{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">        <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS     NO\t: 2022/694 <br>KARAR NO\t\t: 2026/22<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 25/11/2021<br>NUMARASI\t\t: 2018/1460 Esas  2021/1050 Karar <br>DAVA\t\t: İTİRAZIN İPTALİ <br>KARAR TARİHİ            : 08/01/2026<br>KARAR YAZIM TARİHİ : 08/01/2026<br><br>İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1460 Esas ve 2021/1050 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.\t<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekilinin verdiği dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin davalı şirket ile su arıtma sistemi ile ilgili 26.04.2018 tarihinde genel satış sözleşmesi imzalamış olduğunu, yapılan anlaşma gereği davalı şirket tarafından davacı şirkete toplam iskontolu 10.200$+%18 KDV ödeme yapılması, bu paranın %30’nun malzeme tesliminde peşin, %70’sinin ise malzeme tesliminde 90 gün vadeli çek ile yapılmasının kararlaştırılmış olduğunu, davalı şirket tarafından davacı şirkete ait banka hesabına 22.05.2018 tarihinde 20.000.-TL havale yapılmış olduğunu, 23.05.2018 tarihinde... .A.Ş. Bankası Karabağlar-İzmir Şubesine ait Z9089046 çek seri nolu, 30.440,47.-TL bedelli 25.08.2018 vadeli bir adet çek verilmiş olduğunu, çekinde gününde tahsil edilmiş olduğunu, taraflara arsında yapılan 26.04.2018 tarihli satış sözleşmesinde işin bedelini ödeme tarihindeki TCMB Efektif Satış Kuru üzerinden ödeme yapılması gerektiğinden, TCMB verilerine göre kur farkı ve buna uygulanan %18 KDV olmak üzere 22.021,14.-TL fatura kesilmiş olduğunu ve bu faturanın davalı şirkete RR04703372969 seri numaralı iadeli taahhütlü posta evrakı ile 10.11.2018 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunu, ancak davalı şirketin iş bu faturayı kargo ile iade etmiş olduğunu  belirterek;  fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarını saklı tutarak; davalı-borçlu yönünden haksız ve dayanaksız itirazın iptaline ve takibin reeskont avans faizi ile birlikte devamına, borçlunun alacağın %20’sinden aşağıda olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  <br>SAVUNMA : Davalı taraf cevap dilekçesi ile özetle; dava dilekçesinde davacının hangi hukuki sebeplere dayandığının belli olmadığını, davacının davasının açık ve net olmadığından davanın açıklattırılması gerektiğini, davacının icra inkar tazminatı talep edebilmesi için icra takibine konu alacğın likit olması gerektiğini, alacaklı olduğunu iddia eden davacı tarafından açılmış bir takibin bulunmamakta olduğunu, davalı şirketin davacıya ne dava dilekçesinde belirtilen tutarda ne de başkaca bir borcu bulunmamakta olduğunu,•Yukarda açıklanan ve mahkemece resen gözetilecek nedenlerle; mevcudiyeti bulunmayan bir takip dosyasında yine mevcudiyeti olmayan bir itirazın iptali istenen iş bu davanın öncelikle hukuki yarar ve dava şartı yokluğunda usulden reddine, mahkememiz aksi kanaatte ise haksız, hukuki dayanaktan ve mesnetten yoksun davanın esastan reddine, kötü niyetli davacının %20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, korunmaya muhtaç hukuki yarardan ari şekilde, derdest bir takip olmaksızın itirazın iptali amacıyla haksız ve hukuka aykırı olarak işbu davayı ikame ederek kötü niyetli olduğunu açıkca ortaya koyan davacı aleyhine HMK 329/1 uyarınca asgari ücret tarifesinden ayrı vekalet ücretine ve HMK 329/2 uyarınca disiplin paza cezasına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık ön inceleme duruşmasında; \"Davacı ile davalı tarafın İzmir 25. İcra müdürlüğünün 2018/14568 esas sayılı icra takibine dayanak faturadan dolayı davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı alacaklı ise miktarı hususlarında uyuşamadıkları\"  şeklinde belirlenmiştir.<br>Tarafların iddia ve savunmaları kapsamında ileri sürmüş oldukları delilleri mahkememizce toplanmıştır. <br>Mahkememiz 06/10/2020 tarihli celsesi ara kararı uyarınca bilirkişiye tevdi edilerek; tarafların iddia ve savunmaları ile icra takibine dayanak fatura ve faturanın dayanağını oluşturan taraflar arasındaki sözleşmedeki hükümler de dikkate alınarak kısmı yapılan ödemelerin sözleşmede belirlenen kurullar çerçevesinde mahsup edilerek davacının bakiye alacağının bulunup bulunmadığının bulunuyor ise miktarı hususunda rapor düzenlenmesi istenilmiştir.