{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1101 <br>KARAR NO\t: 2025/1894<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 18/06/2025<br>NUMARASI\t: 2024/795 Esas -  2025/528 Karar<br>DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 15/12/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ..., Hindistan ile Pakistan'da bulunan 100 yılı aşkın süredir sağlık sektöründe faaliyet gösteren köklü bir vakıf olduğunu, ilaç ve alternatif tıp alanında yüzlerce tescilli ürünü bulunduğunu, davacının ise işbu vakfın yönetim kurulu üyesi olup aktif olarak vakıf bünyesinde faaliyetlerini sürdürmekte olduğunu, Sağlık sektöründe öncü konumda olan ... ... çalışmaları ile tüm dünyada çalışmalarını sürdürmekte olduğunu, bu kapsamda, çeşitli ülkelerde ... çalışmaları ile çalışan ekibini getirip ... sunarak ortaklıklar kurmakta olduğunu, davacı ... ..., ... İlaç Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin ortağı olduğunu, davacı ile şirketin diğer ortakları arasında ortaklık sözleşmesi imzalanmış olup şirket yapısı ve tarafların görev ile yükümlülükleri işbu sözleşme ile belirlendiğini, ortaklık sözleşmesine göre, yalnızca ... veren olarak nitelendirilerek bu sözleşme uyarınca yükümlülüklerini yerine getireceğini, ortaklık sözleşmesinde açıkça belirtildiği üzere, 1. Taraf olan Türk Şirketi de gerekli finansmanı sağlayacak ve sermaye katkısının tamamını yapacağını,  davacının sermaye koyma yükümlülüğü olmadığı sözleşme gereği açıkça belirlenmiştir ve daha önceki sermaye arttırımlarında da müvekkil adına diğer ortaklar sermaye artırımı yaptığını, bu husus da müvekkilin böyle bir yükümlülüğü olmadığını kanıtladığını, buna rağmen  davacının yurt dışında olması da fırsat bilinerek toplantıya davetin tebliğ edilmemesi ile davacı yokluğunda genel kurul kararı alındığını, davacının yokluğunda Genel kurul kararının alınması tamamen hak ihlali ve kötü niyet olduğunu, genel kurulda sermaye artırımı kararı alınarak davacının mevcutta olan hissesi düşürülmek istendiğini, davacının aralarındaki sözleşmeye iyi niyetli olarak tüm yükümlülüklerini yerine getirmekteyken ortak olduğu ve aralarında güven ilişkisinin varlığına inandığı taraftan kendisinin usulünce davetin tebliğ bile edilmemiş olduğu yokluğunda alınan karar ile şirket hissesi düşürülmeye çalışıldığını, bu sürecin neticesinde taraflarınca sermaye artırımına ilişkin kararın iptali ve butlanı için Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açılmış olup 2024/385 Esas sayılı dosyası görüldüğünü, işbu dosyada 2024/909 sayılı karar verilmiş olup davanın kabulü ile davaya konu 30/03/2023 tarihi 2022 yılına ait Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan sermaye arttırım kararının üç aylık hak düşürücü süre içerisinde tescilin yapılmamış olması karşısında (TTK m. 456/3) dava konusu sermaye artırımının geçersiz olduğunun tespitine karar verildiğini, davacının Türkiye'de güven ilişkisi içerisinde olduğunu sandığı bir ortaklık kurduğunu, bu ortaklıkta müvekkilin ... veren olması harici yükümlülüklerinden bazıları ise ilaçların ... çalışmasının yapılması, ilaçların ve sağlık ürünlerinin formüllerinin hazırlanması, doktor ekibinin getirilerek üretimi sağlaması olduğunu, davacının doktor ekibini Türkiye'ye göndermiş olup Bangladeşli doktorlar şirketin üretimini ve üretilen ürünlerin ... çalışmasını tamamen üstlenmiştir. Bununla birlikte, Bangladeş'te merkezi bulunan ... Vakfı'nın tescilli birçok ürünün formülü şirket ortaklığında kullanılması için davalı şirket ile paylaşıldığını, açıkça görüldüğü üzere müvekkilin şirketin varoluşunda ve işleyişinde çok ciddi, yadsınamaz derecede payı olduğunu, belirtilen tüm hususların davacı tarafından sunulduğu için Ortaklık sürecinin başlarında müvekkile karşı gösterilen tavır sonraki süreçlerde değiştiğini,  davacının bilgi ve imkanları kullanılmıştır, formüllerin de öğrenilmesi neticesinde kötü niyetli olarak