{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>26. HUKUK DAİRESİ  Esas-Karar No: 2024/381 - 2025/1671<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>26. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO\t: 2024/381 <br>KARAR NO\t: 2025/1671<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28.11.2023<br>NUMARASI\t\t: 2023/158 Esas 2023/693 Karar<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan Rücuen)<br>KARAR TARİHİ\t: 19.12.2025<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 04.01.2026<br><br>\tİlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde;  23.04.2018 tarihinde davacı şirketin zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu davalıya ait aracın araç sürücüsünün alkollü iken kazaya sebebiyet verdiğini, karşı araçtaki yolcu ...'ın yaralandığını, davalı şirketin poliçe teminatı kapsamında 69.991,00-TL ödeme yaptığını, dava dilekçesinin ekinde sundukları belgeye göre sürücünün 2.32 promil alkollü olduğunu, \"Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sigortası Genel Şartları\"nın B.4 maddesinde sigortalının alkollü olarak kazaya sebebiyet vermiş olmasının rücu sebebi olarak düzenlendiğini, davalıya rücu şartlarının oluştuğunu, davalı hakkında Ankara 30. İcra Müdürlüğü'nün 2020/11226 esas sayılı dosyası da icra takibinde bulunduklarını, davalının takibe itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, %20 oranından az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalı araç sürücüsünün alkollü olmasının sigorta şirketine tek başına rücu hakkı tanımadığını, bilirkişi incelemesi yaptırılarak kazanın oluşu ile alkollü araç kullanımı arasındaki nedensellik bağının araştırılması gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek üzere konusunda uzman bilirkişilere inceleme yaptırılarak illiyetin tespit edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; davanın sigortacının poliçe teminatı kapsamında ödediği tutarın sigortalısından rücuen tahsiline yönelik başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olduğu; davanın ilk açıldığı Tüketici Mahkemesi tarafından; makine mühendisi, nörolog, hesap uzmanı bilirkişi heyetinden alınan  rapora göre, davacı şirket nezdinde sigortalı, davalı adına kayıtlı araç sürücüsünün kazada %75 oranında asli kusurlu olduğu, karşı araç sürüsünün kazada %25 kusurlu olduğu, sigortalı araç sürücüsünün kaza sırasında 2.38 promil alkollü olduğu, bu oranın yasal sınırların üzerinde olduğunu, ancak kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelmediği yönünde görüş ve tespit bildirildiği; rapora davacı tarafça itiraz edilmesi üzerine mahkemece kusur, nörolog, hesap uzmanı bilirkişiden oluşan yeni bir heyete dosya tevdi edildiği, sunulan raporda davalı sürücü ...'un kaza anında 2.32 promil alkollü olduğu, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiği yönünde görüş ve tespit bildirildiği; görevsizlik kararı sonrasına gelen dosyada mahkemece bu defa Karayolları Fen Heyeti üçlü kusur bilirkişisinden rapor alındığı, bu raporda, davalı adına kayıtlı araç sürücüsünün kazada %75 oranında asli kusurlu olduğu, karşı aracın kazada %25 kusurlu olduğu, davalı sürücü her ne kadar 2.32 promil alkollü ise de karşı tarafın fasılalı kırmızı ışık ihlali yapması sebebiyle sürücü alkollü olmasa da kazanın meydana geleceği yönünde görüş ve tespit bildirildiği, mahkemece aynı heyete nörolog bilirkişi eklenerek dosya yeniden bilirkişiye veriliği; dosyaya sunulan raporda, davalı sürücünün kaza anında 2.38 promil alkollü olduğu, 1 promilin üzerindeki alkol düzeyinin araç sürmeyi bozacak düzeyde etkilediği, davalı adına kayıtlı ... plakalı araç sürücüsünün kazada %75 oranında asli kusurlu olduğu, ... plakalı aracın kazada %25 kusurlu olduğu, bu verilere göre kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelmediği yönünde görüş ve tespit bildirildiği, raporu karar vermeye elverişli