{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1018 <br>KARAR NO\t: 2025/2096<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 31/05/2021<br>NUMARASI\t: 2020/375 Esas -  2021/353 Karar<br>DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 31/12/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılar ile müvekkili banka arasında ticari ilişki kurularak kredi kullandırıldığını, bunun karşılığında dava dışı şirket ve müteselsil kefilin 3.000.000,00 TL'lik genel kredi sözleşmesi imzalandığını, davalılar tarafından kredi ödemeleri zamanında yapılmadığını, dava dışı şirket ve kefile ihtarname ile hesapların kat edildiğini, noter tarafından gönderilen ihtarnameye süresinde itiraz edilmediğini ve ihtarda verilen süreye rağmen borcun tamamının ödenmediğini, temerrüde düşen davalı aleyhine İstanbul 30. İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, borçlular vekili aracılığı ile takibe itiraz ettiklerini, borçluların itirazlarının haksız olup borçluların itirazında kötü niyetli olduğunu belirterek davanın kabulü ile takibe yapılan itirazın iptaline, davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın asile yapılmaması gerektiğini, icra dosyasında vekaletname olması nedeniyle buna rağmen asile yapılan tebligatın usulsüz olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte görevli mahkemenin kefalet sözleşmesine göre asliye hukuk mahkemesi olmasının gerektiğini, davacının talebinin mükerrer nitelikte olduğunu, müvekkile asile ait iddia edilen kefaletin ilgili kredilere ait olmadığını, usule uygun hesap kat ihtarının tebliği bulunmadığından icra emri gönderilmek suretiyle takip yapılmasının mümkün olmayacağını, konkordato sonrasında her türlü işlem atanan komiser heyeti bilgisi dahilinde yapılmış, kanun gereği hiçbir dolandırıcı işlem yapılmamış ve piyasa genelinde müvekkili şirketin borçlu göründüğü tüm ticari ilişki ve kişilerde konkordato projesine dahil edildiğini, davacı banka nezdinde kullanılan tüm kredi tutarının ödendiği, bu kredi borcuna yapılan nakit ödemeler haricinde borca mahsuben verilen müşteri çekleri de mevcut olduğunu belirterek davanın reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" , ...Tüm dosya kapsamına göre mahkememizce yapılan değerlendirmede; dava dışı asıl kredi borçlusu ... Ür. San. Ve Tİc. Ltd. Şti. ile davacı Bankanın Karaköy Şubesi arasında 25/07/2017 tarihinde 3.000.000,00 TL'lik Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, işbu sözleşmenin davalı ... tarafından 25/07/2017 tarihinde 3.000.000,00 TL limitli olarak, \"Müteselsil Kefil\" sıfatıyla el yazısı ile imzalanmış olduğu, kullanılan kredilere ilişkin ödemelerin yapılmaması üzerine kredi hesabının kat edildiği, davalı asıl borçlu ile müteselsil kefillerin, 14.10.2018 tarihli kat ihtarının, muhataplara 16.08.2018 tarihinde işyerinde çalışana tebliğ edildiği ve muhatapların 18.08.2018 tarihi itibariyle temerrüde düştükleri, bunun üzerine   İstanbul 30. İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyası ile takip yapıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu,  davanın  İ.İ.K nun 67. Maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı,  yapılan bilirkişi incelemesinde davalının kısmen borçlu olduğunun da belirlendiği ve mahkememizce aldırılan raporun uygulama ve mevzuata göre yerinde olup hükme esas alınmaya elverişli olduğu ve davalının itirazında kısmen haksız olduğu kanaatine varıldığından,  takibin raporda belirlenen miktar üzerinden devamı ile itirazın kısmen iptaline karar verilmiştir. Davalı itiraz dilekçesinde raporda 8. Sayfada 3 nolu kredi için yapılan hesapta maddi hata olduğunu beyan etmiş ise de mahkememizce  bu maddi hata gözetilerek (raporun sonuç kısmına etki edecek şekilde maddi hata devam ettirilmemiş olduğundan )  raporun sonuç kısmına göre karar verilmiştir. İcra İflas Kanununun 67/2 maddesine göre \"Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.