{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/1352 <br>KARAR NO\t\t: 2026/236<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 26.05.2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/935 E. - 2023/447 K.<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat<br>KARAR TARİHİ\t: 11.02.2026<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 11.02.2026<br><br>\tİzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.05.2023 tarih 2022/935 E. - 2023/447 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... . tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA :Davacı vekili, davalının, müvekkili şirkette 06/09/2017- 09/05/2022 tarihleri arasında elektronik teknisyeni olarak çalıştığını, son brüt maaşının 16.171,69-TL olduğunu, davalının, müvekkili şirketten istifa ederek ayrıldığını; Yargıtay uygulaması ve doktrinde, iş sözleşmesi sona erdikten sonra işçinin işverenle rekabet etmeme borcuna ilişkin yükümlülüğün ancak sözleşme ile kararlaştırılması durumunda söz konusu olacağının belirtildiğini, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin (X) maddesinde rekabet yasağının düzenlendiğini, bu düzenlemeye göre davalının “iş sözleşmesi sona erdikten sonra 2 yıl işvereniyle rekabet etmeyeceğini, rakip kişi ve kuruluşlarla işbirliği içine girmeyeceğini, yasağı ihlal ederse brüt maaşının 50 katı tutarında tazminat ödemeyi” taahhüt ettiğini, davalının, iş sözleşmesinin sona ermesinden kısa bir süre sonra merkezi İstanbul'da bulunan ve faaliyet konusu aynı olan .... AŞ.’de işe başlayarak rekabet yasağını ihlal ettiğini, işçini, iş gördüğü sırada öğrendiği özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri hizmet ilişkisinin devam süresince kendi yararına kullanamayacağını veya başkalarına açıklayamayacağını, işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlü olduğunu; davalının, müvekkili işveren ile rekabet etmesine imkan verecek müşteri çevresi, üretim sırrı, işin gerekleri hakkında edindiği bilgileri kullanma kabiliyetinin bulunduğunu, davalının rekabet yasağını ihlali ile müvekkil işverenin zarara uğradığını ve uğrayacağının açık olduğunu, arabuluculuk sürecinde anlaşmaya varılamadığını belirterek, davalının imzaladığı rekabet yasağı taahhüdünü ihlalinden doğan 808.584,50-TL cezai şart alacağının 22/09/2022 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, rekabet yasağına aykırı davranışa son verilmesine karar verilmesini istemiştir.<br>\tCEVAP : Davalı vekili,  davanın konusunu oluşturan tarihsiz Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi ve 09/05/2022 tarihli Sulh ve İbra Sözleşmesinde açıkça “İşbu sözleşmeden doğan tüm uyuşmazlıkların çözümünde İstanbul (Çağlayan) Mahkemeleri yetkilidir” denildiğinden, yetkili yer mahkemesinin İstanbul ili, Çağlayan İlçesi'nde bulunan İstanbul (Merkez) Adliyesi'nde bulunan Mahkemeler olduğunu; davanın belirsiz iş sözleşmesine dayalı olarak açıldığını, davanın İş Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini; davacının, haklı ve geçerli bir sebep olmaksızın iş sözleşmesine kendisinin son verdiğini,  yaklaşık olarak beş (5) yıllık kıdemi bulunan bir işçinin kıdem tazminatına hak kazanmaksızın işine son vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olacağını bildiğinden müvekkili ile karşılıklı şekilde anlaşarak 09/05/2022 tarihinde Sulh ve İbra sözleşmesi imzaladığını, bu sözleşmenin 4. maddesinde taraflar arasındaki 06/09/2017 tarihli iş ilişkisinin 09/05/2022 tarihinde sona erdiğinin hükme bağlandığını ve devamla sözleşmenin 5.2. maddesinde “...işveren de işçiden hiçbir hak ve alacağının olmadığını, işçiyi ibra ettiğini, işçiden herhangi bir talebinin