{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"> T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1882 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/2218 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:  2025/364 Esas - 2025/593 Karar <br>TARİH: 25/06/2025<br>DAVA: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)<br>KARAR TARİHİ: 25/12/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin 1600 hisseye sahip olduğunu, müvekkilinin 07.05.2009 tarihinde yalnızca 1 adet hissesi kaldığını, diğer ortak ... ile müvekkilinin yıllardır iletişim kuramadığını, şirket atıl ve gayri faal şekilde durduğunu, ancak buna rağmen müvekkiline Bağkur borcu ve İTO aidat borcu çıktığını, şirketin iki ortaklı olduğu, müvekkilinin payının çok az olduğu, şirketten ayrılmak istediğini ancak bir türlü diğer ortağa ulaşamadığı için şirketten bağlantısını koparamadığını, diğer ortağın şirketin işleri ile ilgilenmemesi, ortakların arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği,  şirketin ticari faaliyetlerinin yürütülemez hale geldiği, şirketin senelerdir gayri faal olduğu göz önünde bulundurularak müvekkilinin TTK Md. 638/2 gereğince haklı nedenle çıkmasına karar verilmesini, müvekkilinin TTK Md. 638 hükmü gereğince haklı nedenle şirketten çıkmasına ve müvekkilinin davalı şirketteki payının gerçek değerinin ve şirket kayıtlarında yazılı kişisel alacağının ulaştığı miktarın belirlenerek, çıkma payının mevduata uygulanan en yüksek faiz ile müvekkiline ödenmesine, ilk talepleri kabul edilmediği takdirde şirketin uzun süredir gayrifaal durumda olması ve diğer sebeplerden dolayı TTK Md. 636 gereğince şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı adına yapılan usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen cevap dilekçesi ibraz edilmemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 25/06/2025 tarih ve 2025/364 Esas - 2025/593 Karar sayılı kararında; \"Davanın şirketten haklı sebeple çıkma olmadığı takdirde fesih talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.Mahkememizden verilen 08/05/2024 tarih ve 2023/1201 Esas 2024/454 sayılı kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 27/02/2025 tarih ve 2024/1395 Esas 2025/317 Karar sayılı ilamıyla kaldırılmasına karar verilmiş olup, dava Mahkememizin 2025/364 esasına kaydı yapılmıştır.6102 sayılı TTK'nın 636/(3) maddesinde \"Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemede şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağı payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağı şirketten çıkartılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.\"  şeklinde düzenleme mevcuttur.TTK’ununda Limited şirkette haklı sebebin tanımı yapılmadığı gibi haklı sebeplere de örnek madde metninde yer verilmemiştir. Ancak Anonim Şirkete ilişkin  TTK 531. Maddesine ait gerekçede tasarıda İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalmasının haklı sebep sayıldiği ifade edilmiştir. Doktrinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında \"şirketin kötü yönetilmesi ve ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması,\" \"şirketin kuruluş gayesini gerçekleştirmesinin imkânsız olması,\" \"şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi,\" \"azınlığa karşı fiili veya manevi güç baskı uygulanması,\" \"azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi\" ve pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması, şirketin feshi açısından haklı sebep olarak örnek olarak sayılmıştır. Hakim her somut olayda haklı sebep bunup