\" İşbu davada davalı mahkememizce bilirkişi raporu ve dosya kapsamı itibari ile haksız görüldüğünden ve talep olduğundan alacağın likit olması sebebiyle %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine,\" karar verilmiştir.<br>Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  davacının talebinin mükerrer nitelikte olduğunu, davalı asile ait iddia edilen kefaletin, ilgili kredilere ait bulunmadığını, açıkça hesap hataları barındıran bilirkişi raporunun mahkeme kararına dayanak olabilmesinin mümkün olmadığını, davalı şirketçe usule aykırı şekilde tebliğ olan kat ihtarnamesine yasal süresi içerisinde noter aracılığıyla itirazi ihtarname gönderilerek itiraz edilmiş olduğundan işbu kat ihtarnamesinin kesinleşmemiş olduğunu, kredi alacaklısı  bankanın alacağını İİK 68/b maddesi kapsamında diğer belgelerle ispat etmesi gerektiğini, %60 temerrüt faizinin fahiş bir oran olduğunu, konkordato sürecinden yeni çıkmış davalı şirketi aşırı ifa güçsüzlüğüne düşürdüğünü ve davalı şirketin konkordato sonrasında her türlü işlem atanan komiser heyeti bilgisi dahilinde yapıldığını, kanun gereği hiçbir borçlandırıcı işlem yapılmamış ve piyasa genelinde davalı şirketin borçlu göründüğü tüm ticari ilişki ve kişilerin de konkordato projesine dahil edildiğini, davacı banka nezdinde kullanılan tüm kredi tutarının asıl borçlu şirket tarafından ödenmiş olduğunu ve bu kredi borcuna yapılan nakit ödemeler haricinde borca mahsuben verilen ileri vadeli müşteri çeklerinin de davacı ... tarafından borca karşılık teslim alındığını, ancak davalı asile ait şirketin borcundan mahsup edilmediğini,  bir kredi borcu var ise de davacı banka alacağından mahsup edilmesi gereken çek karşılıkları mahsup edilmeden karar verildiğini, bu hususun dahi tek başına bozma nedeni olduğunu beyanla, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE :Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredilerden kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıdaki gerekçeler ile istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, hükmedilen miktarın ve faiz oranlarının hatalı olup olmadığı, bilirkişi raporunda hatalı hesaplama yapılıp yapılmadığı, borcun ödenip ödenmediği noktalarındadır.Davacı alacaklı tarafından davalı ve asıl borçlu şirket hakkında, İstanbul 30. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile \" 517.902.13 TL rotatif vade tarihi 14.08.2018 29.703,73 TL ticari KMH vade tarihli 14.08.2019 \" nedeniyle toplam  536.716,05 TL alacağın tahsili istemiyle 11.09.2018 tarihinde ilamsız takip başlatılmış, davalı borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu görülmüştür.Davacı banka ile dava dışı ... Ür. San. Ve Tic. Ltd. Şti. arasında 25.07.2017 tarihli 3.000.000,00 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalanmış olup, davalı ... işbu sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla aynı limitle imzalamış, bu genel kredi sözleşmeleri kapsamında dava dışı ... Ür. San. Ve Tic. Ltd. Şti.  