{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"><br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/1004 <br>KARAR NO\t\t: 2025/1895<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 14/12/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/841 Esas - 2022/1004 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: TTK'nun 630(2) Maddesi Uyarınca Haklı Sebep İddiası ile Limited Şirket Yöneticisinin Temsil Yetkisinin Kaldırılması İstemli <br>KARAR TARİHİ \t: 30/12/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ \t: 30/12/2025<br>                      <br>İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14/12/2022 tarih 2021/841 Esas 2022/1004 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye...tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA :Davacı vekili, davacının ...Şti.'nin %50 hissesine sahip olduğunu ve kalan %50 hissesinin ise....'ne ait olduğunu, davacının doku kültürü yöntemiyle fidan, anaç ve her türlü bitki üretimi konusunda uzmanlığının bulunduğunu, şirketin davacının bu uzmanlığı esas alınarak bitki ve fidan üretimi amacıyla kurulduğunu, şirketin davacı ve diğer ortak kooperatif tarafından seçilen...'in müşterek imzasıyla yönetildiğini, şirketin kararlarının kooperatif yönetim kurulunca alındığını, davacının şirket yönetiminde söz sahibi olmayıp son dönemlerde şirket yönetiminden tamamen uzaklaştırıldığını, şirketin ortağı olan kooperatifin şirketten kazanç aktarımı yaptığını ve şirket zararına faaliyetlerde bulunduğunu, şirket yetkilisi davalı ...'in kooperatifin bu faaliyetlerine yardımcı olduğunu ve ....'in yardımıyla şirketin kooperatife borçlu hale getirildiğini, Ödemiş İcra Dairesi'nin 2021/6723 Esas sayılı takip dosyası ile şirket aleyhinde takip başlatıldığını, davacının ısrarlı taleplerine rağmen davalı şirket yöneticisinin takibe karşı itirazda bulunmaktan imtina ettiğini, davalının özen ve bağlılık yükümlülüğünü ihlal etmiş olduğunu, davalının bu davranışıyla şirketin gerçekte borçlu olmadığı bir parayı kooperatife ödemek zorunda bırakılmasıyla zarara uğratılmak istendiğini, davalının şirket müdürlüğü görevini şirket menfaatini gözeterek özenli ve dürüstlük kurallarına uygun olarak yerine getirmediğini, aksine şirket zararına, dürüstlük kurallarına aykırı ve kötüniyetli hareket ettiğini, şirketi karşılıksız borçlandırıp yapılan takibe itiraz etmediğini, böylece kooperatif lehinde var olmayan bir alacağın kesinleşmesini hedeflediğini,  görevini kooperatifin talimatları ve kooperatifin faydasına olacak şekilde yürüttüğünü, şirketin menfaatlerine, dürüstlük kurallarına ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini ileri sürerek şirket müdürü davalı ....'in azlini ve şirket yönetimine 3.bir kişinin kayyım olarak atanmasını veya şirketi temsil yetkisinin yalnızca davacıya verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP : Davalı vekili, davalının 02.05.2018 tarihili genel kurul kararı ile davacı ile birlikte beş yıl süre ile şirketi temsil etmek üzere görev yapmaya başladığını, şirketin %50 payının ... Kooperatifine ait olduğunu ve davalının aynı zamanda kooperatif çalışanı olduğunu, davacı tarafından davalıya yönetilen iddiaların muhatabının kooperatif olması gerektiğini, müvekkilinin pasif husumeti bulunmadığını, davanın bu nedenle reddini talep ettiklerini, şirketin kurulu olduğu laboratuvar binası, laboratuvar araç gereçleri, içinde  bulunduğu arazi ve seraların kooperatife ait olup, şirketin kooperatifin kiracısı olduğunu, şirketin kuruluş amacının kooperatif ortaklarının  fidan ve bitki  anacı ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu, bu doğrultuda şirketin doku kültürü yöntemi ile fidan ve bitki anacı üretimi yaptığını, şirket ve kooperatif arasında imzalanan özel sözleşmede kararlaştırılan şekilde belirlenecek bedel karşılığında anaçların fiyatı belirlenerek kooperatifin şirkete pazarlama faturası kestiğini, davalının davacıyı şirketten uzaklaştırma, şirket