{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. DİYARBAKIR BAM   6. HUKUK DAİRESİ                                          <br>T.C.<br>DİYARBAKIR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>6. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/359 <br>KARAR NO\t: 2026/80<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN\t:<br>MAHKEMESİ\t:  \tDİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>\t  <br>DAVANIN KONUSU\t:  \tMenfi Tespit <br><br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ       \t: \t15/01/2026<br>KARAR YAZIM TARİHİ   \t:  \t15/02/2026<br><br>Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili; davalı ile müvekkili arasında kambiyo senedi düzenlenmesini gerektirecek herhangi bir iş ilişkisinin mevcut olmadığını, müvekkilinin bir kaç yıl önce yapmış olduğu KKTC seyahatleri sırasında kalmış olduğu otellerin gazinolarında kumar oynayıp ve her defasında adet olunacağı üzere kaybettiği ve dolayısıyla bu gazinoların kaybedenlere açmış olduğu nakdi kredileri de dönem dönem kullanıp bu kredilere karşı kambiyo senedi imzalamak zorunda bırakıldığını, bir kısım krediyi ödeyerek kapatmasına rağmen senetlerin kendisine iade dahi edilmediğini, nihayetinde eksik borç vasfını haiz iş bu borçtan dolayı cebri icra tehdidine maruz kaldığının açık olduğunu, kumar oynanması amacıyla müvekkiline tahsis edilen kredi karşılığında düzenlenen senetlerin, sadece tutar kısmının doldurulup diğer kısımların bir bütün olarak boş bırakılan senetler olduğunu, dolayısıyla müvekkilinden alınan senetlerin gazino yönetimi tarafından icraya verildiğinin anlaşılmaması için dava konusu senetteki alacaklı isminin sonradan yazıldığını, senedin kimler tarafından doldurulduğu bilinmediği gibi, davalı taraf ile müvekkilinin hiçbir tanışıklığı, alışverişi ve ticari ilişkisinin de olmadığını, kendilerince adı geçen davalı hakkında UYAP sistemi üzerinden yaptıkları araştırmada ikametgahının KKTC olduğunu, icra takibinin başlatılmış olduğu (ancak yetki itirazı neticesinde dosyanın Diyarbakır İcra Müdürlüğüne gönderildiği) İstanbul ile bir bağlantısının olmadığının görüleceğini, müvekkili hakkında icra takibi başlatılan dönemde davalı tarafından onlarca icra takibinin daha başlatılmış olduğunun taraflarınca tespit edildiğini, davalı tarafın alacaklı olarak çok sayıda başlattığı icra takip dosyalarında müvekkili gibi kumar borcu olan şahısların borçlu olarak yer aldığını, müvekkilinin senet karşılığı alınan para ile kumar oynadığını, kumar borcu eksik borç vasfını haiz olduğundan kabul edilmemesi halinde ödenmesinin gerekmediğini ileri sürerek, Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2022/32230 E. sayılı dosyası üzerinden takibe konu edilen 21/07/2020 vade tarihli kambiyo senedinden dolayı müvekkilin borçlu olmadığının tespitine, eksik borç ile malul senedin iptaline ve müvekkile iadesine, haksız ve kötüniyetli takipten dolayı davalı tarafın % 20 den aşağı olmamak üzere haksız takip tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili; dava dilekçesinde davacı tarafın davasının konusu olmayan müvekkiline ait aynı icra dairesinde mevcut başka icra dosyalarının olduğunun beyan edildiğini, bu türden ifşaların KVKK ve TCK kapsamında olduğunu, bu sebeple her türlü hukuki haklarını saklı tuttuklarını, kaldı ki davanın konusu ile müvekkiline ait diğer alacakların ilgisi olmadığını,  mahkeme tarafından da işbu dosyaların dava dosyasına gönderilmesinin herhangi bir netice sağlamayacağını, dosyaya alındığında da davacının kumar iddialarının kanıtlanmasının mümkün olmadığını, işbu menfi tespit davasının teknik bir dava olduğunu, davacı tarafından senede karşı senet ile ispat dışında, tanık da dahil hiç bir delile dayanmasına muvafakat etmediklerini önemle