{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2023/1181 Esas   2025/1628 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2023/1181 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/1628<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t:ANKARA 6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>TARİHİ\t\t:22/03/2023<br>NUMARASI\t\t:2023/24 Esas  2023/219 Karar <br><br>DAVA\t: Alacak<br>DAVA TARİHİ\t: 08/12/2022<br>KARAR TARİHİ\t: 12/12/2025<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 12/12/2025<br><br>\tTaraflar arasındaki alacak istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>DAVA<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; müvekkili  ...'ın  Tuğgeneral rütbesinde itibari hizmet süresiyle beraber toplamda 39 yıl 11 ay hizmet süresiyle 1994 yılında  emekli ve  TSK mensubu olarak ... Kanunu uyarınca ... üyesi olduğunu, emekli olduktan sonra kişisel, ailevi sorunları nedeniyle ... emeklilik yardımının kendisine ödenmediğini fark edemediğini,  bu konuda kendisine herhangi bir tebligat da yapılmadığını, böyle bir yardımın olduğunu öğrendiği gibi 20 Haziran 2022 tarihinde ... Genel Müdürlüğüne başvurarak emeklilik yardımının kendisine ödenmesini talep ettiğini, tarafından   ...'a gönderilen ihtarnameye verilen cevapta tüm hak ve alacaklarının ... Bankası hesabına gönderildiğinin  bildirildiğini, yine müvekkili 1994 yılında emekli olduğunda  ... emeklilik yardım tutarının 244.641,242 TL olduğunu, bu paranın davalı T.C ... Bankasının Ankara ... Şubesine ... numaralı hesaba gönderildiğini ... yetkililerinden öğrendiğini,   davacı ...’a ödenmek üzere 16/08/1994 yılında  adına ... tarafından ... Bankasına emeklilik yardımı ve kar payı tutarı olarak yatırılan paranın bugüne kadar davacıya ödenmediğini bildirerek  bu bedelden şimdilik 244.641,242 TL'nin davalı Bankaya ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 07/10/2022 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalı bankadan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı bankaca davacıya uygulanan iş ve işlemlerin usul ve yasaya uygun olduğunu, ...'ın 48156 nolu özlükle ve 508098 müşteri numaralı hesabında 257.452,00 TL bakiye bulunduğun tespit edildiğini, söz konusu hesabın hareketlerine, mevcut bakiyenin mahiyetine ve hesapta bulunan 257.452,00 TL tutarındaki bakiyenin dava dosyasına konu olan tutarla ilişkisi olup olmadığına dair herhangi bir veriye ulaşılamadığını, ... ekranlarından Finart ekranlarına geçiş esnasında söz konusu bakiyenin 22/11/2004 tarihinde ...'ın Kurum adı ...-... Ödemeleri olan 39779373-5001 nolu hesabına devredildiğini ve bu tarihten sonra herhangi bir hareket görmediğini talebin zaman aşımına uğradığını bildirerek  davanın usul yönünden ve esas yönünden reddini talep etmişlerdir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>Mahkemece; ''Davacı tarafından dava dışı ... Emeklik tarafından adına davalı bankanın ... Şubesi'ne yatırılan paranın kendisine ihbar edilmemesi nedeniyle zamanaşımına uğrayarak hazineye irat kaydedildiğini, davalı bankanın sorumlu olduğunu iddia ederek tazminat tutarının ödenmesini talep etmiştir. <br>Davalı bankadan iddiaya konu paranın kayıtları temin edilip, incelenmiştir. Dava konusu para dava dışı ... Emeklilik tarafından davacı adına açılan hesaba yatırılmıştır. İhbar yükümlülüğü ... Emeklilikte olup, emekli hesaplarının takibi ilgili kurumca yapılmaktadır. Bu nedenle davalı bankanın herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Ayrıca dava konusu tutar 2006 yılında 0,26.TL olarak yeni paraya çevrilmiş, bu tutar hazineye irat kaydedilmiştir. <br>Sebepsiz zenginleşme davalarında zamanaşımı süresi 2 ve 10 yıldır. Dava konusu tutar 2006 yılında hazineye irat kaydedildiğinden 10 yıllık azami zamanaşımı süresi 2016 tarihinde dolmuştur. Dava 2023 yılında ikame edilmiştir.  