{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/663 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/2065 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t: 2022/664 Esas- 2023/33 Karar<br>TARİH: 12/01/2023<br>DAVA: İpotek (Tescil İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 08/12/2025                                                         <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı bankanın Yakuplu Şubesinden dava dışı ... Plastik ve Kimya San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanılan kredinin kefili olduğunu, müvekkilinin davalı bankaya kefil olarak 437.400,00 TL kredi borcu ödemesi yaptığını, TBK'nın 592. maddesi hükmüne göre bankanın kredinin teminatı olarak alınan ipotekleri müvekkiline devretmesi gerekir iken ısrarla TBK'nın 183 maddesi uyarınca alacağın temliki yapabileceklerini belirttiğini, oysa kredi borcu ödendiğinden davalı bankanın devredebileceği bir alacağının kalmadığını, kaldı ki kredi kullanan asıl borçlu şirketin diğer alacaklıları tarafından tasarrufun iptali davası ile söz konusu alacağın temlikinin iptal edilebileceğini davalı bankaya bildirdiklerini, buna rağmen davalı banka şubesinin ısrarla alacağın temliki yapılabileceğini belirtmesi nedeniyle işlemin sonuçsuz kaldığını, kredinin teminatı ipoteğin bizzat tapu dairesine gidilerek tapuda işlem yapılmak suretiyle mümkün olduğunu, TBK'nın 592.maddesinin son derece açık olduğunu beyanla tapu kayıtları belli olduğundan tapu kaydına ipotek alacağı konusunda davalıdır şerhi düşülmesine, müvekkili tarafından kefil olarak ödenen 437.400,00 TL'nin asıl borçludan tahsil edilebilmesi için davalı bankanın kredi borcunun teminatı olarak aldığı gayrimenkuller üzerindeki ipotek hakkının davacı müvekkili adına tapu sicil müdürlüklerinde re'sen tescilinin yapılmasına, davalı banka şubesi tarafından alınmış olan bono, çek, poliçe gibi kıymetli evrak var ise müvekkilinin kefil sıfatı ile ödediği rakamın ipotek ile karşılanamaması durumunda bu evrakların davacı müvekkiline teslimine, davalı bankanın elinde bulunan teminatlarda azalmaya neden olduğunun anlaşılması ya da üzerinde ipoteği bulunan gayrimenkullerin icra satışına muvafakat vermesi ya da ipoteği alacağını aldığı gerekçesiyle terkin etmesi durumunda müvekkilinden tahsil edilen 437.400,00 TL'nin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte iadesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dışı ... Plastik ve Kimya San.Tic. Ltd. Şti.'nin 437.400,00 TL'lik borcunu kefil sıfatıyla ödediğini, huzurdaki dava ile davacının bu borçla ilgili müvekkili bankanın almış olduğu ipotek vesair teminatların kendisine devrini talep ettiğini, talebin tespit hükmünde olduğunu, dava değerinin hatalı olarak yüksek belirlendiğini, davacının dava açmakta hukuki yararının olmadığını, teminatların başkaca işleme gerek kalmadan kefil olan davacıya ödeme nispetinde geçtiğini, uygulamada bankanın elinde bulunan ipoteklerin devredilmesi için alacağın temliki sözleşmesi yapıldığını, bu temlik sözleşmesinin ipoteğin kayıtlı bulunduğu tapuda beyanlar hanesine tescil edildiğini, müvekkili bankanın teminatları devretmeme gibi bir tutumunun bulunmadığını, davacının dava açmasının haksız ve kötü niyetli olduğunu, mevzuat uyarınca teminatların kanunen ödemeyi yapan kefile yaptığı ödeme nispetinde geçtiğini, bu nedenle müvekkili bankanın ipoteği devretmek için ayrıca bir işlem yapmasına gerek bulunmadığını, ipoteğin devrinin ancak ipoteğe konu alacağın temliki ile gerçekleşebildiğini, müvekkili banka ipotek lehtarı olup tapuda istese de ipoteği devretmek hak ve yetkisinin bulunmadığını, davacının üçüncü kişiye ait ve kefaletten sonra verilmiş ipoteği isteyebilmesinin mümkün olmadığını, TBK 596/2 maddesinin açık olduğunu, kefaletten sonra verilen teminatlar esas borçlu değil de üçüncü bir kişi tarafından verilmişse alacaklının temlik etme yükümlülüğünün dışında kaldığını beyanla davanın dava dışı kredi borçlusu ... Plastik ve Kimya San.Tic.Ltd.