ile bağını koparma çabası ve tutumunun asla olmadığını, davacının alınan tüm kararlarda imzasının bulunduğunu, sekiz yıl boyunca davacı tarafından şirket yönetimi ile ilgili bir rahatsızlığın iletilmediğini ve şirket genel kurulunda bu durumu gündeme getirmediğini, davacının sekiz yıl boyunca iddia ettiği olaylara karşı sessiz kalmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının üretme faaliyetini hakkıyla ifa etmemesi, çoğu zaman işyerinde bulunmaması, yeterli sayı ve nitelikte ürün yetiştirememesi ve şirketi iyi yönetememesinden kaynaklı olarak üretimin şirketin giderlerine dahi yetmediğini, bunun sonucunda şirketin borçlandığını, kooperatifin, şirketin devamlılığını sağlayabilmesi için öz kaynaklarını, iddia edilenin aksi bir şekilde şirkete aktardığını, şirketin mevcut borcunun kısa sürede meydana gelen bir borç olmayıp yıllar içinde birikmiş borç olduğunu, kooperatifin şirketten alacağının  6.500.000,00-TL'yi aşmış durumda olduğunu, alacaklarını tahsil etme amacı ile şirketi karşı 24.11.2021 tarihinde Ödemiş İcra Dairesinin 2021/6723 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, davacının takibe itiraz etmesi nedeniyle takibin durduğunu, davalının, şirketin, kooperatife olan borcunu bildiğini, itiraz edilmesi halinde açılacak itirazın iptali davasında icra inkar tazminatı yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin şirkete yüklenecek olması nedeniyle takibe itiraz etmeyerek TTK'nun 626.maddesi hükmüne uygun hareket ettiğini, davacının şirketin borcu olduğunu bildiği halde basiretli bir tacir gibi davranmayarak ve kötüniyetle borca itiraz ettiğini, davacının şirket kayıtlarının değiştirilerek karşılıksız borç oluşturulduğu ve bu sebebe dayanarak icra takibi yapıldığına yönelik iddialarının tamamen asılsız olduğunu, şirketin yeterli nitelikte üretim yapamadığını, davacı  ve bazı çalışanların basiretsizliği ve hatta kötü niyetli olmalarından kaynaklı bir çok ürünün zayi olduğunu ve şirketin karlı çalıştırılamadığını ancak ... Kooperatifinden borçlanarak faaliyetlerine devam ettiğini davalının bildiğini, davacının, davalı müvekkilinin şirketteki yönetim yetkisinin ve karar alma insiyatifinin fiilen kooperatif yetkililerine devredildiğine ilişkin iddiasının tamamen asılsız olduğunu, davalının tek başına karar almadığını, müşterek yetki nedeniyle her kararda davacının imzasının bulunduğunu, davacının, şirketin mali ve finansal kayıtlarının davalı tarafından kooperatifin muhasebe bölümüne  devrediliği iddiasının hukuken mümkün olmadığını, şirketin muhasebesinin ayrı tutulduğunu, davalının alınacak kararlardan önce doğal olarak kooperatif yetkililerine bilgi vermek durumunda olduğunu, bu durumun görev tanımına uygun olduğunu, kaldı ki davacının bu kararların hiçbirine itiraz etmediği gibi şirketin her tasarrufunda söz ve imza sahibi olduğunu, Kooperatifler Kanununun ek 3.maddesi uyarınca kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin ortağı olduğu şirketlerin yönetiminde görev alamamaları nedeniyle davalının yetkili olarak davacının da imzasının bulunduğu genel kurul kararı ile atandığını, davacının kısa süre önce hiçbir dayanağı olmadığı halde 8.000.000,00-TL ödeme talebinde bulunduğunu, bu talebe itibar edilmeyeceğinin bildirilmesi üzerine kooperatifi zor durumda bırakmak ve ödemeye zorlamak için bu davayı açtığını, şirkete kayyım atanmasını gerektirecek  esaslı hiçbir husus olmadığını, davalının görevini eksiksiz yaptığını, özen ve bağlılık yükümlülüğü başta olmak üzere şirket sözleşmesinden ve kanundan doğan yükümlülüklerini asla ihlal etmediğini ve şirketin iyi yönetimi için gerekli tüm işlemleri yerine getirdiğini, davacının çeşitli bahaneler ileri sürüp şirkete gelmediği, şirketin olanakları ile başka işler yapıp kendine haksız menfaatler sağladığı, şirketin işleyişi ile hiç ilgilenmediği halde görevini eksiksiz yapan müvekkilinin azli ve şirkete kayyım atanması talebinin haksız ve kötü niyetli olduğunu bildirmiş, davanın husumet ve esas yönünden reddine, şirket ortağı kooperatife davanın ihbarına karar verilmesini istemiştir.