{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2025/960 Esas   2025/1833 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/960 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/1833<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>BAŞKAN\t\t: ...\t      ...<br>ÜYE\t\t: ...\t      ...<br>ÜYE \t\t: ...\t\t      ...<br>KATİP\t\t: ...\t    ...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA BATI 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 15/01/2025<br>NUMARASI\t\t: 2022/166 Esas  2025/56 Karar<br><br>DAVA\t: Hisse Devrinin İptali - Kar Payı alacak<br>DAVA TARİHİ\t: 04/01/2021<br>KARAR TARİHİ\t: 25/12/2025<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 25/12/2025<br><br>\tTaraflar arasındaki hisse devrinin iptali ve  kar payı alacak  istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin vefat eden babası ... ile davalının Kazan Noterliğinin 25/04/2011 tarih ve 03776 yevmiye numaralı kuruluş sözleşmesine istinaden ...-Kazan sicil numaralı ... Yalıtım Dekorasyon Doğaltaş İnşaat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'ni kurduğunu, bu şirket 26.04.2011 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil edildiğini, şirketin sermayesi, her biri 50-TL kıymetinde 200 adet hisseye ayrılmış olup 10.000-TL olduğunu, bu sermayenin 100 hisseye karşılık gelen 5.000-TL 'si ...'e, 100 hisseye karşılık gelen 5.000-TL'sinin ...'a ait olduğunu, ilk yirmi (20) yıl için şirket ortaklarından ... şirket müdürü olarak atandığını, müvekkilinin babasının kendi payını ve gayri menkullerinin, oğlu ...'un 18 yaşını doldurmasıyla birlikte çocukları adına tescil etmesi için gitmeden evvel Kazan Noterliği'nin 17/09/2014 tarih ve 9770 yevmiye no.lu vekaletnamesi ile şirketin diğer ortağı ...'i vekil tayin ettiğini, müvekkilinin babasının  02/01/2015 tarihinde hayatını kaybettiğini, muris ...'un 02.01.2015 tarihinde hayatını kaybettiğini öğrenen davalı  ...'in müvekkilin babası ...'a ait ... Yapı Sistemleri Yalıtım Metal Plastik Doğaltaş İnşaat Ve Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ndeki hisselerini vekalet görevini kötüye kullanarak dava dışı ...'a satış göstermek suretiyle devrettiğini, davalı ..., ...'un vekaleti ile ona ait hisselerin satışını kendi üzerine almasının kanunen yasaklandığını bildiğinden bu payları öncelikle, şirket adına yalıtım ve mantolama işleri yapan ... ile bu payların daha sonra kendisine devretmesi hususunda anlaşarak Kazan Noterliği'nin 02.02.2015 tarih ve 1332 yevmiye no.lu Limited Şirket Pay Devir Sözleşmesi ile ...'a devrettiğini (EK-3 Kazan Noterliği'nin 02/02/2015 Tarih ve 1332 Yevmiye No.lu Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi Örneği) ve bu devir, 04.02.2015 tarihinde ticaret sicil gazetesinde yayınlanarak tescil edildiğini, ...'ın pay devri yapılan ... Yapı Sistemleri Yalıtım Metal Plastik Doğaltaş İnşaat Ve Sanayi Ticaret Limited Şirketi adına yalıtım ve mantolama işleri yapan bir inşaat ustası olup, bu denli büyük bir şirketin %50 hissesini alım gücü bulunmadığını, ...'ın 02.02.2015 tarihinde vekil edilen ...'ten aldığı hisselerin tamamını, Kahramankazan Noterliği'nin 31.12.2018 Tarih ve 19514 Sayı ile tasdikli 3 Sayılı Genel Kurul Kararı ile tekrar davalı ...'e devrettiğini,  davanın açılış tarihi itibarıyla bahsi geçen şirket, hisselerinin tamamı ...'e ait tek ortaklı limited şirket olduğunu, bundan dolayı muvazaalı olarak elde edilen müvekkilin babasına ait hisselerin ...'un yasal mirasçıları adına tescil edilmesi gerektiğini  iddia ederek hisse devri işleminin iptali ile devri yapılan şirket hisselerinin murisin yasal mirasçıları adına tescil edilmesine, yasal mirasçılar adına tescilin mümkün olmaması halinde, şirketin gerçek değeri üzerinden hisse devrine karşılık gelen bedelin mirasçılara faiziyle birlikte ödenmesine, devir tarihi ile karar tarihi arasındaki şirketin gerçek kâr payının tespit edilerek murisin payına düşen kâr payı tutarın mirasçılara faiziyle birlikte ödenmesine, bahsi geçen şirkete kayyım atanmasına  kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.  <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı vekili  cevap dilekçesinde özetle;  iptali istenen tasarrufun müteveffanın hayatta iken yapılmış olup davacı yanın huzurdaki dava yönünden dava  ehliyeti olmadığını, davalı yanın her ne kadar müvekkilinin vekalet ilişkisini kötüye kullandığını iddia etse de,  müteveffanın bilerek ve isteyerek açıkça şirket hisselerinin devri yetkisini müvekkiline verdiğini, ardından müteveffanın hisselerinin ...'a devredildiğini, alınan paranın müteveffanın ailesine fazlası ile gönderildiğini, açılan davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/68 E.,2022/135 K. ve 18.10.2022 tarih sayılı kararı ile ...'un 11.04.2015 tarihinde öldüğünün  belirlendiği,  dolayısıyla iptali istenen tasarrufun yapıldığı sırada davacı sağ olduğu, bu nedenle dava açma hakkının miras bırakan ...'a ait olduğu,  davacı tarafın dava açma konusunda ehliyetinin bulunmadığı gerekçeleriyle davanın bu dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ... Yalıtım Dekorasyon Doğaltaş İnşaat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'nin davacının babası ile davalı tarafından kurulduğunu, davalının, davacının babasının verdiği vekaletname doğrultusunda şirket hisselerini kendilerine devretmesi gerekirken muvazaalı şekilde 3. kişiye devrettiğini, hisse devirlerinin geçersiz olduğunu, yasal mirasçıları adına tescilinin gerektiğini, hisselerin tescilinin mümkün olmaması halinde bedellerinin  ve devir tarihi ile karar tarihi arasındaki kar paylarının mirasçılara ödenmesi gerektiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.\t<br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava, dava dışı şirkette eski ortağa ait iken usulsüz bir şekilde davalı  diğer ortağa devredildiği iddia edilen  hisselerin iptali murisin mirasçıları adına  tescili, olmadığı taktirde hisse bedelleri ile  murisin sağlığında ödenmeyen kar payının tespiti  istemine ilişkindir. <br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tTicaret sicil kayıtları, hisse devir sözleşmeleri, vekaletname, nüfus kayıtları, veraset ilamı Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/68 Esas, 2022/135 Karar sayılı kararı vs deliller dosya arasında mevcuttur. <br>\tDavada taraf ehliyeti, bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Davada taraf ehliyeti, medeni hukuktaki hak ehliyetinin, medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur. Gerçekten, kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Türk Medeni Kanunu'na göre belirlenir. (TMK md. 8;48). HMK'nın 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir. Hak ehliyeti bulunan her gerçek (TMK md. 8) ve tüzel (TMK md. 48) kişi davada taraf ehliyetine de sahiptir. TMK anlamındaki hak ehliyetinden maksat, hak sahibi olabilme ve borç altına girebilme ehliyetidir. Hak sahibi olmaya ve borç altına girebilmeye ehil olanlara kişi denir. (TMK md. 8;md 48) Kişi olabilmek, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahip olabilmek için tek başına yeterlidir. Medeni Hukuk anlamındaki kişiden maksat, gerçek kişiler ile tüzel kişilerdir. Dava, gerçek ya da tüzel kişi adına yahut gerçek ya da tüzel kişiye karşı açılır. Gerçek kişiler, sağ ve tam doğdukları anda, hak ehliyetine ve dolayısıyla bu andan itibaren davada taraf ehliyetine sahip olurlar (TMK md. 28; HMK md. 50). Cenin de ileride sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahip olur (TMK md. 28/II;md. 582/I). Tüzel kişiler de, hak ehliyetini haiz oldukları andan itibaren (TMK md. 48) davada taraf ehliyetini de haiz olurlar. Burada sözü edilen tüzel kişilerden maksat, özel hukuk tüzel kişileridir. Özel hukuk tüzel kişileri ise dernekler, vakıflar, sendikalar ve ticaret ortaklıklarıdır. Dava, özel hukuk tüzel kişisi adına yahut özel hukuk tüzel kişisine karşı açılır. (Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku cilt 1, Ankara 2016, sh 485 vd.; Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 243 vd.)<br>\tDavada taraf ehliyeti, taraflara ilişkin dava şartları arasında yer alır (HMK md. 114/I-d). Dolayısıyla, davanın her aşamasında mahkemece re'sen araştırılabileceği gibi taraflar da davanın her aşamasında taraf ehliyetinin bulunmadığı hususunu ileri sürebilirler. Taraf ehliyeti, dava şartlarından olduğu için ilke olarak taraf ehliyetinin yokluğunun tespiti halinde dava şartı noksanlığından ötürü mahkemenin davayı usulden reddetmesi gerekir. (Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku cilt 1, Ankara 2016, sh 485 vd.; Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 250).