{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/655 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/2205 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:  2017/20 Esas - 2022/686 Karar <br>TARİH:  05/10/2022<br>DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>KARAR TARİHİ: 25/12/2025                                                         <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ...'un diğer müvekkileri ... ... ile ... ...'un çocuğu olduğunu, Dr.... ve Dr. ...'in müvekkili ... ...'un gebeliğini takip eden doktorlar olduğunu, birden çok doktorun gebelik takibi yapmasının hiçbir doktoru müteselsil sorumluluktan kurtaramayacağını, davalı ...Sigorta Şirketi'nin doktorların ZMMS poliçesini düzenlediğinin Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezinde yapılan sorgulamadan anlaşıldığını ve teminat limiti dahilinde doktorlara yüklenen maddi, manevi zarardan doğan sorumluluğu sigorta şirketinin  üstlendiğini, sorumluluğun geriye dönük 10 yıl olduğunu, müvekkili ... ...'un gebeliği boyunca davalının sigortalısı doktorlar tarafından takip edildiğini, doktorların genel olarak tıbbi kötü uygulamaları sonucu down sendromunun gebelikte teşhis edilemediğini, ve küçük ...'un down sendromlu doğduğunu, doktorların müvekkilini yeterince aydınlatmadığını, ileri testleri önermediklerini, CVS ve amniosentez yapmadıklarını, sakat bir çocuğun doğumuna sebep olduklarını, müvekkili olan anne ve babayı derin üzüntü ve acı çekmeye mahkum ettiklerini, doktorların kötü tıbbi uygulaması sonucu çocuğun down sendromlu olduğunun doğumdan sonra anlaşıldığını, kendilerini bağlayıcı ve sınırlayıcı olmamakla birlikte küçük ...'nun iş görememezlik oranının %43 olarak tespit edildiğini, davalının sigortalısı olan doktorların tam kusuruna dayanılmadığını, müteselsilen talepte bulunduklarını, Asliye Ticaret Mahkemesinin bu davaya bakmakta görevli olduğunu iddia ederek müvekkili ... ... için 15.000 TL. maddi tazminat, 20.000 TL.manevi tazminat, müvekkili ... ... için 10.000 TL.manevi tazminat ve ... ... için 10.000 TL.manevi tazminata hükmedilmesi ve toplam 55.000 TL.tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline  karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davacının tedavi işlemlerini yapan hekim veya hastane olmadığını, bu nedenle davanın ilgili kişilere ve kurumlara ihbar edilmesi gerektiğini, sigortalı hekimlerin çalıştığı hastanede takipli hasta uygulaması bulunmadığını, hastanın sadece bir kez 15.haftada görüldüğünü, doktorların bu süre içinde anomali tespiti yahut down sendromu teşhisi için herhangi bir tanı yöntemi yahut testin yapılabileceği sürelerinin olmadığını, davacının gebelik takibinin sigortalı hekimlerce yapıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, ilerleyen haftalarda başka bir hekimin hastadan üçlü test istediğini, sonucunun risksiz bölgede çıktığını, bunun dışındaki tüm testlerin de temiz çıktığını, down sendromunun belirlenmesinin kesin bir yöntemi olmadığını, hastada amniyosentez veya CVS endikasyonlarının bulunması halinde bu işlemlerin yapılabileceğini, aksi halde hekimin risk faktörü göstermeyen hastayı riskli bir işleme tabi tutmuş olacağını, bunun standart bir prosedür olmadığını, hastanenin ve hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standartların uygulanmamış olması gerektiğini, tıbbi standartın uygulandığı yerde hekimin müdahalesi tıp biliminin gereklerine de uygun ise hekim veya hastanenin kusurundan bahsedilemeyeceğini, davacının tazminat taleplerinin dayanaksız ve fahiş olduğunu, maddi ve manevi tazminat hakkının doğabilmesi için hukuka aykırı eylem, bu eylem sonucu ortaya çıkmış zarar, illiyet bağı ve kusur unsurlarının bir arada bulunması gerektiğini, davacı küçükteki down sendromunun genetik bir bozukluk olduğunu, hekimin yahut hastanenin işlem ve eylemleri arasında illiyet bulunmadığının izahtan vareste olup, bu yönüyle de davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 05/10/2022 tarih ve 2017/20 Esas - 2022/686 Karar sayılı kararında; \"Dava, hukuki niteliği itibari ile Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.