{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/1319 - 2025/2266<br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/1319 <br>KARAR NO\t: 2025/2266<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 27/03/2024<br>NUMARASI\t: 2023/45 Esas -  2024/200<br> Karar<br><br>DAVACI\t: PAKTAŞ PLATFORM KALDIRMA VE TAŞIMA MAKİNALARI TİCARET VE SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ - ...<br>VEKİLİ\t: Av. ...<br>DAVALI \t: EMİTEK OTOMASYON ELEKTRONİK SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ...<br>VEKİLİ\t: Av. ...<br> İHBAR OLUNAN\t: ...<br><br>DAVA\t: Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı)<br>DAVA TARİHİ\t: 26/01/2023<br>KARAR TARİHİ\t: 30/12/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ\t: 20/01/2026<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu sözleşmeden ticari defterlerden ve faturalardan görüleceği üzere müvekkilinin alacağının varlığı mahkeme nezdinde yeter kanaat oluşturacak seviyede ispat edilebilir olduğu, davalının  muaccel bir borcu kötüniyetli bir şekilde ödememesi ve piyasanın mevcut durumu dolayısıyla şirketlerin kırılgan yapısı işbu dava kazanılsa dahi ilamın icra edilebilmesini tehlikeye  soktuğu, bu nedenle ivedi ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiği, müvekkilinin alacağının varlığı ve muaccel olduğu noktasında şüpheye yer olmadığı, ekte sunmuş olduğu ticari defterler, sevk irsaliyeleri ve faturalardan görüleceği üzere davalının müvekkiline  borcu bulunduğu, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için ispat gerekmez, yaklaşık ispat için delil sunulması yeterli olup, alacaklının ilişkisinin varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmamakta olduğu,  bu nedenlerle itiraz gelmeyen faturalara rağmen gerekli ödemeyi müvekkiline yapmayan davalı aleyhine teminatsız veya Mahkemece uygun görülecek teminat karşılığı, borçlunun, borca yeter miktarda menkul, gayrimenkul ve 3. Şahıslardaki hak ve alacaklarının haczi, menkullerin muhafazası için ihtiyati  haczine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, davalı Eimtek Otomasyon Şirketi ile Davacı arasında hiçbir ticari ilişki bulunmadığını, davacı vekili dava dilekçesinde AFN Elektronik şirketi ile davacı arasında sözleşme olduğunu, AFN Elektronik şirketinin sözleşmeye aykırı davrandığını, davacıyı zarara uğrattığını, Emitek Otomasyon şirketi ile AFN şirketinin aslında aynı şirket olduğunu, bu nedenle zararının Emitek Şirketinden tahsilini talep ettiğini, bu iddiaların ve diğer aleyhe hususların hiçbirisini kabul etmediklerini, AFN Elektronik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile Emitek Otomasyon Elektronik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin tamamen bağımsız olduğunu, birbirinden farklı iki ayrı şirket olduğunu, bu kapsamda davacı ile davalı şirket arasında herhangi bir sözleşmenin, alım satım ilişkisinin veya başkaca herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, birbirlerinden herhangi bir hak ve alacaklarının da bulunmadığını, bu kapsamda açılmış hukuki dayanaktan yoksun davanın reddinin gerektiğini, davalı Emitek şirketi ile dava dışı AFN şirketinin de birbirinden bağımsız iki farklı şirket olduğunu, şirketin kuruluşlarına ilişkin ticaret sicil kayıtlarının getirildiğinde şirketin merkezlerinin farklı adres olduğunu, kurucu ve yetkililerinin farklı kişiler olduğunu, AFN yetkilisinin ...'in Emitek Otomasyon'un kuruluş ve devamında hiçbir aşamada yer almadığını, AFN Elektronik'in ... tarafından ... Mahallesi ... Sokak No:... Gebze/KOCAELİ adresine, daha sonra da ... Mahallesi ... Sokak 5b Gebze/KOCAELİ adresine, daha sonra ... Mahallesi ... Caddesi No:...A Kartepe/KOCAELİ adresine, sonra da İstasyon mahallesi ... Sokak No:.../1 Kartepe/KOCAELİ adresine taşıdığını, şirketin merkezinin Kartepe/KOCAELİ olduğunu, Emitek Otomasyon'un ... tarafından ... Mahallesi ... Sokak ... Sitesi No:1/4 Gebze/KOCAELİ adresinde kurulduğunu, daha sonra Emitek Otomasyon İzmit Şubesini ... Mahallesi D130 Karayolu Caddesi No:...B/31 Başiskele/KOCAELİ adresinde kurulduğunu, daha sonra Emitek Şirketinin merkezinin ... Mahallesi ... ... Caddesi ... 