bulunmadığını durumun özelliğine göre ortaklığın yapısını gözeterek takdir edecektir. ...’na göre haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. Limited şirket, anonim şirkete nazaran kişisel niteliklerin de gözetildiği bir özelliğe de sahiptir. Bu anlamda ortaklar arasındaki uyumsuzluk gibi şahsi sebeplerde haklı sebep olarak ileri sürülebilir. <br>Haklı sebep kavramı kanunda çoğul olarak belirtilmiş ise de tek bir sebep bile niteği   ve ortaya çıkardığı sonuçlar gözetildiğinde fesih için yeterli haklı sebep oluşturabilir. Türk yargı kararlarında ise; Haklı sebep objektif veya sübjektif olabilir. Ana öge ortaya çıkan sebebin ortaklığın yaşamasını imkânsız hale getirmesidir. Her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddianın haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, gibi hususlar haklı neden olarak kabul edilebilir.Doktrinde haklı  sebeple fesih için, şirketin kötü yönetilmesi, pay sahipleri arasında anlaşma ve uzlaşma imkanının kalmaması, pay sahiplerinin haksız ve keyfi olarak farklı muameleye tabi tutulmaları, şirketin amacına hizmet etmemesi, kar dağıtmayarak ortakları açlığa mahkum etmek, şirket imkanlarının çoğunluk pay sahiplerine tahsisi, çoğunluğun hakim olduğu diğer şirketlere şirket imkanlarının kaydırılması,  şirket imkanlarının yanlış kullanılması ve israfı, genel kurul ve yönetim kurulunun kilitlenmesi sürekli olarak gereksiz yere toplantıya çağrılması, azlığa karşı manevi güç ve baskı uygulamak, azlığın meşru taleplerinin sürekli ret edilmesi, pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetlerinin ortadan kalması şeklinde örneklemeler” yapıldığı görülmektedir.Doktrinde haklı sebeplerin görünüm biçimlerini \"çoğunluk gücünün kötüye kullanılmasına ilişkin sebepler\", \"kişisel sebepler\" ve \"ortaklığa ilişkin sebepler\" olarak üç büyük gruba ayırdıkları ve örneğin eşitlik veya hakların sakınılarak kullanılması gibi azınlığın korunmasına ilişkin temel ilkelerin ihlalini, pay sahiplerinin mali nitelikteki ve/veya yönetime katılma haklarını ihlal eden uygulamaları, pay sahibinin kişisel uyuşmazlık çıkarmasını veya bazen onun kişiliğinde diyelim iflas, ölüm, kısıtlanma gibi gerçekleşen bazı nedenleri, ortaksal yükümlülüklerin ihlalini, pay sahiplerinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranılmasını,  taraflar arasında imzalanmış  bulunan pay sahipleri sözleşmesinin ihlalini,  nihayet şirketin kötü yönetilmesini, amacını elde etmesinin olanaksızlaşmasını ve/veya organlarının karar alma yeteneğini yitirmesini haklı sebebe örnek olarak verdikleri gözlemlenmektedir (Ömer Teoman, Yaşayan Ticaret Hukuki Mütalaalar 15. Kitap 2012-2013, s. 294).Hakim fesih talep eden ortağın veya ortakların menfaati ile fesih halinde zedelenmesi muhtemel bütün menfaatleri karşılaştırmalıdır.Kanunda tanımlanmadığına göre hâkim TMK 4. maddesi çerçevesinde her somut olayda haklı sebebin varlığını takdir edecektir. Somut olay adaleti gerçekliği ile şirketin yapısı ortaklığın işlevsel halini gözeterek vakıaların haklı sebep düzeyine ulaşıp ulaşmadığını araştırıp takdir etmelidir. Takdir hakkının sınırının kanuni dayanağın amacı ile uygun kullanılması gerekir. Diğer taraftan, hâkim bu değerlendirmeyi yaparken fesih davası açmanın davacı ortaklar için en son çare olup olmadığını da denetlemelidir.