{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi    21. Hukuk Dairesi     2025/1635 Esas   2026/41 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/1635 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2026/41<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28/11/2017<br>NUMARASI\t\t: 2017/26 Esas 2017/1104 Karar<br><br>DAVA\t\t: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak <br>DAVA TARİHİ\t: 10/01/2017 <br>KARAR TARİHİ\t: 13/01/2026<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 29/01/2026<br><br>\tTaraflar arasındaki şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 29/12/2020 tarih ve 2020/566 Esas 2020/1474 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 27/09/2021 tarih ve 2021/2489 Esas 2021/5739 Karar sayılı onama ilamı üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 2021/9400 başvuru numaralı dosyada 16/05/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere gönderilmesine dair verilen karar üzerine Dairemizin 24/12/2024 tarih ve 2024/1074 Esas 2024/1551 Karar sayılı dosyasında verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 06/10/2025 tarih ve 2025/2688 Esas 2025/5914 Karar sayılı bozma ilamı ekinde Dairemize gönderilen dosyada açılan duruşmada gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketlerin de içinde bulunduğu ... Grubu tarafından Almanya başta olmak üzere birçok ülkede \"yatırılan paraların istendiği her an geri çekilebileceği ve karşılığında yüksek oranlarda faiz verileceği\" garantisi ile para toplanıldığını, toplanılan paralara ilişkin başlangıçta makbuz verildiğini ancak daha sonra bu makbuzların alınarak yerine ortaklık durum belgesi, ortaklık ve hisse senedi takip formu ibareli belgelerin verildiğini, davalı tarafın bu eylemleri nedeniyle nitelikli dolandırıcılık, izinsiz halka arz, kanuna aykırı aracılık faaliyeti gibi suçlamalarla ceza davaları açıldığını, müvekkili tarafından yatırılan paranın iadesinin istenmesine rağmen müvekkili tarafından davalı tarafa yatırılan paranın iade edilmediğini, davalı tarafça yapılan para toplama işleminin hukuka aykırı olduğunu, davalının basiretli iş adamı gibi davranmadığını, davalıların eyleminin SPK mevzuatına aykırı olduğunu, müvekkilinin davalı şirketlerin ortağı olmadığını, taraflar arasında kanuna uygun surette kurulmuş bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını iddia ederek müvekkilinin davalı şirketlerde hukuka uygun surette kurulmuş bir ortaklığının bulunmadığının tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak üzere müvekkilinden tahsil edilen 32.865 DM karşılığı 16.803,60 Euro'nun şimdilik 1.000,00 Euro'sunun paranın tahsil edildiği 02/03/2000 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının yabancı paralar ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında talebini toplam 13.186 Euro'ya ıslah etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı ... Holding A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili ... İnşaat Tarım A.Ş arasında ortaklık ilişkisi bulunduğunu, bu nedenle TTK.m.329 ve 405 gereğince hisse senetlerinin geri alınması ve bedellerinin davacıya iadesinin mümkün olmadığını, davacı ile davalılardan ... Holding A.Ş arasında herhangi bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığını, davacının hile, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeye dayalı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, keza şirket ile ortaklar arasındaki davaların beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu sürenin de geçtiğini, davacının dayandığı ortaklık durum belgesi altındaki imzaların müvekkillerine ait olmadığından müvekkillerini bağlamayacağını, davacının müvekkili şirketlere ödediği bir bedel bulunmadığını, davacının müvekkili şirketin hisse senetlerini edinmek suretiyle müvekkili şirkette pay sahibi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; davalı tarafın hak düşürücü süre ve zaman aşımı def'inin yerinde olmadığı, davadan önce temerrüdün gerçekleşmediği gerekçeleriyle davanın kabulü ile davacının davalı ... Holding A.