2 Sitesi No:...B/5 Gebze/KOCAELİ adresine taşındığını, Afn Elektronik Şirketinin ... tarafından kurulduğunu, uzun zaman faaliyet gösterdiğini, kurucusu ...'in artık bu sektörde çalışma istememesi, bu sektörü sevmemesi ve tamamen iş kolu değiştirmek istemesi nedeniyle terkin edildiğini, AFN Elektronik şirketi yetkilisi ve kurucusu ...'in bu pazardan çekilerek müteahhitlik yapmaya başladığını ve tamamen farklı bir sektöre geçiş yaptığını, bu kapsamda AFN Elektronik şirketi yetkilisinin iyi niyetli olduğunu, müvekkili şirketin ... tarafından kurulduğunu, ...'in müvekkili şirketin tek kurucusu, tek yetkilisi ve tek ortağı olduğunu, ...'in Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesinden mezun olduğunu ve 2 yıl gibi bir süre AFN Elektronik şirketinde sigortalı olarak çalıştığını, bu işi öğrendiğini, ancak ...'in sektörden çekilmek istemesi ve ...'in öğrendiği bu işi yapmak istemesi nedeniyle kendisi tamamen bağımsız olarak Emitek Otomasyon şirketini kurduğunu, ...'in gerek deneyimi gerekse de mühendislik fakültesinden mezun olması nedeniyle söz konusu sektörde işi yapabilecek kapasitede olduğunu, kendi işini yaptığını, her iki şirketin yetkilisinin kardeş olmasının şirketler arasında organik bağ olduğunun ispatına yeterli olmadığını, Paktaş Paltform Şirketinin basiretli davrandığını, AFN elektronik şirketinin tasfiye sürecinde Ticaret Sicil Gazetesindeki alacaklıların ilanı kapsamında başvuru yapmadığını, bu nedenle davanın kötü niyetle açıldığını, AFN Şirketinin tüzel kişiliği bulunmaması nedeniyle ihbar yolu ile davaya dahil edilemeyeceğini, AFN Elektronik Şirketinin Paktaş'a arızanın hangi projede gerçekleştiğini, arızalandığı iddia edilen ürünlerin nereden temin edildiğini sorduğunu ve arızalandığı iddia edilen ürünlerin garanti belgesini mail yolu ile bildirmelerini istediğini, ancak Paktaş tarafından bu bilgi ve belgelerin hiçbirisinin Afn şirketine gönderilmediğini, AFN Elektronik Şirketinin sözleşme kapsamında uzaktan bağlanarak sorun tespit etme talebinin de reddedildiğini, dönüş yapılmadığını, Paktaş'ın bu kapsamda temerrüde düştüğünü, tüm bi bilgilere istinaden delillere taraflarınca ulaşılamadığını, Emitek Otomasyon şirketinin tamamen bağımsız bir şekilde faaliyet gösterdiği için AFN ile ilgili hiçbir bilgi ve belgeye ulaşamadıklarını, AFN Şirketinin terkin edildiğini ve tüzel kişiliğinin kalmadığını, dosyaya ihbar yoluyla dahil edilemeyeceğini, ihtiyati haciz talebinin reddinin gerektiğini, husumet yokluğu nedeniyle müvekkili Emitek Otomasyon Şirketi'ne açılan davanın reddini, mahkeme aksi kanaatte ise davanın reddini, esasa ilişkin hususların aydınlatılabilmesi için AFN Elektronik Şirketi terkin edildiğinden davanın AFN Elektronik şirketi yetkilisi ...'e ihbarını talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"...Davanın REDDİNE, ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı Emitek ve dava dışı AFN şirketi arasında organik bağın bulunmadığı tespitinin hatalı olduğunu, Emitek adına düzenlenen çekin ciro edilerek ...'e verildiğini, tehiri icra taleplerinin kabulüne karar verilmesini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; harcı yatırılan değerin 10.000,00-TL olduğunu istinaf kanun yoluna başvurmak için parasal sınırın altında kaldığını, bu nedenle istinaf başvurusunun reddini talep ettiklerini, organik bağ hususunun istisnai olduğundan güçlü ve somut delillerle ispat edilmesi ve bunun yanında kötüniyet, hakkın kötüye kullanılması iddialarının da ispatlanması gerektiğini, ancak güçlü ve somut deliller bulunmamakla beraber mal kaçırma kastının ispatı ve kötüniyetin ispatı koşulunun da sağlanmadığını belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/03/2024 tarih, 2023/45 Esas - 2024/200<br> Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava tüzel kişilik perdesinin aralanarak dava dışı borçlunun borcundan davalının da sorumlu tutulmasına ilişkindir. <br>İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.<br>İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; davacının iddiasına göre; davacı ile dava dışı AFN Elektronik San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin arasında 04.11.2021 tarihli malzeme/hizmet sözleşmesi imzalandığı, anılan sözleşme kapsamında davacının kaldırma sistemlerine dava dışı şirketin ürettiği kartların takıldığı, bir kısım makinelerde kartların çalışmaması üzerine dava dışı şirkete başvuru yapıldığı, ilgili sorunların çözülmediği, bu hususta Kocaeli 4. Sulh Hukuk Mahkemesinde yapılan delil tespitinde davacının zararının 461.147,87 TL + KDV olarak belirtildiği, yine davacının anılan dava dışı şirket hakkında Kocaeli İcra Müdürlüğünün 2022/111193 Esas sayılı takip dosyası ile 21.424,75 TL bedel için takip başlattığını davacının beyan ettiği, dava dışı şirketin ortağı olan ...’in davalı