<br>Bilirkişi 22/12/2020 havale tarihli raporda; Davacı şirketin 2018 yılına ait ticari defterlerinin 6102 sayılı TTK 64/3. Maddesine göre noterden açılış onaylarının, yevmiye defterlerinin kapanış onaylarının yaptırılmış olduğu, Takdiri Sayın Mahkeme'nize ait olmak üzere; davacı şirketin ticari defterlerinin 6100 sayılı H.M.K 222. Maddesine göre delil vasfına sahip olma niteliğinde olduğu, davalı şirketin 2018 yılına ait ticari defterlerinin 6102 sayılı TTK 64/3. Maddesine göre noterden açılış onaylarının ve açılış onayı yerine geçen beratlarının, yevmiye defterinin kapanış onayı yerine geçen beratlarının yasal süresi içinde alınmış olduğu, Takdiri Sayın Mahkeme'nize ait olmak üzere; davalı şirketin ticari defterlerinin 6100 sayılı H.M.K 222. Maddesine göre delil vasfına sahip olma niteliğinde olduğu, davacı yanca düzenlenen 04.05.2018 tarihli A-830713 seri numaralı 12.036,00.-USD (50.440,47.-TL) bedelli faturanın davalı yanın kabulünde olduğu ve ticari defterlerinde kayıt olduğu, davacı yanca yapılan tahsilat kayıtlarının davalı yan kayıtları ile uyumlu olduğu, takip ve dava konusu yapılan 06.11.2018 tarihli A-831867 seri numaralı 22.012,14.-TL bedelli faturanın davalı yan ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, ticari defterler arasındaki farkın  iş bu faturadan kaynaklandığı, 04.05.2018 tarihli A-830713 seri numaralı 12.036,00.-USD/50.440,47.-TL bedelli faturada  davalı yanca yapılan ödemeler mahsup edildikten sonra kalan döviz bakiye borcu 2.780,28.-USD olup, davacı yanca düzenlenen kur farkı faturasının tarihi olan 06.11.2018 TCMB Efektif Satış kuru 1 USD=5,3595.-TL ’dir. Buna göre davacı yanca düzenlenmesi gereken kur farkı faturası tutarının 06.11.2018 tarihi itibari ile  2.780,28.-USD x 5,3595 TL= 14.900,94.-TL +KDV= 17.583,10.-TL olması gerektiği, davacı şirketin işlemiş faiz talep edip edemeyeceği Sayın Mahkemenizin takdirinde olup, raporum içinde hesaplanan kur farkı tutarı üzerinden ve fatura tarihinden başlamak üzere takip tarihine kadar işlemiş faiz hesaplanmış olup, hesaplanan faiz tutarının 122,12.-TL olduğu yönünde görüş ve kanaatini bildirmiştir.<br>Bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği, taraf vekillerinin bilirkişi raporuna karşı ayrı ayrı beyan ve itiraz dilekçesi sundukları görüldü.<br>Mahkememiz 13/04/2021 tarihli celsesi ara kararı uyarınca  taraf vekillerinin bilirkişi raporuna karşı itirazlarının tek tek irdelenerek itiraz konularının gerekçeli bir şekilde karşılanmak suretiyle ek rapor düzenlenmek üzere bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir.<br>Bilirkişi 25/06/2021 havale tarihli ek raporunda; taraf vekillerinin itirazlarını tek tek karşılanmıştır. <br>Taraflar arasında akdedilen sözleşme incelendiğinde sözleşme bedelinin 10.200-USD+KDV olduğu, TL cinsinden yapılan ödemelerde ödemenin yapıldığı tarihteki TCMB Efektif satış kuru üzerinden hesap yapılacağı, çekin vadesindeki TCMB Efektif satış kuruna göre fatura düzenleneceği belirtilmiş olup yine sözleşmede 90 günlük vade öngörülmüştür. Bu nedenle temerrüt için ayrıca ihtara gerek bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.<br>Taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre bilirkişice yapılan hesaplama mahkememizce denetlenmiş bilirkişice yapılan hesaplamanın dosya kapsamı ile uyumlu olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı...'' gerekçesi ile; Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile; Davalının İzmir 25. İcra Müdürlüğünün 2018/14568 Esas sayılı dosyasından yapılan icra takibine itirazının kısmen iptali ile, 17.583,10-TL asıl alacak, 122,12-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 17.705,22-TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, Fazlaya ilişkin istemin reddine, İİK madde 67 gereğince hüküm altına alınan alacağın %20 'si oranında hesaplanan 3.541,04-TL İcra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının taraflar arasındaki sözleşme gereğince kur farkı talep edemeyeceğini, bilirkişi raporunun eksik ve yetersiz olduğunu, hükme esas alınamayacağını, ödeme aracı olan çek ile yapılan ödemelerde kur farkının istenemeyeceğini, faiz ve faizin türünde hata yapıldığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br>Dava, kur farkından kaynaklı fatura alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br> ''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;<br>i) İlamsız takip yapılmış olması,<br>ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,<br>İii) İtirazın  alacaklıya  (davacıya)  tebliğinden  itibaren  alacaklının,  bir  yıl  içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.<br>Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.<br>Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.<br>Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)    <br>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir.<br>Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; \" (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir.\t<br>Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama  ise; \"Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir.<br>TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin \"Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.\" şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura  düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi  bir  ilişkinin  bulunmasının gerekli  olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir  ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden  düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın  adına  tanzim  edilen  aleyhine  ispat  vasıtası  olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen  tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim  edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir.<br>Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir.<br> Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini, hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir.<br>7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)    <br>“…alım satım ilişkisinin yabancı para birimi üzerinden kurulduğu durumlarda da faturaların TL üzerinden düzenlenmesi Vergi Usul Kanunu gereğidir. Sipariş mektubunda alım satımın döviz üzerinden yazılı bulunduğu gözetildiğinde TL cinsinden düzenlenen faturaların belirlenen ödeme gününden sonraki bir günde ödenmesi halinde fiili ödeme günündeki kur ile sözleşme uyarınca ödenmesi gereken tarihteki kur arasındaki kur farkının istenebileceği ilkeleri gözetilerek somut olay bakımından tarafların defter ve kayıtları üzerinde alanında uzman bilirkişi veya bilirkişi heyetinden ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp deliller hep birlikte değerlendirildikten sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir...” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 08.04.2015 tarih ve  2014/18157 Esas 2015/4973 Karar sayılı ilamı) <br>“...Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında akdedilen sözleşmede hüküm bulunması ya da faturaya konu malların döviz karşılığı satımının yapılmış olması gerekir. Kur farkında vade farkı istemleri gibi teamülün olup olmadığı önemli değildir. Taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşme bulunmamakla birlikte dosyada bulunan satış faturalarının incelenmesinde malların döviz karşılığı satıldığı ve TL karşılığının da gösterildiği görülmektedir. Bu durumda davalı kur farkı alacağından dolayı sorumlu olacağından, davacının kur farkı alacağının ödeme tarihindeki kurun dikkate alınarak hesaplanması suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir...” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2018 tarih ve 2017/3549 Esas 2018/4033 Karar sayılı ilamı) <br>“...Davacı, davalıya Euro cinsinden mal sattığını ve bu hususun faturada belirtildiğini, ödemelerin faturada gösterilen 90 günden sonra yapıldığını, dolayısıyla kur farkı alacağı olduğunu ileri sürerek icra takibi başlatmış, itiraz üzerine iş bu dava açılmıştır. Kur farkı alacağının doğması için satışın yabancı para cinsinden yapılması yada sözleşmenin bulunması gereklidir. Davalının da kabulünde olan mal satış faturalarında birim fiyatının Euro cinsinden, ödeme vadesinin de 90 gün olduğu belirlenmiştir. Davalının bu tarihten sonraki ödemeleri nedeniyle davacı satıcının kur farkından doğan alacağının gerçekleştiğinin kabulü gerekir…” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 14.10.2015 tarih ve 2015/853 Esas 2015/12740 Karar sayılı ilamı)<br> Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, tacir olan taraflar arasında düzenlenen 26.04.2018 tarihli sözleşmenin geçerli ve tarafları bağlayıcı olmasına, taraflar arasında imzalanan ve döviz cinsinden düzenlenen sözleşmede çek ile yapılacak ödemede de çekin vadesindeki TCMB efektif satış kuruna göre kur farkı isteneceği yönünde açıkça hüküm bulunmasına, davacının kur farkından kaynaklı alacağının bulunduğunu ispatlamasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;  <br>1-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/11/2021 tarih ve 2018/1460 Esas  2021/1050 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 1.209,44.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 302,36.TL harcın mahsubu ile bakiye 907,08.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,  <br>3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 08/01/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br>\t<br>\t<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5abbff3909a131e8","SID":"46756cf4cc44effd"}}