{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/1486 <br>KARAR NO\t: 2025/1821<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 23/05/2023<br>NUMARASI\t: 2020/265 E. - 2023/112 K.<br>DAVANIN KONUSU\t: Marka Hakkına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Durdurulması,Maddi ve Manevi Tazminat <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025<br> Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA DİLEKÇESİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili olan firmanın 15 senedir bebek ürünleri sektöründe faaliyet gösteren itibarlı bir şirket olduğu, müvekkilinin ... markasının da sahibi olduğu, Müvekkili olan firma ile ... ... ve Eğitim Hiz. Ltd. Şti. arasında 17.04.2020 tarihinde düzenlenmiş olan bir bayilik iş ortaklığı sözleşmesinin mevcut olduğu, davalı tarafın yetkilisi olan ...'ın sikayetvar.com uzantılı internet sitesinde müvekkili ve markası aleyhinde yaptığı yorum ile sözleşmeye aykırı eylemlerde bulunduğu, ayrıca marka haklarına tecavüz ettiği, Davalı tarafın müvekkili olan firmaya söz konusu yazılı beyanını teyit eden herhangi bir yasal talep ve başvurusunun bulunmadığı,  davalı tarafın müvekkilinin tescilli markasına ve ticari itibarına tecavüz teşkil eden hukuk dışı eylemlerinin durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesi, müvekkilinin zararını bir nebze telafi edebilmek için şimdilik 10.000 TL maddi tazminat ödenmesi, davalı tarafın müvekkilinin kişilik haklarına da büyük bir zarar  verdiğinden manevi zararının telafi edilebilmesi için 4.000 TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. <br>CEVAP DİLEKÇESİ:<br>Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın yapmış olduğu yorumun, ... ... ve Eğitim Hizmetleri Ltd. Şti.'nin nam ve hesabına yaptığını gösteren deliller davacı tarafından ortaya konulmadığından davanın firma yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi, müvekkilinin davacı aleyhinde şikayetvar.com adlı internet sitesinde yazmış olduğu eleştirilerin doğru olduğu, mahkemece ilgili internet sitesinden celp edilen bilgilerden anlaşılabildiği, müvekkilinin davacı aleyhinde ....com adlı internet sitesinde yazmış olduğu eleştirinin altına birçok kişinin paylaştığı yorumlarda aynı mağduriyeti yaşadıklarını belirttiğini, bu bağlamda müvekkilinin davacı aleyhine yaptığı eleştirilerin davacının ticari faaliyetlerini kötüleme maksatlı ve gerçeğe aykırı olarak yapılmadığının ispatı mahiyetinde olduğu, davacı lehine tesis edilen 06.08.2020 tarihli ihtiyati tedbir kararının yeniden değerlendirerek kaldırılmasını, müvekkili ve şirketinin; donanımla ilgili ... konularında uzman görüşü sağlanması, bilgisayar gereksinimlerinin  belirlenmesi, bilgisayar sistemlerinin planlanması ve tasarlanması gibi bilgisayar danışmanlık faaliyetleri gösterirken şirketin ise bebek ve çocuk giyim eşyası perakende ticareti yapmakta olduğundan sebeple aralarında haksız rekabet olamayacağı, teminatsız olarak verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını, davanın her iki müvekkili yönünden esastan reddi, yargılama gideri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>İlk derece mahkemesi 2020/265 esas, 2023/112 karar sayılı, 23/05/2023 tarihli kararı ile; \"Davanın REDDİNE\" karar vermiştir.<br>İSTİNAF:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi gerekçeli kararının hem iddia, hem de delilller ve gerekçe bölümlerinde dava konusu karalama yazısını sanki davacı tarafından yapılmış gibi yorum olarak tanımlanmasının hatalı olduğunu, mahkemenin tarafsız olmadığı kanaatini doğurduğunu, dava konusu \"Amatör Türk zihniyetiyle çalışan firma\" ve \"Marka yerlerde sürünüyor\" gibi ifadeleri yorum olarak nitelendirmenin hukuka uygun olmadığını, kararın eksik tahkikat nedeniyle hatalı olduğunu, mahkeme eyleminin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediği yönünde karar vermesine rağmen taraflar arasındaki sözleşmeye aykırılık ve bu sebeple maddi tazminat gerekip gerekmeyeceği yönünde hiçbir karar vermediğini, gerekçeli karardaki haksız rekabet hallerine ilişkin TTK 55.maddesi kapsamına girebileceği yönündeki tespit ile \"ispatlanamayan