şirketin ortağı olan ... ile kardeş oldukları, dava dışı şirketin terkin edilmesine yakın davalı şirketin kurulduğu, aynı alanda faaliyet gösterdikleri, davalı şirketin web sayfasında iletişim numarasının dava dışı şirketin de numarası olan 262 644 10 50 olarak bildirildiği, yine davalı şirketin web sayfasında “... tarafından Kocaeli’nin Gebze ilçesinde kurulduğu 2014 yılından bu yana…” ibaresiyle dava dışı şirketin kuruluş yılına ve tek ortağına atıf yapıldığı, anılan hususların davalı şirketin dava dışı şirketin yerine anılan şirketin borçlarından kurtulmak amacıyla kurulduğunu gösterdiği iddia edilerek dava dışı şirketin borçlarından davalının da sorumlu tutulması amacıyla eldeki davanın açıldığı; davalı tarafça davanın reddinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacının istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür.<br>Bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi üzerinde durulmasında yarar vardır.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 125. maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket mal varlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir (Poroy, Reha/ Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105). <br>Tüzel kişiliğin bu mal varlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin mal varlığından bağımsız bir mal varlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu mal varlığının onu oluşturan kişilerin mal varlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye “mal varlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” ilkesi denilmektedir (Antalya, Gökhan: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Erol Ulusoy (Editör),  I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar.<br>Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir (Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Şerhi, C. I, Ankara, 2011, s. 468.). Bu durum öğreti ve uygulamada “tüzel kişilik perdesinin aralanması” olarak ifade edilmektedir. <br>Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK’nin 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır (Sağlam, İpek:  Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına Genel Bir Bakış, Erol Ulusoy (Editör),  I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ancak TMK’nın 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hâllerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir (Battal, Ahmet: Bir Alan Araştırması Işığında Sermaye Şirketlerinin Sorumluluğu Konusundaki Hukuki Bilgi Eksikliğinin Olumsuz Sonuçları ve Perdenin Kaldırılması Teorisi Yardımıyla Giderilmesi, Yargıtay Dergisi, C. 24, Ekim 1998, s. 659.).<br>Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir (Akıncı, Şahin: Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Yeni Şirkete Müracaat İmkânı Bakımından; Muvazaa, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Organik Bağ Kavramlarının Elverişliliği ve Yargıtay Uygulamaları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 27, S. 3, 2019, s. 653.).<br>Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12.).<br>Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır.  Nihayet üçüncü durum ise  perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir (Öztek/Memiş, s. 199.). Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır (Tekinalp, Gülören/Tekinalp, Ünal: Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan, 1995, s. 399.).  (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2019/11-808 esas 2020/504 karar sayılı ilamı  )<br>Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek vd. s.209).<br>Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Zirâ her hukuki ilişkide, her şirketler arasındaki küçük bir bağlantıda tüzel kişilik perdesi aralanırsa bu durumda tüzel kişilik kurumu işlev görmez hâle gelir.<br>Şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin aralanması için yeterli değildir. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2023 tarih ve 2023/9-258 esas, 2023/528 karar sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.09.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3109 Esas, 2021/1075 Karar sayılı ilamı)<br>Somut olayda; Davacı tarafından dosyaya sunulan Kocaeli 7. Noterliğine ait 28.12.2022 tarihli ... ve ... yevmiye numaralı e-tespit tutanaklarındaki davalı şirkete ait web sayfası görüntülerinde davalı şirketin iletişim bilgisi olarak 262 644 10 50 numarasının yer aldığı, dosyaya gelen 20.11.2023 tarihli Türk Telekom A.