Örneğin; çekişmeyi yaratan genel kurul kararı aleyhine iptal  davası açma imkanı varsa veya ortaklık esas sözleşmesinde başka bir hukuki olanağın kullanılması mümkün iken bu yola gidilmeden fesih davası açılması, davanın reddini gerektirebilir. Bu nedenle fesih davasının ikincil dava ve son çare olduğu da söylenebilir. Yasaman; Federal Mahkemenin 50 yıllık uygulamasında haklı sebeple fesih davasının en son çare olarak düşünülmesi gerektiği, azınlığın ortaklıklar hukuku çerçevesinde bütün imkanlarını kullanarak hakkını kullanması gerektiği, bütün bunlara rağmen bir sonuç alamıyorsa ortaklığın feshinin istenebileceği yolunda kararların istikrar kazandığını belirtmektedir (Hamdi Yasaman, Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi, s. 716-717).Haklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir (Yargıtay 11. HD 6/2/2014 gün ve E:2012/9510  K:2014/2041 sayılı Karar). Somut olayda, davacı taraf şirketten çıkarılma, olmadığı taktirde şirketin uzun süredir gayrifaal olması nedeniyle şirketin feshini talep etmiştir. Davalının Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde kayıtlı adresinde olmadığı gibi  Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde kayıtlı olan şirket adresi \"İstanbul Büyükçekmece Bağlantıyolu Üzeri ...\" adresinin Belediye kayıtlarında bulunmadığı tespit edilmiştir. Vergi Dairesi'ne yazılan müzekkereye firmanın 06/12/1999 tarihinde faaliyetine başladığı, 30/04/2005 tarihinde nakil halinde terk olup Beylikdüzü Vergi Dairesi'nde faaliyetine başladığı, 30/04/2010 tarihinde resen terk olduğu, son 5 yıla ait herhangi bir beyanname sunmadığından bahisle cevap sunulduğu, Ticaret Sicil kayıtlarına göre ise şirketin son tescilini 04/05/2009 tarihinde yaptırdığı anlaşılmıştır. Tespit edilen hususlar nazara alındığında şirketin sicilden terkin edilmediği, gayrifaal durumda olduğu anlaşılmaktadır. Davacı taraf, ortaklıktan çıkarılma sebebi olarak şirketin gayri faal durumda olması ve Bağ Kur borçlarını ödemek istememesini göstermektedir. Bununla birlikte diğer davalı ortağın kusurlu olduğu ya da davacının kusurunun bulunmadığına ilişkin bir iddia ve ispat ileri sürülmemiştir. Şirketi kuruluşundan sonra faaliyeti devam etmediğinden bahisle borçları ödememek amacıyla ortaklıktan çıkmayı talep etmek hakkaniyete uygun çözüm değildir. Öte yandan ekonomik açıdan derhal tasfiyesi ile piyasadan uzaklaştırılması gereken, varlıklarıyla rekabeti bozan  işletmelerin kurtarılmasından kaçınılması gerektiği de muhakkaktır. (YEŞİLOVA, Bilgehan, Modern İflas Hukuku’nun Gereklilikleri ve Temel Haklar Çerçevesinde Susturma Hakkı/Engelleme Yasağı, 1.Baskı, Ankara, Adalet Yayınevi, 2015, s.110) Bu sebeple fesih son çare olmakla birlikte, faaliyeti devam etmeyen, ortaklarca da faaliyetin devamına ilişkin irade gösterilmeyen, tasfiyesi gereken davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, <br>'' AÇILAN DAVANIN KABULÜNE,<br>1-İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün ...-0 sicil numarasında kayıtlı ...’nin FESİH VE TASFİYESİNE,<br>2-Şirketin tasfiye işlemlerini yapmak üzere YMM ...’ın tasfiye memuru olarak atanmasına,<br>3-Tasfiye memuru için şirketin mali durumu ve yapılacak işin niteliğine göre arttırılıp eksiltilmek üzere 20.000-TL ücret takdirine, ücretin ileride şirketten tahsil edilmek üzere şimdilik davacı ve davalı tarafından eşit olarak karşılanmasına,<br>4-Şirketin feshi ve tasfiyesine ilişkin mahkememiz kararının kesinleşmesine müteakip tasfiye memurunun görevinin kendisine tebliğine,<br>5-Tasfiye masrafları olarak belirlenen 15.000-TL’nin  ileride şirketten tahsil edilmek üzere şimdilik davacı ve davalı tarafından eşit olarak karşılanmasına,<br>6-Tasfiye memuru ücretinin ve  tasfiye masraflarının, tasfiye memuru tarafından tasfiye giderleine