(...)Dosyada toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları neticesinde davacılar ... ve ... ...'un çocuğu olan ... ...'un 20/10/2015 tarihinde down sendromlu olarak dünyaya geldiği, davacı ... ...'un hamilelik sürecinde sigortalı hekim ... tarafından 19/05/2015 tarihinde acil serviste ve 21/05/2015 tarihinde de sigortalı hekim ... tarafından poliklinikte muayene edildiği, davacıların sigortalı hekimlerin kusurlu davranışları nedeniyle anne karnındaki bebekte down sendromunun tespit edilemediğini, riskli gebeliği sonlandırma hakkının elinden alındığını, hekimlerin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Sigortalı hekimlerin sorumluluğu mahkememizce ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Sigortalı hekimlerden Dr.... acil servis nöbeti sırasında davacı anneyi acil servise müracaatı nedeniyle görüp acil girişi doğrultusunda kan ve idrar tahlili yaptırıp, ultrason talep etmiştir. Acil servis hizmeti acil hastalık ve yaralanma hallerinde konusunda özel eğitim almış ekipler tarafından tıbbi araç ve gereç desteği ile olay yerinde, nakil sırasında, sağlık kurum ve kuruluşlarında sunulan tüm sağlık hizmetleri olup acil servis, acil tıbbi tedavi uygulaması yapılan yerdir. Poliklinik hizmeti ise ayaktan muayene, tetkik, teşhis ve tedavi hizmetlerinin yapıldığı hastanelerdeki ilk müracaat üniteleridir. Davacı anne 19/05/2015 tarihinde hastanenin acil servisine gelerek ...'e muayene olmuştur. Dosya kapsamındaki verilere göre 15 haftalık hamile olup aynı hafta içinde aynı hastanenin polikliniğine başvurduğu da sabittir. Acil serviste görev yapan, bir doktorun hastanın acil olan sağlık sorunuyla ilgilenmesi ve çözüm üretmesi asıl olup poliklinik muayenesi ile yapılabilecek teşhis ve tanı yöntemleri hakkında acil servisin kendine has özellikleri karşısında hastayı ayrıca down sendromunu teşhise yönelik yöntemler ve sonuçları hakkında bilgilendirilmesi mahkememizce doktordan beklenebilecek bir durum olarak kabul edilmemiş, bu doktorun sorumlu olmadığı sonucuna varılmıştır.  Davacı anne doktor ...'in yönlendirmesi ile aynı hafta içinde hastaneye gelip poliklinikte muayene olmuştur. Muayeneyi yapan diğer sigortalı hekim ...'dir. Hekim tarafından anneye 3 hafta sonrası için dörtlü tarama testi yaptırması gerektiğinin bildirildiği sigortalı hekim tarafından beyan edilmiş nitekim anne 17/06/2015 tarihinde hastaneye gelip 3'lü tarama testini yaptırmıştır. Ancak sigortalı hekim tarafından davacı anne ve babanın tarama testleri, sonuçları, bebeğin down sendromlu olarak dünyaya gelebileceği, tarama testi risksiz çıksa da uygulanabilecek diğer tanı yöntemleri, bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler, komplikasyonlar hakkında bilgilendirildiği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği ortaya konulmamış, herhangi bir delil sunulmamıştır.Dosyada alınan raporlarda sigortalı hekim ...'in herhangi bir kusurunun bulunmadığı ifade edilmiş ise de ispat yükü kendisine düşen hekim tarafından davacıların sosyal ve kültürel durumuna uygun şekilde aydınlatıldığı, bilgilendirildiği ispat edilemediğinden alınan aksi görüşteki bu raporlara itibar edilmemiş yalnızca ... için düzenlenen poliçe ile sınırlı olmak üzere maddi tazminat talebi mahkememizce yerinde bulunmuş alınan tazminat hesap raporunda belirlenen rakamlar ve davacı yanın talep arttırım dilekçesi ile maluliyet raporu gözönünde bulundurularak maddi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacıların bir diğer talebi ise manevi tazminata ilişkin olup, çocuk ile anne ve baba için manevi tazminata hükmedilmesi talep edilmiştir. Davacıların ekonomik ve sosyal durumları araştırılarak dosya içine konulmuştur. TBK 56.maddesinde manevi tazminat düzenlenmiş olup, bir kişinin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda olayın özellikleri gözönünde bulundurularak zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verilebilir. Aynı maddenin 2.fıkrasında ağır bedensel zarar veya ölüm halinde zarar gören yahut ölenin yakınlarına da uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenebileceği kabul edilmiştir. Manevi tazminat takdir edilirken bu bedelin taraflar açısından bir ceza ve zenginleşme aracı olmadığı, her olaya özel olarak değerlendirilmesi gerektiği dikkate alınmıştır. Somut olayda ... ...'un down sendromlu olarak dünyaya geldiği ve %100 malul olduğunun belirlendiği, yaşı ve maluliyet durumuna göre hayat boyu bakıcıya ihtiyaç duyacağı, dolayısıyla davacı anne ve babanın da çocukla birlikte ömür boyu bu sendromun getirdiği zorlukları birlikte yaşayacakları, sürecin ağır ve meşakkatli bir süreç olduğu bu durumun çocuk yanısıra anne ve babada da ciddi bir travma yarattığı, sigortalı hekimin ağır kusurlu olduğu,  davalının sigortalısının kusurundan kaynaklı bu zarardan da poliçe limitleri dahilinde sorumluluğunun bulunduğu sonucuna varılarak davacıların manevi tazminat istemlerinin de kabulüne karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur. \"gerekçesi ile, '' 1-DAVANIN ISLAH EDİLEN HALİ İLE KISMEN KABULÜNE, Davacı ... ... için 780.000,00 TL maddi  tazminat ve 10.000,00 TL manevi tazminat, Davacı ... ... için 5.000,00 TL manevi tazminat, Davacı ... ... için 5.000,00 TL manevi tazminatın 05/01/2017  dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan (ihbar olunan ... adına düzenlenen poliçe