olduğu; Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre sigortalı araç sürücüsünün alkollü olması tek başına sigortacıya rücu hakkı tanımayacağı, kazanın salt alkolün etkisi altında meydana geldiğinin tespiti gerektiği, dosya kapsamında birbirini doğrulayan üç rapor bulunmakta olup, Tüketici Mahkemesi'nden alınan 02.09.2022 tarihli rapor ile çelişkinin bu şekilde giderildiği; dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4-c maddesinde aranan şartların sağlanmadığı, davanın sübut bulmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle; “Davanın Reddine,” karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Davacının bu kadar yüksek alkollü olarak kazaya sebep olmasına rağmen davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, araç sürücüsünün yasal sınırların üzerinde alkollü araç sürüdüğünü ve kaza yaptığını, kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğunu, nitekim Ankara 26 BAM kararlarında da, münhasıran alkolün etkisi aranmayacağının kabulü gerektiğinin kabul edildiğini, zira kazanın yeni Genel Şartlar döneminde meydana geldiğini, ayrıca 2,32 promil alkolün güvenli sürüş yeteneğini yitirmesine neden olacağının Yerleşik içtihatlarla da sabit olduğunu, alınan raporlara göre de davacının aldığı alkolün etkisi ile asli kusurlu olarak kazaya sebebiyet verdiğinin sabit olduğunu, rücu şartlarının oluştuğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>\tİstinaf talebinde bulunan davacı Sigorta vekilinin istinaf sebepleri doğrultusunda, HMK’nın 355. maddesi kapsamında, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda;<br>\tDava, trafik kazasından kaynaklanan zararlar nedeniyle, zarar görenlere ZMMS kapsamında yapılan ödemenin, Genel Şartlar gereğince sigortalısından (âkidinden) rücuen tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemidir. İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine dair verilen karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. <br>\tİlk derece mahkemesi, davalı tarafından sigortalı aracın karıştığı kazada, sigortalı araç sürücüsünün ancak tam kusurlu olması ve kazanın da münhasıran alkollün etkisi ile meydana gelmesi durumunda, davacının, davalı sigortalıya rücu edebileceği, kazanın ise tam kusur ile meydana gelmediğinden rücu koşulları oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.<br>\tUyuşmazlık, ZMMS poliçesi kapsamında zarar gören üçüncü kişiye ödeme yapan sigortanın, kazaya kusuru ile sebep olan araç sürücüsünün yasal sınırlar üzerinde alkollü olarak araç kullanması durumunda, kazanın meydana gelmesinde alkolün münhasıran etkili olup olmadığının aranması gerekip, gerekmediği, Yasa Koyucunun daha önceki kanuni düzenleme ile alkollü araç kullanmada \"güvenli sürüş yeteneğini yitirmiş olmak\" subjektif kriterinden vazgeçerek, yasal sınırların üzerinde alkol kullanmayı idari yaptırıma bağladığı durumda, yasaya aykırı olarak aracın kullanıldığı ve kusuru ile kazaya karıştığı durumda kanunda idari yaptırım açısından aranmayan yine Genel Şartlarda 01.06.2015 tarihinden itibaren aranmayan \"güvenli sürüş yeteneğini yitirmiş olmak\" şartının, aranıp aranmayacağına, özellikle Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporlarında 1 promil üzerinde alkollü araç kullananların, güvenli sürüş yeteneğini yitirdiği kabul edilerek, araç sürücüsünün kast manevi unsuru ile işlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan (kazaya neden olmadığı durumda dahi) cezalandırıldığı durumda, tam kusur ile meydana gelmeyen kazada, rücu hakkı olmayacağının kabul edilmesinin, yasal düzenlemeler ve Genel Şartlar karşısında ileri sürülüp sürülmeyeceğine ilişkindir.