{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/922 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/2208 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:  2022/5 Esas - 2023/157 Karar <br>TARİH:  23/02/2023<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 25/12/2025                                                           <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacı şirket tarafından, davalı (borçlu) şirkete yapılan satışa ilişkin 08.05.2020 düzenleme tarihli, ... nolu, 1.333,40 USD tutarındaki fatura düzenlendiğini; fatura, borçlu şirkete aynı gün e-fatura sistemi aracılığıyla tebliğ edildiğini, borçlu şirket tarafından faturaya karşı herhangi bir itiraz yapılmadığını, fatura borcunun da ödenmediğini, bu nedenle davacı şirket tarafından, davalı şirket aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın icra takibine haksız ve hukuka aykırı olarak itirazda bulunduğunu, alacağın likit ve belirli olduğunu, davalı itirazında haksız ve kötü niyetli olduğundan davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davalı  aleyhine başvurulan 2021/136983 sayılı Arabuluculuk başvurusunda da karşı tarafın ödemeye yanaşmadığını, bu nedenle anlaşma sağlanamadığını iddia ederek;  davacıya 1.333,40 USD 'lık fatura borcunu ödemeyen davalı yanın haksız ve hukuki/fiili dayanaktan yoksun kötü niyetli itirazının iptali ile takibin devamını ve %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. <br> Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davalının hiçbir nam altında davacıya borcu bulunmadığını, anılan alacak kalemlerinin davalının kabulünde olmadığını,   davalının yapmış olduğu itirazın hukuka uygun olduğunu, icra takibinde alacağa uygulanan faiz oranının geçersiz olduğunu, fahiş ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dava dilekçesinde iddia edildiğinin aksine taraflar arasında bir alacak/borç durumu söz konusu ve iddia edildiği gibi borcun var olduğunu ispat eden mutabakat bulunmadığını, taraflar arasında akdedilmiş bir sözleşme ve süregelen bir ticari ve cari hesap ilişkisi bulunmadığını, alacak doğurur davacı tarafından davalıya verilmiş bir hizmet ve/veya teslim edilmiş bir mal da bulunmadığını, davacı tarafından gerek sözleşmesel gereks]e de cari ilişki nedeniyle teslim ve/veya ifa edilmiş bir mal/hizmet bulunmadığını ve sonuç itibariyle de bir teslim/ifa edilmeyen ve var olmayan ticari ilişki mesnet gösterilerek talep edilebilecek bir alacak da söz konusu olmadığını, davaya dayanak yapılan faturalardaki malların müvekkil firmaya teslim edildiğinin de davacı tarafından ispatlanamadığını, huzurdaki davada malın teslim edilmiş olduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini, davacı taraf bu hususu ispata elverişli hiçbir delil ibraz edemediğini, davacının işlemiş faiz talebi, faiz oranı ve türü hatalı olduğunu, borcun varlığını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, dosya kapsamında davacının davalıyı takip tarihinden önce temerrüde düşürdüğüne dair ihtarname veya başkaca bir belge bulunmadığını, temerrüdün takip tarihi itibariyle gerçekleştiğini, temerrüt gerçekleşmeden faiz talep edilemeyeceğinden cihetle davacının işlemiş faiz talebinin reddi gerektiğini, davacı yanın icra inkar tazminat talebinin reddi gerektiğini, hiç bir suretle alacağı kabul anlamına gelmediğini, itiraza konu alacak likit olmamakla yargılamayı gerektirdiğini, davalının itirazı haklı ve hukuka uygun olduğunu savunarak; davacının itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine yönelik talebini içeren huzurdaki davanın tümden reddine, aksine davacının haksız ve hukuka aykırı olarak takip yapmış olmasından dolayı davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesi gerektiğini talep ve beyan etmişlerdir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 23/02/2023 tarih ve 2022/5 Esas - 2023/157 Karar sayılı kararında; \"Mahkememizce yapılan değerlendirmede, davanın belirtildiği gibi fatura alacağına dayalı itirazın iptali davası olduğu, davacı alacaklının hukuki ilişkiyi ve alacağın varlığını, davalı borçlunun ise borcun ifa veya sair sebeple bulunmadığını ispatlamakla mükellef olduğu, davanın hukuki