kapsamında) tahsili ile davacılara  ödenmesine, Fazla talebin reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacılar ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; her tıbbi müdahalede aydınlatılmış onam alınmasının zorunlu olduğunu; kanun koyucu için hastanın bilgilendirilmesinin önemli olduğunu, dört ayrı hukuki düzenleme ile hekime hastayı bilgilendirme ödevi getirildiğini, ilk derece mahkemesinin dava dışı Dr. ...'in aydınlatma yükümlülüğü olmadığına karar vermesinin mevzuata aykırı olduğunu, hayati tehlike ve kapalı bilinç sebebiyle rızanın alınamaması söz konusu değilse acil serviste de aydınlatılmış onam yükümlülüğünün devam ettiğini, davaya konu olayda ise dava dışı Dr. ...'in davacı anneyi acil serviste muayene ettiği esnada hayati tehlike veya kapalı bilinç durumunun varlığı davalı .... Sigorta tarafından ileri sürülmediği gibi dosya kapsamında da böyle bir durumun yer almadığını, yerel mahkemece davacı annenin acil servise hangi nedenle gittiğinin araştırıldığını ve başvurmanın gebelik durumu ile ilgili olduğunun anlaşıldığını; bu nedenle dava dışı kadın doğum uzmanı Dr....'in aydınlatma görevini yerine getirmediğini, Yargıtay HGK kararında aydınlatmanın tarama testleri, tanı testleri ve down sendromunu kapsaması gerektiğinin tekrar edildiğini, hastanın testleri yapıp yapmama konusunda doğru karar verebilmesinin testler konusunda aydınlatılmış olmasına bağlı olduğunu; bu aydınlatmayı yapmadan sadece testleri öneren doktorun sorumluluktan kurtulamayacağını, dosyalarında down sendromu konusunda bilgi verildiğine dair hiçbir bilgi, not, açıklama olmadığını, bilirkişi raporunda da böyle bir hususun mütalaa edilmediğini; davalının böyle bir savunmasının da olmadığını; dolayısıyla ispat yükü üzerinde olan davalının bu aydınlatılmış onamı ispat edemediğini, Dr. ...'in poliçesine yönelik talebin tümü reddedildiğinden maktu red vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken nisbi red vekalet ücretine hükmedilmesinin de yasaya aykırı olup kaldırılmasın gerektiğini, <br>İleri sürerek, tehiri icra talepleri gereği red vekalet ücreti yönünden yerel mahkeme kararının icrasının ertelenmesine; yapılacak yargılama sonunda ilk derece mahkemesinin sigortalı Dr. ...'in poliçesine ilişkin red kararının kaldırılmasına, yeniden verilecek kararda hem sigortalı Dr. ...'in poliçe bedelinin 800.000-TL'nin ve hem de Dr. ...'in poliçesine ilişkin 800.000-TL'nin dava tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan tahsiline, istinaf masraflarıyla istinaf vekalet ücreti ve faizinde davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada mevcut bilirkişi raporlarının hiçbirinde sigortalı hekime kusur izafe edilmediğini; aksine down sendromu tarama testlerinin temiz geldiğinin, amniyosentez endikasyonu bulunmamakla birlikte bu testlerin kesin sonuç vermeyeceğinin yazılı biçimde davacı yana bildirildiğini, Davacıların bebeğinin, sigortalıların eylemi nedeniyle down sendromlu olmadığını; bunun genetik bir hastalık olduğunu, davacının üçlü tarama testi yaşına göre 1/1400 yani oldukça düşük bir risk- temiz olarak geldiğini, davacıda, invazif girişim (amniyosentez-kordosentez vs.) gerektirecek bir endikasyon bulunmadığını, davacıya yapılan testlerde, tarama testi riskinin düşük geldiğinin ancak bu testin kesin sonuç vermediği bilgisinin açıkça yer aldığını, hastanın mevcut tıbbi sonuçlarının gebelik sonlandırmaya elverişli olmadığını, sonuç olarak hekimlere izafe edilecek kusur bulunmadığının tespit edildiğini, konu dosyada yer alan somut olayda  tüm test, tahlil ve tetkiklerin de temiz geldiğini, down sendromu yahut major anomali düşündürecek herhangi bir bulguya rastlanmadığını; bu durumun hekimlerin ihmaline değil; down sendromunun kesin teşhis edilebilir bir rahatsızlık olmamasına bağlı olduğunu, sigortalı hekimin, gebelik hafta takibine uygun olarak  tüm tarama testleri bakımından hastayı bilgilendirdiğini, bu durum dosyaya mübrez bilirkişi raporları ile sabitken mahkemece \"bilgilendirmenin ispat edilemediği\" şeklinde yetersiz, açıklamasız ve \"genel\" bir gerekçeyle tarafları aleyhine hüküm kurulduğunu, dosyaya mübrez 07/05/2021 tarihli bilirkişi raporu ile sigortalı hekime atfı kabil bir kusur bulunmadığının açıkça tespit edildiğini, üçlü tarama testi  laboratuvar sonuç formunda açıkça bilgilendirme yükümlülüğü yerine getirildiğinin ispat olunduğunu,  mahkemenin bebeğin şuanda down sendromlu olduğundan yola çıkarak geçmişe yönelik bir bilgilendirme yükümlülüğüyle olaya baktığınıi halbuki gebelik takibi sırasında, down sendromuna ilişkin bir belirti vermediğini; tüm tarama testlerinin temiz geldiğini, yaş vs. riskinin görülmediğini; endikasyonu bulunmayan bir hastaya, amniyosentez \"önerilmemiş\" olmasının tıbbi