Şti.ne ihbarına, haksız ve dayanaksız davanın usul ve esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi'nin 12/01/2023 tarih 2022/664 Esas- 2023/33 Karar sayılı kararında;Dava; TBK 592.maddesi kapsamında  ipoteklerin davacı adına devir ve tescili, teminat senetlerinin devri, ipoteklerin terkini istemine ilişkindir.<br>....Mahkememizin 20/07/2022 tarihli tensip tutanağının (2) no'lu ara kararı gereğince: Davacı vekiline dava konusu ettiği 1.500.000,00-TL bedelli bono ve 200.000,00-TL bedelli bono üzerinden hesaplanan 29.031,76 TL peşin harcı yatırması için 2 haftalık kesin süre verilmiş, eksik harç tamamlanmadığı takdirde dosyanın Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca işlemden kaldırılacağının ihtar edilmiş; bunun üzerine eksik harç yatırılmıştır.Tüm dosya muhteviyatı külliyen tetkik edildiğinde somut olay bakımından istinaf ilamı sonrası yapılan yargılama ve alınan ek rapora göre de davacı başlangıçta esasen  yasanın \"Kefilin rücu hakkı\" başlıklı 596 madde hükmü ise; \"... Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir....\" şeklindedir. \" olarak belirttiği üzere gayrimenkullerini borca karşılık ipotek veren ...'ın aynı zamanda borçlu ... Ltd. nin tek ortağı olması yanında her iki çerçeve kredi sözleşmesine kefil olduğu bu nedenle borcu ödeyen davacı müvekkilimin ayrıca diğer kefile rücu hakkı olduğu bu kapsamda ödenen bedeli ve  Davacı vekiline dava konusu ettiği 1.500.000,00-TL bedelli bono ve 200.000,00-TL bedelli bonoların kendisine teslimini talep etmiş ise de istinaf ilamı sonrası alınan ek rapordaki tespitler ve  ortaya çıkan duruma göre, davacı kefilin 10.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesini 1.000.000,00-TL kefalet limiti kapsamında müteselsil kefil sıfatıyla imzalamış olduğu, davaya konu edilen tüm kredilerin ise davacı kefilin kefalet imzası bulunmayan 30.12.2013 tarihli sözleşme kapsamında kullandırıldığı tespitlerinde bulunulmuştur. Bu defa davacı tespit edilen bir husus sonrası artık ödenen bedelin iadesi ile talebini sınırlı tutmuş nispi harcın da bu kapsamda alındığı sabittir.İncelenen kredi belgelerine göre davacının imzalamış olduğu 10.07.2012 tarihli kefalet sözleşmesinin 2.1. nolu maddesinde \"TBK 582'nci maddesi gereği müteselsil kefaletin, doğmuş ve doğacak tüm borçları kapsayacağı\"  yazılı olduğu görülmüştür. Ayrıca davacı firma yetkilisinin kefalet sözleşmesine kendi el yazısıyla açıkça \"... Plastik ve Kimya Tic. Ltd. Şti.'nin asaleten kefaleten kullandığı kullanacağı tüm kredileri (1.000.000-TL) tutarına kadar müteselsil kefil olmayı kabul ediyorum.\" beyanı bu kredi ile sınırlı düşünmek ve kabl etmek gerekmektedir. Bu husus dikkate alındığında davacının bilirkişi raporunun aksine ihbar olunan firmanın 10.07.2012 tarihinden sonraki kredilerinin de müteselsil kefili olduğu anlamına gelmez. Davacının 30.12.2013 tarihli kredi sözleşmesinde imzası olmadığı sadece ... isimli kişinin imzasının olduğu taraf beyanları dosya kapsamıyla da sabit olup kefilin kefalet imzası bulunmayan 30.12.2013 tarihli sözleşme kapsamında kullandırılan krediden dolayı kefil sıfatıyla hesaplara bloke konulup kredi tahsil edilidiği anlaşılmıştır. TBK'nun 583. Maddesi Kefalet Sözleşmelerinde şekle ilişkin hususları düzenlemiştir. “Şekil” başlıklı madde incelendiğinde: “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz” davalı taraf her ne kadar  10.07.2012 tarihinden