'ye, 6 adet rotatif kredi, ticari KMH ve çek kredisi kullandırılmış, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine, davacı banka tarafından, Üsküdar 16. Noterliğinin 14.08.2018 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname ile hesap kat edilerek davalıya borcun 1 gün içinde ödenmesi ihtar edilmiş, söz konusu ihtarname davalıya 16.08.2018 tarihinde tebliğ edilerek, davalının 18.08.2018 tarihinde temerrüde düşmüş olduğu görülmüştür.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca davalı  itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Dava dışı kredi borçlusu ... Ür. San. Ve Tic. Ltd. Şti. tarafından 07/08/2018 tarihinde konkordato davası açılması sonucunda İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/938 E., 2021/456 K.  sayılı dosyasında, 09/08/2018 tarihinden başlamak üzere 3 ay süre ile geçici mühlet, 07/11/2018 tarihli 1. celsede geçici mühletin İİK’nun 7101 sayılı yasayla değişik 287/4 maddesi uyarınca 2 ay süreyle uzatılmasına, 04/01/2019 tarihinde de 1 yıl kesin mühlet verilmesine kararı verilmiştir ve Mahkemece konkordato talebinin reddine karar verilmiştir.Dava dışı ... Ür. San. Ve Tic. Ltd. Şti. Hakkında konkordato projesinin tasdikine ilişkin İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/03/2021 ve 2018/938 E., 2021/456 K. Sayılı kararının istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi 27.01.2022 tarih ve 2021/1025 E., 2022/67 K. Sayılı kararı ile  ... Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin kesin mühletinin kaldırılarak, konkordato talebinin reddine, karar verilmiştir. Karar Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 17.10.2022 tarihli, 2022/1654 E., 2022/4778 K. Sayılı ilamı ile kesinleşmiştir.<br> İİK'nın 303/1. Maddesinde konkordatoyu reddeden alacaklının borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı bütün haklarını muhafaza edeceği hükmü düzenlenmiş olup, davacı banka tarafından konkordatoya muvafakat edildiği iddia ve ispat edilmediğine ve  konkordato davası reddedildiğine göre davalının, davacının alacağın mükerrer talep edildiğine ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir.Genel kredi sözleşmesinin 2.7.1, Temerrüt faizi maddesinde, müşteri temerrüdün doğduğu tarihten itibaren fiili ödemeyi gerçekleştirdiği güne kadar geçecek günler için, temerrüt tarihinde aynı tür Türk Lirası krediler ve hesaplar için bankanın TC Merkez Bankası'na bildirmiş olduğu kısa, orta veya uzun vadeli cari kredi faizlerinden en yüksek olanının % 50 fazlası olarak hesaplanacak oranda temerrüt faizi ödemeyi kabul edeceği düzenlenmiştir.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Mevduat Ve Kredi Faiz Oranları Ve Katılma Hesapları Kâr Ve Zarara Katılma Oranları Hakkında 2020/3 sayılı Tebliğin 4/1. Maddesinde Bankalarca, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kaynaklı reeskont ve avans kredileri dışındaki kredilere uygulanacak faiz oranları serbestçe belirleneceği; ikinci fıkrada ise kredili mevduat hesaplarında uygulanacak azami akdi ve gecikme faiz oranları 23/2/2006 tarihli ve 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 26 ncı maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenen azami oranları geçemeyeceği düzenlenmiştir. Ayrıca Tebliğin 6/1. maddesinde, bankalarca serbestçe belirlenen mevduat ve kredi işlemlerinde uygulanacak azami faiz oranları ile katılma hesaplarında uygulanacak kâr ve zarara katılma azami oranları, uygulamaya konulmadan önce Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına tespit edilecek esaslar çerçevesinde bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Davacı Banka tarafından ticari kredilere uygulanacak faiz oranının %40 olarak Merkez Bankasına bildirildiği bilirkişi tarafından tespit edilmiştir. Taraflar arasındaki