{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1644 <br>KARAR NO\t: 2026/46<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 11/05/2022<br>NUMARASI\t: 2020/669 Esas -  2022/376 Karar I\t<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Banka yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl dava tarihi itibariyle vefat etmiş olan ... aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine, asıl dosyadaki diğer tüm davalılar aleyhine açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, birleşen dava (2015/392E) davacının, davalı ... mirasçıları olan ..., ... aleyhine açmış olduğu davanın reddine  dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>Davacı vekili asıl ve birleşen davada dava dilekçesinde özetle;  ...... A.Ş. Yenişehir/Ankara şubesince ...   A.Ş.’ne yönetim kurulu kararlarıyla kullandırılan kredi ile ilgili olarak Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 15.02.1999 tarih ve 14/99-5/5(2), 116/3, R/5, 703/2 sayılı raporunda;“... A.Ş., 1992 yılından itibaren banka ile çalışmaya başlamış olup, yıllar itibariyle giderek artan mali yapısındaki bozukluklar nedeniyle 1993 yılında talep edilen kredi önerilerine onay verilmediği, şirketin aktiflerinin tamamına yakınını borçla finanse ettiği, şirketin taahhütlerini zamanında karşılayamadığı, çok sayıda açık protestolarla karşılaştığı, çek yasağı kapsamına alındığı biliniyor ve bu nedenle 1993 yılındaki kredi artırım talepleri red edilmişken, şubenin olumlu görüşleri ile şirketin TEK. ve Suriye'deki Elektrik Kurumundan aldığı beyan edilen ve ancak henüz sözleşmeye bağlanmamış iş potansiyelini dikkate alarak 09.03.1994 tarih 8/437 sayılı yönetim kurulu kararı ile mevcut kredi limitleri iki kat arttırılarak toplam 150.050.000.000 (E)TL tutarında yeni kredi kullandırımı yapıldığını, bu kullandırımda  düzenlenmiş istihbarat ve mali tahlil raporları mevcut olmasına rağmen;şirket hakkında sürekli olumlu görüş bildirmek suretiyle kredi arttırım önerisinde bulunan Yenişehir Ankara Şubesi Müdürü ... ve Müdür Yardımcısı  ..., şubenin en son 07.01.1994 tarihli önerisini aynen benimseyerek kredi değerlendirilmesi önerisini yönetimin onayına sunan Krediler Daire Başkanı ... ...,09.03.1994 tarihi 8/407 sayılı karar ile kredi talebini kabul ederek mevcut kredi limitlerini iki kat arttırarak 150.050.000.000 (E)TL tutarında yeni kredi kullandırılmasına imkân veren Genel Müdür ... ile üyeler ..., ..., ...  ... ve ...’nın söz konusu eylemleri ile 399 sayılı K.H.K’nin çalışanlara yüklediği sorumluluk ve basiretli davranışı göstermeyerek müştereken ve müteselsilen bankayı zarara uğrattıklarını;ayrıca kredi kullandırım özel koşullarının 10 ve 12.madde hükümlerine aykırı olarak ilgili kurumdan uygunluk yazısını temin etmeden noter temlik senedine istinaden şirkete 57,5 Milyon (E)TL kredi kullandıran, daha sonra söz konusu noter senedinin sahte olduğu belirlenen,böylece verilen yazılı talimatlara uymayan,güvence almaksızın karşılıksız kredi kullandırımına neden olan,Yenişehir Şube Müdürü ve Müdür Yardımcısının da banka zararına sebep oldukları hususunun belirlendiğini,... A.Ş.’nin 15.07.1995 tarihinde iflasına karar verildiğini, banka alacağının iflas masasına kaydedilmiş olduğunu,davalılar hakkında Şişli 9.Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/430 E sayılı dosyası ile görevi kötüye kullanmak suçundan dava açıldığını, davanın ceza zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiğini,davalıların görevi suiistimal suçu sayılan haksız eylemi sonucu oluşan banka zararının tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili için dava açmak gereğinin doğduğunu,ileri sürerek; davalıların haksız eylemleri sonucunda oluşan Banka zararının tahsilde tekerrür olmamak, munzam zarar ve fazlaya ve faize ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla 310.856.903.559 (E)TL tutarındaki kredinin ödendiği tarihten itibaren işleyecek kamu bankalarının uyguladığı en yüksek mevduat faiz oranı üzerinden faizi ile birlikte, tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  <br>Davalılardan ... ... vekili, savunmasında özetle; davacı bankanın zarara ve faile 27.10.1994 tarihli teftiş kurulu raporu ile muttali olduğunu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, söz konusu kredinin kullandırılma koşullarıyla ilgili olarak davacı bankanın gerekli ve yeterli teminatlarının alındığını ve Bankanın zarara uğramaması için gerekli özenin müvekkili tarafından gösterildiğini, kredi kullandırma işlemi ile ilgili olarak davacı bankanın zarara uğramadığını,bankanın söz konusu alacağının ana paralarının tamamen tahsil edildiğini,davaya konu krediyi kullanan ... A Ş. firmasının kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı ...’ün, şahıs firması olarak 1973 yılından beri T. ...... AŞ ile kredili müşteri olarak çalışmakta olduğunu, ... A.Ş.’ye Yenişehir şubesince çok sayıda kredi arttırım önerisinin yapılmış olmasına karşın, şubenin 04.11.1993-02.12.1993-07.1.1994 tarihli kredi önerilerinin, firmanın mali yapısı göz önüne alınarak uygun görülmediğini, kredilerin kontrol altında tutulmaya çalışıldığını,daha sonra firmadaki 10.02.1994 tarihi itibariyle istihkak temliki karşılığı nakit kredilerini sıfırlaması ve firma programında 2 adet büyük proje ile fiyat farkının belirtilen sürelerde alınacağının öngörülmesi gibi olumlu gelişmelerin kredi onayında etkili olduğunu, son kredi önerisinde şubece firmaya 137 milyar nakit ve teminat mektubu kredisi, 1.325.000 DEM döviz kredisi ve 750.000 USD harici garanti kredisi (kefalet ve mevcut ipotek karşılığı) önerildiğini, bu öneriye karşın firmaya mevcut kredilerine ek olarak sadece doğmuş istihkak temliği karşılığı olmak üzere 20 milyar TL nakit, 50 milyar TL teminat mektubu kredisinin kullandırıldığını,yönetim kurulunun 09.03.1994 tarihi 8/407 sayılı kredi koşullarında; ... A Ş. firmasına onaylanan kredinin özel şartlarının 10.maddesinde, “istihkak temliki karşılığı kredilerin teminatı olarak kullandırılacak nakdi kredinin asgari %100 gayrinakdi kredinin %25 fazlası ile usuller doğrultusunda noter aracılığı ile firmanın TEK, Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğü ile diğer kurumlardan doğmuş istihkakların ve TC Merkez Bankasından olan navlun prim alacaklarının ...Bankasına temlikinin sağlanması, istihkak ve alacak temliki sağlanmadan kredinin kullandırmayacağı”, 12.maddesinde de “Muhatap kurumlardan firmanın doğmuş istihkak alacağının olduğuna ve istihkakların ...Bankasına devredilmesinin uygun görüldüğüne ilişkin yazı alınmadan kesinlikle kredi kullandırılmayacağı ve alınan temlikin bankaya ödenmesi konusunda herhangi bir aksama olmaması için Hukuk Müşavirliği’nden görüş alınacağı.” hükümlerinin yer aldığını, davacının iddiasının aksine, kredi önergesinin müvekkili tarafından hazırlanmadığını ve bu konuda yönetim kurulu’na yanıltıcı bilgi verilmediğini, şubeden gelen kredi teklifinin, tüm uygulamalarda olduğu gibi, Kredi Değerlendirme Müdürlüğü (A) tarafından değerlendirildiğini, önergenin söz konusu birimce hazırlandığını ve genel müdür tarafından imzalanarak yönetim kurulu'na sunulduğunu,yönetim kurulunun firma ile ilgili olarak herhangi bir şekilde eksik veya yanlış bilgilendirilmediğini,... Krediler Yönetmeliğine göre,yönetim kurulu tarafından onaylanarak şubelere bildirilen kredilerin, yönetim kurulu tarafından belirlenmiş olan kredi şartlarına uygun olarak kullandırılması, kullandırılan kredilerin takibi ve sorumluluklarının şubelere ait olduğunu, ... A.