{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. DİYARBAKIR BAM   11. HUKUK DAİRESİ                       Esas-Karar No   2024/565 - 2025/1094<br>T.C.<br>DİYARBAKIR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  11. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2024/565 <br>KARAR NO\t: 2025/1094<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:\tDİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>DAVANIN KONUSU\t:\tİtirazın İptali <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t:\t05/11/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t:\t05/11/2025<br><br><br>Taraflar arasında görülen davada Mahkemece  verilen kararın istinaf incelemesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:  <br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili; müvekkili şirket tarafından davalı şirkete inşaat yapım malzemesi satılarak teslim edildiğini ve satışa ilişkin 29/02/2020 tarihli faturanın kesilerek davalı şirkete gönderildiğini, fatura bedelinin 9.500,00 TL'sinin ödenmemesi nedeniyle davalı şirket hakkında Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2021/91569 sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinin davalının borca ve icra müdürlüğünün yetkisine itirazı ile durduğunu, davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekili; müvekkilince davacı şirketten satın alınan malzemelerin ödemesinin eksiksiz olarak yapıldığını, ancak davacının müvekkiline satmadığı bir takım malzemeleri de fatura ettiğini, müvekkili tarafından bu durumun farkedilmesinden sonra davacıya bildirilmiş ise de davacının bu faturaların ticari defterlere işlenmiş olduğunu fırsat bilerek icra takibi başlattığını ve eldeki itirazın iptali davasını açtığını, müvekkilince satın alınan ve müvekkiline teslim edilen inşaat malzemelerinin irsaliyelerden görüleceği üzere sadece şantiye şefi....arafından teslim alınanlar olduğunu, diğer malzemelerin ise müvekkili tarafından satın alınmayıp davacı tarafından kesilen faturalara eklendiğini, fatura edilen malzemelerin müvekkili ya da yetkili çalışanı tarafından teslim alındığını, ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, kaldı ki yapılan işin keşif yolu ile tespiti halinde de davacının fazladan ürün fatura ettiğinin görüleceğini, davanın zamanaşımına uğradığını, ayrıca eldeki davada yetkili mahkemenin müvekkilinin merkezi itibariyle İstanbul Anadolu Mahkemeleri ve icra daireleri olduğunu savunarak davanın reddine ve davacı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: <br>Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; uyuşmazlığın, icra dairesi ve mahkemenin yetkili olup olmadığı, zamanaşımının dolup dolmadığı, icra takibine dayanak yapılan faturada yazılı malların teslim edilip edilmediği, buradan varılacak sonuca göre davacının faturaya dayalı alacak talep edip edemeyeceği ve icra inkar tazminatına ilişkin koşulların oluşup oluşmadığına ilişkin olduğu, davalı tarafından akdi ilişki inkar edilmediğine göre, davaya konu alacağın para alacağına ilişkin olmasına ve TBK 89. maddesi gereğince alacaklının yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğunun anlaşılmasına göre davalının yetki itirazının reddine karar verildiği, davanın satış sözleşmesinden kaynaklanmasına ve alacağın 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunun anlaşılmasına göre, faturanın düzenlenme tarihi ile icra takibinin başlatıldığı tarih gözetildiğinde icra takibinin zamanaşımı süresi içerisinde başlatıldığı, davalı vekilinin faturada yazılı miktarda mal teslim edilmediğini, sadece şirket yetkilisi tarafından teslim alınan malzemelerin satın alındığını ve bedelinin ödendiğini savunduğu, icra takibine dayanak yapılan faturanın davalının ticari defterlerine işlendiğinin cevap dilekçesi içeriğinden sabit olup, ayrıca faturanın davalı tarafından vergi kayıtlarına işlendiğinin Gelir İdaresi Başkanlığı'na yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı, bu durumda, faturada yazılı miktar kadar ürün teslim edilmediğinin ispat yükü davalıda olup, davalı vekili tarafından bu hususta dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, davalı savunmasını ispatlayamadığı, davacının faturada yazılı ödenmediği iddia edilen bakiye bedeli istemekte haklı ve alacağın likit ve muayyen olduğu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının Diyarbakır İcra Dairesi'nin 