olmadığını şimdiden ve peşinen kabul ve taahhüt eder.” dendiğini, bu sözleşmenin esasen ikale sözleşmesi niteliğinde olduğunu, anılı sözleşmede davacı tarafça müvekkilinin iş sözleşmesi sona erdirilmek suretiyle tarafların her konuda birbirlerini ibra ettiklerinin kayıt altına alındığını, eldeki dava ile birebir aynı olan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 17/12/2021 tarihli, 2019/197 Esas ve 2021/1561 Karar sayılı kararında; \"...Her ne kadar 15/12/2017 tarihli sözleşmenin 5. maddesinde, sözleşmede ele alınmayan konuların iş sözleşmesi ve eklerinde yer alan hususlar ile İş Kanunu, Borçlar Kanunu ve ilgili kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilmiş ise de, 15/12/2017 tarihli sözleşmede 28/08/2017 tarihli iş sözleşmesinin açıkça sona erdirildiğinin belirtildiği, sona erdirilmek istenen iş sözleşmesine atıf yapılması nedeniyle 15/12/2017 tarihli sözleşmenin 5. maddesinin çelişkili bir hüküm içerdiği, tarafların 15/12/2017 tarihli sözleşmede iş akdinden doğan alacaklar bakımından talepte bulunmayacakları ve dava açmayacakları konusunda uzlaştıkları, bu sözleşmeye rekabet yasağına ilişkin iradelerinin devam ettiğine dair hüküm koymadıkları anlaşılmakla 28/08/2017 tarihli iş sözleşmesinin 14. maddesinde yer alan rekabet yasağının davalı yönünden bağlayıcı olmadığı kanaatine varılmıştır. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde değildir...\" şeklinde karar verildiğini; tarafların birbirlerini ibra ettiklerini; müvekkilinin, davacı şirket bünyesinde 06/09/2017 tarihinde sözleşmeye dayalı olarak makine teknisyeni olarak görevine başladığını ve iş sözleşmesinin sona erdiği tarihe kadar aynı görevi ifa ettiğini, görevinin makinelerin bakımı ve tamiri olduğunu, dolayısıyla kendisinin vasıfsız bir işçi konumunda olduğunu, hukukumuzda sözleşme serbestisi ilkesinin kabul edildiğini, kişi özgürlüklerinden biri olan ekonomik özgürlüğün kanuna veya ahlaka aykırı şekilde sınırlandırılması, sözleşmenin zayıf tarafı olan kişi aleyhine ekonomik özgürlüğünün/ ekonomik geleceğinin gasp edilmesi bir anlamda anılı özgürlüğünün kelepçelenmesi anlamına geleceğinden, doktrinde bu hususu ifade etmek amacıyla kelepçeleme sözleşmelerinden bahsedildiğini; müvekkilinin, davacı şirkette işe başlamasına imkan veren ve aynı zamanda onun, kişi özgürlüğünü de kısıtlayan tarihsiz Belirsiz Hizmet Sözleşmesinin  X maddesinin hem TBK’nın 26 ve 27. maddeleri ile aynı kanunun 420. maddesine hem de TMK’nın 23. maddesine açıkça aykırı olduğunu, sözleşmenin bir tarafı aleyhine ciddi şekilde ekonomik olarak orantısızlık mükellefiyeti yüklediğini,  adeta kendisini kelepçelediğini, sözleşmenin X maddesinde hem konu hem de yer bakımından yapılan sınırlamanın, müvekkilinin yaptığı iş, eğitim ve ekonomik durumu göz önünde bulundurulduğunda çalışma hürriyetine açıkça aykırı olduğundan hükümsüz olduğunu; müvekkilinin davacı şirkette CRM denilen bir fiyatlandırma programını kullandığını, tamiri ve bakımını yaptığı makinelerin değişen veya bozulan parçalarını anılı sisteme yazmakta ve sistem tarafından otomatik olarak fiyatları belirtilmekte olduğunu, dolayısıyla müvekkilinin CRM sistemi tarafından fiyatı verilen meblağları servis formlarına yazıp ilgilisine verdiğini, davacı şirkette satış personelleri, satış müdürleri ve muhasebe birimlerinin bulunduğunu, davacı şirketin müşterileri ile fiyat pazarlığı yapanların anılan birimlerde çalışan kişiler olduğunu, müvekkilinin ticari sırlara ve iş sırlarına sahip olmadığı gibi müşterilerle yapılan fiyatlama müzakerelerine katılmadığını ve herhangi bir fiyatlandırma yapmadığını, müvekkilinin meslek lisesi mezunu olduğunu, sözleşmenin