diğer ortaklar; ''müvekkilden alacaklarını alıp'' müvekkilin şirketteki payını, usulsuz sermaye arttırımı ile azaltmayı amaçladıklarını ve davacının iyi niyetinin suistimal edildiğini, davacının ortak olmasına rağmen her zaman yok sayılmıştır. Şirketi ilgilendiren, ortak alınması gereken kararlarda müvekkil dahil edilmediğini,  davacıya haber dahi verilmeden şirketin merkezinin değiştiğini, bu durumun davacı tarafından ticaret sicili gazetesinde görülerek öğrenildiğini,  bahse konu bu durumların hepsi müvekkilin şirket ile olan bağının koparılmaya çalışıldığının göstergesi olduğunu, ortaklık sözleşmesi ve açık kanun hükümleri gereğince, müvekkilin şirketteki kâr payına katılma hakkı bulunmaktadır fakat tüm bu süreç boyunca ortak olan müvekkile hakkı olan kazançtan pay dahi verilmediğini, şirket kurulduğundan beri kar dağıtımı yapılmamış, müvekkile hakkı olan kar miktarı verilmediğini, davacı tarafça kar dağıtımı yapılması talep edilmiş fakat her zaman müvekkil geçiştirildiğini, ortaklık sözleşmesinin kurulduğu 2016 yılından itibaren davacı  şirketin ortağı olduğunu, 2016 yılından bu yana müvekkil; şirket işleyişi ve finansal durumu hakkında hiçbir bilgi alamamış, müvekkile ait kâr payı hiçbir dönemde verilmediğini, davacı tarafından gönderilen ihtarnamede bu husus;  ''TTK m. 392/1 uyarınca; ‘’Her yönetim kurulu üyesi şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebilir, soru sorabilir, inceleme yapabilir.’’ Yine TTK m. 507/1 uyarınca; ‘’Her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârına, payı oranında katılma hakkını haizdir.’’  ‘’Her bir ortak istemesi halinde giderler şirkete ait olmak üzere gelir tablosu ve finansal durum tablosunun suretini isteme hakkına sahiptir (TTK m. 437/1).’’  şeklinde kanun maddelerine dayanılarak açıklandığını, işbu ihtarnamede davacının kâr payının tespiti adına, şirkete ait finansal durum tabloları suretlerinin gönderilmesi talep edilmiş, akabinde müvekkilin 2016 yılından bu yana, kâr payına ilişkin tüm hak edişlerinin davacıya ödenmesi gerektiğinin açıklandığını, bu ödemenin yapılmaması ihtimalinde, 2016 yılından bu yana müvekkile hiçbir ödeme yapılmamasına ilişkin tüm açıklama ve gerekçelerin, yazılı olarak bildirilmesinin talep edildiğini, buna rağmen davacıya hakkı olan kar payı verilmemiş, somut dayanaktan yoksun açıklamalar ile müvekkilin talebi kabul edilmediğini, zarar etmediği aşikar olan Şirketin 6-7 yıllık süre boyunca kar dağıtmaması olağan bir durum olmadığını, davacıya hakkı olan kazanç verilmemiş olup ayrıca 'şirkete borcunuz var' şeklinde asılsız bir iddia ile ihtarname çekilmiş ve müvekkilden haksız kazanç elde etmeye çalıştığını,  ortaklar arası ilişki çekilmez hale gelmiş olup taraflar iletişim dahi kuramadığını, şirket ortakları şirketin işleyişi ve çeşitli kararlar alınması amacıyla iletişim içinde bulunmalıdır, diyalog kurulması gerektiği fakat tarafların yalnızca ihtarname ile iletişim kurmakta olup ortaklık ilişkisinin yalnızca ihtarname gönderme yolu ile devam etmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı ortağı olduğu şirketin finansal durum inceleme talebini bile ihtarname yolu ile iletmek durumunda kaldığını, ortaklar arasındaki iletişimin ihtarname aracılığı ile sağlanıyor olması ortaklar arasındaki ilişkinin koptuğunun göstergesi olduğunu, taraflar arasındaki ortaklık ilişkisi zedelenmiş ve çekilmez hale geldiğini, kişisel ilişkilerin ağırlık taşıdığı limited şirketlerde, ortaklar arasındaki güven ilişkisi, şirketin devam etmesi ve amacına ulaşabilmesinde büyük önem taşıdığını, güven ilişkisinin herhangi bir nedenle zedelenmesi ise, ortaklığın devamını çekilmez hale getirdiğini, aynı amaç için birlikte çalışma isteğini kaybeden ortakların, şirketi devam ettirme ve kuruluş amacını gerçekleştirmesi ise mümkün olmadığını, belirtilen koşullarda, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmak kişilik haklarına aykırılık