Ş. cevabına göre anılan numaranın dava dışı AFN Elektronik San ve Tic. Ltd. Şti’ye ait olduğu, yine e-tespit tutanaklarındaki davalıya ait web sayfasındaki “... tarafından Kocaeli’nin Gebze ilçesinde kurulduğu 2014 yılından bu yana…” ibarelerinin bulunduğunun görüldüğü, ...’in davalı şirketin ortağı ve yetkilisi olmadığı gibi dava dışı AFN Elektronik San ve Tic. Ltd. Şti’nin yetkilisi ve ortağı olduğunun anlaşıldığı, yine 2014 yılında anılan dava dışı şirketin kurulmuş olduğu, dosyaya gelen ticaret sicil gazetesi kayıtlarına göre davalı şirket ile dava dışı AFN Elektronik San ve Tic. Ltd. Şti’nin faaliyet alanlarının benzer oldukları, davalı şirketin yetkilisi ve ortağı olan ... ile dava dışı şirketin yetkilisi olan ...’in kardeş oldukları, ilk derece mahkemesince karar verilmesinden sonra davalı şirketin tüm paylarının ...’e devredildiği ve ...’in davalı şirketin tek yetkilisi ve ortağı haline geldiği görülmüştür.<br>Yukarıda detaylandırıldığı üzere; tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin dayanağı 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır. Şirketler arasındaki tüzel kişilik perdesinin aralanmasında önemli kavramlardan biri organik bağ kavramıdır. Şirketler arasında organik bağ bulunduğu gerekçesiyle tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı, şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak şirketler arasında organik bağ bulunması yani şirketlerin tüm veya bazı ortaklarının aynı olması, ortakların akraba olması ve benzeri durumlar tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Şirketler arasında organik bağın varlığı ile birlikte tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın aslında hukuki ilişkinin tarafı olmayan başka bir şirketten talep edilebilmesi için alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/888 esas 2024/9093 karar sayılı ilamı, Benzer yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/6034 esas 2024/9437 karar sayılı ilamı,)<br>Yukarıda sayılan hususlar davalı şirket ile dava dışı şirket arasında organik bağ olabileceğini göstermekte ise de, bu husus tek başına davalının sorumluluğunu gerektirmez. Dava dışı şirketin iddia edilen borcundan dolayı davalının sorumlu tutulabilmesi için alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bu kapsamda davalı ile dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtları da incelenerek, davalı şirket ile dava dışı şirketin mal varlıklarının birbirlerine karışıp karışmadığı, dava dışı şirketten davalı şirkete mal varlığı veya para aktarımı olup olmadığı, mal varlığı aktarımı varsa bunun karşılıksız olup olmadığı, dava dışı şirketin mal varlığındaki azalma ile davalı şirketin mal varlığındaki artışın aynı oranda olup olmadığı,  bu artış ve azalış arasında bağlantı olup olmadığı, dava dışı şirket ile davalı şirketin bir bütün gibi hareket edip etmediği, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kötü niyetle işlemler yapılıp yapılmadığı belirlenip tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşup oluşmadığı tartışılarak (Benzer yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/888 esas 2024/9093 karar sayılı ilamı), bu aşamadan sonra davacı vekilinin 11.03.2024 tarihli bilirkişi raporuna yaptığı itirazlardaki beyan içeriğine göre davacının talebinin sözleşmedeki yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan alacak talebi olduğu da nazara alınarak gerekirse davacının alacağının varlığı ve miktarı hususunda da gerekli araştırmalar yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile hüküm verilmesi hatalı olmuştur.<br>Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacının istinaf talebinin kabulü ile kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6)  maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE,<br>2-Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/03/2024 tarih, 2023/45 Esas ve 2024/200 Karar sayılı kararının  KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,<br>5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından  yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,<br>6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.30/12/2025<br>\t<br><br>\t\t\t<br>Başkan ...<br>  e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br>  e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br>   e-imzalıdır<br><br>Katip ...<br>  e-imzalıdır <br><br> <br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1a07f8caf7bb9f1b","SID":"9afcb336eb84a87f"}}