ilişkinin ve alacağın varlığı hususunda faturaya ve ticari defterlere dayandığı, ticari defterlerin yukarıda atıf yapılan yasa hükümleri uyarınca mahkememizce resen de incelenebileceği, bu doğrultuda taraflara verilen kesin süre içerisinde her iki tarafın da ticari defterlerini ibraz ettiği, her iki tarafın ticari defterlerinin birbiri ile uyumlu olduğu (dava konusu faturanın her iki tarafın da ticari defterlerinde kayıtlı olduğu), bu sebeple davacının usule ve kanuna uygun tutulmuş açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve birbirini doğrulamış  defter kayıtlarının kendisi lehine kesin delil teşkil ettiği, bilirkişi raporu ile de tespit edildiği ve yukarıda açıklandığı üzere kesin delil niteliğindeki davacı (ve davalı) defterlerinde 1.333,40-USD alacağın varlığının görüldüğü, bu sebeple davacının alacağını ispatladığı, bu sebeple davalının faturadan kaynaklanan borcunu ödemek yükümlülüğü altında olduğu, yine dosya kapsamında davalının dava konusu faturadan kaynaklanan alacak nedeniyle temerrüte düşürüldüğüne ilişkin herhangi bir iddia ve delil ileri sürülmediğinden takip tarihinden önce temerrüt gerçekleşmediği ve takipte temerrüt faizi talep edilemeyeceği, her ne kadar davacı tarafça tarafların tacir olduğundan bahisle ticari faiz talep edilmiş ise de alacağın yabancı devlet para birimine ilişkin olması nedeniyle alacağa 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanması gerektiği, dava konusu alacağın faturaya dayanması ve likit olması, alacaklının talebinin bulunması ve davalının itirazında haksız çıkması nedeniyle borçlunun (itiraz tarihindeki kur üzerinden) icra inkar tazminatına mahkum edilmesi gerektiği kanaatine varılmış, davanın kabulü ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, ''1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, davalı borçlunun İstanbul Anadolu 5. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takibine yaptığı itirazın 1.333,40 USD asıl alacak yönünden İPTALİNE, takibin takip tarihi itibariyle 1.333,40 USD asıl alacak üzerinden 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle DEVAMINA, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,2- Kabul edilen alacağın (1.333,40 USD) yüzde 20'sine karşılık gelen 266,68 USD'nin itiraz tarihi 02/12/2021 tarihindeki Türk Lirası karşılığı olan 3.568,25 TL icra ve inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilin hiçbir nam altında davacıya borcu bulunmamakta olduğunu; bu nedenle, anılan alacak kalemlerinin kabullerinde olmaması sebebiyle yapmış oldukları itirazın haklı ve hukuka uygun olduğunu; bununla birlikte icra takibinde alacağa uygulanan faiz oranının geçersiz, fahiş ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, taraflar arasında akdedilmiş bir sözleşme ve cari hesaba dayalı bir ticari ilişki bulunmamasına karşın mesnedi belirsiz alacak kalemleri çıkarılarak alacaklı olduğu iddiasına itibar edilemeyeceğini; dava dilekçesinde iddia edildiğinin aksine taraflar arasında bir alacak/borç durumu söz konusu ve iddia edildiği gibi borcun var olduğunu kabul eder/ispatlar mutabakat da bulunmadığını,  Yargıtay uygulaması ve doktrinde ifade edildiği üzere faturanın tek başına bir akit olmayıp akdin ifasını gösteren bir belge niteliğinde olduğunu; faturaya dayalı bir borcun varlığı herşeyden önce muteber bir temel borç ilişkisinin varlığı şartına bağlı olduğunu; faturayı tanzim eden ve alan kimse arasında böyle bir temel borç ilişkisinin bulunmadığı hallerde faturanın hukuki bir sonuç doğurmasının da söz konusu olmadığını; bu nedenle faturada yazılı bedelin taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığı sürece teamül haline geldiğinin de düşünülemeyeceğini (Yargıtay HGK 28.02.2018 tarihli ve 2017/19-901E. – 2018/402K. sayılı ilamı), dolayısıyla faturanın, onu teslim alan muhatabı borç altına sokabilmesi için her şeyden önce borç doğurucu bir hukuki ilişkinin mevcudiyeti ve faturanın da bu ilişki nedeni ile düzenlenmiş olması gerektiğini; borç münasebeti olmaksızın düzenlenen ve muhatap tarafından her nasılsa teslim alınan faturaya sekiz günde itiraz edilmemiş olmasının onu borç altına sokacağı şeklindeki bir görüş mantıki ve hukuksal dayanaktan