<br>Feri Müdahil vekili, davacının müşterek imza yetkisi nedeniyle alınan tüm kararlarda imzasının bulunduğunu, şirket müdürlerinin genel kurul tarafından seçildiğini, tüm kararların davacının iradesine göre alındığını, davacının hiçbir kararda ihtirazi kayıt, itiraz ve çekincesinin bulunmadığını, davalının alınacak kararlardan önce kooperatife ve yetkililerine bilgi vermesinin yasa gereği olduğunu,  şirket hakkında yapılan icra takibinin, kooperatifin şirkete yapmış olduğu ödemeler ve şirket ile kooperatifin fatura kayıtları ve cari hesap dökümleri esas alınarak başlatıldığını, şirket kayıtlarının değiştirilmesinin söz konusu olmadığını, davalının icra takibine itiraz etmemesinin, borcun belgeleriyle birlikte ispatlanabilir nitelikte olmasından ve itirazın iptali davasında icra inkar tazminatı ile yargılama giderleri sebebiyle şirketin zarara uğramasına sebebiyet verilmemesinden kaynaklandığını, davalının tedbirli bir yönetici özeniyle  davranarak sorumlusu olduğu şirketin zarara uğramaması adına  itiraz etmediğini,  davacının ise ortada gerçek bir borç olmasına ve bunu bilmesine rağmen şirketi zarara uğratmak pahasına itiraz edip icra takibini durdurduğunu, şirketin menfaatlerini düşünmeyen ve şirketi zarara uğratmakta hiçbir beis görmeyenin davacının kendisi olduğunu, şirket işleriyle ilgilenmek yerine kendi özel işleriyle ilgilenen, şirkete ait sarf malzemelerini bu uğurda kullanmaktan imtina etmeyen, şirket çalışanlarına kendi özel işlerini yaptıran ve gereğinden fazla işçi çalıştırarak üretim maliyetlerinin fahiş miktarlarda artmasına neden olarak şirketin büyük zararlara uğramasına yol açan davacının bizzat kendisi olduğu halde bu tarz iddialarda bulunmasının her bakımdan tutarsız ve çelişkili olduğunu, davacının kooperatifin tanınırlığını ve iyi ilişkilerini kullanarak ziyarete gelen yabancı kişilerle yakınlık kurup özel anlaşmalar yaptığını ve nihayetinde şirket ile olan bağını 11.08.2020 yılında fiili olarak kopararak Azerbaycan'da anlaştığı bir laboratuvarda üretim yapmaya/yaptırmaya başladığını, sık sık Azerbaycan'a gittiğini, hatta sürekli Azerbeycan'da yaşama amacıyla Türkiye'den ayrılmak üzere olduğunu, davacının bu anlaşmalardan sonra sebepsiz bahaneler üreterek şirket içinde huzursuzluk çıkardığını ve 11.08.2020 tarihinden itibaren şirkete hiçbir şekilde gelmediğini, bunlarla birlikte 8.000.000,00-TL tazminat talep eden davacının, şirketi fiili olarak hakimiyeti altına alma amacında olduğunu, kooperatifin alacağını geciktirmek, bu dava ile davalıyı şirket yönetiminden uzaklaştırmak suretiyle şirketi tasfiye etmeyi amaçlayan davacının iddialarının hakkın suistimali niteliğinde olduğunu,  davalının kooperatifi temsilen görevini yürütmesi nedeniyle davayı kazanmasında müvekkili kooperatifin hukuki yararı bulunması nedeniyle HMK'nun 66.maddesi uyarınca müvekkili kooperatifin davaya fer'i müdahil olarak kabul edilmesine ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, tarafların dava dışı müştereken temsile yetkili oldukları şirketin 26.02.2013 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği, ortaklarının yarı paylarla davacı ile feri müdahil ... Kooperatifi olduğu, şirketin kuruluşundan itibaren biri davacı diğeri kooperatif tarafından seçilen yetkili olmak üzere müştereken iki müdür tarafından temsil ve ilzam edildiği, bu çerçevede davalının 02.05.2018 tarihli genel kurul kararı ile davacı ile birlikte beş yıl süre ile ve müştereken imza yetkisi ile şirket yetkilisi olarak atandığı, davalının şirket ortağı kooperatifin çalışanı olduğu, şirketin kuruluşundan itibaren bu durumun davacı tarafından bilindiği ve kabul edildiği, şirket ile şirket ortağı kooperatif arasında  düzenlenen 07.02.2013 tarihli sözleşme ile şirket tarafından üretilen ürünlerin feri müdahil ortak kooperatife satışının yapılması suretiyle sürekliliği olan bir