yüklenici düzenlediği 12.11.2014 fatura tarihi itibariyle temerrüte düştüğünü, davalı yüklenici olayların gelişiminde haksız ve kusurlu hareket ettiğini, davacı müvekkilinin taşeron şirket 11.11.2014 tarihli 7 nolu kesin hakediş bedelinin tahsili için 03.05.2018 tarihinde alacak davası açtığını, Ankara Asliye 11. Ticaret Mahkemesi'nin 2018/337E. 2022/420K. Sayılı dava dosyasında görülen davanın yapılan açık yargılaması sonucunda; müvekkili taşeron şirketin, davalı yüklenici şirkete yaptığı işle ilgili 2.932.642,38 TL tutarında hakediş bedeli alacağı hakettiğini, buna karşılık davalı yüklenici şirketin 2.508.715,66 TL ödeme, 79.033,17 TL SGK ödemesi, 55.659,89 TL %5 hakediş bedeli üzerinden kesilen stopaj olmak üzere toplam 2.643.408,72 TL ödeme yaptığını, bu durumda müvekkili şirketin 289.233,66 TL miktarında alacağının ödenmediğini, anılan alacağın 161.056,11 TL'sinin hakedişten kalan alacağını, 128.177,50 TL'sinin teminat kesintisi olduğunun tespit edildiğini, yerel mahkemece de; davanın kısmen kabulü ile 289.233,61 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı şirkete ödenmesine karar verildiğini, davalı yanın istinaf etmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi'nin 07.12.2023 tarihli ve 2022/736E. 2023/1275K. Sayılı ilamı ile istinaf isteminin esastan reddine karar verildiğini, süresinde temyiz kanun yoluna başvurulmadığından 03.01.2024 tarihinde kesinleştiğini, Ankara 6. İcra Dairesi'nin 2022/11421 E. Sayılı dosyasında Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/337 E. Ve 2022/420 K. Sayılı 26.05.2022 tarihli ilamına dayanılarak asıl alacak ve ferileri toplamı 520.218,20 TL bedel üzerinden icra takibi yapıldığını, Ankara 7. Genel İcra Dairesi 2023/139603 nolu dosyasıyla işlemiş faiz ve diğer ferileri ile birlikte 02.02.2024 tarihinde toplam 719.225,41 TL miktarında tahsilat yapıldığını, davalı yüklenici şirketin temerrüde düştüğü 12/11/2014 tarihinden borcun ödendiği 02/02/2024 tarihine kadar ülkede yaşanan ve herkes tarafından bilinen enflasyon, artan fiyatlar, döviz artışı vs.gibi olgular nedeniyle davacı alacaklı müvekkili taşeron şirketin zararının temerrüt faizi ile karşılanamadığını belirterek, açıklanan nedenlerle; davanın kabulü ile, şimdilik 10.000,00 TL aşkın(munzam)zarar alacağının 02/02/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini, ıslah dilekçesi ile  davanın kabulü ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000 -TL'nin 3.326.917,69 arttırılarak toplamda 3.336.917,69-TLnin aşkın (munzam) zarar alacağının  davalı tarafından 02.02.2024 tarihinden itibaren avans faiziyle ile birlikte davalı şirketten alınarak davacı taşeron şirkete ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı vekili; taraflar arasındaki ihtilaf daha evvelden Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesince 2018/337 E., 2022/420 K. sayılı dosyası üzerinden görülerek davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, kararın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi 2022/736 E.,  2023/1275 K. No'lu ilamı ile kesinleştiğini, bu kapsamda davacı yanca yargıya taşındığını ve yasanın öngördüğü usulde faizi ile tahsil edildiğini, müvekkilince yapılan itirazlar da taraflar arasındaki ihtilafı inceleyen mahkemece değerlendirildiğini ve neticede mahkemece davacının davasının kısmen kabulüne karar verildiğini, bu kapsamda davacı yanca şimdi yeni bir dava ikame etmek suretiyle yasanın öngördüğü şekilde yargılamaya konu olan dava neticesinde tüm alacağını faizi ile tahsil etmişken yeniden munzam zarar talebinde bulunmasının usul ve yasaya aykırı olup hukuki yarar da bulunmadığını, bu kapsamla da davanın reddi gerektiğini, munzam zararın şartlarının oluşmadığını, davacı yanca tekrardan talepte bulunulmasının iyi niyet kuralına da aykırılık teşkil etmekte olduğunu, davacı yanca iddia edildiği şekilde müvekkilinden herhangi bir alacağı olmadığını, davacı yanın ilkin Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/337 E. Sayılı dosyası ile müvekkili şirketin TOKİ'den aldığı yapım işi kapsamında bir kısım işlerin yapılması hususunda müvekkili şirket ile sözleşme imzalandığını, sözleşme kapsamında kendilerinin üzerine düşen işleri tam olarak yaptıklarını, son alacakları olan 11.11.2014 tarihli 7 nolu hakedişleri karşılığı olan 330.675,33 TL'nin ödenmediğini iddia ederek faiz ile birlikte alacak talebinde bulunduğunu, yapılan yargılama neticesinde Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesince 2018/337 E., 2022/420 K. sayılı ve 26/05/2022 tarihli kararı ile;  \"1-Davanın Kısmen Kabulüne, 289.233,61 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine....\" karar verildiğini, bahse konu kısmen kabul kararı Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi 2022/736 E.,  2023/1275 K. No'lu ilamı ile kesinleştiğini, mahkeme ilamı uyarınca davacı yanca Ankara 7. Genel İcra Dairesi 2023/139603 E. (Eski Esas: Ankara 6. İcra Dairesi 2022/11421 E.) sayılı dosyasından ilamlı icra takibi başlatıldığını, Ankara 7. genel icra dairesi 2023/139603 e. icra dosyasına müvekkilince 719.225,41 TL ödeme yapıldığını, davacı yanca müvekkilinden alacağı faizi ile birlikte tahsil edildiğini, bu kapsamda davacı yanca şimdi de munzam zarar talebinde bulunmasının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, munzam zararın şartları oluşmamış olduğunu, bu nedenle de davanın reddi gerektiğini, davacı yanın dilekçesinde belirtiği şekilde ya da kalemlerde alacağı olmadığını, bu kapsamda davacı yanın dava dilekçesindeki iddialarının kabul edilmesi mümkün olmadığını, iddia edildiği gibi munzam zararının da söz konusu olmadığını belirterek, açıklanan nedenlerle, davacının haksız ve mesnetsiz davasının öncelikle usulden reddine, aksi kanaatte olunması halinde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : <br>\t\t\t\t\t\t\tMahkemece; Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulunun da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatı olduğu, bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak  nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiğinin söylenemeyeceği, zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm delillerin ortaya konulması gerektiği, bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceği, zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın,  tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı olmadığı, dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzlukların, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığının da sağlamayacağı, hal böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, burada kanıtlanacak olguların; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olduğu,  ancak davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığının söylenemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>\tDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; alacak davası sonrası icrada 719.225,41 TL tahsil ettiklerini, TBK'nın 122.maddesi gereği munzam zararın asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olduğunu, borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olduğunu, munzam zarar koşullarının oluştuğunu, müvekkilinin borca batıp kaldığını, zarara ilişkin tüm delillerin sunulduğunu, Anayasa Mahkemesi kararı ile munzam zararın varlığının karine olarak kabul edildiğini, bilirkişi raporu ile de zararın tespit edildiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. <br>\tGEREKÇE :<br>\tDava,  eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat   istemine ilişkindir. <br>\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk  Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tPara borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK'nın  m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, \"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür\".  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli ve 1998/13-353 E. 1999/929K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla Türk Borçlar Kanunu'nun 120/2. maddesi gereğince temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.  <br>\tAlacaklının borçludan munzam zararını isteyebilmesi için; para borcunun ifasında borçlunun temerrüde düşmüş olması, temerrüt faizini aşan bir zararının  bulunması, söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının bulunması ve  borçlunun kusurunun bulunması gerekmektedir. Kusurun derecesi sorumluluğun doğması bakımından önemli olmayıp borçlu her türlü kusurundan sorumludur. TBK'nın 112. hükmüyle uyumlu olarak TBK'nın  122. maddesinde alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir. Uygulamaya göre buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir ( Yargıtay 6. Hukuk Dairesi,  2024/762 Esas -  2025/1271 Karar).<br>\tAlacaklı,  borçludan munzam zararın tazminini isteyebilmesi için, kaynağı önemli olmaksızın bir para borcu bulunması, borçlunun temerrüde düşürülmesi, temerrüt faizini aşan bir zararın gerçekleşmesi, söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun bir illiyet bağı olması, borçlunun kusurlu olması şartlarının bir arada bulunması gerekir. TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.<br>\tMunzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate  alınır.<br>\tSomut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi,  sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını  iddia ederek bu zararını ispatlayabilir. <br>\tSoyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine  olarak kabul edilmesi zorunludur.  Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir  biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanun’un 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. <br>\tYüksek Enflasyon Dönemlerinde; sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir. <br>\tNormal Enflasyon Döneminde; normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir. <br>\t20.10.1989 gün ve 1988/4 Esas, 1989/3 Karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü  meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.<br>\tAnayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11.2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.<br>\tAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu .../Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.<br>\tYukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız  kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nın 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nın 42 ve 43 md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.<br>\tMunzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;<br>\t1 . Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı <br>\t2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,<br>\t3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları,<br>\t4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları,<br>\t5. Asgari ücret artışı,<br>\t6. Altın fiyatlarındaki artış şeklindedir. Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2024/3553 Esas - 2025/3873 Karar).<br>\tYukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında eser sözleşmesi bulunduğu, alacak istemi ile davacı taşeron tarafından davalı yüklenici Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/337 Esas sayılı dosyasında dava açıldığı, mahkemece davanın 289.233,61 TL üzerinden kısmen kabulüne ve alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar verildiği, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin  07/12/2023 gün ve 2022/736 Esas -2023/1275 Karar sayılı ilamı ile esastan reddedildiği ve kararın temyiz edilmeyerek 03/01/2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. <br>\tBorçlu temerrüdünden söz edebilmek ve zararı karşılayacak temerrüt faizinin doğabilmesi için kesin vade bulunmadığı halde temerrüt ihtarının varlığı gerekir. Somut olayda davacının Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/337 Esas sayılı dosyasında dava tarihinden önce temerrüt iddiası bulunmamaktadır. Bu durumda  ilk dava tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği tarihe kadar ülkemizdeki enflasyon oranları, yabancı paranın değer artışı, altın fiyatlarının artışı,  vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahviline verilen faiz oranı, asgari ücret artışı gibi ekonomik göstergeler,  yine o dönem içerisindeki yasal faiz oranları dikkate alındığında, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına da uygun olduğu, en azından paranın değer kaybını önlemek için döviz, altın, vadeli mevduat hesabı, devlet tahvili  gibi yatırımlara yönelmesinin doğal olduğu kanaatine varılmakla, davacı alacaklının temerrüt faiz oranı üzerinde aşkın zararı (munzam) oluştuğunun kabulü gerekir. <br>\tO halde Mahkemece yapılacak işlem;  bilirkişiden ek rapor alınarak  yukarıda belirtilen ekonomik unsurlar dikkate alınarak oluşturulacak sepet hesabına göre davacı alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilerek, varsa bu zarar miktarından davacı tarafından tahsil edilen temerrüt faiz miktarı çıkartılarak, davacının munzam zarar miktarı bulunup ulaşılacak sonuca göre karar verilmesinden ibarettir. <br>\tAçıklanan nedenlerle; sair hususlar incelenmeksizin davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince  kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde sonuçlandırılması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br> HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br> 1-Davacı vekilinin  istinaf başvurusunun KABULÜNE,<br>\t2-ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 15/10/2025 tarih ve 2024/598 Esas-2025/623 Karar  sayılı kararının HMK’nun 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece  mahkemesine  GÖNDERİLMESİNE,<br>\t4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,<br>\t5-Davacı tarafından  ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına,<br> 6-İnceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. Fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa  İADESİNE, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1.a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 03/02/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br> <br>Başkan <br>  ✍e-imzalıdır<br><br>Üye <br>  ✍e-imzalıdır<br><br>Üye <br>  ✍e-imzalıdır<br><br>Katip <br>  ✍e-imzalıdır<br> <br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f1bfa0d28ed4591c","SID":"5ed4b3b7e20319be"}}