X maddesinin hem TBK’nın 27. ve 445. Maddesine hem de Anayasa’nın 48. maddesine aykırı olduğunu, genel işlem şartı niteliğinde olduğunu, TBK’nın 445. maddesine göre yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamaların rekabet yasağında yer almayacağını, sözleşmenin X maddesinde Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, Karadeniz Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinde iş veren ile doğrudan ve dolaylı olarak rekabet etmeme, rekabeti olan kişi ve kuruluşlarla iş birliği içine girmeme, hizmet vermeme ve çalışmama yönünde taahhütlerin bulunduğunu, bu hükmün geçersiz olduğunu, müvekkilinin kirada oturduğunu, tek başına ve boşanmış olduğu iki çocuğunu nafaka ödeyerek geçimini sağladığını, iki çocuğuna aylık 2.000,00 TL iştiraf nafakası ödediğini, ayrıca aylık 1.500,00 TL kira bedeli ödediğini,.... A.Ş.’ye 20.000,00 TL kredi kartı borcunun ve.... A.Ş.’ye 35.000,00 TL ihtiyaç kredisi borcununu bulunduğunu, davanın kötü niyetli bir şekilde ve fahiş istekle açıldığını, TBK’nın 182. maddesi uyarınca hakimin müdahelesinin gerekebileceğini belirterek davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre,  taraflar arasında imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin X maddesinde “…Çalışan, bu sözleşmesinin bitimine kadar ve bu sözleşmenin sona ermesini takip eden 2 yıl boyunca ...A.Ş.’nin ticari faaliyetini sürdürdüğü Coğrafik Bölge (Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, Karadeniz Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Güney Doğu Anadolu Bölgesi) de işveren ile doğrudan veya dolaylı olarak rekabet etmemeyi, rekabeti olan kişi ve kuruluşlarla iş birliği içine girmemeyi, hizmet vermemeyi ve çalışmamayı taahhüt eder.” düzenlemesine yer verildiği, yani rekabet yasağı kararlaştırılmadığı, bu madde ile davalıya Türkiye'de Doğu Anadolu Bölgesi hariç diğer 6 bölgeyi kapsar şekilde sınırlama getirildiği, taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinin 6098 sayılı TBK’nın 455. maddesinde belirtilen süre sınırlamasına uygun olmasına rağmen, kapsam bakımından, coğrafi sınır olarak aşırı olduğunun değerlendirildiği, anılan maddenin ikinci fıkrası uyarınca hakimin, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı ve süresi bakımından sınırlayabileceği, bu kapsamı itibariyle rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edilerek yapılan değerlendirmede; davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra 2 yıl geçmeden 08/02/2017 tarihinde, davacı şirketle aynı alanda faaliyet gösteren ve davacı şirkette çalıştığı pozisyona benzer pozisyonda çalışmaya başladığı tespit edilmiş ise de davalının çalışmaya başladığı şirket davacı ile aynı ilde olmayıp Samsun ilinde faaliyet gösterdiğinden davalının, TTK'nın 445/2 .maddesince verilen yetki doğrultusunda kapsamı belirlenen, rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davrandığından bahsedilmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tKarara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, mahkemenin eksik ve hatalı karar verdiğini, davalının çalışmaya başladığı .... A.