{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2023/2208 <br>KARAR NO\t: 2025/2395<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                  K A R A R <br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 14/06/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/313 E.  -  2023/274 K.<br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Marka Hükümsüzlüğü,  Marka Tecavüzün Tespiti, Önlemesi,<br>\t\t  Sonuçlarının ortadan kaldırılması,<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 14/06/2023 Tarih ve 2022/313 Esas - 2023/274 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflar  tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br> TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:  Davacı vekili, müvekkilinin \"...\" esas unsurlu markaların sahibi olduğunu, bu markaların 1980'li yıllardan beri etkin ve kesintisiz olarak kullanıldığını, davalının ise 2021/102430 sayılı ve \"...\" ibareli markayı 29. sınıf mallarda tescil ettirdiğini, davalı markasının müvekkiline ait markalarla iltibas yarattığını, müvekkili markasının ayırt edici ve  tanınır hale geldiğini, müvekkilinin markalarının da 29. sınıf mallarda tescilli olduğunu, davalının markasında \"...\" kelimesinin öne çıkarılarak vurguladığını ileri sürerek, dava konusu markanın  hükümsüzlüğüne, mahkeme aksi kanaatte ise anılan markalardan \"...\" ifadesinin çıkartılmasına, markaya tecavüzün tespitine, tecavüzün önlenmesine, sonuçların ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  hükümsüzlüğüne  verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br>Davalı taraf davaya cevap vermemiştir.<br><br>  İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının 2010/41718  sayılı \" ...\" ibareli 29. sınıftaki tescilli markası ile aynı sınıfta tescilli 2021/102430 sayılı \"...\" ibareli dava konusu marka arasında ;biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, dava konusu markanın tescilli bulunduğu 29. sınıfın tamamı açısından emtia benzerliği şartının da işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, önceki markadaki ve  sonraki markadaki  işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu  29. sınıftaki mallar yönünden  ayırdığı satın alma/yararlanma süresi içinde, davalının 2021/102430 sayılı \"...\" ibareli markasını gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden  davacının  2010/41718  sayılı \" ...\" ibareli  markadan farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı ,bu mallardaki  iltibas ve benzerlik nedeniyle  her iki taraf markası arasında yanılgı yaşayabileceği, hedef kitle açısından bu mallarda iltibas ve benzerlik nedeniyle davalı taraf markası ile davacı taraf markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idarî ve ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme tarafından piyasaya sunulan markalar algısı oluşabileceği, dava konusu markanın SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, SMK'nın 6/5 maddesi şartlarının ise bulunmadığı, davalının tescilli markasını kullanmasının SMK2nın 7/1 maddesi uyarınca markaya tecavüz oluşturmayacağı, ayrıca bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere edilerek davalının  tescilli markasını davacının markasına markasına tecavüz oluşturacak şekilde kullanıldığının da kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı şahısa ait 2021/102430 sayılı markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkin edilmesine, marka tecavüzünün tespiti, önleme sonuçlarının ortadan kaldırılması talepli  davanın ise reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, markaya tecavüz iddiasına dayalı taleplerinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu markanın müvekkilinin markasından sonra tescil edildiği gibi dava konusu markanın \"...\" ibaresi öne çıkarılarak kullanıldığını, dava konusu kullanımın müvekkilinin markalarına tecavüzü oluşturduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının reddedilen talepler yönünde kaldırmasını istemiştir.<br>Davalı  vekili, mahkemece dava konu marka  ile davcının 2010/41718 sayılı markası arasında iltibas bulunduğu kabul edilerek yazılı şekilde dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verildiğini, ancak bahsi gen davacı markası ile müvekkiline ait dava konu marka arasında iltibas bulunmadığını, dava konusu markanın davcının anılan markasında belirgin derecede farklı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.  <br>GEREKÇE: Dava, marka hükümsüzlüğü,  marka tecavüzü tespit, önleme sonuçlarının ortadan kaldırılması istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacının mesnet markalarının malikinin davacı ile birlikte dava dışı kişiler olduğu tespit edilmişse de,  bu markaların davacının  murisinden intikal eden markalar olduğu, bu nedenle işbu davayı TMK'nın 702/son maddesi uyarınca diğer mirasçıların muvafakati olmadan tek başına açabileceği anlaşıldığından işin esasının incelenmesine geçilmiştir.  <br>                 İlk derece mahkemesince, davacının 2010/41718 sayılı ve \"...\" ibareli markası ile dava konusu 2021/10430 sayılı ve \"...\" ibareli markası arasında iltibas koşullarının, oluştuğu SMK'nın 6/5 maddesi şartlarının ise  bulunmadığı  gerekçesiyle dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiş, olup davacının istinaf itirazlarının sadece reddedilen markaya tecavüz istemine ilişkin olduğu gözetildiğinde, marka hükümsüzlüğü istemi yönünden uyuşmazlık, dava konusu marka ile davacının 2010/41718 sayılı markası arasında iltibas bulunup bulunmadığı noktasındadır.<br>6769 sayılı SMK'nın 25. maddesinin 1. fıkrasında, 6769 sayılı SMK'nın 25. maddesinin 1. fıkrasında aynı Kanun'un 5. ve 6. maddesinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde markanın hükümsüzlüğüne karar verilebileceği düzenlenmiş olup, hükümsüzlük hali olarak düzenlenen SMK'nın 6/1 maddesi maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409).  İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Öte yandan, markaların ayırt edicilik güçlerinin de iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir. Zira, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimali daha düşük olacaktır. Diğer bir deyişle, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanı daha dar bulunmaktadır. Böyle durumlarda, küçük farklılıklar dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabilecektir.<br>Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, dava konusu \"... ibareli marka  ile ilk derece mahkemesince iltibas bulunduğu kabul edilen davacının \"...\" ibareli marka işaretleri arasında \"...\" ibaresinin ortaklığı nedeniyle belirli düzeyde benzerlik bulunmakta ise de, bu benzerliğin SMK'nın 6/1. maddesi anlamında karıştırılma ihtimaline neden olmadığı,  zira taraf markalarında ortak olarak yer alan \"...\" ibaresinin, bir coğrafi yer adı olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.11.1999 tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararında da belirtildiği gibi ülkemizdeki şehir, bölge, coğrafi yer veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişinin  tekeline bırakılamayacağı, bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yeri adlarının coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla ilaveler yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün bulunduğu, bununla birlikte coğrafi yer adı olmasına rağmen, eğer bir sözcük, kullanıma bağlı olarak bir işletme ile özdeşleşmiş ve ayırt edici hale gelmiş, artık coğrafi bir bölgeyi, bir semti, yöreyi değil mal veya hizmetin kaynağını göstermeye başlamış ve tüketicilerce artık bu şekilde algılanıyor ise, coğrafi yer adından gelen sözcüklerin dahi karıştırılma ihtimali incelemesinde dikkate alınabileceği (Bkz Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku 4. Baskı), bu ayırt ediciliğin ilgili sektör bakımından bütün Türkiye’yi kapsamasının gerektiği,  ancak dosya kapsamına sunulan delillerle davacının \"...\" ibaresini  kullanım sonucu ayırt edici hale getirdiğini ispatlayamadığı, başka bir deyişle davacının sunduğu delillerin yerelliği aşan bir kullanımı ispata elverişli olmadığı kanaatine varılmıştır. Nitekim aynı davacı tarafından işbu davaya konu marka ile benzer marka başvuruları nedeniyle açılan davalarda, Dairemizin 2019/1331 E.- 2021/1467 K. ve 2020/31 E.- 2021/1467 K. sayılı  dosyalarında duruşma açılarak alınan bilirkişi raporlarında da  \"...\" ibaresinin kullanım sonucu ayırt edici hale getirildiğinin ispatlanamadığı açıklanmış, bu doğrultuda verilen Dairemiz kararları da sırasıyla Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin  19/09/2023 tarih,  2022/1284Esas,  2023/5114 Karar sayılı ve 16/01/2024 tarih, 2022/4096 Esas, 2024/350 Karar sayılı kararları ile onanmıştır. Bu duruma göre, dava konusu marka ile davacının 2010/41718 sayılı marka işaretleri arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzerlik bulunmadığından, dava konusu markanın hükümsülüğü koşullarının oluşmadığı kabul edilmiş, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmüştür.<br>Davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince, yukarıda da belirtildiği gibi davacının istinaf itirazları sadece reddedilen markaya tecavüz istemine yöneliktir.<br>İlk derece mahkemesince, dava konusu marka ile davacının 2010/41718 sayılı markası arasında iltibas bulunduğu kabul edilmekle birlikte SMK'nın 7/1 maddesine göre tescilli markanın kullanımının markaya tecavüz oluşturmayacağı ve davalının tescilli markasını  davacının markasına tecavüz oluşturacak şekilde kullandığının ispatlanamadığı gerekçesiyle markaya tecavüz istemli davanın reddine karar verilmişse de, 6769 sayılı SMK'nın 155. maddesi uyarınca, marka hakkı sahibinin, kendi hakkından daha önceki başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri sürmesinin mümkün olmadığından, mahkemenin bu yöndeki gerekçesi yerinde değildedir. Ancak yukarıda da açıklandığı üzere davacının \"...\" ibareli markaları ile dava konusu marka arasında iltibas bulunmadığı,  davacının davalının dava konusu markadan farklı şekilde bir kullanımının olduğunun da ispatlanamadığı gözetildiğinde, dava konusu markanın kullanımının davacının markası tecavüz oluşturmayacağı gerekçeyle markaya tecavüzün tespiti, önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılması istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu istemler yönünden ilk derce mahkemesince kurulan hükmün gerekçesi yönünden  kabulüne karar vermek gerekmiştir.<br>   Sonuç olarak, ilk derece mahkemesince yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Yukarıda açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 14/06/2023 gün ve 2022/313 Esas - 2023/274 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davanın REDDİNE,<br>\t4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70-TL’nin düşümü ile kalan 534,70-TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına,<br>\t5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiklerinden yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>\t6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,  <br>\t7-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 122,50-TL posta gideri ile  (738,00-TL+738,00-TL) 1.476,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 1.598,50-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,\t<br>\t8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333),<br>\t9-Davacı  tarafından istinaf başvurusunda  yatırılan 269,85-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde  davacıya iadesine,<br>\t10-Davalı  tarafından istinaf başvurusunda  yatırılan 269,85-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde  davalıya iadesine,<br>\t11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, \t<br><br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 12/12/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. \t<br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/01/2026<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Katip<br>...<br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e238220f3fa5f0e6","SID":"b44c2cea0e0decf4"}}