Ş.’ye kullandırılan nakit ve gayrı nakit kredilerin Yenişehir Şubesi’nin görev ve sorumluluğunda, Yenişehir Şubesi tarafından kullandırıldığını, ... A.Ş.’nin 09.08.1994 tarihine göre T. ...Bankasına 22 milyar TL nakit, 84 milyar TL teminat mektubu riskinin bulunduğunu ve kredilerin 14.09.1994 tarihinde yasal takibe alındığını,bu risklere karşılık; 190.4 milyar TL 1 derece ipotek, 5 milyar senet, 36.000 USD temlik, 76,4 milyar TL tutarında temlik ve tüm ortakların şahsi kefaletlerinin  bulunduğunu, ... A.Ş.'nin kanuni takibe düştüğü tarih itibariyle T. ...... A.Ş.'ne olan borçlarını fazlasıyla karşılayacak tutarda teminatının bulunduğunu, gayrimenkul satışından elde edilen satış bedeliyle ... A.Ş. firmasının anapara riskinin sıfırlandığını, kalan tutarların da faiz alacağı olarak tahsil edildiğini, bankaya ipotekli diğer gayrimenkullerinin satış işlemleri ile firma ortaklarının şahsi kefaletlerinden doğan takiplerin de  devam ettiğini,Yenişehir Şubesinin Genel Müdürlük Kredi Takip Müdürlüğü'ne gönderdiği 12.07.1999 tarih ve ... sayılı yazısında, ... A.Ş.’nin borçlarının 09.07.1999 tarihi itibariyle tahsil edildiği ve tahsil edilen tutarlarla ... firmasının anapara borçlarının kapandığının bildirildiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Davalılardan ..., ... ve H. ... vekili, savunmasında özetle; davanın, müruru zamana uğramış olması nedeni ile reddini talep ettiklerini, TTK’nun 341. Maddesi uyarınca A.Ş. yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılması yetkisinin genel kurulda olduğunu,davada sorumluluk yarattığı iddia edilen yönetim kurulu kararının 9.3.1994/8-407 tarih ve sayılı karar olduğunu, yönetim kurulunun aldığı kararın, ...... Yenişehir Şubesinin 07.01.1994 tarihli yazısı ve ekindeki kredi öneri ve onay tablosu uyarınca verildiğini, bu teklifte firmanın durumunun iyi, risksiz gösterildiğini, Kredi Değerlendirme Müdürlüğü raporunda da firmanın, bilanço sonuçlarına göre daima karda olduğunun belirtilmiş olduğunu, ... Elektronik İnşaat makine sanayi Ticaret A.Ş.’nin 1993 yılında mali yapısı kötüleştiği için kredilendirilmediğini, 04.11.1993 - 02.12.1993 - 07.01.1994 tarihlerinde ... A.Ş. hakkında davacı bankanın Ankara Yenişehir Şubesi tarafından kredi artırım önerilerinin yapılmış olmasına rağmen, bu önerilerin genel müdürlükçe uygun görülmediğini ve protestoların varlığından dolayı şubenin çeşitli kereler uyarıldığını,10.02.1994 tarihi itibarı ile istihkak temliki karşılığı alınan nakit kredilerin şirket tarafından sıfırlanmış olması ve şirket programında 2 büyük proje ile fiyat farkının belirtilen sürelerde alınacağı gibi olumlu gelişmeler meydana gelmesinden sonra şirketin yeniden kredilendirilebileceği sonucuna ulaşıldığını,davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektirdiği öne sürülen 09.03.1994 tarihli ve 8/407 sayılı karar incelendiğinde bu kararın özel şartlarının 10.Maddesinde: “ şirket için onaylanan kredinin özel şartlarının 10. maddesinde belirtilen, istihkak temliği karşılığı kullandırılacak nakdi kredinin asgari % 100, gayrı nakdi kredinin % 25 fazlası ile, usuller doğrultusunda noter aracılığı ile şirketin TEK, Karayolları Genel müdürlüğü, Devlet Hava meydanları genel müdürlüğü ile diğer kurumlardan doğmuş istihkaklarının ve T.C. Merkez Bankasından olan navlun prim alacaklarının Bankaya temlikinin sağlanacağı ve istihkak ve alacak temliki sağlanmadan şirkete kredi kullandırılamayacağının…”, özel şartların 12.maddesinde ise; “muhatap kurumlardan şirketin doğmuş istihkak alacakları olduğuna ve istihkaklarının bankaya devrinin uygun görüldüğüne ilişkin yazı alınmaksızın kesinlikle kredi kullandırılmayacağı ve anılan temlikin bankaya ödenmesi konusunda, her hangi bir aksama olmaması için hukuk müşavirliğinden görüş alınması gerektiğinin” belirtilmiş olduğunun görüleceğini,bankacılık hukukunda egemen olan “güven ilkesinin” varlığı nedeni ile, yöneticilerin, memur ve diğer çalışanların her türlü işlemlerini denetlemelerinin olanaksız olduğunun kabul edilmesinin gerektiğini, davacı bankanın, esas borçlunun ve o borcu ödemeyi taahhüt edenlerin takibi yoluna gitmeden, alacağın esas borçludan ve kefillerinden tahsili için hiçbir çaba harcamadan yönetim kurulu aleyhine dava açmasının yasal dayanaktan yoksun olduğunu,beyan ederek; davanın reddini savunmuştur.Davalılardan ... vekili, savunmasında özetle; dava hakkının zamanaşımına uğradığını, Şişli 9.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 1999/430 E.sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporlarında banka yönetim kurulu üyelerinin gereken önlemleri aldıkları ve görevlerini usulüne uygun bir şekilde yerine getirmiş olduklarının belirtilmiş bulunduğunu,davacı bankanın devletin denetiminde bulunan bir kamu kuruluşu olduğunu, devlet tarafından denetlendiğini ve banka yöneticilerinin kamu otoritelerinin denetim ve talimatları çerçevesinde görev yaptıklarını,müvekkilinin yönetim kurulu üyesi sıfatıyla sorumluluğunu gerekli kılacak bir durumun söz konusu olmadığını, yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulabilmeleri için kusurlu hareketin kendilerine izafe edilebilmesinin şart olduğunu, attığı her adımda siyasi otoritenin baskısını üzerinde hisseden bir yöneticinin ne kadar özgür hareket etme imkanına sahip bulunduğunu mahkemenin takdirine sunduğunu,dava konusu kredi ilişkisinin dava dilekçesinde ve teftiş raporlarında hatalı yansıtıldığını, kredi için gerekli önlemlerin alındığını,savunarak, davanın reddi talebinde bulunmuştur.<br>Davalılardan ..., savunmasında özetle; zamanaşımı nedeniyle itiraz ettiğini, şubedeki işlerin yoğunluğu nedeniyle kredi işlemleri ile Mayıs 1994 ayına kadar yalnızca imza tamamlama açısından ilgili olabildiğini, dava konusu kredi önerisi firmanın 30.06.1993 tarihli bilanço ve gelir tablosuna göre yapılmış olan 20.07.1993 tarih ve 514 sayılı istihbarat raporuna dayandığını, kredi teklifi yapıldığı esnada firma protestolarının şubece bilinmesine imkan bulunmadığını, ayrıca şubenin kredi teklifine uygun olmayan kredilerin açılmasından şube kredi komitesi ile kendisinin sorumlu tutulamayacağını, yapılan tahsilatlarla risk kapatıldığından, zararın kalmadığını beyanla, hakkında mali sorumluluğa gidilmesi için gereken yasal koşulların oluşmadığını savunmuştur.\t<br>Davalılardan ... vekili, savunmasında özetle; zamanaşımı nedeniyle itiraz ettiğini, bu büyüklükteki kredinin müvekkili tarafından verilemeyeceğini, bütün işlemlerin yönetim kurulu tarafından yapıldığını, müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını ifade etmiştir.İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/26 Esas, 2005/70 Karar ve 07.02.2005 tarihli kararı ile; bankalar ile fon ve bankaların iflas idareleri tarafından muamele merkezi veya ikametgahı İstanbul ili sınırları içerisinde olan kişiler aleyhine açılacak hukuk davaları ile borçlular hakkında açılacak iflas davalarının İstanbul 1 ve 2 numaralı Asliye Ticaret Mahkemesinde bakılır hükmü gereğince davanın 07.01.2003 tarihinde açılmış olmasından dolayı davanın görev yönünden reddine, dosyanın karar kesinleştiğinde İstanbul 1 ve 2  nolu Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.   Karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ<br>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"..Asıl ve birleşen davaya konu edilen zarara yol açtığı iddia olunan eylemin 1994 tarihi olması karşısında 6762 sayılı TTK hükümlerinin uygulanma imkanı söz konusu olup uyuşmazlık dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK m.336 hükmünden kaynaklanmaktadır. <br>Gerek asıl dava gerek birleşen dava içeriği gözetildiğinde esasa yönelik asıl ve birleşen dava yönünden değerlendirme yapılmadan önce zamanamışı definin kabulünün gerekip gerekmediği irdelenecektir.<br>Ne var ki bundan önce somut uyuşmazlık yönünden gereken özel dava şartları açısından eksiklik olup olmadığının dahi dikkate alınması icap eder. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 1086 HUMK hükümleri ve halihazırda yürürlükte olan 6100 sayılı HMK hükümleri açısından durum irdelendiğinde genel dava şartları açısından bir eksiklik olmamakla birlikte gerek 6762 TTK gerek 6102 sayılı TTK döneminde ise yönelik kurulu üyelerine karşı açılacak davalar açısından mutlak suretle genel kurul kararının alınması yönünde Yargıtay uygulaması yerleşiktir.  <br>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.04.2012 tarihli aynı taraflar arasındaki emsal kararıyla ''Dava, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğundan kaynaklanan tazminat alacağının tahsili istemine ilişkindir.TTK.'nın 341'inci maddesi uyarınca yöneticiler hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için şirket genel kurulunun bu konuda karar alması ve davanın da denetçiler tarafından açılması yahut denetçilerin açılan davaya muvafakatlarının sağlanması gerekir. Bu dava şartı olup, öncelikle bu hususlar irdelenmelidir. Mahkemece dava tarihi itibariyle görevli olan murakıplardan vekaletname alınarak sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Anılan madde uyarınca dava açmak murakıplara ait olup,  maddede davanın dava tarihindeki murakıplar tarafından açılacağına dair bir hüküm mevcut değildir. Dava dosyasına banka murakıpları tarafından düzenlenen vekaletname sunulduğuna göre mahkemece uyuşmazlığın esası ile ilgili hüküm kurmak gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.....'' gerekçesiyle emsal davalılar yönünden görüşünü açıklamış olmakla, ilgili bozma ilamı gereği davacı bankanın dava dilekçesindeki tüm davalılar aleyhine sorumluluk davası açılması noktasında herhangi bir tarihte alınmış olan genel kurul kararı veya açılmış olan bu davaya muvafakat olunduğuna dair genel kurul kararını sunup sunmadığını, bu konuda karar  alınmadığını açıklaması ve TTK. 341. maddesi çerçevesinde banka denetçileri tarafından düzenlenen vekaletnamenin dosyaya ibraz edilip edilmediğini açıklaması amacıyla davacı vekiline bir aylık süre ve imkan verilmesine, gerekirse bu noktada müteakip duruşmada iki hafta kesin süre verilmesine dair ara karar oluşturulmuştur. Nitekim yargılama aşamasında davacı vekili bu konuya ilişkin dayanak belgeleri tam ve eksiksiz sunmuş olmakla açılan sorumluluk davasının görülmesi sonucunda gerekli genel kurul kararının dahi alındığı, dosyada mevcut olduğu sabittir. <br>a)Bu çerçevede öncelikle asıl dava dosyasında zamanaşımı definde bulunan davalıların zamanaşımına yönelik defilerinin değerlendirilmesi gerekmiştir. <br>6762 sayılı TTK'nın 309/son fıkrasında “Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun müruruzamana tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur” hükmü düzenlenmiştir. Emsal Daire kararlarında da kabul edildiği üzere zamanaşımı süresi tüzel kişinin yetkili organlarınca zarar ve sorumlu olan kimsenin öğrenildiği tarihten itibaren başlayacaktır.(11. Hukuk Dairesi 30.05.2002 tarih, 2002/2400 E. 2002/5404 K. sayılı ilamı, 30.06.2014 tarih 2014/ 5324 E. 2014/12443K.sayılı ilamı). Yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılmasına karar verecek yetkili organ ise genel kuruldur. <br>Buna göre asıl dava dosyasında TTK'nın 309/son fıkrası ve yukarıda yapılan açıklamalar nazara alınıp davalılar vekillerinin yasal süresinde ayrı ayrı ileri sürdükleri zamanaşımı defi konusunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi usuli açıdan zorunludur. <br>Somut olay yönünden yapılan incelmede aynı davacının ..., ..., ..., ... Mirasçıları, ..., ... aleyhine açılan davada davacı bankanın yönelik kurulu üyesi ve şube müdürleri ile ilgili TTK m.309 hükümleri uyarınca açılan sorumluluk davasında davalıların görev yaptıkları dönemde kredi tesisinde, kredi kullandırılmasında ve teminata bağlanmasında bankacılık teamüllerine ve bankalar yasasına aykırı hareket edildiği iddiasına dayanılarak dava açılmış, açılan davanın zamanaşımı defi yönünden reddine dair ilk derece mahkeme kararını onayan ve dosyamızda emsal nitelik taşıyan Yargıtay 11. HD 2017/2669E. 2019/1815K.sayılı ilamında;   Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma  ve tüm dosya kapsamına göre, davacı banka bir tüzel kişilik olup, icra organı olan yönetim kurulunca zararın ve sorumluların öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sürenin başlayacağı, davalılar hakkında banka  yönetim kurulu tarafından 03/02/2002 tarihli kararla dava açılmasına ilişkin karar alındığı, bu durumda 2 yıllık sürenin yönetim kurulu karar tarihi 03/02/2002 tarihinden başlatılacağı,davacı banka yönetim kurulunun zararı ve sorumluları öğrenme tarihi 03/02/2002 olsa da,  zararı doğurucu fiil olarak kabul edilen 06/01/1994, 13/01/1994, 03/02/1994, 28/02/1994 tarihli yönetim kurulu karar tarihlerinden itibaren 5 yıllık süre aşıldıktan sonra öğrenmenin gerçekleştiği ve bu davanın açıldığı, bunun dışında, usulsuz kredi  verildiği iddiasına dayanak teşkil eden yönetim kurulu kararlarının en son tarihli olanının 28/02/1994 tarihi olduğu 5 yıllık sürenin bu tarihten başlatılması gerektiği, zarar doğurucu fiilin vukuunun,  bu kararlara göre kredinin kullandırıldığı tarih olarak kabul edildiğinde dahi en son kredinin 07/03/1994 tarihinde kullandırıldığı, 5 yıllık sürenin 07/03/1994 tarihinden başlatılması durumunda da 5 yıllık sürenin aşılmasından sonra bu davanın ikame edildiği, zamanaşımının kesilmesine sebep olacak hiçbir işlemin bulunmadığı,  zarara neden olan fiilin gerçekleştiği tarihin en son tarihli yönetim kurulu kararı olan 28.02.1994 tarihi olarak alınması gerektiği ancak ceza dosyasında tarihinin 11.04.1994 tarihi olarak tespit edildiği, TTK 309. maddesinde 5 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak tanımlanan fiilin vuku tarihinin 11.04.1994 tarihi olarak esas alındığında dahi yasada öngörülen 5 yıllık sürenin 11.04.1999 tarihinde dolduğu, davanın bu tarihten çok sonra 20.12.2002 tarihinde açıldığı, TCK'da öngörülen zamanaşımı süresi de 5 yıl olup, TTK. 309. maddesi ile aynı sürenin öngörüldüğü, uzamış ceza zamanaşımı süresinin somut olaya uygulanamayacağı kabul edilmiş ise de, ceza mahkemesinin anılan dosyasında 7 yıl 6 ay olarak belirlenen uzamış ceza zamanaşımı süresi uygulandığı dikkate alınıp, mahkememizce de uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği kabul edildiğinde dahi, anılan dosyada açıkça tespit edildiği üzere zarar tarihinin 11.04.1994 olarak kabul edilip 7 yıl 6 aylık sürenin sonunun 11.10.2001 tarihi olduğunun belirlendiği, bu durumda 11.10.2001 tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin tamamlandığı ve mali sorumluluğa ilişkin bu davanın ise 20.12.2002 tarihinde zamanaşımı süresi dolduktan yaklaşık 1 yıl sonra açıldığı, davanın yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin bir dava olup, 4389 sayılı Yasa'nın ek 3. maddesindeki 20 yıllık sürenin uygulanmasının mümkün bulunmadığı, her ne kadar iş bu davanın yönetim kurulu üyelerinin ve müdürlerinin sorumluluğuna ilişkin olup 6762 sayılı TTK'daki zamanaşımı süresinin uygulanması gerekirse de bir an için Bankacılık Yasası hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edildiğinde dahi zamanaşımı süresinin dolduğu 4389 sayılı Yasa'ya eklenen ek 3. maddesinin 12.12.2003 tarihli 5020 sayılı Kanunla getirildiği ve bu maddenin 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe girdiği dolayısıyla 26.12.2003 tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolması halinde 20 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir\" şeklinde gerekçesini açıklamıştır.   