beyan ettiklerini, davacı tarafın dava dilekçesinde icra takibine ve davaya konu senet altındaki mevcut imzasını ikrar ettiğini, imzası ikrar edilmiş bono hakkındaki tüm hukuk kurallarının iş bu dosyada da geçerli olduğunu, imzası ikrar edilmiş bir senet hakkında her türden itirazın kabul edilebilmesi için yine imzası ikrar edilmiş başkaca yazılı bir belgenin gerektiğini, hiç bir şekilde kabul etmemekle birlikte davacının kumar borcu iddiasını da ispatlamakla yükümlü olduğunu, davacının borç ödemekten kaçmak maksadı ile asla ve asla kabul edilmediği şekilde borcunu kumar borcu kılıfına sokmaya çalıştığını, 6100 sayılı HMK'nun 200 ve 201. maddelerinin uygulanması yönünden Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının olduğunu, senede karşı senetle ispat zorunluluğunun olduğunu, dolayısı ile davacının iddialarını senet ile ispat etmediği sürece açıkça tanık fotoğraf ve sair delillere  dayanmasına muvafakatlerinin olmadığını, davaya ve icra takibine senedin açıkça bir borç ikrarını içeren illetten mücerret ve nakde karşılık olarak düzenlenen bir senet olduğunu, aksini iddia edenin yine senet ile ispata zorunlu olduğunu, kumar borcu iddialarını kabul etmediklerini, esasen senedin nakden verilen bir bedel için düzenlendiğini, senedin borçlu davacının müvekkili alacaklıdan bono üzerindeki miktarda parayı aldığını ispat ettiğini, ispat yükünün bu paranın verilmediğini iddia eden tarafa ait olduğunu ileri sürerek, davacının mesnetsiz ve kanunlara aykırı tüm talep ve iddialarının reddine, haksız ve kötü niyetle açılmış hukuki mesnetten yoksun davanın reddine, davacı aleyhine dava değerinin %20'sinden aşağı olmayacak oranda icra inkâr tazminatına ve %10u miktarında para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: <br> İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın kumar borcu için boş olarak imzalanan takip konusu senet nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu, anılan senette nakden kaydının bulunduğu, bononun mücerret bir borç ikrarı olduğu, bono borçlusunun ilk önce bonodaki borç ikrarının sebebinin kumar veya bahis olduğunu ispat etmesi gerektiğini, bunun ise 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi gereği tanıkla ispat edilemeyeceği, ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebileceği, somut olayda davacının dava konusu senedin düzenlenme nedeninin kumar borcu olduğunu iddia ettiğine göre, bu iddiasını belirtilen ilkeler çerçevesinde yazılı delille kanıtlaması gerektiği, davacının davaya konu senedin kumar borcu için verildiği iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin eksik borç niteliğindeki kumar borcuna dayalı olarak düzenlendiği ileri sürülen senedin aksinin ispatında mutlak suretle yazılı senet veya kesin delil aradığını ve bu nedenle yanılgıya düştüğünü, bildirilen icra takip dosyalarının yanı sıra celse arasında bildirilen \"adliye bazında taraf dosyası arama raporu\" ile toplamda 208 adet icra takibinin alacaklı sıfatıyla davalı tarafından başlatıldığını, bu dosyaların tamamının Amerikan Doları bazlı borç senetlerini ihtiva ettiğini, 5-10 bin $ arasındaki meblağlarda olduğunun tartışmasız olduğunu, Kıbrıs'ta ikamet eden davalı alacaklının yaklaşık 1.500,000,00 $ (208 dosya x ortalama 7.500 $) alacağı için neredeyse Türkiye'nin her yerinden kendisine borçlanan şahıslar hakkında İstanbul İcra Müdürlükleri aracılığıyla icra takibi başlattığını, senetlerin tamamına nakden ibaresi düşerek de bu paranın borç olarak verildiği kanaatinin oluşturulmaya çalışıldığını, yüzlerce farklı insanın Kıbrıs'a giderek davalı alacaklıdan senet karşılığında borç para almasının üstelik en küçük bir teminat dahi sunmadan sadece bono üzerinden bunun gerçekleştirilmesinin yukarıda anlatılanlarla birlikte