ticari ilişkinin kurulduğu, şirketin düşük karlılıkla ve yetersiz öz kaynak ile faaliyet göstermesinin 31.12.2021 tarihi itibariyle öz varlığının (-)2.996.494,47TL'ye gerilemesinde etken olduğu ve öz varlığını yitirerek borca batık hale gelmesine rağmen TTK'nın 376. maddesi hükmü uyarınca şirket genel kurulunun toplantıya çağrılmadığı, ayrıca 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantılarının da yapılmamış olduğu, davacının, şirket ortağı kooperatife keşide ettiği ihtarname ile şirket üzerinden kooperatife örtülü kazanç aktarımı yapıldığı, şirketin kooperatife bağımlı hale getirildiği iddia edilerek ihtarnamede talep ettiği ayrılma akçesi karşılığında ortaklık payını kooperatife devretmeyi teklif ettiği, teklifin kooperatif tarafından kabul edilmediği, şirket ortağı kooperatifin şirket ile olan ticari ilişkisinden kaynaklandığını iddia ettiği alacağının tahsili için Ödemiş İcra Dairesi'nin 2021/6723 Esas sayılı dosyasında ilamsız icra takibi yaptığı, icra dosyasına şirket adına borca itiraz dilekçesinin yalnız davacı tarafından sunulduğu,  icra müdürlüğü tarafından 07.12.2021 tarihli kararla takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklı vekilinin bu karara itiraz ettiği, 08.12.2021 tarihli kararla itirazın reddine karar verildiği, dava dilekçesinde davalının, kooperatif tarafından yapılan bu icra takibine kooperatif çalışanı olması nedeniyle icra takibine konu alacağın varlığının bulunmadığını bildiği halde kötü niyetli davranıp, şirkete özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı olarak kooperatif menfaatine ve şirket zararına olarak itiraz etmediği azil için haklı sebep olarak ileri sürüldüğü, şirketle ortağı kooperatif arasında şirketin kuruluşundan itibaren aralıksız ve süregelen ticari ilişkinin bulunduğu, bu ticari ilişki çerçevesinde fatura ve benzeri belgelerin düzenlenerek şirket ve kooperatif defterlerine kaydının yapıldığı, şirkete ait alınan tüm kararlarda her iki şirket yetkilisinin birlikte imzalarının bulunduğunu, yalnız davalının karar almasının ve işlemler yapmasının mümkün bulunmadığı, davacı tarafın müştereken temsil yetkisine rağmen davalının şirket tarafından üretilen ve kooperatife satılan ürünleri düşük fiyatla sattığı, dayanaksız fatura düzenlendiği, şirket zararına ve kooperatif lehine işlemler yapmak suretiyle örtülü, haksız ve hukuka aykırı aktarımlar yaptığına ilişkin iddiaları konusunda bilirkişi tarafından şirket ve kooperatif defter ve kayıtlarında hiçbir işlem ve karara rastlanmadığı, bu konularda davacı tarafça davadan önce dava açılmadığı veya faturalara itiraz edilmesi, iade edilmesi gibi yasal yollara başvurulmadığı, bu nedenlerle ve bilirkişi raporuna göre feri müdahil kooperatifin icra takibine konu alacak kadar şirketi finanse etmesinden kaynaklanan alacağının tahsili için şirket hakkında yapılan icra takibinin dayanaksız olmayıp borç miktarının, özellikle satılan ürünlerin birim değeri yönünden daha az veya daha fazla olabileceğinin iddia edilebileceği, bu durumun ancak davacının itirazı nedeniyle duran icra takibinin devamı için açılan itirazın iptali veya davacı tarafça açılacak menfi tespit davasının konusu olabileceği, bilirkişi raporunda yapılan tespit ve değerlendirmelere göre ürünlerin hangi değerle kooperatif tarafından satın alınacağı konusunda somut bir belirleme olmadığından ve şirket tarafından geçmişte ticari ilişki çerçevesinde bu konuda kooperatif aleyhinde açılmış bir dava da bulunmadığı, şirketin 9.071.279,37-TL'ye ulaşan aktif büyüklüğünün icra takibine konu alacak miktarı olan 7.996.299,68-TL'lik bölümünün kooperatif tarafından finanse edildiği ve davalı şirket yetkilisinin aynı zamanda kooperatif çalışanı olması nedeniyle şirket ve kooperatif arasındaki ticari ilişki ve alacaktan haberdar olması nedeniyle itiraz edilmesi halinde şirketin açılacak itirazın iptali davasında icra inkar tazminatı, yargılama giderleri, vekalet ücreti gibi alacak kalemleri nedeniyle