sonraki kredilerinin de müteselsil kefili olduğu savunması yapmış ise de TBK'nun emredici hükümlerine aykırı şekilde ayrıca yeni bir kredi sözleşme olan çerçeve kredi sözleşmesi dahi olmayan ikinci bir sözleşmeden dolayı yasanın aradığı anlamda kefalet borcu altına girmemiş kinin borçtan sorumlu utulması mümkün görülmemiştir. Bu kapsamda davacı kefil olarak ödediği borçtan dolayı kural olarak alacaklıya değil asıl borçluya rücu etmesi gerekse de burada davacı kefil olmadığı sözleşme kapsamında borç ödendiğinden artık sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında davalı bankadan ödediği paranın iadesini talep edebileceğinden davacının bu yöndeki kefil olarak imzalamadığı sözleşme kapsamında ödediği bedeli iade hakkı doğduğundan yukarıda anılan nedenlerle davacının TBK 596 anlamında  artık senetleri iade ve ipotek hakkının devri gibi hakları bulunmadığından dilekçede belirtilen  (1) ve (2) no'lu terditli taleplerinin reddine davacının (3) no'lu talebinin  kabulü ile;437.400,00-tl'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir...\"gerekçesi ile davanın kabulü ile 437.400,00-TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin 12.01.2023 tarihli kararı ile davacının 1 ve 2 no'lu terditli taleplerinin reddine, 3 no'lu talebinin ise kabulü ile 437.400,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermesi nedeniyle istinaf kanun yoluna başvurarak verilmiş olan hatalı kararın ortadan kaldırılmasını ve davanın reddini talep etme zorunluluğu ortaya çıktığını; Davacı firmanın müvekkili banka ile imzalamış olduğu 10.07.2012 tarihli kredi sözleşmesindeki kefalet sözleşmesi ile ihbar olunan firmanın doğmuş doğacak tüm borçlarına müteselsil kefil olduğunu, davacı firmanın basiretli bir tacir olarak imzalamış oldukları kefalet sözleşmesinin neticelerini ve kapsamını bilmedikleri ve hatta son bilirkişi raporunun ardından kefil olmadıklarını öğrendikleri iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, davacı firmanın banka aleyhine açmış olduğu işbu dava ile yapmış olduğu ödemeyi kefil sıfatı ile yaptığını, bu anlamda asıl borçlunun bankaya vermiş olduğu teminatların (ipotek vs.) alacaklı sıfatı ile kendine devrini talep ettiğini, müvekkili bankanın ise davacı firmaya gerek dava açılmasından önce gerekse de davaya sunmuş oldukları beyanlar ile alacağın temliki sözleşmesi ile teminatların  kendilerine devredilebileceğini ifade ettiğini ve hazırlanan alacak temlik sözleşmesinin bilgilerine sunulduğunu ancak davacının bankanın bu teklifini reddederek banka aleyhine dava açma yolunu tercih ettiğini;Yapılan yargılama ve dosyanın istinaf mahkemesinden dönmesinin ardından düzenlenen 12.12.2022 tarihli bilirkişi ek raporunda davacı kefilin 10.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesini 1.000.000,00 TL kefalet limiti kapsamında müteselsil kefil sıfatıyla imzalamış olduğu, davaya konu edilen tüm kredilerin ise davacı kefilin kefalet imzası bulunmayan 30.12.2013 tarihli sözleşme kapsamında kullandırıldığı tespitlerinde bulunulması üzerine davacı yanın basiretli bir tacirden beklenmeyecek şekilde söylemlerini değiştirerek imzalamış oldukları kefalet sözleşmesi kapsamında ödeme yaptıkları gerçeğini inkar ederek bilirkişi raporuna kadar yapmış oldukları ödemeleri kefil sıfatı ile yaptıklarını zannettiklerini ve müvekkili bankanın kendilerini hataya düşürdüğünü iddia ederek kefil olmadıkları kredi borcunu ödemiş oldukları gerekçesiyle söz konusu tutarın iadesini talep ettiklerini;Yerel mahkemenin kararlarına esas aldıkları bilirkişi raporundaki tespitler tamamen hatalı olup ihbar olunan firma ile banka arasında imzalanan ilk kredi sözleşmesinin tarihinin 10.07.2012 olduğunu, bu anlamda