{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/50 - 2026/83<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2024/50 <br>KARAR NO\t: 2026/83<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                  K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK <br>\t\t  MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 12/12/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/184 E.  -  2022/354 K.<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Markaya Tecavüz, Tazminat, Hükmün ilanı<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/12/2022 tarih ve 2021/184 E. - 2022/354 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br> TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, dava dışı ... Madencilik ve Gıda Sanayi A.Ş. tarafından 06.03.2014 tarihinde tescil ettirilen 2011/115527 sayılı ve \"...\" ibareli markanın 11.05.2021 tarihinde müvekkili tarafından devralındığını, müvekkilinin anılan markayı devir tarihinden önce de markayı devreden dava dışı Şirketin  izni ve onayı ile kullandığını, davalının müvekkili ile aynı sektörde, \"...\" adresinde faaliyet gösterdiğini, davalının işletmesinde müvekkilinin markasıyla iltibas oluşturacak derecede benzer olan  \"...” - \"... ...\" ibarelerini kullandığını, davalının bu kullanımlarının müvekkilinin markasına tecavüz oluşturduğunu, davalı hakkında aynı nedenle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020/208066 sayılı dosyasında soruşturma başlatıldığını, bahsi geçen soruşturma dosyasında  alınan bilirkişi raporu ile davalının markaya tecavüz eylemlerinin sabit olduğunu ve Ankara 1. Fikri ve Sınaf Haklar Ceza Mahkemesi'nin 2021/187 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, müvekkilinin davalıya envanter ve demirbaşları satmış olmasının davalının davacıya ait markayı kullanabileceği anlamına gelmediğini ileri sürerek, marka tecavüzün menine, durdurulmasına,  şimdilik 1.000,00 TL maddi  ve 100.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiilin başlangıç tarihinden ticari faizi ile davalıdan tahsiline ve hükmün ilanına karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında  SMK'nın  151/2-c maddesi uyarınca talep ettiği maddi tazminat istemini 188.993,95 TL olarak ıslah etmiştir.<br>        Davalı vekili, Müvekkilin 2017 Nisan ayında kafeterya işletmek üzere ... ... adresinde ... AVM bünyesinde bulunan iş yerini kiraladığını, müvekkilinden önce aynı adreste davacı Şirketin \"...\" ismiyle hizmet veren işletmesinin bulunduğunu, 2017 yılının başından itibaren Türkiye genelindeki tüm şubelerini kapatarak kendi adına tescilli markası ile sadece internetten kahve ürünleri satışı yapan davacının 330.000,00 TL karşılığında ... AVM adresindeki kapatmış olduğu şubesinden kalan tüm envanter ve demirbaşlarını (masa, sandalye, tabelalar, şekerlikler vb.) müvekkiline devrettiğini, devralınan ürünlerin kullanılmasında bir sakınca olmadığı yönünde tarafların anlaşmalarına rağmen müvekkilinin iş yerinin tüm dekorasyonunu yenileyerek isim ve logolarını değiştirdiğini, kafeterya olarak hizmet vermeye başladığını, davacının turuncu ve siyah renklerini kullanarak \"...” olarak yazılı tabelaları kaldırılarak yerlerine kahverengiyle farklı yazı stili kullanılarak yazılan “... ...” ibaresinin kullanılmaya başlandığını, davacının tescilli markası ile müvekkilinin kullandığı ibarelerin  farklı dillerde olup farklı anlamlara geldiğini, davacının markası ile müvekkilinin kullanımlarının birbirinden tamamen farklı olduğunu, tarafların faaliyet alanlarının da farklı bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının 11.05.2021 tarihinde  dava dışı firmadan devren hak iktisap ettiği 2011/115527 sayılı \"Şekil+...\" ibareli markanın 30 , 43 .ncü sınıf  yönünden dava tarihinde tescilli ve korunan markası olduğu, davalı tarafın ise  2017 yılından itibaren davacının önceki marka sahibinin kiracısı olan ... şahıstan \"...\" adresindeki işyerini demirbaş eşyaları ile birlikte devir alarak kafeterya işletmeciliği konusunda faaliyet göstermeye devam ettiğ , ancak davalının bilirkişi raporu, tanık ...'ın Ankara 1 FSHCM nin 2021/187 esas sayılı dosyasındaki 08/03/2022 tarihli duruşmadaki ifadesi ve 02/12/2020 tarihli tespit tutanağında ve kendi ikrarında geçtiği şekilde iş yerindeki  tabela ve sair logolarında,  tanıtım ürünlerinde  \"... ...