eklenmesine,<br>7-Kararın kesinleşmesinden sonra, Ticaret Sicilinde tescil ve ilanına,  tescil ve ilan masraflarının ileride şirketten tahsil edilmek üzere şimdilik davacı ve davalı tarafından eşit olarak karşılanmasına, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dosyasında öncelikle müvekkilin davalı şirketten çıkmasına izin verilmesi talep edildiğini, bu talepleri kabul edilmediği takdirde terditli olarak davalı şirketin feshi ve tasfiyesinin talep edildiğini; ilk derece mahkemesi şirketin feshi ve tasfiyesine karar verdiğini; bu hükmün hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, İstinaf kaldırma kararına aykırı bir şekilde karar verildiğini, Dosya içerisinde mevcut İstanbul B.A.M. 13. HD. 2024/1395 E. 2025/317 K. Sayılı ilamda \", davacı talebi ile bağlı olarak,  HMK'nun 111/2 fıkrası uyarınca asli talep olan ortaklıktan haklı nedenle çıkma istemini değerlendirmek, haklı nedenle çıkma koşullarının oluşmadığı kanaatine varılması halinde, TTK'nun 636/2 fıkrasında düzenlenen usule uyularak fesih koşullarının oluşup oluşmadığını değerlendirmek ve sonucuna göre bir karar vermek olduğu, davacının kamu düzenine de ilişkin olan bu yöndeki istinaf başvurusunun haklı olduğu anlaşılmıştır\" şeklinde belirtildiğini, Asıl olarak müvekkilin şirketten çıkması aksi takdirde terditli olarak şirketin feshini talep ettiklerini; mahkemece ilk talepleri yönünden değerlendirme yapılmaksızın direkt olarak şirketin feshine karar verilmesinin hatalı olduğunu; söz konusu şirket yüzünden bir çok haksız meblağlar ödemiş olan müvekkile bir de tasfiye masraflarının yüklendiğini; bu durumda müvekkilin mağduriyetinin arttığını (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi Esas:2020-1070 Karar:2022-1275 Karar Tarihi:17.11.2022, T.C. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi Esas:2014-5860 Karar:2014-12950 Karar Tarihi:07.07.201),Terditli davanın, davacının aynı davalıya karşı aralarında hukukî ya da ekonomik bağlantı bulunan birden fazla talebini, bu talepler arasında aslilik-ferilik ilişkisi kurarak aynı dava dilekçesinde ileri sürmesi sonucunda ortaya çıktığını, (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 111/1). bununla birlikte mahkemenin, davacının asli talebini reddetmedikçe, diğer talebini değerlendiremeyeceğini, (HMK md. 111/2). o hâlde, terditli davada, davacının taleplerini bir sıraya sokması ve önceki talebinden sonuç alamazsa mahkemeden diğer talebini istemesi söz konusu olacağını, Bu izahatlar çerçevesinde mahkeme kararı değerlendirildiğinde; mahkemenin ilk talepleri yönünden hiç bir değerlendirmede bulunmaıdğını, asıl ve öncelikli talepleri yönünden hüküm kurmadan terditli talepleri yönünden hüküm kurduğunu, gerekçeli kararda da hatalı olarak ilk olarak şirketin feshini terditli olarak çıkma talepleri olduğunun belirtildiğini ancak bu tespitin açıkça hatalı olduğunu; dava dilekçelerinin konu kısmında \"Müvekkilin davalı şirketten haklı nedenle çıkmasının izin verilmesine aksi takdirde şirketin feshine karar verilmesi talepli dava dilekçesidir.\" şeklinde belirtildiğini, İleri sürerek yukarıda arz ve izah olunan sebeplerden dolayı; istinaf taleplerinin kabulü ile talepleri doğrultusunda yeniden hüküm kurulmasını talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının TTK'nun 638/2 fıkrası uyarınca davalı limited şirket ortaklığından haklı nedenle çıkmasına izin verilmesi, bunun mümkün görülmemesi halinde ise şirketin uzun süredir gayrıfaal olması nedeniyle TTK'nun 636/2 fıkrası kapsamında şirketin feshine karar verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece verilen şirketin fesih ve tasfiyesine dair verilen 2023/1201 esas,  2024/454 karar sayılı 08/05/2024 tarihli karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dairemizin 2024/1395 esas,  2025/317 karar sayılı 27/02/2025 tarihli ilamı sonrası yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulü ile, davalı şirketin fesih ve tasfiyesine, Yeminli Mali Müşavir ...'