Bu nedenle davanın reddi gerekmiştir.''  şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece  hiç bir araştırma yapılmaksızın Bankadan ilgili tüm belgeleri dahi getirtmeksizin ön inceleme ile beraber davanın reddine karar verildiğini, dosya içerisinde yer alan “Mahsup Fişi“ Muhasebe tekniği açısından değerlendirildiğinde, ... üyesi olan müvekkili  ...’ın 31/07/1994 tarihi itibariyle emekliliğe ayrılması nedeniyle emeklilik yardımı ve eklentisi olarak 243.687.964,50 TL nın tahakkuk ettirildikten sonra sözkonusu bedelin \" T.C.... Bankası ... Şubesinde açılmış ... ...   nolu hesaba yapılacaktır \" açıklamasına ve ...'ın ihtarnameye  verdiği paranın ... Bankası hesabına gönderildiği şeklindeki cevapla birlikte değerlendirildiğinde, hak sahibi kurum üyesi müvekkili ... adına  tahakkuk ettirilen  emeklilik yardımına ilişkin paranın  aynı gün ... tarafından havuz hesabına  (...) gönderildiği, davalı Banka tarafından bu paranın hak sahibi adına açılan 508098  numaralı başka bir hesaba aktarıldığı, davalı  Bankanın yatan  parayı davacının  emekli maaşı aldığı hesaba göndermediği gibi , başka bir hesaba aktardığı konusunda davacıya  herhangi bir bildirimde bulunmadığını, tacir olan  bankanın yasal sorumluluğunu yerine getirmeyip kusurlu olduğunu, alacağın zaman aşımına uğramadığını bildirerek  ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. <br>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>Dava, banka  mevduat  sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.<br>6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; <br>Dosya kapsamında yer alan ...'ın 20/03/2023 tarih, 2863 sayılı cevabi yazısı incelendiğinde; davacı ...'ın 31/07/1994 tarihinde kurumdan ilişiğinin kesildiği, emeklilik yardımı ve kâr payı olmak üzere tüm hak ve alacaklarının ... Bankası hesabına gönderildiğinin bildirildiği görülmüştür. <br>Davalı bankaca cevap lahiyasına ekinde hesaba ilişkin ekran görüntülerini sunarak, ''Müvekkil Bankaca yapılan araştırmalarda, 01.01.2005 tarih öncesi hesap hareketleri incelenemediği, talep edilen 16.08.1994 tarihli hesap hareketleri, aktarımlar ve/veya bildirimlere ulaşılamadığı bildirilmiştir. Konuya ilişkin .../Ankara Şubemizden alınan bilgilerde; ekteki gibi ... ekranından elde edilen verilerde ...'ın 48156 nolu özlükle ve 508098 müşteri numaralı hesabında 257.452,00 TL bakiye bulunduğu tespit edilmiş olup, söz konusu hesabın hareketlerine, mevcut bakiyenin mahiyetine ve hesapta bulunan 257.452,00 TL tutarındaki bakiyenin dava dosyasına konu olan tutarla ilişkisi olup olmadığına dair herhangi bir veriye ulaşılamamıştır.... ekranlarından Finart ekranlarına geçiş esnasında söz konusu bakiyenin 22/11/2004 tarihinde ...'ın Kurum Adı ... ...-... Ödemeleri olan 39779373-5001 nolu hesabına devredilmiş ve bu tarihten sonra herhangi bir hareket görmemiştir. 01/01/2005 tarihindeki TL’den YTL’ye dönüş esnasında ise aynı hesapta bulunan ve 0,26 YTL' ye tekabül eden işbu tutar 15/02/2006 tarihinde on yıllık zamanaşımına uğramış ve 39779373-5001 nolu söz konusu ... ...-... Ödemeleri hesabı 0,26 YTL' lik bakiye ile kapandığı bilgisi verilmiştir.\" şeklinde beyanda bulunulmuştur. <br>Tüm dosya kapsamı, istinaf nedenleri ve yasal mevzuat birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafça, ... tarafından davalı bankaya  emeklilik yardımı yatırılmasına rağmen,  bu güne kadar tarafına ödenmediğini bildirerek  davacı tarafça adına yatırılan  paranın davacıya ödenmesi talebi ile eldeki davanın açıldığı,  davalının bilgi ve belgeri saklama yükümlülüğünün 10 yıl olduğu, talebin zaman aşımına uğradığını  savunduğu, Mahkemece yukarıda ayrıntısı ile izah edildiği üzere  davacının davasının zaman aşımı nedeniyle  reddine karar verildiği hususlarında dosyamız kapsamında uyuşmazlık bulunmamaktadır. <br>Dosyamız kapsamındaki uyuşmazlığın, davalı bankanın belge saklama yükümlülüğünün devam edip etmediği, mevduat sözleşmelerinde alacağın ne zaman muaccel olacağı, alacağın zaman aşımına uğrayıp uğramadığı  hususlarında toplandığı görülmüştür.