kredi sözleşmesi ticari nitelikte kredi sözleşmedir. Taraflar arasındaki faize ilişkin sözleşme hükümleri geçerlidir. TBK'nın 88 ve 120. maddelerinde getirilen sınırlamaların ticari mahiyetteki kredi sözleşmelerinde uygulanma imkanı yoktur. Mahkemece taraflar arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmesinin akdi ve temerrüt faizine ilişkin hükümleri değerlendirilerek bankanın aynı dönem için aynı tür kredilere uyguladığı akdi ve temerrüt faiz oranlarının, banka kayıtlarının yerinde incelemesi suretiyle bilirkişice   tespit edilerek buna göre akdi ve temerrüt faiz oranlarına göre hesaplama yapılması gerekir(Yargıtay 11. HD'nin 26.04.2021 Tarih ve 2020/3986 E. - 2021/4095 K. Sayılı kararı). Taraflar arasındaki ticari nitelikteki genel kredi sözleşmesinde temerrüt faizinin ne şekilde hesap edileceği açıkça gösterilmiştir. Temerrüt faizi yönünden davacı bankanın T.C. Merkez Bankası'na bildirdiği kredi faizi oranı üzerinden değil, dava konusu krediler için bankanın temerrüt tarihindeki emsal kredilerde fiilen uygulanan en yüksek faiz oranına  %50 ilave edildikten sonra taraflar arasındaki sözleşmede uygulanması gereken temerrüt faizi oranı saptanarak buna göre temerrüt faizi uygulanması gerekir.(Yargıtay 11. HD'nin 16.03.2021 tarihli 2020/5441-2021/2467  E.-K. Sayılı kararı, Yargıtay 19.HD'nin 30/10/2017 tarihli ve 2016/13171-2017/7393 E.-K. sayılı ve 11/06/2012 tarihli ve 2012/2383-2012/9839 E.-K. sayılı kararları) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 21.09.2004 tarih 2004/488 - 8998 Esas ve Karar sayılı kararında belirtildiği üzere kredinin kat edildiği tarih itibariyle alacağın ulaştığı miktar belirlenip, bu miktara kat tarihinden temerrüt tarihine kadar akdi faiz ve faizin gider vergisi hesaplanıp, kapitalize edilerek temerrüt tarihindeki asıl alacağın bulunması  ve bu alacağa  takip tarihine kadar temerrüt faizi ve faizin gider vergisi işletilerek takip tarihindeki toplam alacak miktarının bulunması gerekir.Davacı tarafça, emsal kredilere fiilen uyguladığı faiz oranına ilişkin herhangi bir belge sunulmamıştır. Bu haliyle, davacı bankanın Merkez Bankasına bildirdiği faiz oranının, emsal kredilere fiilen uyguladığı en yüksek faiz olduğunu ispatlayamamıştır. Davacının T.C. Merkez Bankası'na bildirdiği faiz oranı esas alınarak temerrüt faizinin tespiti mümkün değildir. Bu halde, temerrüt faizinin tespitinde davacı bankanın T.C. Merkez Bankası'na bildirdiği kredi faizi oranı yerine dava konusu genel kredi sözleşmesindeki (fiili) akdi faiz oranının esas alınması gerekir. Bilirkişi raporunda, KMH uygulanabilecek oran kredili mevduat hesabına TCMB tebliğine göre % 33,00 olarak bildirilmesine rağmen takip talebinde % 30,24 talep edildiğinden bu faiz oranı üzerinden hesaplama yapılmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, rotatif krediler asıl alacak toplamı  456.415,98 TL olmasına rağmen bilirkişi raporunda 484.036,92 TL olarak hesaplanmış, raporun 8. sayfasında da 3 numaralı 212862-249 numaralı krediden takip tarihi itibariyle 100.476,75 TL olmasına rağmen 199.476,75 TL olarak belirtilerek, raporda maddi hatalar yapılmış olduğu ve takip tarihinden sonra, 11.09.2018 tarihinde 8.430,94 TL, 28.09.2018 tarihinde 49.994,75 TL, 08.10.2018 tarihinde 89.989,50 TL, 23.10.2018 tarihinde 7.000,00 TL, 26.10.2018 tarihinde 4.000,00 TL, 01.11.2018 tarihinde 5.451,94 TL, 01.11.2018 tarihinde 29.548,06 TL,16.11.2018 tarihinde 50.000,00 TL, 03.12.2018 tarihinde 15.000,00 TL, 18.12.2018 tarihinde 1.836,94 TL, 18.12.2018 tarihinde 1.163,06 TL, 25.12.2018 tarihinde 10.000,00 TL,28.12.2018 tarihinde 5.924,87 TL, 31.12.2018 tarihinde 16.412,07 TL, 02.01.2019 tarihinde 15.000,00 TL olmak üzere toplam 361.589,06 TL'ninde infazda dikkate alınması gerektiği belirtilmiş, Mahkemece de takip tarihinden sonra yapılan ödemelerin icra dosyasının infazında dikkate alınmasına karar verilmiştir.