Nitekim somut olay yönünden dahi durum irdelendiğinde asıl dava dosyasındaki davalılar hakkında banka yönetim kurulu tarafından 1994 tarihli kararla dava açılmasına ilişkin karar alındığı, bu durumda iki yıllık sürenin yönetim kurulu karar tarihi 1994 tarihinden başlatılacağı, zararı doğurucu fiil olarak kabul edilen 09/03/1994 ve 07/01/1994 tarihli yönetim kurulu karar tarihlerinden itibaren beş yıllık süre aşıldıktan sonra öğrenmenin gerçekleştiği, bu davanın Mahkememizde 07/01/2003 tarihinde açıldığı, bunun dışında, usulsuz kredi  verildiği iddiasına dayanak teşkil eden yönetim kurulu kararlarının en son tarihli olanının 1994 tarihi olduğu, beş yıllık sürenin bu tarihten başlatılması gerektiği, zarar doğurucu fiilin vukuunun,  bu kararlara göre kredinin kullandırıldığı tarih olarak kabul edildiğinde dahi en son kredinin 1994 tarihinde kullandırıldığı, beş yıllık sürenin 09/03/1994 tarihinden başlatılması durumunda da beş yıllık sürenin aşılmasından sonra bu davanın açıldığı, zamanaşımının kesilmesine sebep olacak hiçbir işlemin bulunmadığı, zarara neden olan fiilin gerçekleştiği tarihin en son tarihli yönetim kurulu kararı olan 1994 tarihi olarak alınması gerektiği, ancak ceza dosyasında suç tarihinin 09/03/1994 tarihi olarak tespit edildiği, TTK 309. maddesinde beş yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak tanımlanan fiilin vuku tarihinin 09/03/1994 tarihi olarak esas alındığında dahi yasada öngörülen beş  yıllık sürenin 09/03/1994 tarihinde dolduğu, davanın bu tarihten çok sonra 07/01/2013 tarihinde açıldığı, TCK'da öngörülen zamanaşımı süresi de beş yıl olup, TTK. 309. maddesi ile aynı sürenin öngörüldüğü, ceza mahkemesinin anılan dosyasında yedi yıl altı ay olarak belirlenen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulandığı dikkate alınıp, mahkememizce de uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği kabul edildiğinde dahi, anılan dosyada açıkça tespit edildiği üzere zarar tarihinin 09/03/1994 tarihi olarak kabul edildiğinde yedi  yıl altı aylık sürenin sonunun 09/09/2001 tarihi olduğunun belirlendiği, bu durumda 09/09/2001 tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin tamamlandığı, sorumluluğa ilişkin bu davanın ise 09/09/2001 tarihinden ve zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı, bu suretle asıl davada davanın yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin bir dava olup 4389 sayılı Yasa'nın ek 3. maddesindeki yirmi yıllık sürenin uygulanmasının mümkün bulunmadığı, her ne kadar iş bu davanın yönetim kurulu üyelerinin ve müdürlerinin sorumluluğuna ilişkin olup 6762 sayılı TTK'daki zamanaşımı süresinin uygulanması gerekirse de bir an için Bankacılık Yasası hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edildiğinde dahi zamanaşımı süresinin dolduğu, 4389 sayılı Yasa'ya eklenen ek 3. maddesinin 12.12.2003 tarihli 5020 sayılı Kanunla getirildiği, bu maddenin 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe girdiği, dolayısıyla 26.12.2003 tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolması halinde 20 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasının mümkün olmayacağı sonucuna varılmıştır. Esasen bu gerekçe yukarıda atıf yapılan Yargıtay uygulaması ile dahi birebir uyumludur.<br>Davacı bankanın BDDK'nın 03.07.2001 tarihli 24451 sayılı resmi gazetede yayımlanan 4684 sayılı kararı ile, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme yetkisi sona erdirilmiş ve tasfiye haline girmiştir.4389 sayılı Bankalar Kanunu zamanaşımıyla ilgili bir hüküm içermemektedir. Banka lehine 20 yıllık zamanaşımı uygulamasının dayanağı 5020 sayılı yasa ile 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na eklenen ek 5. maddedir. Bu maddenin kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacakların tahsili hususunda düzenleme getirdiği sorumluluk davaları için getirilen bir düzenleme olmadığı ve bu maddenin Anayasa Mahkemesi kararıyla 2009 yılında iptal edilmesi nedeniyle iş bu davada uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen bir maddenin zamanaşımı süresi geçen davalara tatbiki uygun değildir.  01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 Sayılı Yasanın geçici 16. maddesinde bu kanun ile fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek getirilen zamanaşımı süresinin geçmişe şamil olduğu ifade edilmiş; ancak bu maddedeki zamanaşımı sözcüğü Anayasa Mahkemesinin 2014/85 E. 2014/103 K. sayılı 04.06.2004 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Davacı vekilinin geçici 16. maddesinin göz ardı edildiği yönündeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir. İlk defa zamanaşımı içeren hüküm olarak 4381 sayılı Bankalar Kanunu'na eklenen ek 3.madde 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarih dikkate alındığında belirtilen 20 yıllık zamanaşımı süresinin iş bu davaya tatbiki durumunda davanın sorumluluk davası olması nedeniyle bu kapsamda olmamasının yanında bu maddenin yürürlüğünden önce uzamış zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekmektedir. 27.11.2001 tarihinde uzamış zamanaşımı dolan iş bu davada 12.12.2003 tarihli 5020 sayılı yasa 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeniyle yürürlükten önce uzamış zamanaşımı süresinin geçmiş olduğu sonucuna varılmıştır. (Yargıtay 11.HD 2017/2669E. 2019/1815K.sayılı kararı ve bu karar ile uyumlu İstanbul BAM 14 HD 2018/2289E. 2020/1175K.sayılı kararı ve ilgili ilk derece mahkeme kararları) Hal böyle olunca asıl davada zamanaşımı definde bulunan tüm davalılar yönünden açılan dava, zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılmıştır. Bu şartlarda asıl dava dosyasında zamanaşımı definde bulunmayan ve dava tarihi itibariyle vefat etmiş bulunan ... dışında kalan, zamanaşımı definde bulunan diğer tüm davalılar aleyhine açılmış olan davanın zamanaşımı nedeniyle ret olunması gerektiği sonucuna varılmıştır. Asıl dava dosyasında zamanaşımı definde bulunmayan ve dava tarihi itibariyle vefat etmiş bulunan ... yönünden ise ayrıca değerlendirme yapılmalıdır. Buna göre yukarıda atıf yapılan gerek Yargıtay Kararı gerek BAM kararı gerek ilk derece kararları gerek dosya içeriği dikkate alındığında ... dava tarihinde yürürlükte olunan 1086HUMK hükümlerine göre ancak sağ olması halinde davanın tarafı olabilecektir. Kaldı ki davalının konumu da bunu gerektirmektedir. Nitekim Yargıtay uygulamasında da dava tarihinde ölü olması nedeniyle aleyhine sorumluluk davası