\" ibaresini kullandığını anlaşıldığı  davalının  eyleminin davacının markasına tecavüz oluşturduğu diğer taraftan davacının tazminat talebinin SMK'nın 151/2-c maddesine dayandırdığı, bilirkişi heyeti raporunda davalının 2017-2018-2019-2020-2021 yıllarına ait cirosu üzerinden hesaplanan lisans bedelinin 188.993,95 TL, davacının bahsi geçen yıllara ait cirosu üzerinden hesaplanan lisans bedelinin ise   46.431,46 TL olduğunun belirtildiği,  davacı tarafça lisans sözleşmesi sunulmadığı, ATO'ya bu hususta yazılan müzekkereye de bila ikmal cevap verildiği, davalının  eylemi aynı zamanda  Borçlar Kanunu hükümleri kapsamında \"haksız fiil\" de sayılarak BK 49 ve 50/2.nci maddesine göre davalı ve davacı cirolarının toplamının yarısı olan  81.388,00 TL miktarı üzerinden takdiren lisans bedelinin belirlendiği,  02/12/2020 tarihli tespit tutanağı davalı taraf açısından  ilk ihlalin varlığını  resmi olarak  saptadığından takip eden aybaşı olan 2021 yılı Ocak ayı başından itibaren faize hükmedilmesi gerektiği, kısa kararda  faiz başlangıç tarihi  sehven 2019 yılı başı yazılsa da  6100 sayılı HMK MADDE 304/1 maddesinde\" Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir.\" denildiğinden gerekçeli karar yazılırken   ve karar henüz tebliğ edilmediğinden bu hatanın re'sen düzeltildiği, davacı yararına SMK'nın 149. maddesi kapsamında manevi tazminat koşullarının da oluştuğu,  takdiren 25.000 TL'nin uygun bulunduğu, anılan tutara manevi zararın devri mümkün olmadığından devir tarihinden faize hükmedilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı taraf eyleminin davacıya ait tescilli markaya tecavüz oluşturduğundan davalı eyleminin önlenmesine, durdurulmasına, 81.388,00 TL maddi tazminatın 2021 yılı başından itibaren, 25.000,00 TL manevi tazminatın dava konusu markanın devir alındığı 10/05/2021 tarihinden itibaren yürütülecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine ve hükmün ilanına karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, mahkemece talep edilen tazminatların hesaplanması konusunda seçilen yöntemin son derece hatalı olduğunu, mahkemece alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin tercih hakkını kullandığı SMK'nın 151/2- c maddesine göre talep edebileceği tazminat miktarının, müvekkilinin ve davalının cirosu üzerinden seçenekli hesaplandığını, mahkemece hesaplanan sonuçların ortalamasına hükmedilmesinin usule, yasaya, içtihatlara aykırı olduğunu, yargılama sırasında da belirttikleri üzere,  tazminat hesaplamasının davalının cirosunun % 25'i dikkate alınarak yapılması gerektiğini, mahkemece özel ve teknik bir bilgi gerektiren bir halde bilirkişi yerine geçerek yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece bilirkişi raporunun yeterli görülmemesi halinde yeniden bilirkişi raporu alınmasına karar verilmesi gerektiğini,  emsal lisans bedelinin belirlenmesi, için Türkiye Odala ve Borsalar Birliğine, TPMK'ya Ankara İstanbul İzmir Ticaret sicil müdürlüklerine müzekkere yazılmasını talep ettiklerini ancak bu talepleri hakkında olumlu olumsuz karar verilmediğini, ayrıca müvekkilinin online satış yaptığı internet sitelerinden şirkete ait kayıtların da taleplerine rağmen celp edilmediğini, bilirkişi raporuna karşı itirazlarının karşılanmadığını, manevi tazminatın kısmen ret gerekçesinin açıklanmadığını, müvekkilinin alanında öncü firmalardan olduğunu, manevi tazminat taleplerinin tümden kabulü gerektiği ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>Davalı vekili, müvekkilinin kullandığı marka ile logonun davacının marka ve logosundan farklı olduğunu, markaların karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının 2017 yılına kadar \"...\" markasıyla Türkiye'de az sayıda şubeleriyle ticari faaliyetine devam ettiğini, 2017 yılından sonra şubelerini kapatarak hal hazırda kendi üretimi olan kahve çekirdeklerini paket halinde internet üzerinden sattığını, müvekkilinin faaliyet konusunun ise tamamen farklı olduğunu, müvekkilin dava konusu iş yerinde faaliye başlamadan önce davacı ile anlaşarak bir takım envanter ve demirbaşları davacıdan satın aldığını, davacının kendisinin satmış olduğu ürünler nedeniyle marka hakkının ihlal edildiği iddiasının dürüstlük ilkesiyle bağdaşmadığını müvekkilinin üretim faaliyeti bulunmadığını, davacının zararının ispat etmesi gerektiğini, davacının dükkanının kapattıktan sonra aynı yerin müvekkili tarafından kiralanıp ticari hayatına başladığı dikkate alındığında, davacının tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, bilirkişi raporlarından anlaşılacağı üzere müvekkilinin cirosunun davacının cirosuna göre daha yüksek olduğunu, lisans bedelinin somut olayın özeliklerine uygun olarak yapılması gerektiğini, müvekkilinin cirosunun tecavüz edildiği iddia edilen markadan ne kadar etkilendiği, müvekkilinin cirosunun dava konu markadan mı yoksa müvekkilinin işletmenin bulunduğu yer ve şartlarında mı kaynaklandığının tespit edilmesi gerektiğini, davacının markasının bilinirliği ve piyasa hacminin araştırılması gerektiğini  emsal kararlarda farklı olaylara uygunlanmış oranların aritmetik ortalamasının alınarak hesaplama yapılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.  <br><br><br>GEREKÇE\t:Dava, markaya tecavüzün men'i, durdurulması, maddi-manevi tazminat ve hükmün ilanı istemlerine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>6100 sayılı HMK.’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.