\t<br>\tKural olarak, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin, dava takip yetkisi de vardır; davayı açanın dava takip yetkisine de sahip olması gerekir. Ancak bazı istisnai durumlarda, davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti mevcut bulunmasına karşın, bu kişinin dava takip yetkisi mevcut olmayabilir. Örneğin, hakkında iflas kararı verilen kişinin (müflisin), iflas masasına giren mallar üzerindeki tasarruf yetkisi sınırlanır ve müflisin her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüz olur (İİK md. 191). İflas masasının yasal temsilcisi (kanuni mümessili) olan iflas idaresi  (İİK md. 227), tasarruf yetkisini kullanır ve müflisin taraf olduğu takiplerde (İİK md. 193) ve hukuk davalarında (İİK md. 194), istisnai durumlar hariç, davayı takip yetkisi iflas idaresine ait olur. Bu nedenle, müflisin bu hukuk davalarında (taraf ehliyeti ve dava ehliyeti mevcut olmasına rağmen) davayı takip yetkisi bulunmamaktadır. Dava takip yetkisi, bu yetkiye sahip olanın usuli işlemleri yapma ve talep sonucu hakkında hüküm elde etme ehliyeti (yetkisi) anlamına gelir. Bu anlamı ile davada sıfattan farklıdır. Çünkü sıfat maddi hukuka ilişkindir. Dava takip yetkisi ise şeklidir ve usule ilişkindir. Bu yetkinin bulunması gereken davalarda yetkiye sahip olmayanın açtığı dava, dava şartı yokluğundan dolayı usulden reddedilir. Çünkü davayı takip yetkisi HMK'nun 114/1-e maddesi uyarınca dava şartları arasında sayılmıştır. Dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilir. (Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 257-258). <br>\tTaraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi  HMK'nun 114. maddesinde dava şartları arasında sayıldığından, HMK’nun 115/1. maddesi uyarınca yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekmektedir. Mahkemece bu husustaki dava şartlarının gözetilmemesi halinde istinaf yargılaması evresinde, taraflara ilişkin yukarıda yer alan dava şartlarından birinin noksanlığı tespit edilmişse (ki dava şartları kamu düzeninden olduğu için, taraflar ileri sürmemiş olsa bile Bölge Adliye Mahkemesi bunun HMK'nun 115. maddesinin 1. fıkrası ve 355. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca re'sen gözetmek zorundadır) dosya üzerinde ilk derece mahkemesinin kararının esastan incelenmesine geçilmeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verilir (HMK md. 353). Temyiz evresinde yukarıda belirtilen dava şartlarından birinin eksikliği tespit edilmişse, bu durumda, Yargıtayca verilecek olan karar, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının HMK'nun 371. maddesinin (b) bendi uyarınca bozulması kararıdır.(Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku cilt 1, Ankara 2016, sh  486,497,512).\t<br>\tDavada taraf sıfatı (husumet) dava konusu yapılan, maddi hukuktan doğan (subjektif) hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı (husumet) dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Başka bir ifadeyle sıfat, dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilenlerin, maddi hukuk açısından, gerçekte bu niteliği taşıyıp taşımadığıyla ilişkilidir ve esas hakkında verilecek olan kararın içeriğinin belirlenmesi bakımından önem taşır. Yoksa, sıfatın hakim açısından tarafın hak sahipliğine yönelik olarak karar verilinceye  kadar, yargılamanın yürütülmesi bakımından, herhangi bir önemi yoktur. Davayı takip yetkisi ise yargılamanın kim tarafından yürütüleceği sorusunun cevabını teşkil eder. Dolayısıyla, davayı takip yetkisi tümüyle usuli bir kavramdır. O nedenle, hukukumuzda taraflara ilişkin dava şartları arasında düzenlenmiştir. Buna karşılık, sıfat ise, dava dilekçesinde taraf olarak gösterilenlerin, maddi hukuk bakımından gerçekte hak sahibi ve yükümlü konumda bulunup bulunmadığıyla ilişkili olduğu için esasa ilişkindir; yani, bir maddi hukuk sorunudur. O nedenle, hüküm anında mevcut olmalıdır; bir başka ifadeyle, sıfat, bizatihi hükümde somutlaşır; zira, tarafların haklılık durumu hüküm ile belli olur. Sonuç olarak, davanın yürütülmesi ve karara ulaşılmasındaki süreç, davayı takip yetkisini; bu sürecin bitiminde elde edilen maddi hukuka yönelik sonuç ise sıfatı ifade eder. Öte yandan, davayı takip yetkisi, usuli bir soruna ilişkin bulunduğu için dava şartıdır; eksikliği, davanın usulden reddi sonucunu doğurur; buna karşılık, sıfat ise subjektif hakkın özüne ilişkin olduğu için, bir maddi hukuk sorunu teşkil eder ve maddi hukuk anlamında bir itiraza vücut verir. Eksikliği anında verilecek karar, usulden red değil; davanın sıfat (husumet) yokluğu nedeni ile red kararı olup, esasa ilişkin bulunduğundan o davada taraf olarak gösterilen kişiler açısından, maddi anlamda kesin hüküm gücüne sahip olacaktır ( Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, Ankara 2016, sh 509-510, 513; Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz, Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, Ankara  2016, sh 258-259; Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011 sh.234; Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, sh.173 vd.).