açılan davanın pasif sıfat yokluğu nedeniyle reddolunması gerektiği yönünde yargısal uygulama mevcuttur. (İstanbul BAM 14 HD 2018/2289E. 2020/1175K.sayılı kararı) Yargıtay uygulaması da bu yönde olup davanın açıldığı tarih itibariyle davacı aleyhine usuli bir durum oluşmuştur. Davacı aleyhine tamamlanmış olan bu usuli durum ile ilgili Yargıtay uygulamasına itibar edilmesi gerekmiştir. Buna mukabil asıl davada aleyhine dava açılan ...'nın dava tarihi itibariyle vefat etmiş olması nedeniyle bu defa aynı davacı asıl dava dosyasında ... mirasçıları aleyhine ve asıl dava ile birleştirilmek üzere Mahkememizin 2013/392E.sayılı dosyasına istinaden dava açmıştır. b)Birleşen davada dahi ... mirasçılarının hukuki durumunun ayrıca irdelenmesi ve özellikle davanın esasına yönelik inceleme yapılmasına engel bir hal bulunmadığından esasa yönelik değerlendirme yapılması gerektiği takdir olunmuştur. Öncelikle birleşen davada zamanaşımı def'i ileri sürülmemiştir. Bilindiği üzere 6762 sayılı TTK 346. maddesi yollamasıyla TTK. 336. maddesi gereğince müdürlerin sorumluluğu bakımından BK. 41. maddesinde tanımlanan haksız fiile ilişkin tüm unsurların gerçekleşmesi zorunludur. Sorumluluk hukukunun temelinde, kusur, hukuka aykırılık, zarar ve hukuka aykırı eylem ile sonuç olarak ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağının olması gerekir. Şüphesiz ki zararın varılığı öncelikle ispatlanmalıdır. Bu noktada davalının sorumlu olmadığının ispat yükü altında olduğu kabul edilse dahi şüphesiz ki zararın ispatı davacıya ait bir yükümlülük olarak düşünülmelidir.  Bu noktada ifade etmek gerekir ki bir sorumluluktan bahsedebilmek için olmazsa olmaz şart, bir zararın varlığıdır. Her ne sebepten kaynaklanırsa kaynaklansın sorumluluk davalarının vazgeçilmez şartı ortada bir “zararın” olmasıdır. Zarar kişinin iradesi dışında malvarlığında meydana gelen azalma olarak nitelendirilebilir. Zarar olmayan yerde sorumluluk olmaz. Zira, ancak bir zararın varlığı, onun tazmini ile ilgili talebin doğumuna neden olur. (Necla AKDAĞ GÜNEY, Anonim Şirket Yönetim Kurulu, 2. Bası, İstanbul 2016, sh.185 vd.).Mahkememizce atanan ve konusunda ehil bilirkişi kurulunun sunmuş olduğu 13/10/2016 tarihli 21 sayfadan ibaret kök rapor ve 13/09/2021 tarihli ek rapor içeriği dikkate alındığında Ankara Yenişehir Şube müdürü ... ve Haluk KELEŞ ile krediler daire başkanı ... ... ve davalıların murisi olan ...'nın dahi içinde yer aldığı diğer davalı yöneticilerin eylemleri ile birlikte dava konusu kredinin verilmesinde rol aldıkları, ancak davaya konu kredinin banka genel müdürlüğüne teklifi, banka yönetim kurulunca kredi tahsis edilmesi ve kredinin kullandırım sürecinde davacı bankanın kredi verme koşullarını düzenleyen ticari krediler yönetmeliğinde belirtilen usul ve esaslara uygun şekilde hareket edildiği, Bankalar Kanununun kredi açılmasına ilişkin hükümleri ve bankanın iç düzenlemesine aykırılık teşkil edecek bir karar ya da eylemin olmadığı, Banka Teftiş Kurulu raporlarında da aksine bir tespitin bulunmadığı, kredilerin banka tarafından tahsil edildiği, tahsil edilen miktarın ana para borcundan mahsubunun yapıldığı, dava tarihinden önce ana para riskinin kalmadığının açıkça anlaşıldığı, işlemiş faizden kaynaklanan alacak olsa da bankanın mahsubu faiz yerine ana para borcundan yapması nedeniyle esasında hukuki anlamda bir alacağının bulunduğundan söz edilemeyeceği kabul edilmelidir. (İstanbul BAM 14 HD 2018/2289E. 2020/1175K.sayılı kararı ve ilgili ilk derece mahkeme kararları)<br>Kaldı ki atıf yapılan kök bilirkişi kurulu raporu ve ek bilirkişi rapor içeriğinde açıklandığı üzere yapılan ödemeler ana paraya dahil edilmiş, bu şekilde banka açık tercihini bu yönde kullanmıştır. Nitekim bilirkişi kurulu kök ve ek raporlarında temerrüt tarihinin, dava tarihi olan 07/01/2003 tarihinde gerçekleştiği kabul olunduğunda 22.000,00 TL tutarlı nakdi riskin 09/07/1995 tarihinde icra dairesi marifetiyle tahsil edildiği, banka kayıtlarında dahi asıl alacak kaydının kapatıldığı, davacı olan bankanın tercih hakkını bu yönde kullandığı açıktır. Davacının yapılan ödemeyi asıl alacağa saymak suretiyle borcunun kalmadığı tespit edilmiştir. Bu yön itibariyle ... yönünden ispatlanmış bir zarar mevcut değildir. İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir(...) Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 792) Hal böyle olunca birleşen dosya yönünden davacının zarara ilişkin ispat yükünü yerine getirmediği açıktır. <br>Bu durumda birleşen dosya davalısı ... mirasçılarının ancak murisin sorumluluğunun bulunması halinde sorumluluklarının doğacağı, mirasçıların külli halef durumları nedeniyle hukuki durumlarının bu çerçevede dikkate alınması gerektiği, ... mirasçıları aleyhine açılan birleşen davanın ise sübut bulunmadığından ise ret olunması gerektiği Mahkememizce takdir olunmuştur. Asıl dava dosyasında davalı ... dışındaki tüm davalılar aleyhine açılan dava zamanaşımı definin kabulü nedeniyle ve aynı nedenlerle reddolunmuştur. Bilindiği üzere AAÜT m.3/2.hükmüne göre \"Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur\" düzenlemesi mevcuttur. O halde bu davalılar lehine ve davacı aleyhine tek bir vekalet ücreti hükmedilecek olmakla birlikte bu ücretin hangi tarifeye göre hesaplanması gerektiği üzerinde ayrıca durulmuştur. Davacı olan bankanın konumu nedeniyle kıyasen 5411 sayılı Kanunun kimi hükümleri uygulanmakla birlikte vekalet ücretine ilişkin düzenleme içeren 5411 sayılı Kanunun m.133 son hükmünün bu davada uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Zira davacı konumu gereği fon, fon ... veya tasfiyesi gerçekleştirilen iflas idaresi konumunda değildir. Daha da önemlisi dava konusunun bir fon alacağı niteliğinde bulunmadığı dahi açıktır. (Yargıtay 11. HD 2009/8335E. 2011/1198K.sayılı, aynı dairenin 2016/807E. 2017/4096K.sayılı kararları) Bu nedenle adı geçen davalılar yönünden davanın süre yönünden reddolunması, konuya ilişkin yerleşik Yargıtay uygulamaları çerçevesinde adı geçen davalılar lehine ve davacı aleyhine nisbi avukatlık ücretinin hükmolunması takdir edilmiştir. Yapılan açıklamalar karşısında asıl dava, dava tarihi itibariyle vefat etmiş olan ... aleyhine açılan davanın pasif sıfat yokluğundan reddine, asıl dosyadaki diğer tüm davalılar aleyhine açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine; birleşen dava, davacının, davalı ... mirasçıları olan ..., ... aleyhine açmış olduğu davanın reddine dair...