<br>Bankaların genel olarak 6762 sayılı TTK’nin 68/1 maddesi gereğince belgeleri saklama yükümlülüğü bulunmakla birlikte ayrıca bankaların doğrudan bankacılık faaliyetleri kapsamındaki belgeleri saklama zorunluluğu, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 42. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Anılan madde; “Alınan yazılar ve faaliyetler ile ilgili belgelerin asılları veya bunun mümkün olmadığı hâllerde sıhhatlerinden şüpheye mahal vermeyecek kopyaları ve yazılan yazıların makine ile alınmış, tarih ve numara sırası verilerek düzenlenecek suretleri, usûlleri çerçevesinde ilgili banka nezdinde on yıl süreyle saklanır. Bu belgelerin mikrofilm, mikrofiş şeklinde veya elektronik, manyetik veya benzeri ortamlarda saklanmaları mümkündür. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurulca belirlenir” hükmünü haizdir. Bu kapsamda ayrıca 01.11.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Bankaların Muhasebe Uygulamaları ve Belgelerin Saklanmasına İlişkin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik çıkarılmıştır. Bankaların belgeleri saklama yükümlülüğüne ilişkin benzer bir düzenleme mülga 25.04.1985 tarihli ve 3182 sayılı Bankalar Kanunu’nun 53. maddesinde ve mülga 18.06.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 13/5 maddesinde de öngörülmüş, ancak bu Kanun’larda belgelerin saklanmasına ilişkin bir süre belirlenmemiştir.<br>Bankaların  belgeleri  saklama  yükümlülüğüne ilişkin on yıllık sürenin ne zaman başlayacağı hususunun 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) zamanaşımına ilişkin hükümleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Buna göre Kanun’da aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir (818 sayılı BK m. 125) ve zamanaşımı alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbar bildirimine tâbi ise zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar (818 sayılı BK m. 128). Bu durumda bankaların belgeleri saklama yükümlülüğü, belgelerin tarihinden itibaren değil, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacaktır (Reisoğlu, Seza: Bankacılık Kanunu Şerhi C. I, Ankara, 2015, s. 804).<br> Bu  aşamada  mevduat sözleşmelerinde alacağın ne zaman muaccel olacağı hususu üzerinde durulması gerekmektedir.<br>5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 3. maddesinde mevduat; yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde, halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para olarak tanımlanmış ve Kanun’un 60/1 maddesinde; kredi kuruluşları ile özel kanunlarına göre yetkili olanlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişinin, aslen veya fer'an meslek edinerek mevduat veya katılım fonu kabul edemeyeceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler karşısında banka ile mudi arasındaki mevduat sözleşmesi; ödünç (karz) ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşme olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten de, mevduat sözleşmesi, bankaya yatırılan paranın saklanması, yönetilmesi ve gelir elde edilmesini hedefleyen, kendine özgü bir sözleşme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun sonucu olarak mevduat sözleşmelerine niteliğine uygun düştüğü oranda karz (ödünç) veya usulsüz tevdi hükümlerinin kıyasen uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.6.1994 tarihli ve 1994/11-178 E. 1994/398 K sayılı kararı). 