ın şirkete tasfiye memuru olarak atanmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Dairemizin  2024/1395 esas,  2025/317 karar sayılı 27/02/2025 tarihli ilamında; davacı tarafından dava dilekçesinde taleplerin terditli olarak ileri sürüldüğü, davacının ilk talebinin  TTK'nun 638/2 fıkrasına  haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkmasına karar verilmesine ilişkin olduğu, terditli olarak ileri sürülen ikinci talebin ise haklı nedenle çıkma talebi kabul edilmez ise uzun süredir genel kurulu toplanamayan davalı şirketin TTK'nun 636/2 fıkrasında yer alan; \"uzun süreden beri limited şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir. \" düzenlemesine istinaden şirketin feshine karar verilmesi olduğu, ilk derece mahkemesi tarafından ise davacının asli istemi olan TTK'nun 638/2 fıkrasına dayalı haklı nedenle çıkma talebi hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın ve hüküm kurulmaksızın, davacı tarafından talep edilmeyen ve dayanılmayan TTK'nun 636/3 fıkrasındaki haklı nedenle şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin hükme dayalı karar verildiği, TTK'nun 636/2 fıkrasındaki fesih sebebi ile 636/3 fıkrasındaki fesih sebebinin birbirinden tamamen farklı oldukları,  6100 Sayılı HMK'nun 26 maddesi uyarınca hakimin, tarafların talep sonuçları ile bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye hükmedemeyeceği, yine 6100 sayılı HMK'nun 111 maddesi uyarınca taleplerin terditli olarak ileri sürüldüğü davalarda mahkemenin davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer'i talebini hükme bağlayamayacağı, öte yandan mahkemece tensip ara kararına rağmen ön inceleme duruşması yapılmasına karar verilmesine rağmen, ön inceleme duruşması icra edilmeksizin ve uyuşmazlık konuları tespit edilmeksizin hüküm verildiği; mahkemece yapılması gereken işin; öncelikle davalı şirketin dava tarihi itibariyle sicilden terkin edilip edilmediğini tespit etmek,  HMK'nun 320/2 fıkrasına uygun şekilde ön inclemeyi icra ederek tahkikata geçmek, davacı talebi ile bağlı olarak, HMK'nun 111/2 fıkrası uyarınca asli talep olan ortaklıktan haklı nedenle çıkma istemini değerlendirmek, haklı nedenle çıkma koşullarının oluşmadığı kanaatine varılması halinde, TTK'nun 636/2 fıkrasında düzenlenen usule uygun olarak şirket müdürünü dinleyip, şirketin durumunu kanuna uygun hale getirmesi için süre vermek ve süre içerisinde şirketin durumunun kanuna uygun hale getirilmemesi halinde fesih kararı vermek olduğu belirtilerek, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece dairemizin kaldırma ilamı sonrasında; şirketin sicil kayıtlarının celbedildiği, Büyülçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğü'nden şirketin faal olup olmadığının sorulduğu ve yazı cevabının dosya arasına alındığı, ön inceleme duruşmasının yapıldığı ve bu celse tahkikat bitirilerek, TTK'nun 636/3 fıkrası uyarınca her ortağın haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin fesih ve tasfiyesini talep edebileceği, davacının ortaklıktan çıkma talebini diğer davalı ortağın kusurlu olduğu ya da davacının kusurunun bulunmadığına ilişkin bir iddia ve