<br>\tBunun için, kaza tarihindeki yasal düzenlemenin, ZMMS Genel Şartlarında rücu koşullarına ilişkin oluşturulan sistematiğin, Genel Şartlardaki rücu düzenlemesinin yasal dayanağının ve rücu koşullarına yönelik hükümlere ilişkin düzenleyici işlemlerin iptali istemli davada Danıştay tarafından verilen kararın, Yargıtay 4. ve 17. Hukuk Dairesinin ve şuan için iş bölümü çerçevesinde bu uyuşmazlıklara bakmamakla birlikte, bu uyuşmazlıklara baktığı dönemde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.06.2015 tarihinden önceki kazalarda ZMMS'den kaynaklanan alkole dayalı rücu davalarında \"münhasıran kazanın etkisinin\" aranmasına yönelik içtihadının yasal dayanakları çerçevesinde, eldeki davada rücu davasının koşullarının değerlenmesi gerekmektedir. <br>\t01.06.2015 tarihinden önce meydana gelen kazalarda, Yargıtay içtihatlarında alkole dayalı rücu koşulları değerlendirilirken; ZMMS Genel Şartlarındaki kazanın \"alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa,..\" ibaresinden ve 2918 Sayılı Yasadaki \"Uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş olan kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.\" ifadelerinden hareket ile, Yasada; alkollü araç kullanmanın unsuru olarak \"güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş\" olması, Genel Şartlarda ise; \"kazanın bundan kaynaklanmış olmasının\" açıkça düzenlenmiş olması nedeniyle, yasal düzenlemeden ve Genel Şartlardaki düzenlemeden hareket ile yapılan yorum ile \"kazanın tam kusur ile meydana gelmiş olması\" ve \"kazaya münhasıran alkol ya da uyuşturucu maddenin neden olması\" aranmıştır. Söz konusu dönem için, mevzuat çerçevesinde oluşan yerleşik içtihatlar, rücu davalarına yön vermiştir.<br> \tAncak, Yargısal içtihatlar, mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde uyuşmazlıklar açsından emsal olabileceğinden, Yargısal içtihatların dayanağı mevzuatta değişiklik olması durumda, oluşan mevzuat çerçevesinde yargısal içtihatların emsal olma niteliği de değerlendirilmelidir. <br>\tTMK'nın 1.maddesi \"Kanun, sözüyle veya ruhuyla dokunduğu bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, töre hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve mahkeme içtihatlarından yararlanır.» denildiğinden, Yargısal içtihatlar, kanuni düzenlemelerden bağımsız düşünülmemelidir. En nihayetinden Yargısal içtihatlara, uyuşmazlıkların çözümünde kanunların yorumlanması ile ulaşılır. <br>\tBu çerçevede 2918 sayılı KTK'nın 48. maddesinde daha önce (24.05.2013 öncesi); \"Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı\" düzenlenmiş ve İlgili yasal düzenlemede 24.05.2013 tarihinden önce \"Uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş olan kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.\" denilerek, alkol oranına yasal bir sınır getirilmeyerek alkol oranına ilişkin düzenleme Yönetmelik ile yapılmışken, 24.05.2013 tarihinde kabul edilen 6487 sayılı Yasa'nın 19. maddesi ile 2918 sayılı Yasa'nın 48. maddesi yeniden düzenlenmiş, daha önceki yasal düzenlenmedeki alkol oranına yönelik \"güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş\" ibaresinden vazgeçilerek; \t\"(1) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış olan sürücüler ile alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.<br>\t(2) Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılır\" denilmiş, maddenin 5. fıkrasında ise önceki düzenlemeden farklı olarak, \"Yapılan tespit sonucunda, 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında, fiili bir suç oluştursa bile, 700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır. Hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır. Alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye, son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle, üç veya üçten fazlasında ise, 1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır. Sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması hâlinde belirtilen süreler, geçici alma süresinin bitiminde başlar.\" düzenlemesine, 6. fıkrasında \"Yapılan tespit sonucunda, 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179 uncu maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.