dava\" ve ifade özgürlüğü kapsamına alınması gibi değerlendirmelerin birbiriyle çeliştiğini, bilirkişi raporunda 10.000 TL maddi zararın hesaplanması nedeniyle davanın ispatlandığını; mahkemenin, ticari firmaların karalama yazılarını anayasal hak olarak görmesinin ve uzmanlığı dışındaki konuda sadece ifade özgürlüğüne vurgu yapmasının hata olduğunu; haksız rekabetin sadece rakipler arasında meydana gelen bir olgu olmayıp rekabete dayalı ekonomik düzenin korunmasını amaçladığını ve davalı ile müvekkil firmanın internette satış yapan rakip firmalar olduğunu, eylemin ifade özgürlüğü olarak değerlendirilemeyeceğini, zira adalet arama yerinin mahkemeler olduğunu, davalı firmanın ....com sitesine yazarak markayı linç ettirmeye çalıştığını ve mahkemenin Anayasanın sadece 26. maddesini okuyup 36 ve 37. maddelerini görmezden geldiğini, gerekçeli karardaki \"davacının bayileriyle bir takım sorunlar yaşadığı\" ifadesinin hukuki olmadığını, bu ifadenin ön yargıya dayalı genelleme olduğunu ve dosyadaki delillerle (şikayetvar'da şikayet olmaması, e-tespit tutanağı) çeliştiğini, hükmedilen vekalet ücretlerinin fahiş ve haksız olduğunu ve davacının cezalandırıldığını; karalama yazıları nedeniyle müvekkil firmanın ağır ticari kayıplara uğradığını (bayilik almaktan vazgeçen firmalar ve bilirkişi raporuyla sabit 10.000 TL zarar) ve bu haksız kararı kabul etmediklerini belirterek, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili istinaf başvuru ve istinafa cevap dilekçesinde özetle; müvekkili olan ... ... Ltd. Şti.'nin, davacının sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzerine sözleşmeyi feshederek yazdığı eleştiri niteliğindeki yorumun, savcılık tarafından haksız rekabet suçu teşkil etmediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilerek kesinleştiğini, başka bir mahkeme kararıyla da davacının sözleşmeye aykırı hareket ettiğinin sabit olduğunu, davacının yalan tanık ve kurgusal e-postalarla davayı uzattığını, ilk bilirkişi raporunun da yorumun haksız rekabet teşkil etmediği yönünde görüş bildirdiğini belirterek, davacının istinaf başvurusunun reddedilerek yerel mahkeme kararının onanmasını, davacı haksız rekabet, marka tecavüzü, ticari sırrın ifşası gibi ayrı dava konularını öne sürerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş olup mahkemece bu talepler hakkında ayrı ayrı davanın reddine karar verip her biri yönünden ayrı bir vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususta eksik karar verildiğini, ayrıca 04.08.2022 tarihinde alınan heyet raporunda \"Dava konusu paylaşımın Davalılardan ... ... VE EĞİTİM HİZ LTD. ŞTİ.’nin ihtilaf konusu nam ve hesabına yapıldığının anlaşılamadığı\" tespiti yapıldığını, cevap dilekçesinde de bu yönde husumet itirazı olduğunu,  yerel mahkemece bu yönde bir karar verilmediğini,  müvekkil şirket yönünden davanın husumet yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilerek ayrı bir vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu yönde bir karar verilmemesinin usulen eksik olduğunu, müvekkil ...'ın yapmış olduğu yorumun, yerel mahkemenin ihtiyati tedbir kararı ile kaldırıldığını, davanın reddine karar verilmişse de bu tedbir kararı hakkında herhangi bir karar verilmediği gibi ilgili internet sitesine karar hakkında bir bildirim de yapılmadığını, bu eksikliğin de düzeltilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; davacı adına tescilli ''...'' markasına davalılardan ...'ın ''...com'' isimli internet sitesinde yaptığı yoruma dayalı eylem nedeni ile marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin durdurulması, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından eylemin tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinden bahisle kararın kaldırılmasını talep ettiği, davalı vekilinin davalı şirket yönünden husumet nedeni ile reddedilmesi ve ayrı vekalet vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden bahisle istinaf kanun yoluna başvurduğu görülmüştür. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmış olup bunlar marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek şeklinde belirtilmiş olup marka hakkına tecavüz fiilinden söz edebilmek için dava konusu kullanımın ticari süreçte ve markasal kullanım niteliğinde olması gerekmektedir. Markanın asli fonksiyonunu yerine getirecek şekilde kullanımı literatürde “markasal kullanım” olarak adlandırılmaktadır. (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, 2014, s.380)  Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında;  davacı şirkete ait 2009/19135 numaralı ''...'' isimli markanın 35. sınıfta tescilli  olduğu, davacı şirket ile davalı şirket arasında iş ortaklığı sözleşmesi başlıklı 17/04/2020 tarihli sözleşmenin imzalandığı, davalı ...'ın davalı şirketin yetkilisi olduğu, işbu sözleşme kapsamında  davacının stokunda bulunan malları davalı şirketin satış kanalları üzerinden tüketicilere satışa sunmak üzere anlaşıldığı, sözleşme bedeli olarak belirtilen 2.060-TL (+KDV), davalı şirket tarafından davalıya  peşin olarak ödendiği,  ''şikayetvar.com'' isimli internet sitesindeki yazının ise 17/06/2020 tarihinde, davalı şirket yetkilisi/ davalı ... tarafından yazıldığı, yazı içeriği incelendiğinde, \"XML bayiliği aldım ama 1 ay geçmesine rağmen bir yol katedemedik. Ücret ödememe rağmen henüz giriş şifrem bile bulunmamakta. Atılan maillere cevap verilmiyor, size markayı anlatan satışı yapan size güven veren temsiliciyi aradığınızda siz kimsiniz diyor, sizi arkadaşlar arayacak vs... Sonuç ne arayan var ne soran, ne doğru düzgün fiyat görebildik ne çalışmaya başlayabildik. Kaç tane mail attım kaç kere aradım sonra bir cevap veriyor ama sorduğum 5 sorudan ancak birine. O da 1 hafta sonra falan. Toplam ürün sayısı söylediklerini 1/10'u kadar. Fiyatlar konusunda yorum yapamıyorum zira henüz panele girip doğru dürüst fiyat incelemesi yapamadım. İsme kandık, büyük bir firma zannettik ama sonuç amatör Türk zihniyeti. Belki de firma sahiplerinin haberi yoktur ve markaları kimlerin ellerinde yerlerde sürünüyor bu sayede bilirler. XML hizmet bedeli olarak ödediğim ücretin iadesi için de hukuki işlemlere başlayacağım. Böyle sorumsuz firmalar her önüne geleni mağdur edebileceklerini düşünüyorlar.\" şeklindeki beyanlar olup davacıya yöneltilmiş eleştiri kapsamında paylaşıldığı, SMK'nın 29 ve 7. maddesinde yazılı şekilde bir eylemin mevcut olmadığı, davacı markası ile iktibas yahut iltibas teşkil eden bir mal ya da hizmet sunumunun bulunmadığı, davacı markasının sahibi ya da menşei hakkında yanıltıcı nitelikte bir bilgi paylaşımının bulunmadığı, dolayısıyla davalıların ticari etki yaratacak nitelikte markasal kullanımlarının mevcut olmadığı anlaşılmıştır. Böylece marka hakkına tecavüzün unsurları oluşmadığından bu yöndeki istemin reddine yönelik ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu kanaatine varılmıştır. Haksız rekabet iddiaları yönünden somut olaya bakıldığında ise haksız rekabet Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 54. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup TTK'nın 54/2 maddesinde;  \"Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır\" şeklindeki açıklama kapsamında haksız rekabet oluşturan fiiller genel olarak belirtilmiştir. Somut olayda TTK'nın 55/1-a-1. maddesinde yer alan ''Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek,'' şeklindeki düzenlemeye dayalı olarak istemde bulunulduğu görülmüştür. Bilindiği üzere  ifade özgürlüğü çerçevesinde vakıa, olay ve şahsi fikirler açıklanabilmektedir. Dolayısıyla prensip, gerçeklerin ve yorumların her zaman açıklanabileceğidir. Bir kişi ya da faaliyetleri ile ilgili yapılan olumsuz açıklama ya da beyanlar tek başına haksız rekabet teşkil etmeyecektir. Kötüleme içeren açıklama ancak yanlış, yanıltıcı ya da gereksiz yere incitici ise haksız rekabet olarak nitelendirilebilecektir. ( N. Füsun Nomer Ertan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Haksız Rekabet Hukuku, sayfa 137-138) Somut olaya bakıldığında ise davalının yapmış olduğu yorumlar incelendiğinde, davacı şirket ile yaşamış olduğu sorunlara ilişkin serzeniş ve eleştiri mahiyetinde ifadelerden müteşekkil olduğu,  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/68689,  2020/375543 sayılı soruşturma dosyası