818 sayılı BK’nin 306 ve 307. maddeleri gereğince ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Kanun’un 472/1 maddesi gereğince usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde müstevdaa (saklayana) geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Ancak mudinin istediği zamanda iade ile yükümlüdür. Bu kapsamda banka da kendisine tevdi olunan mevduatı istendiğinde mudisine iade etmek zorundadır.<br>Mevduat sözleşmesinde bankaya yatırılan paranın mülkiyeti doğrudan bankaya geçmektedir. Paranın mülkiyetinin bankaya geçmesi ile birlikte taraflar arasında sürekli bir borç ilişkisi doğmakta ve bankanın saklama borcu devam ettiği sürece de sürekli borç ilişkisi devam etmektedir. Bu itibarla mevduat sözleşmesinde bankanın iade borcu ancak mudinin mevduatının tamamını bankadan talep ettiği tarihte muaccel hâle gelmektedir. Bu durum bir bakıma sözleşmenin mudi tarafından sona erdirilmesidir (feshedilmesidir). Zira mevduat sahibi, bankaya yapacağı tek taraflı irade beyanıyla her zaman mevduat sözleşmesini sona erdirebilir. Mevduat sözleşmelerinin feshi için; kanun koyucunun çeşitli sürekli borç ilişkilerinin feshi için aradığı, haklı sebep veya bir süre önceden bildirimde bulunma gibi koşullar da aranmaz. O hâlde mevduat sözleşmesinden kaynaklanan alacak, sözleşmenin sona ermesi ile muaccel hâle gelmektedir.<br>Bankalar,  özel  yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, Ahmet: Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001, s. 106.). Ayrıca bu güvenin önemli bir yönü de banka ile hukuki ilişkiye girenlerin, banka muhasebe kayıtlarının profesyonel bir ekip tarafından usulüne uygun biçimde tutulduğuna güvenmeleridir. Bankacılık işlemlerinden doğan hukuki ihtilaflarda, banka kayıtları çoğunlukla fiilen tek delil olarak kullanılmaktadır (Battal, Ahmet: Bankacılık Kanunu Şerhi, Ankara, 2007, s. 189). O hâlde, mevduat sözleşmelerinde muacceliyet tarihinin sözleşmenin sona erdiği tarih olarak kabul edilmesi ve bankaların belgeleri saklama yükümlülüğündeki on yıllık sürenin bu tarihten itibaren başlaması bankaların ağırlaştırılmış sorumluluğunun bir gereği olarak da karşımıza çıkmaktadır. <br>Mevduat sözleşmesinin sona erme sebeplerinden birisi de 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 62. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde; “Bankalar nezdlerindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanlar zamanaşımına tâbidir. Zamanaşımına uğrayan her türlü mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklar banka tarafından hak sahibine ulaşılamaması hâlinde, yapılacak ilânı müteakiben Fona gelir kaydedilir. Bu maddenin uygulanması ile ilgili usûl ve esaslar Kurulca belirlenir.” hükmünü haizdir. Benzer bir düzenleme mülga 25.04.1985 tarihli ve 3182 sayılı Bankalar Kanunu’nun 36. maddesinde ve mülga 18.06.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10/4 maddesinde de öngörülmüştür. Buna göre her türlü mevduat sözleşmesinde mevduat alacağı, hak sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl boyunca aranmadığı ve hak sahibine ulaşılamadığı takdirde, mevduat Fon’a gelir kaydedilecektir.