teşkil ettiğini, Yargıtay’ın çeşitli kararlarında da ortaklık ilişkisinin devamını çekilmez hale getiren çeşitli nedenler belirlendiğini, Çoğunluk gücünün kötüye kullanılması; organların çalışamaz hale gelmesi; ortaklar arasında ciddi anlaşmazlık veya önemli husumet bulunması, çeşitli davalar açılması, güven ilişkisinin zedelenmesi; ortaklara haksız menfaatler sağlanması; mali hakların ihlali, yeterli kâr dağıtılmaması, şirketin amacını gerçekleştirmesine imkân kalmaması; pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarının ihlali ve şirketin kötü yönetilmesi bu sebeplerden bazıları olduğunu, bu hususların şirketin feshi için haklı neden oluşturduğu izahtan varestedir. Limited şirketlerde TTK’nın 636. Madde 3. Bendinde de belirtildiği üzere; ''Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.''ortaklıkların kurulmasından sonra ortaya çıkan çeşitli nedenler dolayısıyla ortakların aralarındaki güven ilişkisinin bozulması sonucunda aralarındaki işbirliği ve ortaklık ilişkisini devam ettirmeleri beklenemediğini, bu durumun sonucunda da belirtildiği gibi haklı sebeple fesih davasını açma gerekliliği doğduğunu, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sona erdiği, şirket ortakları arasında sağlıklı iletişim kurulamadığı, davacının şirketteki payının haksız ve usulsuz olarak azaltılmaya çalışıldığı,  müvekkilin şirket işleyişinde yok sayıldığı, ortaklık ilişkisinin belirtilen bu koşullarda devam edemeyeceği izahtan vareste olduğunu, bu nedenle şirketin her tür ticari defterleri, bilançoları, işlemleri incelenerek değeri hesaplanmalı ve müvekkilin payı alacak miktarı tespit edilmesi gerektiğini, haklı nedenlerin varlığı da göz önünde bulundurularak şirketin feshine karar verilmesini, Mahkeme aksi kanaatte ise TTK m. 638 uyarınca müvekkilin haklı sebepleri olması nedeniyle ortaklıktan çıkması ile ortaklıktan doğan haklarının ve alacaklarının hesaplanarak almasına karar verilmesini talep ettiklerini, tüm bu süreç boyunca, tarafların ve Şirketin menfaatlerinin korunması adına denetim kayyımı  atanması gerektiğini, HMK 389 maddesi uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı yada tamamen imkansız hale geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı hususları göz önünde bulundurularak, ihtiyati tedbir yoluyla kayyım atanmasını talep ettiklerini belirterek herhangi bir hak kaybı veyahut usulsüzlük yaşanmaması adına Şirket'e denetim kayyımı  atanmasına, davanın kabulü ile şirketin haklı nedenlerle feshine, Mahkeme aksi kanaatte ise müvekkilin şirket ortaklığından haklı nedenlerle çıkarak, davacı ortağa payının gerçek değerinin tepsit edilmesine ve ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının MÖHUK m.48 uyarınca teminat yatırması gerektiğini, davacının hangi ülke vatandaşı olduğunun tespit edilmesini ve şayet karşılıklılık esasına tabi ülkelerden birinin vatandaşı değile sayın mahkemece belirlenecek teminatı yatırmasına karar verilmesini talep ettiklerini, davacı tarafın bahsetmiş olduğu ortaklık sözleşmesinin ne müvekkil şirketle ne de diğer hissedarı canan türkön dere ile hiçbir alakasının bulunmadığını,  davacıya davetiye tebliğ edilmeksizin sermaye artırımı yapıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davalı şirketin toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı gazeteyi davacıya iade taahhütlü mektup ile de gönderdiğini, bu gönderime ilişkin makbuz dilekçemiz ekinde sayın mahkemeye ibraz edildiğini, nitekim davacının, 28.03.2023 tarihinde müvekkil şirket yetkili ...'ye gönderdiği mailde genel kurul çağrısının kendisine 27.03.2023 tarihinde ulaştığını bildirdiğini, davacı tarafın davalı şirkete herhangi ... sağlamadığını, şirketle ilgili gerekli her konuda davacıya bilgi verilmediğini,  davalı şirketin zararda olduğunu, tüm bu olumsuzluklar neticesinde davalı şirketin ancak 2021 yılı ve sonrasında kar etmeye başlamış, ancak işbu karlar da