kapsamında şüphelinin (huzurdaki dava dosyasında davalı gerçek kişi) müşteki şirkete yönelik serzeniş, beddua ve eleştiri içeren sosyal medya paylaşımlarının, iktisadi rekabet ortamının belirli bir ticari işletme lehine bozulmasına neden olacak, onun faaliyetlerini avantajlı konuma getirecek nitelikte haksız rekabet fiili kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu haliyle atılı haksız rekabet suçunun da yasal unsurları itibariyle oluşmadığı, yapılan paylaşımda TCK 301 maddede düzenlenen devleti ve kurumlarını aşağılayıcı şekilde bir paylaşım bulunmadığı, paylaşımın eleştiri mahiyetinde olduğu anlaşılmakla, şüpheli hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, ilk derece mahkemesi marifeti ile dinlenen tanık beyanları kapsamında davacı şirket ile bu şekilde bayilik verdiği firmalar arasında bir takım sorunlar yaşandığının ifade edildiği, yine mahkeme tarafından celp edilen taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı alacağa ilişkin davalı şirketin davacı sıfatı ile  davacı şirket aleyhine ikame ettiği İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesindeki itirazın iptali davasının kısmen kabulüne karar verildiğinin görüldüğü,  böylece davacının üzerine düşen edimleri yerine getirmediği hususu da dikkate alındığında, davalı tarafından \"şikayetvar\" isimli sitede yapılan yorumların, içerisinde bulunulduğu durum itibariyle yapılmasını gerektirir yeterli emarelerin bulunduğu, davalı tarafından sebepsiz yere davacı ve ürünlerinin kötülendiğinden bahsedilemeyeceği, bu durumda yorumların salt kötüleme amacıyla yapıldığının kabul edilemeyeceği, davalının yasal şikayet ve ifade özgürlüğü hakkını kullanmış olduğunun kabulü gerektiği, (Emsal ilam: Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2025/515 esas, 2025/5350 karar sayılı ilamı.)  Anayasamızın 26. maddesi gereğince herkesin, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olup  şikayet ve eleştirinin ifade özgürlüğü hakkı kapsamında anayasal bir hak olduğu, davalıların eylemlerinin düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında bir eleştiri eyleminden ibaret olduğu, ifade özgürlüğü kapsamında kullanılan ifadelerin kötüleme boyutuna ulaşmadığı, düşünceyi açıklama hakkının sınırları kapsamında kaldığı, böylece eylemin haksız rekabet teşkil etmediği kanaatine varılmıştır. Her ne kadar davalılar vekili tarafından davalı şirket yönünden husumet yokluğundan  davanın reddine karar verilmesi ve bu yönden ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de  6102 sayılı TTK'nın 234. maddesi; ''(1) Şirketi temsil yetkisini haiz olan kimseler tarafından, açık veya zımni olarak şirket adına yapılmış olan işlemlerden dolayı, şirket alacaklı ve borçlu olur. (2) Bir ortağın şirkete ait görevlerini yerine getirirken işlediği haksız fiillerden şirket de doğrudan doğruya sorumludur.'' şeklinde düzenlenmiş olup tüzel kişinin iradesi organları aracılığıyla açıklandığından yoruma dayalı eylemin şirket yetkilisi ve davalı şirket sorumluluğunda olduğundan ilk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmesi ve durdurma ile tazminat talepleri yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin isabetli olduğu anlaşılmakla, aksi yöndeki istinaf sebeplerine itibar edilmesi mümkün olmamıştır. Her ne kadar davacı vekili tarafından 24/08/2023 tarihli dilekçesi ile Şikayetvar ... A.Ş. tarafından ihtiyati tedbir kararına muhalefet edildiğinden bahisle şirket yetkilileri hakkında disiplin para cezasına hükmedilmesi talep edilmiş ise de Dairemiz denetim makamı olmakla bu hususta ileri sürülen istemin ilk derece mahkemesince değerlendirilmesi gerektiğinden karar verilmesine yer olmadığı anlaşılmıştır.  Tüm bu nedenlerle; HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda  davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Usûl ve yasaya uygun  İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 23/05/2023 tarih ve 2020/265 E., 2023/112 K. sayılı kararına karşı, taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 25/12/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"59844d6adec8668b","SID":"64147824d3c490b3"}}