Ş. nin merkezinin  ....Mah. ....Cad. ... Plaza, .... adresi olduğunu, ... olmadığını, davacı... AŞ. nin merkezinin de ....Mah. .... Cad. No:.... olduğunu, her  iki  şirketin  merkezinin ...'da olduğunu ve  faaliyet  konularının aynı olduğunu, rekabet yasağının işverenin bütün faaliyet alanıyla değil, işçinin işletmede yaptığı somut görevi ile sınırlı olduğunu, sözleşmeler hukukunda  ahde vefa ilkesi uyarınca, bir sözleşmenin akdedilmesiyle tarafların üstlendikleri edimlere bağlı kalmalarının esas olduğunu, ancak bunun her zaman mümkün olmadığını, ahte vefaya uyulmazsa sözleşme adaletinin sağlanmasına hizmet eden bir enstrüman olarak hakimin sözleşmeye müdahalesinin gündeme geleceğini, rekabet yasağı sözleşmesinin sınırlandırılmasına ilişkin TBK m. 445 hükmünün bir takım ölçütler  getirdiğini, bu ölçütlerin zaman, yer ve işin türü olduğunu, söz konusu sınırlamaların aşılması halinde ise hakime, rekabet  yasağı  sözleşmesine  müdahale  hakkı  tanındığını, Yargıtay uygulamasının somut olayın özelliklerinden işçinin işverenin bölgesi içerisinde, faaliyet alanında ve aynı görev ile başka bir işveren ile çalışması halinde sınırlama yapılmasa dahi hakimin bu yönde takdir yetkisini kullanarak rekabet yasağını ayakta tutabileceği yönünde olduğunu, Yargıtay kararlarının çoğunluğunun, gerek sözleşmede geniş sınırlama yapıldığı hallerde gerekse hiç sınırlama yapılmadığı hallerde TBK madde 445/2’nin uygulama alanı bularak hakimin takdir yetkisini kullanabileceği yönünde olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. <br>\tGEREKÇE :Dava,  işyerinden ayrılan işçinin rekabet yasağı sözleşmesini ihlali sebebi ile davacının cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\tSomut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 444/1. maddesi; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağı sözleşmesinden söz edilebilmesi için ilk olarak işçinin fiil ehliyetine sahip olması ve iş sözleşmesinin kurulması sırasında veya iş ilişkisi devam ederken işçinin sözleşmenin sona ermesinden sonra rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün yazılı olarak iş sözleşmesine konulması veya bu konuda ayrı bir sözleşmenin (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılması gerekmektedir.<br>\tÖğretide rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin iş ilişkisi içinde işverenin müşterilerine nüfuz etmesi yahut iş sırlarına vakıf olması nedeniyle hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra belirli bir faaliyet alanında belirli bir coğrafi bölgede ve belirli bir zaman dilimi içerisinde işçinin işverenle rekabet teşkil eden davranış içerisine girmesini yasaklayan sözleşmeler olarak tanımlanmaktadır. Rekabet etmeme taahhüdünü içeren bu sözleşmeyle işçi işverene karşı hizmet sözleşmesinin bitiminden sonrasına yönelik olarak menfi bir yükümlülük, bir yapmama borcu altına girmektedir. Başka bir deyişle rekabet yasağı sözleşmesi ile işçinin ekonomik faaliyet özgürlüğüne ve ekonomik geleceğine kısmen dahi olsa sınırlama getirilmektedir (Sabah Altay, Türk Borçlar Kanunun Hükümlerine Göre İşçi ile İşveren Arasında Yapılan Rekabet Yasağı Sözleşmesi, Mühf-Had, C.14, sy.3, s.179 vd.).<br>\tRekabet yasağı sözleşmesinin yapıldığı sırada işçi fiil ehliyetine sahip değilse, yazılı şekil şartına uyulmamışsa, işçinin, işverenin müşteri çevresi, üretim sırları veya işyerinde yapılan işler hakkında bilgi edinme olanağı bulunmuyorsa ya da işverene önemli bir zarar verme ihtimali yoksa rekabet yasağı sözleşmesi geçersiz olmakla birlikte esasen fiil ehliyetine sahip işçi tarafından yazılı olarak yapılan rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için iki temel şartın daha birlikte yer alması gerekir. (Yargıtay HGK'nın 2024/11-568 esas ve 2025/526 karar sayılı ilamı)<br>\tRekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliğinin ilk şartı, işverenin bu sözleşme nedeniyle korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunmasıdır. Zira rekabet yasağının getirilmesindeki amaç, işçinin işyerinde öğrendiği üretim sırlarını veya işverenin işleri hakkındaki bilgisini iş ilişkisi sona erdikten sonra işverenle rekabet edecek tarzda kullanmasının önüne geçilmesidir. Bu husus 