geçmiş yıl zararlarından mahsup edildiğini, dolayısıyla şirket ortaklarına herhangi bir kar dağıtılamadığını,  davacının kötü niyetli olduğunu,  şirketin feshine karar verilmesinin son çare olduğunu,  06.01.2025 tarihli tensip zaptı ile müvekkil şirketten talep edilen belgeler (banka hesap numaralarına ilişkin bilgi ve pay defterinin sureti) dilekçemiz ekinde dosyaya ibraz edildiğini, mal stok durumlarını ve güncel borç durumunu gösterir bilgi ve belgeler ise bilahare sunulacağını, şirket adına tescilli olan araçların bulunduğu adreslerin -... plakalı otomobil ve ... plakalı kamyon : Merkez Mah. Ayazma Cad. ... Papirüs Plaza Kağıthane/ İstanbul,  ... plakalı otobüs : Karasapaca Köyü 2. Cad. ... Binası ... ... O.S.B. Tosya/Kastamonu, ... plakalı traktör : Karşıyaka Mah. 10558 Sok. ...Tosya/Kastamonu şeklinde olduğunu belirterek  davalının sair ve fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla haksız ve dayanaksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :<br>İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Bilindiği üzere yabancıların Türk mahkemelerinde dava açabilmeleri MÖHUK 48. Maddesine göre özel dava şartıdır. Bunun istisnası, yabancının vatandaşı olduğu ülke ile bir muafiyet anlaşması bulunduğu durumlardır. Ne var ki  davacının vatandaşı olduğu Bangladeş devleti ile Türkiye arasında bir muafiyet anlaşması bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu husus kanunda düzenlenmiş olup, yargılamanın devamında ortaya çıkmış beklenmedik bir durum değildir. Buna rağmen davacı tarafın teminat yatırmadan eldeki davayı açtığı anlaşılmıştır. Bu sebepleHMK 84/2.m gereği, davacı tarafa makul ve hatta mazeret ileri sürmesi sebebiyle temdit edilerek iki defa kesin süre verilmiş olmasına rağmen belirlenen teminatı yatırmamıştır. Bu sebeple HMK 88/1 ve 115/2 maddeleri gereği davanın usulden reddine,\" karar verilmiştir.<br>Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ortaklık sözleşmesi ve açık kanun hükümleri gereğince, davacının şirketteki kâr payına katılma hakkı bulunduğunu, fakat tüm bu süreç boyunca ortak olan davacıya hakkı olan kazançtan pay dahi verilmediğini, tarafların yalnızca ihtarname ile iletişim kurduğunu, ortaklık ilişkisinin yalnızca ihtarname gönderme yolu ile devam etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kişisel ilişkilerin ağırlık taşıdığı limited şirketlerde, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin, şirketin devam etmesi ve amacına ulaşabilmesinde büyük önem taşıdığını, belirtilen koşullarda, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmanın kişilik haklarına aykırılık teşkil ettiğini, bu hususların şirketin feshi için haklı neden oluşturduğunun izahtan vareste olduğunu, limited şirketlerde TTK’nın 636. Madde 3. Bendinde de belirtildiği üzere; ''Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.'' ortaklıkların kurulmasından sonra ortaya çıkan çeşitli nedenler dolayısıyla ortakların aralarındaki güven ilişkisinin bozulması sonucunda aralarındaki işbirliği ve ortaklık ilişkisini devam ettirmelerinin beklenemeyeceğini, bu durumun sonucunda da belirtildiği gibi haklı sebeple fesih davasını açma gerekliliğinin doğduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE :\t<br>Dava, TTK 636 hükmünce şirketin haklı nedenle feshi olmadığı takdirde davacının çıkma payı ödenerek ortaklıktan çıkmasına izin verilmesi  davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacısı yabancı olan davanın teminata tabi olup olmadığı  noktasındadır.Davacının Bangledeş tabiiyetinde olduğu ihtilafsızdır. O halde yabancılık unsuru taşıyan eldeki davada 5718 sayılı MÖHUK hükümleri öncelikle uygulanmalıdır.Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklı kalmak kaydıyla 5718 sayılı MÖHUK'un 48/1. Maddesine göre, Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. Ancak maddenin ikinci fıkrasına göre mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar. Mahkemece 26/03/2025 tarihli duruşmada, davacıya 70.000,00 TL yabancılık teminatını 4 haftalık  kesin sürede yatırmasına karar verilmiştir. Davacının  sürenin uzatılması talebi üzerkine 29/04/2025 tarihli ara kararı ile 4 hafta daha uzatılmasına  karar verilmiş, davaıcı tarafça verilen kesin süre içinde yabancılık teminatı yatırılmamış ve ilk derece mahkemesince de  18.06.2025 tarihinde yabancılık teminatı yatırılmadığından davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 114/1-ğ maddesi uyarınca, teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi dava şartıdır.  HMK'nın 115. Maddesine göre, mahkemece dava şartlarının mevcut olup olmadığı, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır ve dava şartı noksanlığını tespit edilirse davanın usulden reddine karar verilir.Yabancılık teminatı yargılama giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere alınabildiğinden ve avukatlık ücreti de bir yargılama masrafı olduğundan davanın değeri itibariyle davanın reddedilmesi halinde davalı yararına takdir edilmesi muhtemel avukatlık ücreti nazara alındığında mahkemece takdir edilen teminat miktarına ilişkin olarak  bir nispetsizlik görülmemiştir.Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tâbi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür.5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. MÖHUK’ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde   kapsamında da bir öneme sahip değildir. Bu maddeye göre hakim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava, dava şartı eksikliğinden HMK'nun 114/1-ğ maddesi uyarınca reddedilir. MÖHUK madde 48/2’de ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır.Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşme'nin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.Somut olayda, Davacı Bangladeş  uyruklu olup, mahkemece davacının teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, karara dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 48/2. maddesinde dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu Mahkemece re'sen gözetilmelidir. Dairemizce Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğüne müzekkere yazılarak Bangladeş ülkesi ile ülkemiz arasında Bangladeş vatandaşlarının yabancılık teminatından muaf olup olmadığı konusunda mütekabiliyet bulunup bulunmadığı hususunda müzekkere yazıldığı, verilen 12/12/2025 tarihli yazı cevabı ekinde; Dış İşleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürlüğü'nün 10/07/2020 tarih ve 2381 sayılı yazısında Bangladeş yasalarında mahkemelerde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişilerin teminat gösterme yükümlülüğüne dair herhangi bir hüküm bulunmadığının bununla birlikte Türk şirketleri tarafından Bangladeş mahkemelerinde Bangladeş vatandaşları aleyhinde açılan muhtelif davalarda mahkemelerce Türk şirketlerinden herhangi bir teminat göstermelerini talep edilmediğinin, Bangladeş yasalarında yabancı gerçek ve tüzel kişilerin teminat göstermekten muaf tutulduğuna dair bir hükmün de yer almadığının ancak Türk ve diğer yabancı taraflara dava sonucunda mahkeme tarafından öngörülen giderlerin karşılanması dahil Bangladeşlilere tanınan kanuni hak ve yükümlülüklerin aynılarının uygulandığının belirlendiği bildirilmiştir.Bu durumda somut davada Bangladeş vatandaşı olan davacının MÖHUK 48. Maddesi gereği yabancılık teminatı yatırmaktan muaf olduğu anlaşılmakla ilk derece mahkemesince verilen karar isabetli bulunmamış, bu nedenle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. <br>HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: <br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,<br>2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,<br>3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.  15/12/2025<br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"986969b1673b270c","SID":"d4dfcaa54e39efad"}}