süregelen yıllar içerisinde ihbar olunan firma, müvekkili bankadan BCH (rotatif kredi) dedikleri birbirini takip eden krediler kullanmaya devam etmiş olduğundan bilirkişilerin davaya konu edilen kredilerin davacının kefil imzası bulunmayan 30.12.2013 tarihli sözleşme kapsamında kullandırıldığı tespitlerine katılmalarının mümkün olmadığını, aksine raporda belirtilen kredilerin davacının da kefalet imzasının bulunduğu 10.07.2012 tarihli sözleşme kapsamında  kullandırıldığını;Kaldı ki, davacının imzalamış olduğu 10.07.2012 tarihli kefalet sözleşmesinin 2.1. nolu maddesinde \"TBK 582'nci maddesi gereği müteselsil kefaletin, doğmuş ve doğacak tüm borçları kapsayacağı\" açıkça yazılı olduğunu, ayrıca davacı firma yetkilisinin kefalet sözleşmesine kendi el yazısıyla açıkça \"... Plastik ve Kimya Tic. Ltd. Şti.'nin asaleten kefaleten kullandığı kullanacağı tüm kredileri (1.000.000 TL) tutarına kadar müteselsil kefil olmayı kabul ediyorum.\" beyanı ve davacı vekilinin dava dilekçeleri de dahil olmak üzere dosyaya sunmuş oldukları tüm beyanlarında ihbar olunan firmaya kefil olarak ödeme yaptıklarını belirtmiş oldukları hususları göz önüne alındığında davacının Yerel mahkemenin ve bilirkişi raporunun aksine ihbar olunan firmanın 10.07.2012 tarihinden sonraki kredilerinin de müteselsil kefili olduğunun net olduğunu;Davacı firmanın ihbar olunan ... firmasının borçlarına 10.07.2012 tarihinde kefil olduğunu, kendilerine devrini istedikleri ipoteklerin ise dava dışı bir başka kefil ...'a ait olup Avcılar'da yer alan taşınmaz üzerindeki ipoteğin kefaletten sonra 17.12.2012 tarihinde, Bağcılar'da yer alan taşınmaz üzerindeki ipoteğin ise 18.07.2013 tarihinde tesis edildiğini, bu noktada davacının kefil olduğu tarihte kredi teminatı olarak dosyada ipotekler bulunmadığından (yani davacı kefil, ipoteğe güvenerek kefil olmadığından) TBK'nın 596. maddesinin 2. ve devamı fıkraları nedeniyle yapmış oldukları ödemeler nedeniyle ipoteklerin kendilerine devrini isteyebilmeleri mümkün olmadığından Yerel mahkemenin davacının (1) ve (2) no'lu terditli taleplerinin reddine dair kararının yerinde olduğunu;Ancak Yerel mahkeme tarafından davacı firmanın basiretli bir tacir olarak imzalamış olduğu kefalet sözleşmesinin  kapsamını bildiği ve/veya bilmesi gerektiği ile ihbar olunan firmaya  kullandırılan rotatif kredilerin davacının imzalamış olduğu 10.07.2012 tarihli kefalet sözleşmesinin kapsamında ve ihbar olunan firmanın doğmuş ve doğacak tüm borçlarını kapsar şekilde  kullandırıldığı hususların göz ardı edildiğini beyanla Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12.01.2023 tarih 2022/664 E., 2023/33 K. sayılı kısmen kabul kararının aleyhe kısımlarının istinaf incelemesi ile kaldırılması ve yeniden yargılama yapılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında dava dışı şirkete kullandırılan kredilerin kefil sıfatı ile ödenmiş olması sebebiyle, TBK'nın 592. maddesi uyarınca kredi borcunun teminatı olarak alınan gayrimenkuller üzerindeki ipotek hakkının davacı adına devir ve tescili, kefil sıfatı ile ödenen miktarın ipotek ile karşılanamaması durumunda ve davalı tarafça teminat olarak alınmış bono, çek, poliçe gibi kıymetli evrak var ise bu evrakların davacıya  teslimi, davalı bankanın elinde bulunan teminatlarda azalmaya neden olması ya da ipotekleri terkin ettirmesi halinde ödenen bedelin iadesi talebine ilişkindir.Mahkemece 28/11/2019 tarihli, 2017/1178 Esas ve 2019/1218 Karar sayılı karar ile davacının ipotek haklarının kendi adına tescili talebinin reddine, davalı banka tarafından teminat olarak alınan senetlerin devri talebinin ise kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuş, Dairemizin 30/06/2022 tarihli, 