hata olarak nitelenemeyceğini; somut verileri tam aksini gösteren bir hastaya amniyosentez önerilmesinin tıbbi hata olacağını;Yerel mahkemece alınan tüm raporlarda müvekkili şirket sigortalısı hekimlere atfı kabil herhangi bir kusur bulunmadığı sabit olduğu halde %100 kusur üzerinden tazminat hesaplanmasına itiraz ettiklerini, müvekkili şirketin, doktorun \"sorumluluk sigortacısı\" olduğunu, sigorta şirketinin bir zarardan sorumluluğunun doğabilmesinin en temel şartının; sigortalının zararı tazmin yükümlülüğünün bulunması olduğunu; güncel mevzuatın, yasal değişiklikler sonucu hekimin zararı tazmin yükümlülüğünün ancak ve ancak ceza davası sonucunda görevin gereklerine kasten aykırı hareket etmekle sınırlandığını, dolayısıyla kanun koyucunun, hekim sorumluluk rejimini anılan yasa ve yönetmelik hükümleriyle yeniden belirlediği ve hekimlik mesleğinin ifası sırasında meydana gelecek zararlar için yalnızca Sağlık Bakanlığı'nın ödeme yapabileceğinin, ancak bunların hekime rücu edilemeyeceğinin düzenlendiğini, somut olayda hekim aleyhine açılmış bir soruşturma veya kovuşturma dosyası bulunmadığını, hekim hakkında kesinleşmiş ceza davası bulunmaksızın hekimin zararı tazmin yükümlülüğü meydana gelmeyeceğinden ve yasal düzenlemenin derdest davalar dahil uygulanması gerektiği hükme bağlandığından; husumet itirazını sunduklarını, sigortalı hekimin devlet hastanesi çalışanı olduğu gözetilerek; davanın husumet yönünden reddine; davacıların taleplerini idari yargı önünde Sağlık Bakanlığı'na yöneltmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, Davacı yan tarafından sunulan \"mütalaa\"da her ne kadar genel şartlarda kusura ilişkin bir düzenleme bulunmadığı ifade edilmişse de; TTK Sorumluluk Sigortası Genel Hükümleri ile genel sorumluluk hukuku hükümleri uyarınca poliçede ayrı bir şekilde kusura ilişkin bir açıklama yapılmasına zaten gerek olmadığını; sigorta şirketinin sorumluluk türünün; hekimin sorumluluk türüne bağlı olacağından; örneğin hekim vekalet sözleşmesi kapsamında kusura bağlı olarak sorumlu tutulabiliyorsa, sigorta şirketi de kusura dayalı sorumlu olacağını,   bu nedenle poliçede \"kusura dayalı/kusursuz\" sorumluluk ayrımı yapılmasının abesle iştigal olacağını, genel şartların A.1. Maddesi ile TTK'nın sorumluluk sigortası hükümlerinde yer aldığı üzere, sigortacının, sigortalının \"sorumluluk türüne\" göre zarardan sorumlu tutulacağını; sigortalının tazmin sorumluluğu doğmadıkça sigorta şirketi ödeme yükü altına girmeyeceğini,<br>Mahkemenin, bilgilendirmeye yönelik değerlendirmesi yanılgılı bilgiye dayanmakta olup, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için gebelik takibi ve down sendromu hususunda bilgilendirmeye ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı ile süreçleri izah eden diyagramın sunulduğunu,  tarama testleri \"düşük risk\" grubunda gelen hastaya down sendromu açısından yapılabilecek bilgilendirmenin; \"testlerin düşük risk geldiği ancak kesin sonuç içermediği\"nden ibaret olduğunu; kaldı ki bu bilgilendirmenin tarama test sonuçlarının alt kısmında yazılı olduğunu; tarama test sonuçlarını hekime getirenin hasta olduğunu; dolayısıyla hastanın somut durumuna ilişkin bilgilendirme yapılmadığı iddiasının, dosyada mübrez bilgi ve belgelerle dahi bağdaşmadığını, down sendromu açısından yüksek risk saptanan bir hastayla düşük risk saptanan bir hastaya yapılacak bilgilendirme ve önerinin farklı olduğunu, down sendrom riski düşük ise hastaya tarama testinin düşük risk geldiği; kesin sonuç içermediği; ancak mevcut durum itibariyle rutin takiplere devam edileceği bilgisi verildiğini;  somut olayda da durumun bu şekilde olduğunu, down sendrom riski yüksek ise tarama testi sonuçlarının yüksek riskli geldiğini; hastaya down sendromlu bebek dünyaya getirme ihtimalinin yüksek olduğu bilgisi verildiğini; daha detaylı bilgi ve kesin teşhis için hasta perinatolojiye (3. basamak) yönlendirildiğini, ancak ve ancak hasta 3. Basamak bir sağlık kurumunda perinatoloji (veya tıbbi genetik) muayenesine gittiğinde tekrar değerlendirileceğini, perinatolog tarafından amniyosentez-kordosentez gibi teşhis seçenekleri sunulacağını; bu işlemlerin (bebeğin kaybı olasılığı dahil) risklerinin izah edileceğini ve hastanın kabulü halinde onam formu imzalatılarak amniyosentez işlemi yapılacağını, hastanın amniyosentez-kordosentez sonucuyla down sendromu tanısının kesin olarak konulacağını, gebelik sonlandırma seçeneğinin de ancak bu halde sunulabileceğini, somut olayda tarama testi düşük risk gelen hastaya \"gebeliği sonlandırma seçeneği\" sunulmadığından bahisle hekime kusur iddiasının ileri sürülemeyeceğini, tarama testleri düşük risk gelen bir hastanın, ileri tetkiklere yönlendirilemeyeceğini; aksi halde hekimin, down