değerlendirildiğinde hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, Yargıtayın hayatın olağan akışı kriterini olayların sebep ve sonuç ilişkisine uygun olarak gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesi, sosyal yapı içerisinde olağan karşılanacak türden olup olmadığının belirlenmesi şeklinde anladığını, fiili karineye dayanılan hallerde ispat yükünün olağan durumun aksini iddia eden tarafa geçtiğinin kabul edildiğini, buna rağmen yerel mahkemenin 208 adet icra takibine konu borcun dayanağını araştırmadığını, benzer durumların bildirilen 193 icra dosya içinde olup olmadığının araştırılmadığını, varsa muhtemel suç duyurularının İstanbul ve Ankara Başsavcılıkları nezdinde araştırılması taleplerinin haksız yere reddedildiğini, yemin deliline dayanıldığı halde  İlk Derece Mahkemesinin yemin hakkını hatırlatma konusundaki yükümlülüğünü göz ardı ettiğini, haklarını yok saymak suretiyle alelacele ilk duruşmada verilen kararın haksızlığa işaret ettiğini, yemin teklif etme hakkının hatırlatılmaması hususunun açıkça bozma sebebi olduğunu, 208 adet icra takibinin ortaya serdiği gerçeği göz ardı etmek suretiyle usul ve yasaya aykırı bir karar verildiğini ileri sürerek, usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının bozulmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:<br>  6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (\"İİK\") m. 72 hükmü uyarınca icra takibinden sonra açılan menfî tespit istemine ilişkindir.<br>Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2022/32230 E. sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde; davalı/takip alacaklısı tarafından davacı/takip borçlusu aleyhine 5.000,00 USD (fiili ödeme tarihi asıl alacak) para alacağı için Örnek No: 10 kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi yapıldığı, takibin kesinleştirildiği anlaşılmıştır. <br>Davaya ve icra takibine konu senedin keşidecisinin davacı ..., lehdarın davalı ..., düzenleme tarihinin 07/05/2019, düzenleme yerinin Diyarbakır, vade tarihinin 21/07/2020, bedelinin 5.000 Amerikan Doları olduğu ve bonoda \"nakden\" kaydının bulundupu anlaşılmaktadır.<br>Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.<br>Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle, kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). <br>Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı TMK m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, El Kitabı, s. 370 ilâ 372). Diğer bir ifadeyle ispat yüküne ilişkin genel kural, menfi tespit davaları için de geçerli olup menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.<br>Bu ilkeler doğrultusunda somut olayın değerlendirilmesinde; davacı vekili tarafından dava dilekçesinde müvekkilinin davalı ile herhangi bir iş ilişkisinin olmadığının, kumar borcu nedeniyle davaya ve icraya konu senedin tutar kısmının doldurularak diğer kısımları boş bırakılarak verildiğinin, kambiyo senedinden dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespitinin talep edildiği, davalı tarafın cevap dilekçesinde senede karşı senet ile ispat kuralının geçerli olduğunun, davacı tarafın tanık da dahil hiç bir delile dayanmasına muvafakat etmediklerinin, imzası ikrar edilmiş bir senet hakkında her türden itirazın kabul edilmesi için yine imzası ikrar edilmiş başkaca yazılı bir belgenin gerektiğinin, davacının kumar borcu iddiasında bulunması sebebiyle ispat yükünün davacı tarafta olduğunun, 6100 sayılı HMK'nun  200 ve 201 maddelerinin uygulanması yönünden Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının olduğunun, davacının iddialarını senet ile ispat etmediği sürece tanık, fotoğraf ve sair delillere dayanmalarına muvafakatlerinin olmadığının, senedin nakten verilen bir bedel için düzenlendiğinin belirtildiği, eldeki davada ispat yükünün davacı tarafta olduğu, İlk Derece Mahkemesince davacının davaya konu senedin kumar borcu için verildiği iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.