\" gerekçesiyle, asıl  dava (2020/669E.) dava tarihi itibariyle vefat etmiş olan ... aleyhine açılan davanın pasif sıfat yokluğundan reddine, asıl dosyadaki diğer tüm davalılar aleyhine açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, birleşen dava (2015/392E) davacının, davalı ... mirasçıları olan ..., ... aleyhine açmış olduğu davanın reddine  karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemece vefat etmiş olan ... aleyhine açılan davanın dava tarihinden önce vefat etmesi nedeniyle pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden açılan davanın ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiğini, birleşen davada ise ... mirasçıları aleyhine dava yönünden davanın reddine karar verildiğini, zamanaşımı nedeniyle ret kararının yanlış olduğunu,  4389 sayılı Bankalar Kanununa 5020 sayılı Kanunun 27.maddesi ile ek 5.maddede zamanaşımının 20 yıl olduğunu, geçici 13.maddesinde fon alacaklarının tahsiline dair hükümlerin tahsili halinde ...... AŞ tarafından uygulanacağının öngörüldüğünü, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 309/son maddesi gereğince zamanaşımının 2 yıl ve 5 yıllık süre olduğunu, müvekkilinin tüzel kişi olup zamanaşımının tüzel kişinin dava açmaya emir vermeye yetkili organının bilgilenmesi ile başlayacağını, Başbakanlık Teftiş Kurul Başkanlığının 15.02.1999 tarihli raporu düzenlenmiş ise de banka yönetim kurulu tarafından 03.12.2002 tarihinde sorumluluk davası açılmasına karar verildiğini, 07.01.2003 tarihinde yasal süre içerisinde davanın açıldığını, kararın Yargıtay kararları ile çelişkili olduğunu, 5411 sayılı Kanunun ilgili 133.maddesi uyarınca sorumluluk davası olarak açılan davalarda taraflar lehine maktu vekalet ücreti tayin edilmesi gerekir iken aksi yönde nispi vekalet ücreti tayin edildiğini, davalıların kusurlu davranışları ile müvekkili zararı arasında sebep sonuç ilişkisinin bulunduğunu, bankanın tasfiye halinde olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davalarda verdiği kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu  belirterek, kararın kaldırılmasına ve her iki davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE <br>Asıl ve birleşen davalar, banka zararının davalı banka yöneticilerinden  tahsili istemiyle açılmış bir tazminat davalarıdır.  İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda  asıl  dava (2020/669E.) dava tarihi itibariyle vefat etmiş olan ... aleyhine açılan davanın pasif sıfat yokluğundan reddine, asıl dosyadaki diğer tüm davalılar aleyhine açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, birleşen dava (2015/392E) davacının, davalı ... mirasçıları olan ..., ... aleyhine açmış olduğu davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davalıların davacı bankanın eski yönetim kurulu üyeleri, şube müdürleri, müdür yardımcıları, krediler daire başkanı vb oldukları, idari soruşturma raporunun mevcudiyeti konusunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davanın zamanaşımı nedeniyle ret kararının isabetli olup olmadığı, zamanaşımının başlangıcının hangi tarih olarak kabulü gerektiği, mahkeme kararının ve davalılar yararına hükmedilen maktu vekalet ücretinin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, ... ... AŞ Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından Yenişehir/Ankara Şubesinin kredili müşterilerinden kardeş kuruluşlar ... AŞ ve ... AŞ'nin kredilerinin onaylanması, kullandırımını takip ve kontrol aşamalarında görülen sorunlar ile kredilerin akışkanlığını kaybetmesi, adı geçen firmaların istihkak temliği karşılığı kullandığı nakit ve teminat mektubu kredilerinin güvencesi olarak Türkiye Elektrik Kurumu nezdinde tahakkuk etmiş istihkakların temliğine ilişkin olarak düzenlenen noter temliknamelerinin ve bu temliknamelerinin işleme alındığını gösterir Türkiye Elektrik Kurumu yazılarının sahteliği konusunda soruşturma raporu düzenlendiği, 27.01.1995 tarihli banka disiplin amirliği toplantısı ile yönetim kurulu üyesi ve genel müdür yardımcısı disiplin amiri ... tarafından ,sahte belgelerin düzenlenmesinde şube personelinin rolünün olmaması, belgelerin iğfal kabiliyetlerinin tam olması, belgelere dayanılarak yapılan kredi işlemleri dolayısıyla şube personelinin mali sorumluluğunun bulunmadığı, sahteliğe konu belgelerin düzenlenmesi dolayısıyla oluşacak sorumluluğun firma ortakları, çalışanları ve/veya temsilcilerine ait olduğu, bu konuda cumhuriyet savcılığına bildirim yapıldığı ve mahkeme sonucuna göre hareket edilmesi gerektiğinden konunun ilgili birim tarafından takip edilmesi, banka personelinin yasal sorumluluğunun bulunmadığına dair karar alındığı, Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/430 Esas, 2001/2853 Karar ve 22.10.2001 tarihli kararı ile davalılar hakkında görevi kötüye kullanmak ve görevi ihmal suçları nedeniyle açılan kamu davası neticesinde, mahkemece kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, sanıklardan ...'nın 18.08.1999 tarihinde ölmüş olmasından dolayı davanın ortadan kaldırılmasına karar verildiği, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 1994/226 Esas, 1998/321 Karar sayılı dosyasında ,sahte evrak tanziminden dolayı dava dışı ... ve ...'ın davacı bankaya ibraz edilen temliknamenin sahte olmasından dolayı cezalandırıldıkları, davacı tarafça 07.01.2003 tarihli dava dilekçesi ile 18.08.1999 tarihinde ölmüş olan ... ile birlikte toplam 8 davalı hakkında sorumluluk davası açtığı, 09.03.1994 tarihinde şirketin kredi talebini kabul ederek mevcut kredi limitlerini iki kat artırarak yeni kredi kullandırılmasına imkan veren genel müdür ... ile üyeler ..., ve ...'nın söz konusu eylemleri ile 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin çalışanlara yüklediği sorumluluk ve basiretli davranışı göstermeyerek müştereken ve müteselsilen bankaya zarara uğrattıklarını iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 310.850.903.559 TL'nin kredinin ödendiği tarihten itibaren işleyecek mevduat faiz oranıyla birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş olduğu anlaşılmıştır. Davacı bankanın 2014 yılı olağan genel kurul toplantısının gerçekleştirildiği 31.03.2015 tarihinde ,gündemin 9.maddesi ile haklarında mali mesuliyet öngörülen bankanın eski yönetim kurulu üyeleri, genel müdürler, icra müdürleri ve diğer tüm personeli hakkında açılan mali mesuliyet davalarına muvafakat edilmesi ve bundan sonra açılacak mali mesuliyet davaları için yönetim kuruluna yetki verilmesine dair karar alınmıştır. Davacı vekili davalılardan ...'nın dava tarihinden önce vefat etmiş olduğunun anlaşılması üzerine iş bu dosya ile birleştirilen İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/392 Esas, 2015/430 Karar sayılı dosyasında mirasçıları hakkında aynı alacak nedeniyle 10.04.2015 tarihinde alacak davası açmıştır. Davalılar zamanaşımı definde bulunmuşlar ve davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Mahkemece, tarafların delillerini dosyaya ibraz etmesi ve ilgili delillerin dosya içerisine celbi sonrasında bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir. 13.10.2016 tarihli bilirkişi heyet raporunda; banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri, genel müdürü ve ayrıca genel müdürlük yetkililerinin dava konusu krediler nedeniyle sorumluluklarının bulunmadığı, ancak davalılardan şube müdürü ... ve şube müdür yardımcısı...'in otorize kredi tesis şartlarına uygun davranmadıkları ve kullandırım şartlarını yerine getirmedikleri bu nedenle sorumlu oldukları, anılan davalıların sorumluluklarının (22.000 TL'lik nakit kredinin 43.873,42-TL faizi ve %5'i de 2.193,57 TL BSMV'si olmak üzere) toplamda 46.067,09 TL olduğu, davacının sorumtuluğa yol açan krediye ait 9.898,22 TL'lik teminat mektuplarına ilişkin istenilen ayrıntılı bilgiyi vermediği bu nedenle teminat mektupları ile ilgili bir hesaplama yapılamadığı belirtilmiştir. 13.09.