6098 sayılı TBK’nın 444/2. maddesinde “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre korunmaya değer haklı bir menfaatinin söz konusu olabilmesi için, işçinin işverenin üretim sırları, yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olması gerekir. Dolayısıyla rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin geçerli olabilmesi için iş ilişkisinin işçiye, “müşteri çevresi” veya “üretim sırları” ya da “işverenin yaptığı işler” hakkında bilgi edinme imkânını sağlamasının yanında, aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması hâlinde işvereni önemli nitelikte bir zarara uğratabilecek mahiyette olması aranmaktadır. Ancak, rekabet yasağı ihlâlinden bahsedilebilmesi için zararın fiilen gerçekleşmesi gerekli olmayıp, yakın ve önemli bir zarar ihtimalinin varlığı da yeterli olmaktadır.<br>\tGeçerliliğin ikinci şartı ise, işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürülmemiş olmasıdır. Zira sınırsız ve ucu açık bir rekabet yasağının, işçinin çalışma özgürlüğünü ortadan kaldıracağı ve işçinin geçim kaynağı olan emeğini istihdam piyasasına sunamaması sonucunu doğuracağı açıktır. Bu hususta 6098 sayılı TBK’nın 445/1. maddesinde “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz” şeklinde düzenlenme mevcuttur. Söz konusu yasal düzenlemeye aksi nitelikte bir durumun mevcudiyeti rekabet yasağı sözleşmesini geçersiz kılacaktır. <br>\tÖte yandan 6098 sayılı TBK’nın 445/2. maddesindeki “Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir” şeklinde düzenleme ile rekabet yasağı sözleşmesinin işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürmesi yönünden hâkime kapsamı veya süresi bakımından rekabet yasağına müdahale ve sınırlama yetkisi verilmiştir. Bu düzenleme ile yer, zaman ve konu (işin türü) bakımından sınırları çok geniş tutulmuş rekabet yasağı sözleşmelerine geçersizlik gibi ağır bir hukuki yaptırım uygulamak yerine, sözleşmenin kanuna uygun hâle getirilmesinin yolu açılmış olmaktadır.<br>\tRekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle fesih edilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmemiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklanan süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterli sayılmalıdır. Rekabet yasağı kaydının geçerli olabilmesi için işçinin, hizmet ilişkisi içinde olduğu işverenin müşteri çevresi ve üretim sırları gibi ticari sırları bilebilecek bir pozisyonda çalışması  ve bu bilgileri önceki işverenle rakip durumunda olan yeni işveren ile paylaşabilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Bu anlamda, ayrılan işcinin yeni işyerinde aynı pozisyonda çalışması da şart değildir. Keza rekabet yasağının varlığı için ayrılan işçinin, önceki işverene fiilen bir zarar vermesi şart olmayıp, zarar verebilme risk ve ihtimalinin varlığı yeterlidir.  Rakip firmalarla paylaşması ve nüfuz etme imkanının bulunup bulunmaması önem arz etmektedir. (Yargıtay 11. HD'nin 06/03/2019 tarihli, 2018/3705 Esas ve 2019/1860 Karar sayılı,  10/05/2017 tarihli, 2015/15290 Esas ve 2017/2808 Karar sayılı kararları)<br>Rekabet yasağı iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin olarak yapmama (ileriye yönelik) edimini içeren akit niteliğindedir. 6098 Sayılı TBK.'nın 444/2. maddesi  “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir” hükmü haiz olup, anılan madde hükmü uyarınca rekabet yasağının işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması halinde geçerli olacaktır.<br>\tDosya kapsamına sunulan bilgi ve belgelere göre, davalının davacı şirkette 06/09/2017-09/05/2022 tarihleri arası “elektronik teknisyeni” olarak çalıştığı, şirket adresinin \".... Mahallesi ... No: .....