<br>Uyuşmazlık, kumar borcu için imzalattırılan dava ve icra takip konusu senet nedeniyle borçlu olunup olunmadığı hususunda toplanmaktadır.<br>Dava, kumar borcu için boş olarak imzalattırılan takip konusu senet nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davalı, takip konusu senette lehtar olup davacı keşideciye verdiği borç para karşılığında işbu senedin imzalandığını ileri sürmüş, anılan senette “nakden” kaydının bulunduğu görülmüştür. <br>Bono, mücerret bir borç ikrarıdır. O halde, bono borçlusunun ilk önce bonodaki borç ikrarının sebebinin kumar veya bahis olduğunu ispat etmesi gerekir; bu ise, 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi gereği tanıkla ispat edilemez. Ancak, senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Aksi halde, yani bononun kumar veya bahis borcu için düzenlendiği iddiasının tanıkla ispat edilebileceğinin kabulü durumunda bono emniyeti kalmaz; her bononun, kumar veya bahis borcu için verildiği iddiası temin edilecek tanıklarla ispat edilerek iptali sağlanabilir. Bu ise, hem HMK'nın 201. maddesi hükmüne hem de bono emniyetine aykırı düşer (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü 6. Baskı C. 2 Sh. 2422-2423). Somut olayda da, davacının dava konusu senedin düzenleme nedeninin kumar borcu olduğu iddiasını belirtilen ilkeler çerçevesinde yazılı deliller ile kanıtlayamadığı, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. (Bkz. Yargıtay 11. HD'nin 25/06/2024 tarih ve 2023/2727 E., 2024/5179 K. sayılı; Yargıtay 19. HD'nin, 05/05/2015 tarih ve 2014/17710 E., 2015/6538 K. sayılı; Yargıtay 19. HD'nin 11/12/2013 tarih ve 2013/16647 E., 2013/19725 K. sayılı kararları).<br>Öte yandan, her ne kadar davacı tarafça dava dilekçesinde açıkça \"yemin\" deliline de dayanılmış ve bu husus istinaf sebebi de yapılmış ise de, davacı tarafça kumar borcu için boş olarak imzalattırılan senedin icraya konulduğu iddiasıyla eldeki davanın açılmış olması, 6100 sayılı HMK m. 226(1)-c hükmü uyarınca, yemin edecek kimseyi ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar hakkında yemin teklif edilemeyecek olması nedeniyle, İlk Derece Mahkemesince davacı tarafa yemin delilinin hatırlatılması konusunda işlem yapılamaması da yerinde olduğundan, davacı tarafın bu yöne değinen istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. <br>Yukarıda belirtilen sebeplerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede, usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br><br>H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-)\tDavacı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>2-)\t492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından davacı tarafından yatırılan 80,70 TL peşin harçtan MAHSUBUNA, bakiye 651,30 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA,<br><br>3-)\tİstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde BIRAKILMASINA,<br>4-)\tİstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından davalı yararına vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br>5-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,<br>dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 362(1)-a ve 7550 sayılı Kanun ile değişik Ek 1. maddesinin 2. fıkrası hükümleri gereğince, dava değerinin (75.000,00 TL) davanın açıldığı 2021 yılında geçerli olan temyiz kesinlik sınırının (107.090,00 TL) altında olması nedeniyle miktar itibarıyla KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.15/01/2026<br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"892f0b8c633f5644","SID":"62deab1f1eb0f75c"}}