sendromunu teşhis etme ihtimalinin 30 katı kadar sağlıklı bebeğin vefatına yol açmış olacağını;  dolayısıyla; davacı yan iddialarının aksine; her gebelik takibinde hekimin hastada yapılacak bir sonraki işlemi, önceki test sonuçları, mevcut durumu, bulguları, riskleri çerçevesinde tek tek değerlendirdiğini; gelen her hastadan apar topar amniyosentez onam formu almanın; hiçbir risk faktörü göstermeyen hastaları endikasyonu bulunmayan bir teste yönlendirerek haksız kazanç sağlamak ve dahi sağlıklı bebeklerin kaybına yol açmanın; hekimlik meslek etiği uyarınca mümkün olmadığını,  yerel mahkeme kararının bu yönüyle kaldırılmasını talep ettiklerini, Mahkemece hükme esas alınan hesaplamanın davacı küçüğün %100 maluliyeti ve tam bakıcı ihtiyarına ilişkin olduğunu, yani bu hesaplamanın şu \"Hekim hatası olmasa idi, bu çocuk tam ve sağlıklı doğacaktı, hekimin hatası nedeniyle %100 malul ve bakıma muhtaçtır.\" anlamına geldiğini,  halbuki dosyada mübrez kusurun bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere hekimin hiçbir işlem veya eylemi davacı küçüğü down sendromlu hale getirmediğini; down sendromunun genetik bir farklılık olup hekim müdahalesiyle illiyet bağı içinde olmadığını, üstelik, davacıdaki maluliyete hiçbir hekim müdahalesinin neden olamayacağının, genetik bir farklılık sayılan down sendromunun hekim eliyle ortaya çıkabilecek bir durum olmadığının da bilirkişi raporuyla sabit olduğunu; hekimin herhangi bir eylemiyle yol açtığı maluliyet olup olmadığı konusunda maluliyet incelemesi yapılmasını talep ettiklerini; davacıdaki down sendromu; genetik bir rahatsızlık olduğundan, hekim müdahalesiyle gerçekleşmiş bir durum olmadığı gibi, hekim müdahalesiyle gerçekleşmesinin de mümkün olmadığını, davacı küçüğün, tamamen sağlıklı bir şekilde dünyaya gelecekken, hekimin hangi eyleminin davacı küçüğü malul bıraktığının sorgulanması gerektiğini; diğer bir deyişle davacı küçüğün malul olmasına hekimin sebep olup olmadığının irdelenmesi gerektiğini; bu yönüyle de kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, Somut olayda, down sendromlu olarak dünyaya gelen davacı küçük tarafından maluliyet ve bakıcı gideri talebi sunulduğunu, hukukumuzda maddi zararın tayininin \"fark teorisi\" çerçevesinde yapıldığını, buna göre, hekimin müdahalesi olmasaydı gerçekleşecek durum ile müdahale sonucu gerçekleşen durum arasındaki farkın, gerçek zararı ifade edeceğini, hekimin müdahalesi ne yönde olursa olsun, davacı küçüğün down sendromlu doğacağının tartışmasız olduğunu; günümüzde down sendromunun tedavisi bulunmamakta olduğunu;  davacı küçüğün maluliyet oranı ve bakıcı ihtiyacı ile hekimin müdahalesi arasında illiyet bağı bulunmadığını, davacı küçüğün anne karnında cenin olduğu dönemden hatta ilk DNA zincirinin oluşumundan itibaren mevcut olan genetik rahatsızlığı gereği kaybedecek bir meslekte kazanma ve çalışma gücü mevcut değilken; bebeğin genetik rahatsızlığından kaynaklı meslekte kazanma gücü ve çalışma gücünün kaybından ve bakıcı giderinden doğan tazminat talebinin, hukumuzda yeri bulunmadığını, aksinin kabulü, davacı küçük adına, \"hiç dünyaya gelmemiş olma\" ile \"down sendromlu doğum\" arasında oluşan bir tazminat farkı anlamına geleceğini,  halbuki tam ve sağ doğmuş her birey cenin anından itibaren kişilik kazanacağından vazgeçilemez ve devredilemez yaşam hakkı aleyhine talepte bulunulmasının mümkün olmadığını, görülen davada tüm maddi tazminata davacı küçük (yani aldırılması istenen) bebek yönünden hükmedildiğini, halbuki bu durumun, tam ve sağ doğmuş bir bireyin, kendisinin \"varolmama\" kaynaklı bir talepte bulunması; \"varlığının zarar\" kabul edilmesi sonucu doğuracağını, üstelik, davacı küçük yönünden zarar tespiti değerlendirildiğinde, hekim hatası olmasa idi var olmama (gebeliğin sonlandırılması), hekim hatası (iddia edilen) durum sonucu: %78 malul olarak doğma durumunun ortaya çıktığını,  bu durumda, var olmama halinden, malul de olsa varlık kazanma durumunu çıkardıklarında elbette zararın negatif olacağını; bu durumun hukuk sistemlerinde, \"kişinin varlığı zarar teşkil etmez\" ilkesiyle açıklanmakta olduğunu, bir tarafta hiç dünyaya gelmeme diğer tarafta down sendromlu şekilde dünyaya gelme ihtimalleri değerlendirildiğinde; doğru bir eğitim ile down sendromlu bireylerin evlenebileceği, çalışabileceği, hayat kurabileceği dikkate alınması gerektiğini,  Öte yandan kabul etmemekle birlikte hesap raporunun hatalı verilere dayandığını, davacı küçüğün ağır derecede malul ve down sendromlu olduğu iddia edildiğinden bakiye ömrünün buna göre belirlenmesi gerektiğini; özellikle sistemsel arazlarla doğan down sendromlu bebeklerin, ortalama yaşam süresi farklılık gösterdiğinden, doğrudan PMF tablosunun esas alınmasının somut