2020/987 Esas ve 2022/1080 Karar sayılı ilamı ile; \"Davacı vekili yargılama sırasında ve istinaf dilekçesinde, müvekkilinin kefil olarak yaptığı ödemenin,  dava dışı şirkete hangi kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan krediye ilişkin olduğu, müvekkilinin kefil sıfatıyla bir borcunun olup olmadığının net şekilde ortaya çıkarılması gerektiği belirtilmesine rağmen, bilirkişi raporlarında bu hususta bir inceleme bulunmadığı gibi mahkemece yapılmış bir değerlendirme de bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için, mahkemece, davacı şirket ve davalı banka ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, gerektiğinde bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi de verilmek suretiyle; davalı banka ile  dava dışı ... Plastik Kimya Sanayi Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan 10.07.2012 ve 20.12.2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmeleri kapsamında dava dışı şirketin kullandığı kredilerin tespiti, dava tarihi itibarı ile ayrı ayrı gösterilmek suretiyle söz konusu kredi borçlarının ödenip ödenmediği, her iki krediden dava tarihi itibarı ile ödenmemiş bakiye borç bulunup bulunmadığı, davacı tarafça yapılan ödemelerin hangi kredi sözleşmesi kapsamında verilen krediye istinaden yapıldığı, davacının kefil olarak borcunun bulunup bulunmadığı, dava dışı şirketin davalı bankaya borcu bulunup bulunmadığı, 23.01.2012 tarihli 200.000 TL bedelli ve 20.12.2013 tarihli 1.500.000 TL bedelli iki adet bononun dava dışı şirketin hangi borcuna istinaden davalı bankaya verildiği hususlarında bilirkişi raporu alınarak, yukarıda anılan yasal mevzuat hükümleri, taraf iddia ve savunmaları da değerledirilmek suretiyle varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.\" gerekçesi ile kararın HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiş, Dairemizin kaldırma kararından sonra Mahkemece devam edilen yargılamada bilirkişi heyetinden rapor alınarak yukarıda açıklanan gerekçe ile davacı tarafından davalı bankaya ödenen bedelin iadesine karar verilmiş, verilen karara karşı davalı banka vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davacının kendi beyanı ile dava dışı şirketin hem doğmuş hem de doğacak borçları için kefil olduğunu kabul ettiği, kredilerin rotarif kredi niteliğinde olduğu ve davacının kefil olduğu 10/07/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığına ilişkindir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; davalı tarafça ileri sürülen istinaf sebeplerinin yargılama aşamasında sunulan beyan dilekçeleri ile de ileri sürüldüğü, ilk derece mahkemesince konusunda uzman bilirkişi heyetinden alınan raporda bu iddiaların değerlendirildiği ve davacının kefil sıfatı ile davalı bankaya geri ödediği dava dışı şirkete kullandırılan tüm kredilerin 10/07/2012 tarihli ve davacının kefil olmadığı sözleşme kapsamında kullandırıldığının tespit edildiği, alınan raporun Dairemizin kaldırma kararında işaret edilen hususları karşıladığı ve denetime açık olduğu, davalı tarafça raporda yer alan tespitlerin aksini ispata yarar bir delil sunulmadığı ve davacıdan kefaleti kapsamında olmayan borçların davacıdan tahsil edildiği, bu minvalde Mahkemece davacının ödediği bedelin iadesine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nn 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, <br>3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 29.878,79 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 7.469,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 22.409,09 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br>\t<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"28a53e3ab426d528","SID":"75ccc2643974b487"}}