<br>\tUygulamada sıfat için ''husumet'' terimi kullanılmaktadır. Fakat, husumet (özellikle husumet ehliyeti) teriminin, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti (ve hatta dava takip yetkisi) terimleri için de kulanıldığı görülmektedir. Böylece, bugün uygulamada kullanılan ''husumet'' teriminin belirli bir anlamı yoktur. Bu terim ile neyin kastedildiğini anlayabilmek için her olayın ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, husumet terimi yerine, daha açık olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve taraf sıfatı terimlerinin kullanılması doğru olur. Yukarıda da belirtildiği gibi, sıfat, dava konusu yapılan ve maddi hukuktan doğan hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası bakımından bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez ve dava sıfat yokluğundan (husumetten), esastan reddedilir. Taraf sıfatının (davacı bakımından aktif husumet ehliyetinin; davalı bakımından, pasif husumet ehliyetinin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def'i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi sıfat yokluğu da ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir. Sıfat yokluğu, bir davada dava şartlarından sonra, yani tahkikat aşamasında incelenir. Sıfat yokluğunun, mümkünse diğer itirazlardan önce incelenmesi gerekir. Çünkü, taraflardan birinin taraf sıfatı yoksa, diğer itiraz ve def'ilerin incelenmesine gerek kalmaz (HMK md. 143). (Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 258-261).<br>\tNitekim yukarıda açıklanan ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.11.2013 tarih, 2013/13- 439 E. 2013/1595 K. sayılı kararı ile 25/11/2015 tarih 2014/1-1019 E. 2015/2687 K.sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.<br>\tBu açıklamalar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesine gelince; davacı tarafından murisi ...'un ortağı olduğu  dava dışı ... Yalıtım Dekorasyon Doğaltaş İnşaat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketin'deki murise ait hisselerin murisin ölümü nedeniyle mirasçılarına intikal etmesi gerekirken davalının muvazaalı işlemleri nedeniyle söz konusu intikalin gerçekleşmediği iddiasıyla ve mirasçılık sıfatına dayanılarak eldeki dava açılmış olup, ilk derece mahkemesince dava aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddedilmiş ise de, <br>\tMahkemece davanın hukuki nitelendirilmesinde hataya düşüldüğü, davacı yanca mirasçılık sıfatına dayanılarak eldeki davanın açıldığı, hal böyle olunca davalının vekalet akdinin kötüye kullandığı ve muvazaalı işlem yaptığı iddiasında davacı ve mirasçıların zarar gördüğünün ileri sürüldüğü; zarar görenin davacı ve mirasçılar  olduğu, geçersizliği ileri sürülen işlemleri yapan ve son hisse sahibinin de  davalı olduğu iddia edilmekle işbu davada  davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğu gözetilerek işin esasına girilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6.maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \t<br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE,  <br>\t2-Ankara Batı 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/01/2025 tarih 2022/166 Esas  2025/56 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, <br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, <br>\t4-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, <br>\t5-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>\t6-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g. maddeleri uyarıca  kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 25/12/2025<br><br>Başkan- ...               Üye - ...                       Üye - ...              Zabıt Katibi -...<br>...              ...            ...              ...<br><br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cd006524278aa887","SID":"823502b5b2b4372d"}}