\", davalı işçinin iş yeri adresinin ise \".... Sokak No:...” olduğu, yine davalının 15/06/2022 tarihinde dava dışı .... A.Ş. nezdinde “teknik servis elemanı” olarak çalışmaya başladığı ve adı geçen şirketin adresinin \".....Mahellesi .... Caddesi ...\", iş yeri adresinin de aynı yer olduğu görülmüştür.<br>\tYapılan açıklamalar altında taraflar arasında ihtilafsız 06/09/2017 tarihli sözleşmenin X maddesinde “Çalışan iş başlangıcında işvereni ..... A.Ş.’de yaptığı işi ile ilgili eğitim aldığını, işin tüm incelik ve ayrıntılarını işvereninden öğrendiğini kabul ve beyan eder. Çalışan iş bu sözleşmesinin bitimine kadar ve bu sözleşmenin sona ermesini takip eden 2 yıl boyunca ..... A.Ş.’nin ticari faaliyetini sürdürdüğü Coğrafik Bölge (Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, Karadeniz Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Güney Doğu Anadolu Bölgesi) de işveren ile doğrudan veya dolaylı olarak rekabet etmemeyi, rekabeti olan kişi ve kuruluşlarla iş birliği içine girmemeyi, hizmet vermemeyi ve çalışmamayı taahhüt eder. İşveren çalışanın iş yerinden ayrılmasından sonra onun kişiliğini, itibarını zedeleyici davranışlarda bulunmayacağını kabul ve beyan eder. Bu yasağı ihlal eden çalışanın son aldığı brüt aylık ücretin 50 katı tutarında maktu cezai tazminat ödeyeceğini, başka bir şarta ihtara ve bir zararın ispatına gerek kalmaksızın kabul eder. Karşı tarafın bu nedenle uğradığı zarar daha fazla olursa fazlasını talep hakkı saklıdır. İş bu cezai tazminat diğer tazminat talep haklarına ek olarak düzenlenmiştir.” şeklinde rekabet etmeme yasağının düzenlendiği görülmüş, taraflar arasında imzalandığı yine ihtilafsız 09/05/2022 tarihli ve sulh ve ibra sözleşmesi başlıklı bir sözleşme ile iş ilişkisinin işçinin kendi istifası ile ayrılmak istemesi ile 09/05/2022 tarihi itibariyle sona erdiği kararlaştırılmakla tarafların yükümlülükleri başlıklı 5. maddesinin 2 fıkrasında ise “işçinin taahhüdüne karşılık olarak işveren de işçiden hiçbir hak ve alacağının olmadığını, işçiyi ibra ettiğini, ekteki tüm bilgi, belge ve eşyaları almış olduğunu, işçiden herhangi bir talebinin olmadığını, şimdiden ve peşinen kabul ve taahhüt eder” düzenlemesine yer verildiği görülmüştür.<br>\tTaraflar arasında ihtilafsız mahiyetteki 06/09/2017 tarihli sözleşmenin X'uncu maddesinde davalı aleyhine belirlenen bölgelerinin tamamını kapsar şekilde tek taraflı bir çalışma yasağı getirilmesi durumu başlıbaşına Anayasa ile güvence altına alınan çalışma hürriyetinin açık bir ihlali niteliğinde  (Yargıtay 11. HD'nin 2014/14678 esas ve 2015/1879 karar sayılı ilamı) olduğunda, davalının her iki şirkette de benzer pozisyonlarda çalıştığında ve davacı ile dava dışı şirketlerin faaliyet konularının aynı olduğunda bir tereddüt olmamakla birlikte her ne kadar mahkemece yukarıdaki gerekçeler ile davalının .....A.Ş. nezdinde çalışması bakımından adı geçen şirket ile davacı şirketin aynı yerde olmadığı ve bu kapsamda 6102 sayılı TTK'nın 445/2 maddesindeki yetki kullanılmak suretiyle davalı eyleminin rekabet yasağına aykırılığından bahsedilemeyeceği belirtilmiş ise de cevap dilekçesinde ileri sürülmekle 09/05/2022 tarihli sulh ve ibra başlıklı sözleşmenin 06/09/2017 tarihli sözleşmeyi ortadan kaldırır mahiyette olup olmadığı yönünden öncelikli değerlendirme yapılması gerekirken bu yönde bir inceleme ve değerlendirme yapılmamış olması eksik incelemeye neden olacağı gibi az yukarıda da belirtildiği üzere davacı şirketin adresi ..... olup davalının davacı nezdinde çalışma adresi ..... iken davalının dava dışı şirkette çalışma adresi ise ... olduğu görülmekle davacı şirket