daha fazla zarara uğrayacağı düşüncesiyle icra takibine itiraz etmemesinde davacı tarafça iddia edildiği gibi kötü niyetle hareket ederek kooperatif lehine ve şirket  zararına olacak şekilde şirkete özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı olarak hareket etmediği, bunun yanında dava dilekçesinde haklı sebep olduğu ileri sürülen ve soyut olarak iddia edilen; davalının, şirketin ortağı olan kooperatifin talimatları doğrultusunda ve kooperatifin yararını düşünerek hareket ettiği, şirket menfaatine aykırı davrandığı, davacıyı şirket yönetiminden uzaklaştırdığı, şirketten kooperatife kazanç aktarımı yaptığı, şirket zararına faaliyette bulunduğu, şirketi hukuka aykırı şekilde borçlandırdığı, görevini özen ve bağlılık yükümlüğüne, dürüstlük kurallarına aykırı ve kötü niyetli hareket ederek, şirket menfaatine aykırı ve kooperatif yararına hareket etmek suretiyle yerine getirdiği, şirketi kooperatif lehine karşılıksız borçlandırdığı iddialarına ilişkin tarih, zaman, yer, konu ve davalı tarafından yapılan iş ve işlemler ile alınan kararlarla ilgili somut hiçbir maddi vakıanın ileri sürülmemesi yanında bu iddiaları kanıtlar hiçbir delilin de davacı tarafça sunulmadığı gibi dosyada da toplanmadığı, bilirkişi raporunda davalının, şirket ile kooperatif arasında mali kayıtlarda gerçeğe aykırı işlemler yaptığı, kooperatif lehine karşılıksız borç oluşturduğu konularında şirket ve kooperatife ait defterlerde herhangi bir kayda rastlanmadığının tespit edildiği, davacı tarafça ileri sürülen bu iddialara ilişkin olarak davadan önce açılmış hiçbir davanın bulunmadığı veya başkaca yasal yollara başvurulmadığı,  somutlaştırma yükünün  bu konuda oluşturulacak ara kararına rağmen yerine getirilmemesi halinde vakıanın ispata elverişli kabul edilmemesi ve bunun sonucu olarak belirsizlik rizikosuna katlanma şeklinde gerçekleşecek yaptırımın ispat yükünün yerine getirilememesi nedeniyle davanın veya talebin reddi sonucunu doğuracağı, davacı tarafça soyut olarak dile getirilen ve haklı sebep olarak iddia edilen sebeplerin somutlaştırılmaması ve bilirkişi tarafından inceleme ile dosyada toplanan deliller çerçevesinde soyut iddiaları destekleyecek hiçbir delilin toplanmaması karşısında davacı tarafın soyut nitelikte dile getirdiği iddialarının da ispatlanamadığı, davalı şirketin borca batık hale gelmesine rağmen TTK'nun 376.maddesi hükmü gereği olağanüstü genel kurul toplantısı ile  2018 yılından beri olağan genel kurul toplantılarının yapılmamış olmasında davacının da müşterek yetkisi göz önünde tutulduğunda davacının da en az davalı kadar kusurlu olup, şirketin kooperatif tarafından finanse edilerek ayakta tutulmaya çalışıldığı da birlikte değerlendirildiğinde bu durumun davalının azli nedeni olarak ileri sürülmemesi yanında haklı sebep sayılabilecek nitelikte olmadığı, davalının, şirket müdürlüğünden azlini gerektirecek haklı sebeplerin varlığının bulunmadığı, davacı tarafın aksi iddialarında haklılık olmadığı gibi iddialarını kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, davacı tarafça feri müdahil kooperatif yönetim kurulu kararlarının incelenmesi talep edildiği halde ilk derece mahkemesince yalnızca genel kurul kararlarının incelenmesinin istendiğini, davacının bu yöndeki delillerinin toplanmadığını, mahkemece somutlaştırma talep edildiği halde davacı tarafın somutlaştırma dilekçesinde yer alan hususların dikkate alınmadığını, dava dilekçesi ve somutlaştırma dilekçesinde icra takibi, özen yükümlülüğü, eşit işlem koşulu, güven ilişkisinin zedelenmesi, şirketteki yönetim yetkisinin fiilen devri ve özen yükümlülüğü başlıkları altında birçok somut vakıadan bahsedilerek davalının azlinin talep edildiğini ancak ilk derece mahkemesince bu hususların dikkate alınmadığını, davalının kooperatif yönetim kurulunda şirket hakkında alınan kararları uygulama vazifesi üstlendiğini, şirket çalışanlarının çıkış işlemlerinin kooperatif yönetim kurulu başkanı ......'nin onayı sonrasında