olayın gerçekleriyle örtüşmediğini,  özürlülük ölçütü ve engelli sağlık kurulları hakkında yönetmelikte yapılan değişiklik gereği, anılan yönetmeliklerin 18 yaşından küçükler hakkında uygulanamayacağının belirlendiğini; erişkin olmayan -küçükler yönünden yalnızca 18 yaşına kadar geçerli olmak kaydıyla değerlendirme yapılabildiğini; buna rağmen bakiye ömür boyu hesaplaması yapıldığını, Yerleşik Yargıtay kararları gereği, kişinin 18 yaşına kadar çalışması ve gelir elde etmesinin mümkün olmadığı gibi; 18 yaşına kadar ebeveynlerinin bakım, gözetim ve desteği altında kabul edilmesi gerektiğini; bu nedenle 18 yaş öncesinde maluliyet veya bakıcı gideri hesaplanmasının da hatalı olduğunu, <br>Kabul anlamına gelmemek üzere, yerel mahkemece tarafları yönünden poliçe limitiyle sınırlı sorumluluk öngörüldüğü halde, feriler/vekalet ücretleri yönünden sorumluluk sınırlarının ayrılmadığını; teminat asıl alacak ve ferileri de kapsamakta olup teminatı aşan hüküm kurulduğunu; bu yönüyle de kararın kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, tehiri icra talepleri gereği kararın icrasının ertelenmesini talep ettiklerini; diğer yandan yukarıda arz ve izah olunan nedenler ile resen tespit edilecek hususlar gözetilerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. <br>Dava, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davacı küçüğün maddi  tazminat talebinin kısmen kabulüne, davacıların her birinin manevi tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur. <br>Davacılar vekili, davalı tarafça Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigota Poliçesi ile sigortalanan dava dışı iki hekimin, davacı anneyi hamileliğinde takip ettiklerini,  sigortalı hekimlerin davacıları aydınlatmaması sebebiyle davacı ... ...'un down sendromlu olarak doğmasına neden olduğunu, bu nedenle davacıların maddi ve manevi zarara uğradıklarını beyan ederek her iki hekimin sigorta poliçeleri kapsamında zararlarının tazminini talep etmiş; davalı taraf, sigortalı hekimlerin davacı anneyi yalnızca bir kez muayene ettiklerini, sigortalı ...'in acil servisinde anneye müdahale ettiğini ve gerekli tıbbi hizmeti vererek, polikliniğe yönlendirdiğini, sigortalı ...'in ise anneyi poliklinikte muayene edip ulstrason kan ve idrar tahlili işlemlerini gerçekleştirerek, onu üç hafta sonrası için dörtlü teste yönlendirdiğini, davacı annenin üç hafta sonra bir başka hekime muayene olduğunu ve üçlü tarama testinin yapıldığını, test sonucunun çok düşük riskli çıktığını, amniyosentezin önerilmediğini, sigortalı hekimlere atfı kabil bir kusur bulunmadığını, down sendromunun genetik bir hastalık olduğunu, anneyi muayene sürecinde tıbbın öngördüğü tüm müdahaleleri gerçekleştiren, gerekli önerilerde bulunan sigortalı hekimlerin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, davacı küçüğün down senrdomlu olarak dünyaya gelmesi ile hekimlerin müdahalesi arasında illiyet bağı da bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.  Taraflar arasındaki uyuşmazlığın temeli; dava dışı sigortalı hekimlerin aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranarak, davacı annenin 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un 5. maddesi, Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün 5. maddesi ile Tüzük’e ekli (2) sayılı liste uyarınca, gebelik sürecinde down sendromunun tespit edilmesi halinde bir kurul tarafından düzenlenecek rapora göre, davacı babayla alacağı ortak bir karar neticesinde gebeliği sonlandırılabilme hakkını kullanmasına engel olup olmadıkları ve bu nedenle davacıların uğradığı zarardan davalı sigorta şirketinin, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigota Poliçesi kapsamında sorumlu olup olmadığına ilişkindir.Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayalı olup, uyuşmazlığın temelini teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen hekimin bu kapsamda mevcut sorumluluğu ve özen borcu oluşturmaktadır. Buna göre vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. Hekim hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Sağlık hizmetinin verilmesinde tıbbı gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevi hekime ait olup, hastanın  uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkı bulunmaktadır. Hekim hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır.  Hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğünün hukuki dayanağı noktasında çeşitli yasal düzenlemeler bulunmakta olup, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesi; “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.)” hükmünü haizdir. Bu genel nitelikli düzenleme yanında bazı özel nitelikli düzenlemelerde de hekimin aydınlatma yükümlülüğünün hukuki dayanaklarını bulmak mümkündür. Nitekim 04.04.1997 tarihinde imzalanan, 09.12.2003 tarihli ve 25311 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi’nin 5. maddesinde; 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunun 7. maddesinde; Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 14. maddesinde; Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesinde hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü altında olduğu dolaylı da olsa belirtilmiş bulunmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; 2020/11-592 Esas, 2022/356 Karar, 22.03.2022 T.) Hekimin aydınlatma yükümlülüğünün ispatı hususunda mevzuatımızda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile kabul edildiği üzere ispat yükü hekim üzerindedir. Mevzuatımızda bu yükümlülüğünün yazılı olarak yerine getirileceğine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.03.2022 tarih, 2020/11-592 Esas, 2022/356 Karar sayılı ilamı ile kabul edildiği üzere, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 18. maddesinde; \"Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir. Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir.\" şeklinde yer alan düzenleme nazara alındığında, aydınlatma yükümlülüğünün sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilmesi mümkündür. Hekim tarafından yükümlülüğün yerine getirildiği hususu her türlü delille ispatlanabilir. Bu kapsamda 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 72. maddesinde yer alan; “İcrayı sanat eden tabipler, diş tabipleri, dişçiler ve ebeler numunesi veçhile Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekaleti tarafından tertip ve mahalli sıhhiye memurlarınca musaddak, hastaların isim ve hüviyetlerini kayda mahsus bir protokol defteri tutmağa mecburdurlar. Bu defterlerin kuyudu ücretten mütevellit davalarda sahibi lehine delil ittihaz olunabilir. Şu kadar ki müstenidi iddia olan kaydın hilafı vesaik veya delaili muteberei saire ile ispat edilebilir” düzenlemesi ile aynı kanunun 73. maddesinde yer alan;“Protokol defterlerinde tahrifat yapan ve mugayiri hakikat malumat derceylediği sabit olan tabipler, diş tabipleri, dişçiler ve ebeler Türk Ceza Kanununun belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır” düzenlemesi ve Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin 48/1 maddesi ile özel hastanelere yüklenen protokol defteri tutma zorunluluğuna göre, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispatı noktasında, dosyaya sunulan epikriz formlarının değerlendirilmesi gerekir.Mahkemece uyuşmazlığın çözümüne etkili tüm delillerin eksiksiz toplandığı ve dosyada üç kişilik bilirkişi heyetinden kök ve ek raporlar alındığı, akabinde taraf itirazları üzerine Adli Tıp Kurumu 7 inci ihtisas Dairesi'nden rapor alındığı, alınan tüm raporlar ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;  üçüncü gebeliği olan davacı annenin  ilk gebelik takibinin 27/03/2015 tarihinde...Hastanesi’nde yapıldığı ve 7 haftalık gebelik tespit edildiği,  aynı hastanenin  17/03/2015 tarihli muayenesinde akut sistit tanısı ile 10 gün sonra kontrol amaçlı çağrıldığı, 07/04/2015 tarihinde Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde dava dışı Dr. ...tarafından muayene edildiği ve   8 haftalık gebelik tespit edildiği, aynı hastanenin Doğum Evi Kadın Doğum Acil Servisinde 19/05/2015 tarihinde ihbar olunan sigortalı Dr. ... tarafından gebelik muayenesi yapıldığı, kan ve idrar tetkikrinde patoloji saptanmadığı, aynı tarihte yapılan ultrasonografide 15 haftalık gebelik tespiti yapıldığı, aynı hastanede 21/05/2015 tarihinde ihbar olunan Dr. ... tarafından poliklinik  muayenesinin gerçekleştirildiği,  15 haftalık gebelikte   kan ve idrar tetkiklerinde herhangi bir patolojik bulgu saptanmadığının, idrar kültüründe üreme olmadığının belirlendiği,  17/06/2015 tarihinde aynı hastanede Dr. ...tarafından yapılan obstetrik ultrasonografide 20 haftalık gebelik izlendiği,  üçlü tarama testi istenildiği, davacı annenin 20/06/2015 tarihli Nöral Tüp Defekti ve Down Sendromu tarama sonucu raporunda tarama sonucunun negatif, down sendromu riskinin 1/620, nöral tüp defekti riskinin 1/5200, preeklemsi riskinin 1/6, yalnız maternal yaş nedeni ile down sendromu riskinin 1/1400 olduğunun tespit edildiği, raporun bilgilendirme kısmında prenatal tarama testlerinin (down sendromu tarama testi dahil) bir risk faktörü araştırma testi olduğunun, var olan anomaliyi %100 ortaya çıkaramayacağının, uygulanan tarama testine göre doğumsal bozukluğu %60 ile %94 arasında önceden yakalayabileceğinin, %6 ve %40 arasında ise gözden kaçırma olasılığı mevcut olduğunun, ayrıca pozitif olarak bildirilen sonuçlardan da %5 oranında yalancı pozitiflik olasılığı bulunduğunun bildirildiği, bu tarihten itibaren davacı annenin gebelik