<br> Görüldüğü  üzere  bir  mevduatın  Fon’a gelir kaydedilebilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunlardan birincisi hak sahibinin en son talebi, işlemi veya herhangi bir yazılı talimatı tarihinden itibaren on yıl boyunca aranmamış olmasıdır. İkincisi ise bankanın hak sahibine ulaşmaya çalışmasıdır. Banka hak sahibine ulaşmaya çalışırken, mevduat sahiplerini uyarır ve belli bir süreye kadar kendisine başvurulmadığı takdirde, mevduatın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na gelir olarak kaydedileceğini belirtir. Hak sahibine ulaşılması hususunda bankanın izleyeceği yol, Mevduat ve Katılım Fonunun Kabulüne, Çekilmesine ve Zamanaşımına Uğrayan Mevduat, Katılım Fonu, Emanet ve Alacaklara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’te düzenlenmiş, mevduat alacağının miktarına göre hak sahibine ulaşılması farklı usul ve esaslara tâbi tutulmuştur. Bu iki şart gerçekleşmediği sürece mevduatın Fon’a devredilmesi mümkün değildir. <br>5411  sayılı Bankacılık Kanunu’nun 62. maddesinde “zamanaşımı” kavramı kullanılmış ise de burada ifade edilen “zamanaşımı” borçlar hukuku anlamında “zamanaşımı” kavramından farklılık arz etmektedir. Zira yukarıda da bahsedildiği üzere 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 62. maddesindeki zamanaşımı, borçlar hukuku anlamında zamanaşımı kavramından farklı olarak, şartların gerçekleşmesi hâlinde mevduatın Fon’a devrine ve bu şekilde sözleşmenin ve mevduat sahibinin alacak hakkının tamamen sona ermesine neden olmaktadır. Bu itibarla mevduat sözleşmelerinde bankaların on yıl süreyle belgeleri saklama yükümlülüğü, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 62. maddesi kapsamında Fon’a devredilen alacaklarda, bu hesap mevcudunun Fon’a devrinden itibaren (Battal, Ahmet: Bankacılık Kanunu Şerhi, Ankara, 2007, s. 190), diğer sona erme hâllerinde ise alacak sona erme tarihinde muaccel olacağı için bu tarihten itibaren başlayacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/02/2021 tarih,   2017/11-50 E. , 2021/33 K sayılı ilamı) <br>Davacı tarafça kurum tarafından 1994 yılında emekli olması nedeniyle ... emeklilik yardım tutarının ... şubesi ... numaralı hesaba gönderilmesine rağmen bu güne kadar davalı bankaca kendisine ödeme yapılmadığının ileri sürülmüştür. <br>Dava dilekçesi ekinde sunulan ve okunmakta güçlük çekilen  \"Ordu Yardımlaşma Kurumu Genel Müdürlüğü\" başlıklı mahsup fişinde \" Kurumun emeklilik yardımına ilişkin ödemeleri ... Bankası'nda açılmış bulunan ... hesabına yapılacaktır. Hesap No: ...\"  şeklinde yazılı olduğu tespit edilmiş ise de, miktara ilişkin rakam ve yazıların okunaksız olması nedeniyle miktara ilişkin bir belirleme Dairemizce yapılamamıştır. <br> Bankaca sunulan cevap lahiyası ekindeki hesap hareketleri incelendiğinde; ... ekranından elde edilen verilerde ...'ın 48156 nolu özlükle ve 508098 müşteri numaralı hesabında 257.452,00 TL bakiye bulunduğu, daha sonra bu hesabın 22/11/2004 tarihinde ...'ın Kurum Adı ... ...-... Ödemeleri olan 39779373-5001 nolu hesabına devredildiği  ve bu tarihten sonra herhangi bir hareket görmediğinin ,01/01/2005 tarihindeki TL’den YTL’ye dönüş esnasında ise aynı hesapta bulunan ve 0,26 YTL' ye tekabül eden işbu tutar 15/02/2006 tarihinde on yıllık zamanaşımına uğradığı ve 39779373-5001 nolu söz konusu ... ...-... Ödemeleri hesabı 0,26 YTL' lik bakiye ile kapandığının bildirildiği görülmüştür. <br>Dosya muhteviyatında hesabın zaman aşımına uğrayarak kanun gereği banka tarafından yapılması gereken işlemler olan, mudiye ihtarname/ bilgilendirme gönderildiğine dair, zaman aşımına uğrayacak hesapların TCMB'ye bildirimine dair ve zamanaşımı sebebi ile TMSF ye devrine dair herhangi bir belge bulunmamaktadır. Bu durumda davacının davalı banka ile arasındaki mevduat sözleşmesinin hâlen devam ettiği, sözleşmenin taraflarca feshedilmediği gibi 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 62. maddesi kapsamında da sona ermediği, davalı banka tarafından paranın davacıya ödendiğinin davacının imzasını taşıyan belgeler ile ispatlanması gerekeceği, yukarıda bahsedildiği üzere taraflar arasında mevduat ilişkisi davacının mevduatın iadesi talep tarihi olan dava tarihine  kadar  devam ettiğinden davalı bankanın belgeleri saklama yükümlülüğü de devam edeceğinden davalı bankanın ödeme fişlerinin, belgelerin on yıllık saklama süresinin dolması nedeniyle imha edildiği yönündeki savunmasının dinlenmesi olanağı bulunmayacaktır.