ispat ileri sürülmediği, fesih son çare olmakla birlikte, faaliyeti devam etmeyen, ortaklarca da faaliyetin devamına ilişkin irade gösterilmeyen, tasfiyesi gereken davalı şirketin fesih ve tasfiyesinin uygun olduğu gerekçesi ile, davanın kabulü ile davacı şirketin fesih ve tasfiyesine, şirkete 20.000,00-TL ücret ile bir yeminli mali müşavirin tasfiye memuru olarak atanmasına karar verildiği, davacı tarafından karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; mahkemece kaldırma ilamı gereklerinin yerine getirilmediği, terditli olarak açtıkları davada asıl talepleri olan TTK'nun 638/2 fıkrasına dayalı talepleri hakkında bir değerlendirme yapılıp hüküm tesis edilmeden doğrudan şirketin feshine karar verildiği,  şirket yüzünden bir çok haksız meblağlar ödemiş olan davacıya bir de tasfiye masraflarının yüklendiği yönündedir. TTK'nun 638/2 fıkrası uyarınca her ortak haklı sebeplerin varlığı halinde şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Kanun koyucu anonim şirketlerden farklı olarak limited şirket ortaklarına bağımsız bir haklı nedenle ortaklıktan çıkma davası açma hakkı tanımıştır. Diğer ifade ile anonim şirketlerde haklı nedenle ortaklıktan çıkma istemi ancak TTK'nun 531 maddesi kapsamında açılacak bir fesih davasında makul ve kabul edilebilir diğer bir çözüm olarak değerlendirilebilecek iken, limited şirket ortağı sadece haklı nedenle ortaklıktan çıkma talebi ile bağımsız bir dava ikame edebilir. TTK'nun 636/2 fıkrası uyarınca; uzun süreden beri limited şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir. Bir ortak TTK'nun 636/2 fıkrasına dayalı olarak fesih istediğinde mahkemece yapılması gereken iş, anılan hükümdeki usule uygun olarak şirketin durumunu kanuna uygun hale getirmek için şirket müdürüne süre verip, düzeltilmemesi halinde şirketin feshine karar vermekten ibarettir. Burada kanun koyucu mahkemeye, TTK'nun 636/3 fıkrasından farklı olarak haklı nedenin varlığını ve ispatını aramamış, mahkemeye bir takdir hakkı da tanımamıştır. Dairemizin 2024/1395 esas,  2025/317 karar sayılı 27/02/2025 tarihli ilamı kaldırma ilamında belirtildiği üzere, eldeki davada davacı öncelikle TTK'nun 638/2 fıkrası kapsamında haklı nedenle ortaklıktan çıkma talebinin kabulüne karar verilmesini, aksi halde TTK'nun 636/2 fıkrası kapsamında şirketin feshine karar verilmesini talep etmiş olup, mahkemece gerekçeli kararda davacının haklı nedenle ortaklıktan çıkma talebi bakımından haklı nedeni ispat edemediği belirtilmesine rağmen HMK'nun 111 maddesine aykırı şekilde bu talebin reddine dair bir hüküm tesis edilmemesi isabetsiz olmuştur. Öte yandan davacı tarafından talep edilmediği halde TTK'nun 636/3 fıkrası kapsamında haklı nedenle fesih koşullarının oluştuğunun kabul edilmesi ve şirketin bu sebeple fesih ve tasfiyesine karar verilmesi yerinde olmamış, HMK'nun 26 ve 297 maddesine aykırılık teşkil eden, ayrıca istinaf sebebi olarak da ileri sürülen bu yanılgı bakımından davacı istinafında haklı bulunmuştur. <br>Dosya arasına alınan sicil kayıtları kapsamından, davalı şirketin iki ortaklı olduğu, davacının davalı şirketteki %50 payının %49'unu 2009 yılında  dava dışı diğer ortağa devrettiği, böylece  davacının %1, dava dışı ...'ın %99 payının bulunduğu, diğer ortak ...'ın aynı zamanda şirketi münferiden temsile yetkili müdür olduğu, şirketin en son ortaklar kurulu toplantısının 17/08/2008 tarihinde yapıldığı, yine 25/12/2005 tarihli ortaklar kurulu toplantısı ile diğer ortak ...'