yoksun olacağını, somut olayda taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığı çekişmeli olduğu için davacının akdi ilişkinin varlığını usulüne uygun delillerle ispat etmesi gerektiğini;  geçersiz bir sözleşmeye 8 gün içinde itiraz etmeme muteber olmayan sözleşmeye geçerlilik de sağlamayacağını, öncelikle taraflar arasında böyle bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının araştırılmasının zorunlu olduğunu, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığı için düzenlenen belgenin fatura sayılmayacağını ve bu belgeye itiraz edilmemesinin de TTK m.21/2 fıkrası anlamında bir sonuç doğurmayacağını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. Maddesi uyarınca taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’ nın cari hesaba ilişkin hükümlerinin uygulanamayacağını; davacı ile davalı müvekkili arasında imzalanmış bir cari hesap sözleşmesi de bulunmamakta olduğunu, bununla birlikte davaya dayanak yapılan faturalardaki malların müvekkili firmaya teslim edildiğinin de davacı tarafından ispatlanamadığını; üstelik davacı tarafın ne icra takibinde ne de huzurdaki davada cari hesaba konu ettiği faturaları ibraz dahi etmediğini; görülen davada malın teslim edilmiş olduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerekmekte olup davacı tarafın bu hususu ispata elverişli hiçbir delil ibraz edemediğini (Yargıtay 19. HD'nin 10.12.2013 tarihli ve 2013/14915E. - 2013/19643K. Sayılı ilamı, Yargıtay 3. HD'nin 29.11.2021 tarihli 2021/7253 E. - 2021/12178 K. Sayılı ilamı), Hiç bir suretle alacağı kabul anlamına gelmemekle birlikte, itiraza konu alacak likit olmamakla yargılamayı gerektirmekte olduğunu;İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve re’sen dikkate alınacak sair nedenlerle; öncelikle tehir-i icra taleplerinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına,  davacının tüm taleplerinin reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında varlığı iddia olunan ticari satış ilişkisi kapsamında tanzim edilmiş 08/05/2020 tarihli 1.333,40-USD bedelli satış faturasına dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; faturanın tek başına sözleşmenin varlığını kanıtlamaya yeterli olmadığı, bu nedenle faturaya itiraz edilmemiş olmasının davacıyı alacaklı kılmayacağı, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, fatura konusu malların teslim edildiğinin ispat olunamadığı, inkar tazminatı koşullarının oluşmadığı yönündedir.Dosya içeriği belge ve deliller kapsamından,  davacının davalı aleyhine 1.333,40-USD asıl alacak, 292,70-USD işlemiş faiz toplamı 1.626,17-USD'nin rahsili amacıyla ilamsız takip başlattığı, harca esas değerin TL cinsinden gösterildiği, mahkemece taraf ticari defter ve kayıtları ile dosya üzerinde yaptırılan mali bilirkişi incelemesi neticesinde, dava ve takip konusu faturanın taraf defterlerinde kayıtlı olduklarının, davalının kendi defterlerine göre takip tarihi itibariyle davalıya 1.334,39-USD borçlu göründüğünün tespit edildiği, davalının mezkur satış faturasına yasal sekiz günlük süre içerisinde itiraz etmeyerek defterlerine kaydetmiş bulunması karşısında, faturaya konu ürünlerin davalıya teslim edildiğine dair davacı lehine fiili karine oluştuğu, böylece ispat yükünün yer değiştirdiği, artık davalının fatura bedelini ödediğini ispatla yükümlü olduğu, davalının ödeme savunmasında bulunmadığı gibi, bu yönde delil de sunmadığı, buna göre mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, faturaya dayalı alacağın kilit nitelikte olması ve davalının itirazında haksız bulunması karşısında inkar tazminatı koşullarının da oluştuğu, davalı yanın aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br> 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, <br>3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.220,53-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 305,15-TL harcın mahsubu ile bakiye 915,38-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, <br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/12/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. <br>\t\t<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e95558cc8e0a769a","SID":"d7bbbb3ba523a189"}}