\" 7. fıkrasında ise \"Hususi otomobil sürücüleri bakımından 0.50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0.20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde, ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.\" denilerek, ülkemizde yaşanan kazalarda alkolün etkisi de nazara alınarak,  yasal düzenlemeler  yapılarak, alkollü araç kullanma, belirli durumlarda idari yaptırımında üzerine çıkartılarak, adli yaptırıma bağlanarak, bu hususta alkollü olarak direksyon başına geçilmemesi için farkındalık yaratılmaya çalışılmış ve trafik kazalarının önüne geçilmek istenilmiştir. Nitekim trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçu açısından Yargıtay ilgili Ceza Dairesi, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun bilimsel temelli değerlendirimlerinden de hareket ile 1 promil alkollü olmasına rağmen araç kullanan kişiler hakkında herhangi bir kazaya neden olmasalar dahi 2918 Sayılı Yasanın 48/6 fıkrası delaletiyle, TCK'nın 179 maddesi gereğince cezalandırılması gerektiğini kabul etmiştir. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi \"11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi ile değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun '1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179. maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.' şeklindeki 48 inci maddesinin altıncı fıkrasına göre 1,00 promilin üzerinde alkol veya uyuşturucu madde alınması sonrası araç kullanılmasının atılı suçun oluşması için yeterli olduğu; \")<br>\tYapılan düzenlemelerle trafikte alkollü araç kullanılmasının önlenmesine yönelik \"Kanun koyucunun\" iradesi açıkça ortaya konulmuş, alkol kullanımında daha önce Yönetmelik ile idare tarafından belirlenen sınır, yasa ile belirlenir hale gelmiş, \"alkolün sürüş yeteneğine etkisi\" şeklindeki subjektif kıstas da Yasa'dan çıkartılmış, hatta bilimsel temelli olarak, 1 promil ve üzerinde alkollü araç kullananların, kaza yapmamış olsa dahi trafik için tehdit oluşturduğu kabul edilerek, alkollü olarak araç kullanmaları durumunda, trafik güvenliğini tehlikeye soktuğu kabul edilmiştir. <br>\tKarayolları ZMMS Genel Şartlarında da, \"Kanun Koyucunun\" iradesi doğrultusunda değişiklere gidilmiştir. 01.06.2015 tarihinden önceki düzenlemede alkol ve uyuşturucu etkisinde araç kullanımı durumdaki rücuya ilişkin B-4.d maddesinde; \"Tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay, yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa,..\" denilerek, sigortanın sigortalısına rücu hakkı düzenlenmiş iken, 01.06.2015 tarihinde yapılan değişiklik ile 2918 Sayılı Yasa'nın 48. maddesindeki değişiklik ile uyumlu olarak B-4-c maddesinde; \"Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar,..\" nedeniyle yapılan ödemelerde sigortanın, sigortalısına rücu hakkı olduğu kabul edilmiştir. \t<br>\tBu şekilde yapılan düzenleme ile rücu şartlarında gözle görülebilir, bir sistematik sağlanmıştır. Bu çerçevede Genel Şartlardaki rücu koşullarını düzenleyen B.4. Maddesi incelendiğinden \"a\" bendinde; kazanın meydana gelmesindeki kusura etki eden rücu koşulları (Tazminatı gerektiren olay, sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana olması) \"b\" ve \"c\" bendinde; sürücüden kaynaklar sebepler ( b Tazminatı gerektiren olay, aracın ilgili mevzuat hükümlerine göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan veya geçerliliğini yitirmiş sürücü sertifikasına sahip ya da ehliyetine geçici/sürekli el konulmuş kimseler tarafından sevk edilmesi veya trafik kurallarının ağır kusur ile ihlali sonucunda meydana gelmiş ise, c- Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar ), \"ç\" bendinde; araçtan kaynaklana sebepler ( ç- Tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması veya yetkili makamlarca tespit edilmiş olan istiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması veya patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmiş ise,<br>\"d\" ve \"f\" bendinde ise; riskin gerçeklemesinden sonraki yükümlülüklere uymama (d- Sigortalının rizikonun gerçekleşmesi halinde bu genel şartların B.1. maddesinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmemesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında bir artış olursa, f) Bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin, tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu haller hariç olmak üzere, olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş koşullarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması halinde,<br>) \"e\" bendinde ise riskin gerçekleşmesinden önceki ihmali davranışlar (e- Tazminatı gerektiren olayın aracın çalınması veya gasp edilmesi sonucunda olması halinde, çalınma veya gasp edilme olayında sigortalının kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse,<br>) olarak, düzenlemiştir. Dolayısı ile, zaten kusurla sınırlı olarak zarardan sorumluluk belirlendiğinden, rücu hakkının oluşması için her durumda, olayın meydana gelmesindeki kusurunun etkisi değil, yerine göre Kanun ile getirilen yükümlülüklere uyulup uyulmaması aranır. Bu nedenle Genel Şartlarda rücu koşullarında açıkça belirtilmedikçe, rücu sebebin kazaya etkisi aranmaz. Nitekim Yargıtay uygulamalarında da, kaza sonrası olay yeri terk durumunda, haklı sebeple terkin sigortalı tarafından kanıtlanmadığı durumda, terkin kazaya etkisi tartışılmadığı gibi (zira söz konusu düzenleme sigortalı kanun ile belirlenen yükümlüğünü yerine getirmemiş olmasının sonucu olarak getirilen bir düzenlemedir.), Yine sürücü belgesiz yahut yetersiz belge ile araç kullanmada kazaya etkisi tartışılmamaktadır (Kanuna aykırı şekilde aracın kullanılmış olması yeterli görülmek, ayrıca kazaya tam kusur ile sebep olması ya da yetersiz ehliyetin kazaya münhasıran etkisi aranmamaktadır.). Rücu koşullarında yükümlülüklerin yahut kanuna aykırılıkların, olaya etkisi olmasının arandığı durumlar ise açıkça düzenlenmiş olup, bu durumlar Yargıtay yerleşik içtihatlarında da kabul edilmektedir. Örneğin, istiap haddini aşan bir yükleme yapılması halinde meydana gelen kazada, istiap haddini aşmasının kazaya sebep olması halinde rücu koşullarının oluşacağı açıkça düzenlendiğinden, istihap haddinin aşılmış olmasının kazaya etkisi olmaması halinde, yasaya aykırı yükleme yapılmış olsa dahi rücu imkanı olmayacağı izahtan varestedir.<br>\tDolayısı ile, kanuna aykırılıkların ve kanuni yükümlülüklerin yerine getirilmediği durumlarda, kazaya etkisi aranmaksızın rücu koşulunun kabul edildiği durumlar olacağı içtihatlar ile kabul edilirken (olay yerini terk, alkol raporu düzenlemesinden kaçınma, yetersiz ehliyetle araç kullanma vs); Yine Kanunda yasaklanan belirli durumda adli yaptırım gereken bir durumda (bir promil üzerinde, kaza meydana gelmese dahi araç kullanmanın, kasıtlı suç olan trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçunu oluşturması gibi), Yeni Genel Şartlarda, önceki Genel Şartlardan farklı olarak kazaya etkisi aranmadığı halde, kazaya etkisinin aranması gerekeceği yetersiz ehliyet yahut olay yerini terk nedeniyle rücuya ilişkin değerlendirme ile tezatlıkta oluşturacaktır. Zira burada da, olay yeri terk ve yetersiz ehliyetle araç kullanmakta olduğu gibi kişilerin kanuna uygun araç kullanılması, yasaya aykırı davranılmaması sağlanmak istemiştir. Bu açıdan kanuna ayrılık durumunun rücu sebebi sayılmış olması nedeniyle Genel Şartlarda açıkça düzenlenmeyen kazaya etkisinin, kaza tarihindeki mevzuat açısından tartışılması olanaklı değildir. Aksi takdirde olay yerini terk ederek alkol rapor aldırmayan ile alkollü olduğu açıkça tespit edilen arasında uygulamada rücu davalarında çelişki olaşacaktır. <br>\tGenel Şartlarda getirilen rücu koşullarının, Yasalar