Ş.'nin şirket ortağı olmadığının tespitine, 13.186 Euro'nun TBK'nın 99. maddesi gereğince fiili ödeme günündeki Merkez Bankasınca belirlenen efektif satış kuru üzerinden Türk Parası ile ödenmesi kaydıyla 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince devlet  bankalarından birinin 1 yıl vadeli Euro mevduat hesabına ödediği 10/01/2017 tarihinden itibaren döviz faizi ile birlikte davalıdan  tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalılarca geri alma taahhüdünün verildiğine dair somut bir delil sunulmadığını, aksine davacının kar ve zarar ortaklığı kurmak amacıyla ilişki kurulduğunu kabul ve ikrar ettiğini, aksi düşünülse bile ortaklık ilişkisinin yoksa geri alma taahhüdünün mü hükümsüz olduğu konusunda ayrım yapılmadığını, mahkemenin ortaklık ilişkisinin hükümsüz olduğuna dair kabulünün hukuka aykırı olduğunu, hükümsüzlük talebi ile buna bağlı tazminat talebinin zamanaşımı yönünden sonuçlarının aynı olmadığını, (haksız fiil) tazminat talebinde iyiniyete aykırılığın ortadan kalkmayacağına dair yaklaşımın hukuki olmadığını, dürüstlük kuralına aykırılık iddiasının somut hiçbir delile dayanmaksızın kabul edildiğini, davacı tarafından ihtar çekilmesi, ceza davası açılması, idari mercilere başvurulması, iyiniyete aykırılığı ortadan kaldırmayacağına dair kabulün davacının da dürüstülük kuralına uygun davranma yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğuracağını ve hukuka aykırı bir kabul olduğunu, haksız fiil kurallarında öngörülen zamanaşımı kurallarının yasaya aykırı bir şekilde ortadan kaldırıldığını, SPK listelerinin yanlış değerlendirilmesinin hükmün hatalı tesisine sebep olduğunu, mahkemenin davacının hile ve/veya kesin hükümsüzlük iddiasını ispat ettiğine yönelik kabulünün dosya mündericatına ve yasaya aykırı olduğunu, buna ilişkin delillerin gerekçeli kararda açıklanmadığını, mahkemece delillerinin değerlendirilmediğini, davacının iddialarını ispatlayacak delil ibraz etmediğini ve bu konuda davacıya yönelttikleri yeminin edasından yerel mahkemece vazgeçildiğini, mahkemenin taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığına yönelik TTK'nın 329 ve 405.maddelerine aykırı olduğunu, mahkemece davacının yedinde bulunduğu iddia edilen hisse senetlerinin davalı şirkete iadesine karar verilmemesinin de hukuka aykırı olduğunu, mahkemece davalı tarafından SPK'ya sunulan CD ve üst yazı içeriklerinin yanlış değerlendirildiğini, davacı ortaklar tarafından müvekkili şirkete yapılan bu konudaki bildirimlerin ... A.Ş'ye de yapıldığını ancak mahkemece davacı ortaklar tarafından yapılan bu bilgilendirmelere ilişkin belgelerin SPK'dan celp edilmesi yünündeki taleplerinin değerlendirilmediğini ve eksik inceleme ile karar verildiğini, mahkemece yemin delilini kullanma hakları engellendiği gibi isticvap istemininde gerekçesiz bir şekilde reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının ıslah talebinin zaman aşımından reddedilmesi gerektiğini, dosyaya sundukları ... başlıklı belgenin ve bilirkişi raporu ile tespit edilen toplam 6.874 Euro'luk ödemenin nazara alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, ıslah ile artırılan miktar bakımından ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece 13.186 Euro'nun 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş ise de 13.186 Euro bedelin aynen tahsiline yönelik talebinin de hukuki dayanağının bulunmadığını, zira davacı ile davalı arasında yabancı paranın aynen ödeneceği konusunda bir anlaşma mevcut olmadığı gibi, dava dilekçesi de incelendiğinde görüleceği üzere davacının Türk Lirası istemi ile işbu davayı açmasına rağmen mahkemece davacının talebini aşar şekilde ana para ve faize Euro üzerinden karar verilmesinin hatalı olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.<br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın istirdadı istemlerine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;<br>\tMahkemece; davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 29/12/2020 tarih ve 2020/566 Esas 2020/1474 Karar sayılı ilamı ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 3332 Sayılı Yasanın geçici 4. maddesi gereğince davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına yönelik verilen karara karşı, davacı vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/09/2021 tarih ve 2021/2489 Esas 2021/5739 Karar sayılı ilamı ile Dairemiz kararının onanmasına kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır.<br>\tDairemizin 29/12/2020 tarih ve 2020/566 Esas 2020/1474 Karar sayılı ilamına yönelik verilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin anılan ilamı üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda bu kez Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm 2021/9400 başvuru numaralı dosyasında 16/05/2024 tarihli karar ile, Anayasanın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkeme olan Dairemize gönderilmesine ilişkin karar verildiği görülmüştür.<br>\tAnayasa Mahkemesi'nin anılan kararı üzerine bu kez dosya Dairemizin 2024/1074 Esas sırasına kaydı yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen hak ihlali kararı ile yeniden yargılama yapılması için dosya Dairemize gönderilmekle kesinleşmeye yönelik hukuki sonuçlar ortadan kalkmıştır. Dairemizce yapılan inceleme sonunda 24/12/2024 tarih ve 2024/1074 Esas 2024/1551 Karar sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne hükmedilmiştir. Dairemiz kararına karşı taraf vekillerince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 06/10/2025 tarih ve 2025/2688 Esas 2025/5914 Karar  sayılı ilamı ile davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Dairemiz kararının bozulmasına, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.<br>\tAnılan bozma kararı üzerine dosyanın yeniden esasa kaydedilerek yapılan duruşmalı yargılaması sırasında, davacı vekili  Av. ... 13/01/2026 tarihli  beyan dilekçesi ile davadan feragat ettiğini beyan etmiştir. Davacı vekilinin Tavşanlı 2. Noterliği'nin 29/09/2016 tarihli 07598 yevmiye numaralı vekaletnamesinde davadan feragat yetkisinin bulunduğu görülmüştür.<br>\tHMK'nun 307 vd. maddeleri uyarınca feragat davaya son veren ve davacının talep sonucundan vazgeçmesine ilişkin taraf işlemi olup karşı yanın ve mahkemenin kabulüne bağlı değildir. <br> Bilindiği üzere feragat, 6100 sayılı HMK'nun 307. maddesinde; davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmıştır. Hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebilir. Aynı Kanun'un 311. maddesinde ise, feragatin kesin hüküm gibi sonuç doğuracağı açıklanmıştır. Davadan feragatin, davayı sona erdiren kesin bir usul işlemi olması sebebiyle dilekçede açıkça gösterilmesi, kayıtsız ve şartsız olması gerektiği kuşkusuzdur.<br>\tHal böyle olunca, HMK'nun 310/2. \"Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir.<br>\" maddesi gereğince davadan feragatin mümkün olduğu gözetilerek davacı vekili Av. ...'ın feragat talebinin kabulü ile davanın feragat nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.\t  <br>\tDairemizce yeniden kurulan hüküm sırasında davalı vekili Av. ...'un 13/01/2026 tarihli celsede imzalı beyanındaki vekalet ücreti ve yargılama gideri taleplerinin bulunmadığı hususu gözetilerek davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmediği gibi, davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>\tHÜKÜM : Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\tA)1-Davanın feragat nedeniyle REDDİNE,<br>\t2-Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının 2/3'ü oranına isabet eden  488,00 TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 68,29 TL harç ile 854,36 TL ıslah harcından mahsubu ile fazla alınan  434,65 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,<br>\t3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, <br>\t4-Yargılama aşamasında vekille temsil edilen davalı yararına talebi gözetilerek vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\t5-Davalı tarafından yargılama aşamasında yapılan yargılama giderlerinin talep gözetilerek davalı üzerinde bırakılmasına, <br>\t6-HMK'nun 333. maddesi gereğince bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,<br>\tB)1-Davalı tarafından yatırılan 898,50 TL nispi istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,<br>\t2-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin talebi gözetilerek davalı üzerinde bırakılmasına,  <br>\t3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmış ise de, talebi bulunmadığından davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,<br>\tDair, taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre  içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 13/01/2026  <br><br>Başkan -           Üye -                       Üye -         Zabıt Katibi - <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8bac041e964b77f0","SID":"f4078cd01ba27b27"}}