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda; dava dışı firmaya tesis edilmiş krediler için ipotek, gerçek müşteri senetleri ve yine marjlı alacak temliki alınması, temliklerin noter onaylı alınması ve kurumlardan yazı ile teyit alınması kaydıyla tesis edildiği, bu nedenle bahse konu kredilerin teminatlandırılmasının amaçlandığı,  dolayısıyla da Banka Yönetim Kurulu Üyeleri..., Banka Genel Müdürü ve Yardımcıları (Aynı zamanda Yönetim Kurulu Üyeleri) ...,  Banka Krediler Daire Başkanı ... ..., yönetim Kurulunun kredi tesis ve  kullandırımlardan, kredinin teminatlandırılması, temliklerin noter onaylı alınması ve kurumlardan yazılı teyit alınması şartlarını da 09.03.1994 tarih ve 8/407 sayılı kararda belirtilmesi nedeniyle sorumlu olmadıklarına kanaat edildiği, kamu ya da özel kuruluşlardan doğan istihkak ya da başka kaynaklı alacakların temliki karşılığında kullandırılacak kredilerde, nezdinde istihkak ödemesi borcu olduğunu bildiren kuruluşlardan yazılı teyit alınması, bu tip kredilerde mutlak yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük olduğunun düşünüldüğü, şube tarafından söz konusu teyitlerin alınmadığının görüldüğü, bu nedenle Şube Müdürü ve Şube Müdür Yardımcısı; nakdi kredinin hesap kat tarihindeki 31.898,22 TL tutarındaki riskinden sorumlu oldukları ve nakdi kredinin anapara tahsilatının gerçekleştirildiğinin belirlendiği, buna karşın anapara tutarının ödenmesine kadar geçen süre için faiz hesaplaması yapıldığı, şube müdürü ... ve Şube Müdür Yardımcısı ...'in hesaplanan 43.873,42 TL'lik faiz borcundan dolayı sorumluluklarının bulunduklarına kanaat getirildiği, bankanın dava konusu işlemlerden 9.898,22 TL'lik teminat mektubu ile ilgili bilgi edinilemediği, bu kapsamda teminat mektuplarının tazmin edilip edilmediği, zararın oluşup oluşmadığına dair tespit yapılamadığından dolayı sorumlulukların belirlenmesi yoluna gidilemediği belirtilmiştir. Mahkemece yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden hüküm tesis edilmiştir. Zamanaşımı nedeniyle davanın reddine dair verilen hüküm göz önünde bulundurularak öncelikle zamanaşımı konusunun değerlendirilmesi gerekmiştir. Dava konusu uyuşmazlıkta, olay tarihi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın ilgili hükümlerin uygulanması gerekecektir. 6762 sayılı TTK'nın 336.maddade; mesuliyet düzenlenmiştir. TTK 336/1.fıkrada; idare meclisi azalarının şirket namına  yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen mesul olamayacakları ancak belirtilen hallerde gerek şirkete gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen mesul olacakları ifade edilmiştir. 1.bentte; hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından vuku bulan ödemelerin doğru olmaması, 2.bentte; dağıtılan ve ödenen kar paylarının hakiki olmaması, 3.bentte, kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya bunların intizamsız bir surette tutulması, 4.bentte; umumi heyetten çıkan kararların sebepsiz olarak yerine getirilmemesi, 5.bentte ise; gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. 340.maddede ise; ortakların ve şirket alacaklarının tazminat davasına ait diğer hükümler başlığı ile 336 ve 337.maddelerin hükümleri gereğince idare meclisi azalarına yükletilen mesuliyet hakkında 309.madde hükmünün tatbik olunacağı ifade edilmiştir. 309.maddede ise; müşterek hükümler üst başlığı ile tazminat talebi olarak \"Şirketin 305, 306, 307 ve 308 inci maddelerde yazılı fiillerle ızrar edilmesi halinde, bundan, dolayısiyle zarar gören pay sahipleri ve şirket alacaklılarının dava hakları vardır. Ancak, hükmolunacak tazminat şirkete verilir. Şirketin iflası halinde pay sahiplerinin ve şirket alacaklılarının haiz oldukları haklar iflas idaresine ait olur. Bu hususta İcra ve İflas Kanununun 245 inci maddesi hükmü caridir. Mesul olan kimselerin cümlesi aleyhinde şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilir. Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun müruruzamana tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur.\" düzenlemesi mevcuttur. Somut olay değerlendirildiğinde, davacı banka tarafından teftiş rapor tarihi  27.10.1994 tarihinde zarar ve mesul olan kimsenin öğrenildiğinin  kabulü gerekecektir. Diğer taraftan, davalılar hakkında ceza davaları açılmış olduğundan uzamış zamanaşımı sürelerininde tartışılması kaçınılmaz olacaktır. İddialarla ilgili Şişli 9.Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/430 E. 2001/2853 K.sayılı dosyasına istinaden yargılama yapıldığı, kamu davasının zamanaşımı ve hakkında dava açılan sanıklardan ...'nın ölmüş olması nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiği ceza davası mevcuttur. Söz konusu ceza dosyası dikkate alındığında, sanıklara isnat olunan suç 765 sayılı TCK m.240 hükmünden kaynaklı olup bu tarih itibariyle üst ceza miktarı ise bir yıla kadar hapis gerektirmektedir. Buna göre eylem tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK. 102 hükmündeki açık düzenleme nedeni ile dava beş yıllık ceza zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır. O halde TCK'da öngörülen zamanaşımı süresi beş yıl olup, bu beş yıllık sürenin ise en geç fiilin vuku bulduğu tarihten itibaren ve en geç 1994 tarihine denk geldiği, oysaki davanın 07.01.2003 tarihinde açıldığı, böylelikle ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında, ceza kanunu daha uzun bir ceza zamanaşımı süresi belirlemiş olsa dahi bu sürenin en fazla beş yıl olduğu, açıklandığı üzere TTK'nın 309. madde hükmüyle aynı sürenin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.  Buna göre  somut olayda davalılara isnat olunan eylemin gerektirdiği suç için bir an için uzamış olan 7 yıl 6 ay kabul edilse dahi zamanaşımını en geç yine 09.09.2001 tarihinde dolmuştur. Dava ise; 07.01.2003 tarihinde açılmıştır. 6762 sayılı mülga TTK 309. madde kapsamında;  zamanaşımı definde bulunan davalılar yönünden mahkeme tarafından zamanaşımı nedeniyle davanın ret kararında açıklanan nedenlerle bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı bankanın BDDK'nın 03.07.2001 tarihli 24451 sayılı resmi gazetede yayımlanan 4684 sayılı kararı ile, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme yetkisi sona erdirilmiş ve tasfiye haline girmiştir.4389 sayılı Bankalar Kanunu zamanaşımıyla ilgili bir hüküm içermemektedir. Banka lehine 20 yıllık zamanaşımı uygulamasının dayanağı 5020 sayılı yasa ile 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na eklenen ek 5. maddedir. Bu maddenin kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacakların tahsili hususunda düzenleme getirdiği sorumluluk davaları için getirilen bir düzenleme olmadığı ve bu maddenin Anayasa Mahkemesi kararıyla 2009 yılında iptal edilmesi nedeniyle iş bu davada uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen bir maddenin zamanaşımı süresi geçen davalara tatbiki uygun değildir.  01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 Sayılı Yasanın geçici 16. maddesinde bu kanun ile fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek getirilen zamanaşımı süresinin geçmişe şamil olduğu ifade edilmiş ancak bu maddedeki zamanaşımı sözcüğü Anayasa Mahkemesinin 2014/85 E. 2014/103 K. sayılı 04.06.2004 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Davacı vekilinin geçici 16. maddesinin göz ardı edildiği yönündeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir. İlk defa zamanaşımı içeren hüküm olarak 4381 sayılı Bankalar Kanunu'na eklenen ek 3.madde 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarih dikkate alındığında belirtilen 20 yıllık zamanaşımı süresinin iş bu davaya tatbiki durumunda davanın sorumluluk davası olması nedeniyle bu kapsamda olmamasının yanında bu maddenin yürürlüğünden önce uzamış zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekmektedir. 