davalı ... tarafından yapıldığını veya yine davalı ... tarafından çalışanların istifa dilekçelerinin kooperatif yönetimine sunulduğunu ve yönetim kurulunun istifayı kabul etmesi üzerine çıkış işlemleri yapıldığını, davalının şirket müdürü olarak değil kooperatif çalışanı olarak hareket ettiğini, delil listesinde gösterilen bir kısım delillerin toplanmamış olduğunu, dosyaya sunulan delil dilekçesinde gösterilen çok sayıda delilin dosyaya getirtilmediğini, bilirkişi incelemesinde kooperatif yönetim kurulu kararlarının incelenmediğini ve rapora karşı itiraz üzerine alınan ek raporda da taleplerin karşılanmadığını, dava tarihinden sonra şirketin tüm çalışanlarının istifa koduyla işten çıkartılıp feri müdahil kooperatifte işe başlatıldığını, şirketin çalışanlarının ve malvarlığının davalı tarafından kooperatife devredildiğini, bu hususta Ödemiş Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2022/9 D.İş sayılı delil tespiti dosyası ile elde edilen delillerin mahkemeye sunulduğunu ancak bu yeni delillerin incelenmediğini ve gerekçeli kararda da değerlendirilmediğini, yargılama sırasında ortaya çıkan yeni olay ve delillerin de görülmekte olan davada değerlendirilmesi gerektiğini, davacının talep ve beyanlarının dikkate alınmaksızın karar verildiğini, davacı delillerinin keyfi olarak toplanmadığını, şirket müdürü olan davalının devredilemez görevlerinden olan şirket idaresini kooperatif yönetim kuruluna fiili olarak devrettiğini, kooperatif yönetimi tarafından alınan kararları davacı şirket müdürüne bilgi vermeksizin uyguladığını, mahkemece şirketin 2018, 2019, 2020, 2021 yıllarına ilişkin genel kurul toplantılarının yapılmadığının tespit edildiği, davalı şirket müdürünün genel kurul toplantılarını gerçekleştirmemiş olmasının özen yükümlülüğüne aykırılık oluşturması nedeniyle başlıca bir azil sebebi olduğunu ancak bu hususun mahkemece dikkate alınmadığını, davalı şirket müdürünün şirketin tüm çalışanlarını işten çıkartarak kooperatifte işe başlattığını ve malvarlığını da kooperatife devretmiş olduğunu, şirket müdürünün kooperatif çalışanı olarak müdürlük görevi süresince davacı ortağa eşit davranmadığını ve kooperatif  yetkililerinden aldığı emir ve talimatları uyguladığını, bu hususların yargılama sırasında ileri sürülmesine rağmen mahkemece dikkate alınmayıp buna ilişkin delillerin toplanmadığını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.\t<br>GEREKÇE :Dava, şirket müdürünün azli ve kayyım tayini istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>6102 sayılı TTK'nın 630/1. maddesine göre limited şirketlerde müdürlerin görevden alınma yetkisi genel kurula aittir. Aynı yasanın 630/2. maddesi uyarınca her ortak, haklı nedenlerin varlığı halinde limited şirket yöneticilerinin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını mahkemeden talep edebilirler. Maddenin sonraki fıkrasında ise yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir. Bu durumda, mahkemece, her somut olayın özelliğine göre açıklanan biçimde azil için haklı nedenlerin oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Elbetteki TMK'nın 2. maddesindeki iyiniyet ve dürüstlük kuralı gözetilmelidir. TTK  630/ 3.fıkrasında haklı sebeplerin hangi esaslara dayanacağı özetlenmiştir. Bu kapsamda en geniş anlamıyla, müdürün özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlar ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihmal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul edilmektedir. <br>Somut uyuşmazlıkta her ne kadar davalı şirket müdürünün şirket aleyhinde Ödemiş İcra Dairesi'nin 2021/6723 Esas sayılı takip dosyasında başlatılan icra takibine karşı itiraz dilekçesi sunmamış olması ve bu takibe konu alacağın şirketin %50 payla ortağı ve davalı şirket müdürünün çalışanı olduğu kooperatifle muvazalı olarak oluşturulduğu iddiası azil nedeni olarak gösterilmiş ise de ilk derece mahkemesince şirket ve kooperatif kayıtlarının karşılıklı incelenmesi neticesinde