karşılığında uygulanabilirliğinin de değerlendirme gerekir ise; Genel Şartlar'ın genel işlem koşulu olup olmadığı da tartışma konusu olmuş iken, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay tarafından Genel Şartlar, yasal dayanağı da bulunan düzenleyici işlem olduğu kabul edilmiştir. Nitekim idari yargı açısından da, Genel Şartlar düzenleyici işlem kabul edilmekte, Genel Şartlar, iptal davasına konu edilebilmektedir. Bu niteliği gereği Genel Şartlar, kanunlar karşısında ikincil norm olduğundan kanuna aykırı olmayacağı gibi Genel Şartlarda yapılan düzenlemenin, kanuni dayanağının da olması gerekir. Kanuna aykırı şekilde Genel Şartlarda yapılacak düzenleme, Danıştay'a açılacak bir dava ile iptal davasına konu edilebileceği gibi, kanun emredici düzenlemesine açıkça aykırı olan durumlarda, henüz Danıştay tarafından verilen iptal kararı olmasa dahi, kanunlar karşısında Genel Şartların ikincil norm olma özelliği nedeniyle, adli yargı tarafından kanuni düzenleme esas alınarak karar verilebilir ise de, Kanun ile verilen yetki çerçevesinde çıkartılan ikincil normun, kanuna açıkça aykırılığı olmadığı durumda, İdari Yargının dahi yerindelik denetimi yapamadığı durumda, yerindelik değerlendirilmesinden kaçınılmalıdır. Aksi uygulama, mevzuat açısından karışıklığa neden olacağından ve kişilerin hak ve yükümlülüklerini belirlemeyi güçleştireceğinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında hak ihlallerine neden olabilecektir. <br>\tBu çerçevede ZMMS Genel Şartlarının yasal dayanağı, 2918 Sayılı Kanun olup, KTK'nın 93. Maddesinde \"Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmi Gazetede yayımlanır. Tarife ve talimatların tespitinde; araç türleri; coğrafi bölge; sigorta süresi içinde herhangi bir hasar ödemesine neden olmayan işletenlerin primlerinin indirilmesi yoluyla ödüllendirilmesi, hasar ödemesine neden olan işletenlerin primlerinin yükseltilmesi yoluyla cezalandırılması ve gerekli görülen diğer hususlar dikkate alınır.\" denilerek, İdareye Genel Şartlar çıkartabilmesi, hususunda yetki verilmiş olup, Yasa'nın 95. Maddesinde \" Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez.<br>\tÖdemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir.<br>\" denilerek, sigorta poliçesi tanzim eden sigorta şirketinin sorumluluğunu ne şekilde yerine getirilebileceği yanı sıra, belirli durumlarda sigortalısına rücu hakkı olabileceği, kanun ile düzenlenmiştir. Sorumluluk sigortasında, zarar gören ile sigorta şirketi arasında sözleşme ilişkisi bulunmuyor ise de, sigortalı ile sigorta şirketi arasındaki ilişki sözleşme ilişkisi olup, kanun ile belirlenen sınırlar içerisinde rücu koşulları kararlaştırılabilir. Zorunlu Sigortalar açısından ise Kanun ve Genel Şartlar ile rücu hakkı düzenlenmiş olup bunun genişletilmesi mümkün değil ise de, bu durum taraflar arasındaki ilişkinin sözleşme ilişkisi niteliğini kaldırmayacaktır. Dolayısı ile ZMMS Genel Şartlarının yasal dayanağı olup, kanuna ayrı olmadıkça uyuşmazlıklarda ikincil norm olarak uygulanması gerekir.<br>\tGenel Şartlarda rücu sebebi sayılan hususların Kanuna uygunluğunun değerlendirilmesi açısından ise; yukarıda da izah edildiği üzere, 01.06.2015 tarihinde Genel Şartlarda yapılan düzenleme ile, kazaya kusuru ile neden olan sigortalı araç sürücüsünün neden olduğu kaza nedeniyle, belirli durumlar rücu sebebi olarak düzenlenmiştir. Bunların bir kısmı kanuna aykırı davranma ya da kanuni yükümlülükleri yerine getirmemeye yönelik olup, Yüksek Yargıtay içtihatlarında da, kanuna aykırı davranmanın kazaya etkisi olmasa dahi rücu koşulu olabileceği kabul edilmiştir. (yetersiz sürücü belgesi, olay yeri terk gibi) Gerek TTK'da, gerekse de 2918 Sayılı Yasada, sorumluluk sigortalarında sigortalıya rücunun, rücu sebebinin kazaya doğrudan etkisi olan sebeplerle sınırlanabileceğine ilişkin düzenlemede bulunmamaktadır. Bu durum