yönünden bahsedilen farklı adreslerin sözleşme kapsamında rekabet yasağı ihlali mahiyetinde olup olmadığı noktasında İDM'ce yeterince değerlendirme yapıldığı söylenemeyecektir. Zira somut olaydaki gibi çalışa adresi ile resmi adresin farklı olması durumunda tarafların sözleşme iradeleri üzerinde amaçsal yorum yoluyla ulaşılacak sonuca göre bir değerlendirme yapmak gerekir. (Yargıtay HGK'nın 2024/11-568 esas ve 2025/526 karar sayılı ilamı) Bu kapsamda adres farklığı yönünden merkez/şube olup olmadığının belli olmadığı gibi bağımsız ekonomik karar alma durumuna göre ticari işletme/teşebbüs olup olmadığı da belli olmadığından davacı şirketin resmi adresi olan ...Mahallesi ... No:... adresinin görmezden gelinerek çalışma adresleri baz alınarak TTK'nın 445/2 maddesi uyarınca bir değerlendirme yapılması da eksik incelemeye neden olacağından bu anlamda İDM'ce yapılan inceleme ve değerlendirme yetersiz olup, yapılan araştırma eksiktir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz.<br>\tAçıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; İDM tarafından öncelikle olarak 09/05/2022 tarihli sözleşmenin önceki 06/09/2017 tarihli sözleşmeyi ortadan kaldıran mahiyette bir sözleşme olup olmadığının incelenerek bir sonuca varılması, ortadan kaldırılmadığı sonucuna varılması halinde ise tarafların ticari defterler dahil tarafların dayandıkları tüm deliller eksiksiz şekilde toplanılarak davacı şirketin resmi adresi olarak belirtilen \"... Mahallesi ... Caddesi No:....\" adreste az yukarıda bahsedilen Yargıtay HGK kararı kapsamında bu adreste faaliyet gösterilip gösterilmediği, söz konusu adres üzerinden ekonomik yarar sağlanıp sağlanmadığı, üretim vb mahiyette bir faaliyet olup olmadığı hususlarında araştırma yapılıp (gerektiğinde mahallinde keşif yapılmak suretiyle) oluşacak sonuca göre söz konusu adresin sadece kaydi adresten öteye geçememesi halinden farklı olarak adresin fiili olarak kullanımması/ekonomik fayda sağlanması halinde ise dosyanın SMMM, hesap uzmanı ile sektör bilirkişisinin yer aldığı üç kişiden oluşacak bilirkişi kuruluna tevdi ile davacının haksız rakabet olarak dayandığı eylemler yönünden ispat yükünün davacı üzerinde olduğu gözetilmek suretiyle, öncelikle; davacının iddia ettiği eylemlerin yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde rekabet yasağı sözleşmesine aykırı ve haksız rekabet teşkil eden eylemler olup olmadığının tespit edilmesi, aykırılığın tespit halinde davalının davacı nezdinde çalıştığı dönem itibariyle davalının yerine getiridiği işin niteliği itibariyle davacının müşteri çevresine, iş sırlarına üretim tekonoljisine nüfuz etme imkanına sahip olup olmadığı, yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimali ile rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunup bulunmadığını ve talep konusu tutarın davalı yan açısından mahva sebebiyet verip vermeyeceğini gösterir açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli bilirkişi raporu dosyaya kazandırılıp, varsa rapora yönelik itirazlar da karşılanması suretiyle infazda tereddüte neden olmayacak biçimde bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.<br>\tBu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tH Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,<br>\t2-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26/05/2023 tarih, 2022/935 esas ve 2023/447 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,\t<br>\t4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 11.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. <br>\t\t\t\t<br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"94f6da881e0756f7","SID":"4b31ef0f1c27ef19"}}