ın 5 yıl süre ile şirketi temsil ve ilzama münferiden yetkili müdür olarak seçildiği, 25/12/2010 tarihi itibariyle müdürün görev süresinin dolduğu, ancak dava tarihine dek yeni müdür seçimine ilişkin genel kurul toplantısı yapılmamış olduğu, şirketin 2010 yılında vergi kaydının re'sen terk edildiği anlaşılmıştır.   Mahkemece, davacının TTK'nun 638/2 maddesi uyarınca haklı nedenle ortaklıktan çıkma talebi bakımından haklı nedeni ispat edemediği kabul edildiğine göre, yapılması gereken iş, TTK'nun 636/2 fıkrasında düzenlenen usule uygun şekilde  uzun süreden beri davalı limited şirketin kanunen gerekli yönetim organının bulunmaması ve genel kurulun toplanaması nedeniyle; davalı şirket müdürünü dinleyerek  şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirlemek,  buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar vermektedir. Mahkemece kaldırma ilamı sonrası yapılan ön inceleme celsesinde şirket müdürü ... hazır olmasına rağmen, müdüre kaldırma ilamında belirtilenin aksine TTK'nun 636/2 fıkrasında düzenlenen usule uygun şekilde süre verilmeksizin tahkikatın bitirilmesi ve HMK'nun 26 maddesine aykırı şekilde şirketin TTK'nun 636/3 fıkrası kapsamında haklı nedenle fesih ve tasiyesine karar verilmesi de yerinde olmamıştır. Kabule göre de; mahkeme kararlarında gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki bulunmaması zorunlu olduğu gibi, gerekçenin de kendi içerisinde çelişki oluşturmamasının zorunlu olduğu, bu ilkeye göre  mahkemece bir yandan davacının TTK'nun 638/2 fıkrasına dayalı olarak ileri sürdüğü haklı nedenle çıkma talebi bakımından haklı nedenin varlığını ispat edemediği kabul edilirken, diğer yandan şirketin haklı nedenle fesih koşullarının oluştuğu kabul edilerek, kendi içerisinde çelişkili gerekçeye dayalı hüküm tesisi de yerinde olmamıştır. Bu saptamalar karşısında mahkemece eldeki terditli davada yapılması gereken iş; davacıya çıkma payı talebi bulunup bulunmadığına da açıklattırarak, öncelikle davacının TTK'nun 638/2 fıkrasına dayalı limited şirket ortaklığından haklı nedenle çıkma çıkmasına izin verilmesine yönelik asli talebinin yerinde olup olmadığını değerlendirmek, yerinde ise çıkma talebini kabul etmek,  asli istemin yerinde olmadığının saptanması halinde ise TTK'nun 636/2 fıkrası uyarınca, şirketin 2008 yılından itibaren genel kurulunun toplanamadığı da nazara alınarak, davalı şirket müdürüne şirketin durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre vermek,  buna rağmen durum düzeltilmezse şirketin feshine karar vermekten ibarettir. Her durumda asli talep hakkındaki kararın hüküm fıkrasında belirtilmesinin zorunlu olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Sonuç itibariyle; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 355,  353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma ilamı doğrultusunda tahkikat yürütülmek üzere mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; <br>Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/06/2025 tarih ve  2025/364 Esas ve 2025/593 Karar sayılı kararının HMK'nın 355, 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,<br>2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, <br>3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, <br>4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, <br>5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, <br>6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, <br>  Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/12/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. <br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7b3dac230f4b6e55","SID":"1048330eff9e8e7f"}}