<br>Somut uyuşmazlıkta da ; mahkemece kısa kararda  davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 81.388,00 TL'nin 2019 yılı başından itibaren ticari faiziyle tahsiline karar verildiği halde, gerekçeli kararının hüküm kısmında, maddi tazminat miktarına 2021 yılı başından faize hükmedilmesine karar verilerek kısa kararla ile hüküm arasında çelişki oluşturulmuştur. Her ne kadar ilk derece mahkemesince kısa karar ve hüküm arasındaki farklılığın kadar maddi hataya dayalı olduğu belirtilmiş ise de, anılan farklılığın maddi hata olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Ayrıca, hükmedilen faizin başlangıç tarihi de  açık ve net olarak belirtilmeyerek infazda tereddüt de yaratılmıştır.<br>Bu hususlar, az yukarıda açıklanan hüküm ile kısa kararın birbirine uygun olmasına  ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde anılan İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, gerekçe, hüküm ve kısa karar arasındaki çelişki ile infazda yaratılan tereddüt giderilecek şekilde, yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir. <br> Kabule göre de; davacı, davalının marka hakkına tecavüz oluşturan eylemleri nedeniyle SMK'nın 151/2-c bendi uyarınca,  markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeline göre yoksun kaldığı kazancın hesaplanmasın istemiş ancak davacı tarafça örnek bir lisans anlaşması sunulmamıştır. Bu bağlamda, marka lisanslarının bir piyasası olmadığından, lisans değerinin objektif olarak her bir somut durum ve şart dikkate alınarak hesaplanması gerektiği kuşkusuzdur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre; SMK'nın 151/2-c ve 151/3 maddesine göre lisans bedeli hesaplanırken, markanın ekonomik değeri ve tecavüz edildiği andaki geçerlilik süresi, tecavüz süresi sırasında markaya ilişkin lisansların sayısı, çeşidi gibi etkenler göz önünde bulundurulacağı gibi bunun yanında davalının cirosu, üretim ve satış kapasitesi, satabileceği ürün miktarı da nazara alınarak davalının ticari iş ve işlem hacmine uygun bir bedelin belirlenmesi gerekmektedir. <br> Mahkemece alınan bilirkişi raporunda tarafların, ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak,; tarafların, ihlalin başladığı tarih ile dava tarihine kadarki dönem için belirlenen ciroları üzerinden, davacının ve davalının cirosuna göre ayrı ayrı lisans bedeli hesaplanmış, mahkemece ise TBK'nın 50. maddesine dayalı olarak, bilirkişi raporunda tarafların cirosuna göre ayrı ayrı belirlenen lisans bedellerinin ortalaması takdiren lisans bedeli olarak belirlenmiş ve bu tutar hüküm altına alınmıştır. Oysa, TBK'nın 50. maddesiyle, hakime uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleme yetkisi tanınmış olup  somut olayda  mahkemece yukarıda izah edilen hususlarda yeterli değerlendirme ve inceleme yapılmaksızın TBK'nın 50. maddesine dayalı olarak lisans bedelinin takdiren belirlenmesi doğru olmamıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporu, yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmadan hazırladığından, hüküm kurmaya ve denetime elverişli değildir. Bu durumda  mahkemece yapılması gereken , aralarında sektör bilirkişisinin yer aldığı bilirkişi heyetinden, yukarıda açıklanan hususlar kapsamında, SMK'nın 151/3 uyarınca  markanın ekonomik değeri ve tecavüz edildiği andaki geçerlilik süresi, tecavüz süresi sırasında markaya ilişkin lisansların sayısı, çeşidi gibi etkenlerin belirlenmesi bakımından gerektiğinde davacının markayı devraldığı dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtlarında da incelemek yapılarak, davacının talep edebileceği lisans bedelinin belirlenmesi için rapor alınıp oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermekten ibarettir. <br>Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda hüküm ve kısa karar arasında çelişki ve infazda tereddüt olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6  maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/12/2022 gün ve 2021/184 E. - 2022/354 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA;<br>\t2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,<br>\t3-Davacı ve davalı vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>\t4-Davacı ve davalı tarafından istinaf başvurusunda ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 1.816,84'er-TL nispi istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacı ve davalıya ayrı ayrı iadesine, <br>\t5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br><br>\t6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, <br>\t7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,\t<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 16/01/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.<br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/02/2026   <br><br>\t\t\t<br><br><br>Başkan<br><br>Üye<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4abb47b44b47596f","SID":"c1ba48dccb944d44"}}