şirketin takip öncesi 2019, 2020 ve 2021 yıllarında faaliyet zararı oluşturduğu ve faaliyetlerin feri müdahil kooperatiften alınan avanslar yoluyla sürdürüldüğünün tespit edildiği, bu haliyle takip tarihinden önceki takvim yılları boyunca şirketin faaliyetlerini feri müdahil kooperatife borçlanarak sürdürdüğü, davacının şirketi temsile yetkili iki şirket müdüründen biri olarak bu dönemlerde şirketin faaliyetlerine yönelik olarak muvazalı ve gerçek dışı işlem yapıldığına ve bunu önlemek adına bir girişimde bulunduğuna dair bir delil sunmadığı, şirketin takip tarihine kadar gelişen süreç sonunda oluşan hesap bakiyesi kadar aleyhinde takip başlatılması üzerine bu takibe itiraz edilmemesinin tek başına özen ve bağlılık yükümlülüğünün ağır şekilde ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, zira takip konusu borç miktarının şirket kayıtlarıyla uyumlu olduğu ve borç bakiyesinin önceki takvim yıllarıyla uyumlu seyrederek arttığı, davacı ortağın aynı zamanda şirket müdürü olarak şirket faaliyetleriyle ilgili bilgi sahibi olma yetki ve imkanının bulunduğu, bu imkanın kendisine kullandırılmadığı ileri sürülmüş ise de bu hususta yasal yollara başvurulduğuna dair bir delilin sunulmadığı gibi tanık deliline dayanılmadığından soyut iddianın ispat edilemediğinin kabulü gerektiği, bu haliyle gerek şirketin muvazalı şekilde borçlandırıldığının ispat edilememiş olması gerekse takip konusu alacağın şirket kayıtlarıyla uyumlu olması nedeniyle takibe itiraz edilmemesinin tek başına şirket müdürünün azli nedeni olarak değerlendirilemeyeceğine yönelik ilk derece mahkemesi değerlendirmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden  davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.<br>Davacı tarafça dayanılan delillerin dosyaya getirtilmeksizin karar verildiği ve gerekçede bu hususun tartışılmadığı ileri sürülmüştür. Gerçekten de her ne kadar ilk derece mahkemesince şirketin %50 payla ortağı olan kooperatif yönetim kurulu kararlarına ilişkin inceleme ve değerlendirme yapılmamış ise de, davacının dava dilekçesi ve somutlaştırmaya yönelik sunduğu dilekçelerde yer alan hususlarda kooperatif yönetim kurulunun direktifleri doğrultusunda karar alınmış olmasının tek başına özen ve bağlılık yükümlülüğünü ihlal mahiyetinde olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, davalı şirket müdürünün bu bağlamda yer alan eylemlerinin eşit işlem, özen ve bağlılık yükümlülüklerinin ağır ihlali olarak değerlendirilebilmesi için alınan kararların müştereken imza yetkisi bulunan davacı şirket ortağı ve müdürünün kabulünde olmaması ve ayrıca şirket aleyhinde sonuç doğurması gerektiği ancak davacı tarafça kooperatif yönetiminin direktifleri doğrultusunda davalının gerçekleştirdiği hangi eylemlerin ne şekilde şirketin zararına sonuç doğurduğunun somut bir vakıa olarak ileri sürülmediği, her ne kadar aşamalarda bir kısım şirket çalışanlarının kooperatif yönetim kurulu başkanının onayı sonrasında çıkış işlemlerinin başlatıldığı belirtilmiş ve buna dair yazılı deliller sunulmuş ise de şirket çalışanlarının istifa ve izin belgelerinin kooperatif yönetim kurulunca görüşülmesinin ve sonrasında davalı şirket müdürü tarafından işlem yapılmasının ne şekilde şirketin zararına yol açtığının veya açabileceğinin açıklanmadığı anlaşılmıştır. Kaldı ki gibi davacının %50 paylı ortak ve şirket müdürü olarak yapılan bu işlemlerin kendi kabulünde olmadığına dair somut bir delil göstermediği, şirket kuruluş tarihinden itibaren kendisinin karar mekanizmasında yer almadığı ileri sürülmesine rağmen alınan karar ve yapılan yönetim işlerinde davalının gerçekleştirdiği işlemleri benimsemediğine dair bir delil bulunmadığı gözetildiğinde davacı vekilinin bu yöndeki iddialarının şirket müdürünün azlini gerektirecek nitelikte olmadığı değerlendirilmiş ve bu yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.<br>TTK 627. Maddesinde \"Müdürler ortaklara eşit şartlar altında eşit işlem yaparlar.