karşısında, sigorta açısından riskin gerçekleşme ihtimalini artıran, sorumluluğun belirlenmesini güçleştiren ve kanun ile yasaklanan açıkça yasaklanan hususların, sonrasında netice meydana gelmiş ise rücu sebebi olarak kabul edilmesinin, Sigortanın kapsamını kanuna aykırı olarak daraltan sebep olarak görülmesi mümkün görülmemektir. <br>\tSonuç itibariyle, sigorta sözleşmesi ya da Genel Şartlarda; sigortacının, ancak kanuna uygun eylemler çerçevesinde oluşan zararından sorumluluğun kabul edilmesi, kanuna aykırı davranış bulunması halinde ise zararın rücuya tabi olduğunun kabul edilmesi, sorumluluk sigortalarında TTK'nın 1485 maddesi gereğince uygulanma imkanı bulan Sigorta Genel Hükümlerinde TTK'nın 1409 maddesi de düzenlenen sigortanın kapsamını belirleyen durum niteliğinde olmadığından, TTK'nın 1452/3 maddesindeki \"sigortalı ya da lehtar aleyhine kanuna aykırı olacak şekilde\" sigortanın kapsamının değiştirilmesi niteliğinde görülme imkanı da bulunmamaktadır. <br>\tNitekim, Genel Şartlardaki, alkolün ancak kazaya münhasıran etkisi olması halinde rücuya tabi olması kapsamında, düzenleyici işlemin iptali istemli olarak Danıştay'a açılan dava da, Danıştay 8. Dairesi 25.02.2022 tarih ve E:2020/6156 - K:2022/1211 sayılı kararında ; \"2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 'Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı' başlıklı 48. maddesinde; uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü olan sürücülerin kara yolunda araç sürmelerinin yasak olduğu, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla kollukça teknik cihazlar kullanılacağı, yapılan tespit sonucunda, 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında, fiili bir suç oluştursa bile sürücü belgesinin altı ay süreyle geri alınacağı, bu kişilerin son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde ikinci defa alkollü iken araç kullanmaları halinde ise sürücü belgelerinin iki yıl süreyle, üç veya üçten fazlasında ise beşer yıl süreyle geri alınacağı, hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanacağı, hükme bağlanmıştır. <br>\tTebliğ'in dava konusu edilen (c) bendinde, 2918 sayılı Kanun'un 48. maddesi doğrultusunda belirlenen seviyenin (hususi otomobil sürücüleri için 0,50 promil ve diğer araç sürücüleri için 0,21 promil) üzerinde alkollü olarak araç kullanılması nedeniyle kaza yapılması halinde sigortalıya rücu edileceğinin düzenlendiği, dava konusu düzenlemenin üst normlara uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ilgili düzenlemenin kanuna aykırı olmadığı\" denilerek, bu talebe yönelik olarak davanın reddine verilmesi sonrasında; davacı Baro'nun \"mevzuatta belirtilen yasal sınırın üzerinde alkol almanın rücu için yeterli görüldüğü, sınırın üzerinde alkol alınmış olsa bile, alkolün kazanın oluşumuna etkisinin olmadığı durumların söz konusu olduğu, bu nedenle, güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş olma şartının da aranması gerektiğini\" ileri sürerek, kararı temyizi üzerine; \"B.4. Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması ve Sigortacının Sigortalıya Rücu Hakkı\" başlıklı maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde yer alan, \"belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar\" ibaresi yönünden hukuka aykırılık olmadığı\" denilerek, Dava Daireleri Genel Kurulu 2022/3736 E. 2023/111 K. Sayılı 01.02.2023 sayılı kararı ile iptal talebinin reddine yönelik Daire kararının onamasına karar verilmiştir.<br>\tBu yasal durum karşısında; KTK'nın 95. maddesinde, sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin Kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hallerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği, ödemede bulunan sigortacının, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin Kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabileceği öngörülmüş olduğundan, sigorta sözleşmesinin tarafı (akidi) olan sigorta ettiren, sigorta poliçesinin ve Sigorta Genel Şartları'nın kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirmekle yükümlüdür.