<br>Mahkemece, gerek davacının dava dilekçesi ekinde dayandığı mahsup fişinin okunur sureti gerek davalı vekilinin cevap lahiyasında bildirdiği hesap numaralarına ilişkin bilgi ve belgeler celp edilmediği gibi, davacının iddiası uyarınca davacının emeklilik yardımına ilişkin ödemelerinin ... Bankası ... şubesine ... numaralı hesaba gönderilip gönderilmediği, davalı vekilinin cevap lahiyası ekinde hesap hareketlerini sunduğu hesabın bu hesap olup olmadığı konusunda banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yetkisi verilmek suretiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın, eksik incelemeyle  ön incelemeyi takiben tahkikat aşamasına geçilerek, davacının davasının zaman aşımı nedeniyle reddine karar verildiği görülmüştür. <br>Hal böyle olunca, mahkemece öncelikle davacı tarafça delil olarak dayanılan mahsup fişinin okunur bir suretinin dosyaya kazandırılmasından sonra dosyanın bankacı bilirkişiye tevdii edilerek, banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapılması suretiyle ... Bankası ... şubesine ait ... numaralı hesabın incelenerek, bu hesaba bahsi geçen mahsup fişinde belirtilen bedelin yatırılıp yatırılmadığı, yatırılmış ise bu bedelin davacıya ödenip ödenmediği, ödenmemiş ise akıbetinin ne olduğu hususunda ayrıntılı denetlemeye ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu aldırıldıktan sonra , hesabın zaman aşımına uğrayarak kanun gereği banka tarafından yapılması gereken işlemler olan, mudiye ihtarname/ bilgilendirme gönderildiğine dair, zaman aşımına uğrayacak hesapların TCMB'ye bildirimine dair ve zamanaşımı sebebi ile TMSF ye devrine dair herhangi bir belge bulunup bulunmadığının da araştırılmasından sonra, bu yönde bir belge bulunmaması halinde davacının davalı banka ile arasındaki mevduat sözleşmesinin hâlen devam ettiği, sözleşmenin taraflarca feshedilmediği gibi 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 62. maddesi kapsamında da sona ermediği, davalı banka tarafından paranın davacıya ödendiğinin davacının imzasını taşıyan belgeler ile ispatlanması gerekeceği, yukarıda bahsedildiği üzere taraflar arasında mevduat ilişkisi davacının mevduatın iadesi talep tarihi olan dava tarihine  kadar  devam ettiğinden davalı bankanın belgeleri saklama yükümlülüğü de devam etmekte olup; davalı bankanın ödeme fişlerinin, belgelerin on yıllık saklama süresinin dolması nedeniyle imha edildiği yönündeki savunmasının dinlenmesi mümkün olamayacağı dikkate alınarak hüküm tesis edilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. <br>Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın zaman aşımı nedeniyle reddi  yönündeki kararında isabet görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.  <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE,  <br>\t2- Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/03/2023 tarih 2023/24 Esas  2023/219 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, <br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>\t4-Davacı tarafça yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa  iadesine, <br>\t5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>\t6-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g. maddeleri uyarıca  kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 12/12/2025<br><br><br>Başkan -             Üye -                  Üye -            Zabıt Katibi <br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c046686eb0a3785e","SID":"50bef294a5b661a9"}}