\" düzenlemesi yer almakta olup, benzer düzenlemeye eşit işlem ilkesi başlığı altında  TTK 357. Maddesinde \"Pay sahipleri eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulur.\" şeklinde yer verilmiştir. Davacı tarafça şirket müdürü olan davalının tüm işlemlerini feri müdahil kooperatif lehine ve şirket aleyhine yürüttüğü ileri sürülmüş ise de bu hususta icra takibine esas borcun oluşturulması, bir kısım işçilerin çıkış işlemlerinin kooperatif yönetim kurulu onayı sonrasında gerçekleştirildiğine ve şirketin fiilen kooperatif yönetiminde olduğuna dair iddia dışında başkaca somut bir şirket zararına hareket veya vakıanın gösterilmemiş olduğu, davalı şirket müdürünün eşit işlem yükümlülüğüne aykırı davrandığı ileri sürülmüş ise de davacı ve davalının birlikte şirket yetkilisi olup şirket faaliyetlerinin salt davalı tarafından uzun yıllara sirayet edecek şekilde yürütülmesine rağmen davacı ortak ve şirket yetkilisi tarafından davalının bu yöndeki iş ve işlemlerine karşı bilgi alma ve şirket kayıtlarını inceleme gibi haklarını kullanmaya yönelik girişimde bulunduğuna dair delil sunulmadığı, davacının soyut anlatımlarının ispatına yönelik açık bir vakıa ve delilin gösterilmediği, kooperatif kayıtlarında inceleme yapılması talep edilmiş ve bu husus istinaf sebebi de yapılmış ise de %50 oranda ortak olan kooperatif tarafından şirketin faaliyetleriyle ilgili alınan kararların şirket müdürü tarafından uygulanması aşamasında davacı ortağın bu kararların kabulünde olmadığına dair ihtar, ihtirazı kayıt veya şerhinin bulunmadığı, bu haliyle kooperatif kayıtlarının incelenmemiş olmasının sonuca etkili olmayacağı değerlendirildiğinden bu yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.<br>Davacı vekilinin bir diğer istinaf sebebi dava tarihinde sonra şirket işçilerinin toplu olarak işten çıkartılıp feri müdahil kooperatif çalışanı olarak işe alınmış ve şirket malvarlığının kooperatife aktarılmış olduğu iddiasına ilişkindir. Davacının dayandığı husus bir delil olmayıp vakıa niteliğindedir. Her dava açıldığı tarihteki hukuki durum ve tarafların o davadaki iddia ve savunmalarına göre görüleceğinden dava tarihinden sonra gerçekleşen vakıaların başlıca yeni bir davanın konusunu teşkil edebileceği, dava tarihinden sonra gerçekleşen vakıaların görülmekte olan davada ileri sürülen hususlara dair yeni bir delil niteliğinde olmadığından ilk derece mahkemesince bu hususta bir araştırma ve değerlendirme yapılmamış olmasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının da reddi gerekmiştir. <br>Davacı vekili tarafından şirketin 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarına ilişkin genel kurul toplantılarının yapılmamış olmasının tek başına şirket müdürünün azli sebebi olduğu ileri sürülerek bu husus istinaf nedeni olarak gösterilmiş ise de, dava dilekçesi ve aşamalarda bu hususta bir iddia bulunmadığı gibi davacı ile davalının birlikte şirket müdürü olup davacının da davalıyla birlikte şirket müdürlüğünden kaynaklanan yükümlülüklerle sorumlu olduğu, her iki şirket müdürünün görevlerinin gereğini yerine getirmemiş olması, davacının şirket müdürü sıfatıyla genel kurul toplantısı yapılması için gerekli girişimlerde bulunduğuna dair bir delil de sunulmamış olması karşısında bu hususun şirket müdürünün azli sebebi olarak kabulünün iyi niyet ve dürüstlük kurallarıyla bağdaşmayacağı değerlendirildiğinden bu yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.<br>Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekilinin dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçeler ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,\t<br>2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 615,40 TL'den peşin alınan 179,90 TL'nin mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 30/12/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.  <br>\t\t\t\t<br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ca5fc2dba59f9b26","SID":"4771c7f0ffd2045f"}}