<br>\tSigorta sözleşmesine dayalı rücu davalarında, tarafların yükümlülüklerinin belirlenmesinde, taraflar arasındaki ilişkinin sözleşme ilişkisi olması nedeniyle, poliçe ve poliçenin tanzim tarihinde yürürlükte bulunan Sigorta Genel Şartları nazara alınır.<br>\tSomut olayda, davacı ile davalı arasında tanzim edilen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası tanzim tarihi itibarıyla (23.04.2018) rücu şartlarının belirlenmesinde 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının nazara alınması gereklidir.<br>\tSigorta Genel Şartları'nda sigortanın, sigortalıya rücu hakkı, \"B.4. Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması ve Sigortanın Sigortalıya Rücu Hakkı\" başlıklı maddesinde düzenlenmiş, ilgili maddede; \"Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin Kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez.<br>\tÖdemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin Kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigortalıya rücu edebilir.<br>\tSigortalıya başlıca şu nedenlerle rücu edilir: ...c) Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar...\" denilerek, sigortacının sigortalıya rücu edebileceği durumlar belirlenmiştir. İlgili maddede sayılan rücu sebepleri birbirinden bağımsız sebepler olup, rücu sebeplerinden birinin bulunması halinde Sigorta Şirketi yapılan zarar ödemesini rücuen tazminini sigortalısından talep edebilir.<br>\t01.06.2015 tarihli Sigorta Genel Şartları'nda kazanın, aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelmesi rücu için yeterli sayılmıştır. <br>\tKTK'nın 95. maddesi kapsamında sigortalısına müracaat hakkının Yasa ile düzenlenmiş olması ve poliçe tarihindeki Genel Şartlar'daki değişiklik çerçevesinde “kazanın münhasıran alkolün etkisinde gerçekleşmesi” durumunun eldeki davada uygulanma ihtimali bulunmamaktadır.<br>\tBu durumda, davacının Sigorta Genel Şartları gereğince, sigortalı araç sürücüsünün yasal sınır üzerinde alkollü olarak araç kullanması nedeniyle, sigortalısına rücu hakkı bulunduğundan, kazanın meydana gelmesine yönelik deliller toplanarak, davalının bu zarardan sorumlu olup olmayacağı ve gerçek zararı değerlendirilerek, davanın esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. <br>\tYukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin kabulüne, uyuşmazlığın çözümünde etkili deliller toplanılmadan ve değerlendirilmeden karar verilmiş olması nedeniyle kararın HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, davacı tarafından ZMMS kapsamında 3. kişilere yaptığı ödeme tarihi itibariyle ödeme yapılan 3. kişilerin kaza neticesinde oluşan gerçek zarar miktarı tespit edilerek, davacının sigortalıya rücu etme hakkı bulunup bulunmadığı, rücu etme hakkı bulunması halinde ne miktarda rücu edebileceği değerlendirilerek, sonucuna göre olumlu olumsuz bir karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre sair istinaf sebeplerinin incelenmesine yer olmadığına, karar vermek gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>\tDavanın yeniden görülüp sonucuna göre bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, <br>\t2-Kararın kaldırılma sebebine göre davacı vekilinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>\t3-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf eden davacıya iadesine,<br>\t4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, <br>\t5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 19.12.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan <br>Üye <br>Üye <br>Katip <br> <br><br><br><br><br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır. <br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5e365f61247614df","SID":"4f883928fa581367"}}