takip muayenelerinin... Vatan Hastanesi, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Özel ... Hastanesi’nde yapıldığı, buna göre davalının sigortalısı olan hekimlerden ...'in 19/05/2015, ...'in ise 21/05/2015 tarihlerinde davacı anneyi bir kez ve 15 haftalık gebeliği sırasında muayene ettikleri anlaşılmış olup, alınan tüm raporlarda; 15 haftalık gebelikte ikili tarama testi istenemeyeceğinin ve gerek acil serviste, gerekse poliklinik muayenesinde gerçekleştirilen tıbbi uygulamaların uygun ve yeterli oldukları, gebeliğin 20 inci haftasında ise başka bir hekim istemi üzerinde gerçekleştirilen üçlü tarama testinde down senromu riskinin çok düşük çıktığı, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, davacı annenin üçlü tarama testi sonucunun normal sınırlarda olduğu dolayısıyla gerek kordon villus biyopsisi gerekse amniosentez için endikasyon bulunmadığı tespit edilmiştir. Yine davacı annenin gebeliğin 8 inci haftası ile 15 inci haftası arasında herhangi bir muayene yaptırmadığı, on beşinci haftanın ikili tarama testi için geç olduğu, davacı anneden gebeliğin 20 inci haftasında üçlü tarama testini isteyen hekimin davalının sigortalısı olan hekim olmadığı, kaldı ki üçlü tarama testi sonuçlarına göre de sonuç değerlerinin risk sınırının altına kaldığı, buna göre davalının sigortalısı olan hekimlerin, davacı anneden,  muayeneleri esnasında mevcut olmayan, daha sonra alınan üçlü tarama testi sonuçlarına göre ileri tetkikler bakımından veya düşük de olsa henüz bilinmeyen down sendromu riski bakımından aydınlatılmış onam almalarının beklenemeyeceği, mahkemece bu gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı, davalı yanın bu yöndeki istinaf başvurusunun yerinde olduğu anlaşılmıştır. Dairemizin, davacıların tüm talepleri bakımından davanın reddi gerektiğine yönelik kabulü karşısında davacıların, davanın ihbar olunan sigortalı Dr. ...',n poliçesi bakımından da kabulü gerektiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, davacıların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, toplanacak delil ve yapılacak eksik tahkikat işlemi bulunmadığından, ilk derece mahkemesi kararınını 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm tesis edilerek davanın reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/10/2022 tarih ve 2017/20 Esas 2022/686 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 3-Davanın REDDİNE,İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 4-Dairemiz karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harcın, davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 5.464,86-TL (187,86-TL ile tamamlama harcı olarak yatırılan 5.277,00-TL toplamı) harçtan mahsubu ile bakiye 4.849,46-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, 5-Davacılar tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından sarf edildiği anlaşılan 370,00-TL yargılama giderinin davacılardan tahsili ile davalıya verilmesine,7- Davacı ... ...'un reddedilen maddi tazminat talebi yönünden, davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/4 fıkrası uyarınca hesap edilen 45.000,00-TL  vekalet ücretinin bu davacıdan(davacıya velayeten diğer davacılar ... ... ve ... ...'dan) tahsili ile davalıya verilmesine,8- Davacı ... ...'un reddedilen manevi tazminat talebi yönünden,  davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 10/3,4 ve 13/2 fıkraları uyarınca hesap edilen 20.000,00-TL vekalet ücretinin bu davacıdan(davacıya velayeten diğer davacılar ... ... ve ... ...'dan) tahsili ile davalıya verilmesine,9-Davacı ... ...'un reddedilen manevi tazminat talebi yönünden,  davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 10/3,4 ve 13/2 fıkraları uyarınca hesap edilen 10.000,00-TL vekalet ücretinin bu davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,10-Davacı ... ...'un reddedilen manevi tazminat talebi yönünden,  davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 10/3,4 ve 13/2 fıkraları uyarınca hesap edilen 10.000,00-TL vekalet ücretinin bu davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,11- Bakiye gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: <br>12-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 13-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50-TL harcın davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 14-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine, <br>15-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacılardan tahsili ile davalıya verilmesine, 16-Bakiye gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay' da temyiz yolu açık olmak üzere 25/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br>\t<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f9958d3eed32ab16","SID":"a22588e7bf394c8c"}}