09.09.2001 tarihinde uzamış zamanaşımı dolan iş bu davanın 07.01.2003 tarihli, 5020 sayılı yasanın 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeniyle yürürlükten önce uzamış zamanaşımı süresinin geçmiş olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesinin zamanaşımına ilişkin karar gerekçeleri isabetli olup davacı vekilinin bu yöndeki istinaf istemi yerinde değildir.<br>Davacı vekili tarafından her ne kadar idari birimin onayı sonucunda iş bu davanın açılması gerektiği, idari birimin dava açılmasına dair olur tarihinin ise 03.12.2002 olduğu davanın 07.01.2003 tarihinde yasal süre içerisinde açılmış olduğu iddia ve istinaf edilmiş ise de belirtilen örnek ilamlardaki davalar, atama tasarrufu ile çalışan memurlara karşı açılan sorumluluk davalarıdır. Söz konusu davalarda Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin emsal ilamlarında belirtildiği üzere, memurların vermiş oldukları zararlara ilişkindir. Söz konusu davalarda TBK'nın haksız fiil düzenlemesinde sözü edilen zamanaşımı süresinin gözetilmesi gerekir. Zamanaşımı, zarara uğrayanın zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Tüzel kişiler ve özellikle kamu kurumunda zamanaşımı o kurumun dava açmaya, emir vermeye yetkili makamın öğrendiği tarihten başlayacağı kabul edilmektedir. Somut davada ise davalılar, davalı bankanın yönetim kurulu başkanı, üyeleri genel müdürü ve diğer birimlerindeki yetkililerdir. Bu tür davalarda uygulanacak zamanaşımı düzenlemesi özel yasa olan TTK'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 309. maddede; açıkça düzenlenmiştir. Mülga 818 sayılı BK'nın haksız fiil hükümleri ile ilgili düzenlemesinden kaynaklı ve idari birimin onayı gerekecek işlerden olmadığından, davacı vekilinin buna dair  aksine iddia ve istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.<br>Birleşen dosyada davalı ... mirasçıları aleyhine sorumluluk davası açılmıştır. Bilirkişi raporlarında davalı ...'nında içerisinde bulunduğu banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri, genel müdürü ve ayrıca genel müdürlük yetkililerinin dava konusu krediler nedeniyle sorumluluklarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Söz konusu tespitte, dava dışı firmaya tesis edilmiş olan krediler için ipotek, gerçek müşteri senetleri ve marjlı alacak temliki alınması, temliklerin noter onaylı alınması ve kurumlardan yazılı teyit alınması kaydıyla tesis edildiği bu nedenle bahse konu kredilerin teminatlandırılmasının amaçlandığı, kredi tesis ve kullandırılmasından kredinin teminatlandırılması, temliklerin noter onaylı alınması ve kurumlardan yazılı teyit alınması şartlarınında belirtilmesi nedeniyle sorumlu olmadıkları tespit edilmiştir.<br>Dava, bankanın uğramış olduğu zararların yönetim kurulu üyeleri ile yöneticilerinin sorumluluğuna gitmek suretiyle tazmini istemine ilişkindir. Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu esas itibari ile kusura dayalı bir sorumluluktur. Bu nedenle kusursuzluğunu ispat eden üye sorumluluktan kurtulur. ( mülga TTK 6762 sayılı TTK m.338, 346, 6102 sayılı TTK 553). Kusur sorumluluğun esasları zarar, kusur, hukuka aykırılık ve illiyet bağıdır. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun doğabilmesi için bu unsurların tümünün gerçekleşmesi gerekir. Genel kusur sorumluluğundan farklı olarak 6762 sayılı TTK'nın 338.maddesinde; kusursuzluğun ispatını yönetim kurulu üyelerine yüklemiştir. Ancak bu istisna dışında yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk şartları ile genel kusur sorumluluğunun şartları arasında bir fark bulunmamaktadır. İddia sahibinin uğramış olduğu zararın miktarını, hukuka aykırılığı ve illiyet bağını ispatlaması gerekmektedir. Somut olayda, davalı ... vefat etmiş olması nedeniyle mirasçıları aleyhine açılan birleşen dava yönünden miras bırakanın herhangi bir sorumluluğunun  bulunmadığı bilirkişi raporları ile tespit edilmiş olduğundan davacı vekilinin  istinaf nedenlerinin  yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davacı vekili vekalet ücretinin maktu olması gerektiği yönünde kararı istinaf etmiştir.  Hüküm tarihi 11.05.2022'dir. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13.maddesinde; tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret başlığı ile; \" (1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.<br>(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.<br>(3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.<br>(4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.\" düzenlemesi yer almaktadır. Dava sorumluluk iddiasına dayanan alacak davasıdır. Bu nedenle mahkemece davalılar yararına verilen nispi vekalet ücretinde usule ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Diğer taraftan davacı vekili ,vekalet ücretinin  5411 sayılı Kanunun 133.maddesi uyarınca sorumluluk davası olarak açılan davada taraflar lehine maktu vekalet ücreti tayin edilmesi gerektiği iddiasını istinaf konusu yapılmıştır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 133.maddesinde sorumluluk davalarına ilişkin istisnai yetkiler başlığı ile; \" Faaliyet izni kaldırılan bankaların tasfiyelerinin tamamlanması ancak iflas veya tasfiye masa alacaklarının tahsil edilememiş olması hâlinde, bankanın sorumlulukları tespit edilen ortakları, yönetim kurulu eski üyeleri ve denetçileri aleyhine varsa ibralarının iptali ve işlemleri nedeniyle verdikleri zararın tazmini için tasfiyenin tamamlanmasını müteakip beş yıl içinde Fon tarafından dava açılabilir.Fon bankalarının hisselerinin üçüncü kişilere devir veya intikali hâlinde banka tarafından, bankanın eski ortakları, yöneticileri ve denetçileri hakkında açılmış olan dava ve takiplere Fon tarafından kanunî halef sıfatıyla kaldığı yerden devam olunur. Bu dava ve takipler sonucunda hükmolunacak tutarlar Fona ait olur. Bu bankaların başka bir bankaya devredilmesi ya da başka bir banka ile birleşmesi, hisselerinin üçüncü kişilere devredilmesi ya da tasfiyelerine karar verilmesi hâlinde, bu işlemlerin tamamlanmasını takip eden beş yıl içinde bankanın sorumlulukları tespit edilen yönetim kurulu eski üyeleri ve eski denetçileri aleyhine varsa ibralarının iptali ve işlemleri nedeniyle verdikleri zararın Fon adına tazmini istemi ile Fon tarafından dava açılabilir. Dava açılmasına dair Fon Kurulu kararı dava şartı olarak aranan genel kurul kararı yerine geçer.Bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanunî halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen tarafa vekâlet ücreti maktu olarak belirlenir.\" düzenlemesi mevcuttur. Somut olayda, dava fon tarafından açılan bir sorumluluk davası olmadığından, davacı vekilinin maktu vekalet ücreti verilmesine dair iddia ve istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; <br>1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, <br>2-Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, <br>3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,<br>4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,<br>5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;<br> HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 15.01.2026<br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre  karar kesindir.<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9f7f6062df807c67","SID":"ec2c60f4680a1e32"}}