İcra takibinden sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması hâlinde, yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Dolayısıyla takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödemeler yönünden dava açılmasında, davacı tarafın hukuki yararı bulunmamaktadır. Takipten sonra, ancak davadan önce yapılan kısmi ödeme miktarı bakımından dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığından dava reddedilse veya kısmi ödeme miktarınca dava açılmasa bile, kısmi ödemenin yapıldığı icra takibi kendi yasal prosedürü içerisinde devam edecek, hatta asıl borç kalksa bile faiz ve ferileri yönünden takip sürebilecek, salt bu nedenle icra dosyasının kapanmasından söz edilemeyecektir. Buna göre, davalı tarafça takipten sonra davadan önce ödemeler bakımından, bu tutarlar alacaktan düşülmeden dava açıldığından davacının bu kısma ilişkin hukuki yararı bulunmamaktadır.Takipten sonra ve davadan önce yapılan ödemelerin alacaktan mahsubunda ise; takip tarihinde belirlenen asıl alacak, temerrüt faizi ve ferîleri toplamından mahsubu öncelikle Borçlar Kanunu hükümleri dikkate alınarak temerrüt faizinden yapılacaktır. Bir başka deyişle, her bir ödeme tarihine kadar takip tarihinde belirlenen asıl alacağa temerrüt faizi ve ferîleri uygulanıp bulunan ve takip öncesi işleyen temerrüt faizi toplamından ödemenin düşülmesi, fazlası var ise asıl alacaktan mahsup edilerek belirlenecek olan asıl alacak miktarı bulunmalıdır. Bu uygulama her bir ödeme için ayrı ayrı yapılmak zorundadır. Bu şekilde yapılan hesaplamaya göre son ödemeden sonra dava tarihine kadar hesaplanacak temerrüt faizi ve ferîleri ile birlikte alacaklının dava tarihindeki alacağı tespit edilmelidir. Tüm bu tespitlerden sonra mahkemece itirazın iptali davasında, itiraz üzerine icra takibi durduğundan takibin devamına dava tarihi itibariyle belirlenen miktar üzerinden imkan sağlayacak şekilde hüküm kurmak ve icra inkâr tazminatının da bu miktar gözetilerek değerlendirilmesi gereklidir(HGK'nın 22/11/2018 tarih ve 2017/19-822 E. - 2018/1754 K. sayılı kararı).  TBK'nın 584/1. Maddesinde, eşlerden birinin mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabileceği; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olmasının şart olduğu, 28.03.2013 tarihinde getirilen eklenen üçüncü fıkrasında ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler için eşin rızası aranmayacağı düzenlenmiştir. Mahkemece bu hususta inceleme yapmadan karar verilmesi de isabetsiz görülmüştür.Somut olayda, ilk derece mahkemesince, bilirkişiden dava tarihi itibariyle alacağın hesaplanması için ek rapor alınarak, dava dışı şirketin ticaret sicil kayıtları getirtilerek, davalının kefaletine ilişkin eş rızası bulunup bulunmadığı, bulunması gerekip gerekmediği hususlarında da araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz görülmüştür.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.<br>KARAR :Yukarıda açıklanan nedenlerle: <br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,<br>2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,<br>3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.31/12/2025<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"476e08c6fa57787c","SID":"f5b6d2f3c9648b83"}}