2021/91569 esas sayılı icra takip dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptaline, takibin 9.500,00 TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 1.900,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. <br>Karara karşı, davalı vekili tarafından  istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili; mahkemece delilleri toplanmadan ve incelenmeden karar verildiğini, ticari defterler incelenmeksizin verilen kararın haksız olduğunu, davacının ne malzemelerin teslim edildiğini ne de ödeme yapılmadığını ispatlayamadığını, bu hususta ispat külfetinin davacıda olduğunu, müvekkilinin yaptığı ödemelerin ticari defter kayıtlarında ve teslim aldığı malzemelerin irsaliyelerde görülmekte olduğunu, yapılan incelemelerde müvekkilinin teslim almadığı ürünlerin de fatura edildiğinin görüleceğini, taraflar arasında anlaşmaya göre müvekkilinin davacıdan malzeme aldığının doğru olduğunu, müvekkilince alınan malzemelerin bedelinin eksiksiz olarak ödendiğini, ancak davacının müvekkiline satmadığı bazı malzemeleri de fatura ettiğini, bu durumu farkeden müvekkilince davacıya bildirim yapılmış ise de, davacının bu faturaların ticari defterlere işlenmiş olduğunu fırsat bilerek icra takibi başlattığını ve eldeki davayı açtığını, müvekkiline teslim edilen malzemelerin yalnızca şantiye şefi ...... tarafından teslim alınan malzemeler olduğunu, diğer malzemelerin ise müvekkilince teslim alınmadığını ve davacı tarafından faturaya eklendiğini, fatura konusu malzemelerin müvekkiline teslim edildiği hususunda ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, yapılan işin keşif yolu ile tespiti halinde davacının fazladan ürün fatura ettiğinin görüleceğini, davanın zamanaşımına uğradığını ve yetkili mahkemenin müvekkilinin merkezi itibariyle İstanbul Anadolu mahkemeleri ve icra daireleri olduğunu beyan ederek kararın kaldırılması ve davanın reddi ile davacı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesi talebiyle istinaf isteminde bulunmuştur.<br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE  GEREKÇE:<br>6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>Dava, 2004 sayılı İİK'nın 67. maddesi gereğince faturaya dayalı bakiye alacağın alacağın tahsili için başlatılan ilâmsız icra takibine davalı tarafça yapılan itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir. <br>Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün 2021/1569 sayılı icra takip dosyasının incelenmesinden; davacı şirket tarafından davalı şirket hakkında 29/02/2020 tarihli ve 35.437,76 TL bedelli faturaya dayalı olarak 9.500,00 TL asıl alacak, 1.384,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.884,00 TL alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı şirkete 01/11/2021 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından 02/11/2021 tarihli dilekçe ile borca ve yetkiye itiraz edildiği, itirazın yasal (7) günlük sürede olduğu; borçlunun yasal (7) günlük süresi içerisindeki itirazı üzerine takibin 2004 sayılı İİK m 66 hükmü uyarınca kendiliğinden durduğu, davanın da yasal (1) yıllık sürede açıldığı anlaşılmıştır.<br> Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, itirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerekir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Eş söyleyişle, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın, mahkeme öncelikle icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır (Yargıtay HGK'nın, 28/03/2001, E. 2001/19-267, K. 2001/311; 20/03/2002, E. 2002/13-241, K. 2002/208 tarih ve sayılı kararları).<br>Yine Yargıtay kararlarına göre, itirazın iptali davası için yetkili icra dairesinde başlatılmış geçerli bir icra takibinin bulunması, dava ön şartı niteliğindedir (Yargıtay 11. HD'nin, 17/02/2016, E. 2015/14964, K. 2016/1643; 17/02/2016, E. 2015/14588, K. 2016/1642; Yargıtay 19. HD, 13/05/2015, E. 2014/19860, K. 2015/7141; 21/04/2010, E. 2009/6453, K. 2010/4868 tarih ve sayılı kararları). Şayet icra takibi yetkili icra dairesinde yapılmamış ve icra dairesinin yetkisine usulüne uygun olarak itiraz edilmiş ise, itirazın iptali davasının bu davaya özgü ve özel dava şartı yokluğu (icra takibinin yetkili icra dairesinde yapılmamış olması) nedeniyle davanın usulden reddine karar verilir. <br>2004 sayılı İİK'nın 50/1. maddesine göre \"para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur.\" 6100 sayılı HMK'nın 447/2 maddesi uyarınca mevzuatta yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK'a yapılan yollamalar 6100 sayılı HMK'nın bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır. Bu nedenle 6100 sayılı HMK’daki yetki kuralları ilâmsız icra takiplerinde kıyasen uygulanır. İtirazın iptali davalarında icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazlar da öncelikle incelenmelidir. 6100 sayılı HMK’nın 6. maddesine göre ilâmsız icrada genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesi iken, aynı Kanunun m. 10 hükmünde sözleşmeden doğan para borçlarının takibi için başlatılan takipte sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkili kılınmıştır. Takibin konusu sözleşmeden kaynaklı para borcu olduğunda sözleşmede aksine bir şart konulmamış ise para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğinden, ifa yeri de alacaklının yerleşim yeri olacaktır. Böyle bir durumda alacaklı, 6098 sayılı TBK m. 89 hükmü uyarınca kendi yerleşim yerinde bulunan icra dairesinde de takip yapabilecektir (Yargıtay HGK'nın, 25/04/2018, E. 2017/19-902, K. 2018/973 tarih ve sayılı kararı).<br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı, davalıya inşaat malzemesi sattığın ve fatura konusu malları teslim ettiğini, ancak fatura bedelinin 9.500,00 TL'sinin ödenmediğini belirterek, iddia ettiği alacağı için takip başlatmıştır. Davalıya ilâmsız icra takibine dayanak Örnek: 7 ödeme emri gönderilmiştir. Davalı tarafça icra dairesine sunulan itiraz dilekçesinde davalı/takip borçlusunun merkezi itibari ile yetkili icra müdürlüğünün İstanbul Anadolu icra daireleri olduğu gerekçesiyle yetki itirazında bulunulmuş ve borca itiraz etmiştir. Davalı taraf davaya cevap dilekçesinde, müvekkilinin davacıdan malzeme satın aldığını ve teslim edilen malzemelerin bedelinin ödendiğini, ancak davacı tarafından bir kısım malzemelerin teslim edilmediği halde faturaya eklendiğini savunarak davacının iddia ettiği akdi ilişkiyi ikrar etmiştir. Bu ikrar ile davacının taraflar arasında akdi ilişki olduğu iddiasını ispat ettiği anlaşılmaktadır.<br>Yukarıda ifade edildiği ve Yargıtay kararlarında kabul edildiği üzere; taraflar arasında akdi ilişki bulunması şartıyla, 6098 sayılı TBK m. 89 uyarınca bir para alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibinde, alacaklının ikametgahının bulunduğu yer icra dairesi takipte yetkilidir. Davacının sözleşmeden doğan para alacağının tahsili amacıyla şirket merkezinin bulunduğu yer icra dairesinde takip başlatması ve mahkemesinde itirazın iptali davası açmasında isabetsizlik bulunmamakta olup, davalı vekilinin icra müdürlüğünün ve mahkemenin yetkisine ilişkin olarak ileri sürdüğü istinaf nedenlerinde yerinde görülmemiştir. <br>Öte yandan somut olayda dava ve takip konusu alacak sözleşmeden doğmaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunması nedeniyle ve yasada özel olarak başka bir süre öngörülmediğinden, dava konusu edilen alacak genel zamanaşımı süresinin düzenlendiği 6098 sayılı TBK'nın 146. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, fatura tarihi ile takip tarihi gözetildiğinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.<br>2004 sayılı İİK m. 67 hükmünde düzenlenen itirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı HMK'nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.  Diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında olup bu temel kuralın  sonucu olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.<br>Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının  ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Davalı taraf dava ve takip konusu faturaya süresinde itiraz etmeyip faturayı ticari defterlerine kaydetmesi durumunda mal ve hizmetlerin kendisine teslim edildiğini kabul etmiş sayılır. Davacı taraf davalının bu kabul beyanı nedeniyle alacağın varlığını kanıtlama yükümlülüğünden kurtulur, buna karşılık davalı borcu ödediğini kanıtlamakla yükümlü hale gelir (Bkz. Yargıtay HGK'nın 22/11/2022 tarih ve 2021/(19)11-990 E., 2022/1568 K. sayılı kararı).<br>Somut olayda; davalı vekili cevap dilekçesi ile taraflar arasındaki akdi ilişkiyi ikrar etmiş, müvekkilince teslim alınan malların bedellerinin ödendiğini, buna karşın davacı tarafından müvekkiline kesilen faturada teslim edilmeyen malzemelerin bulunduğunu savunmuştur. Takip dayanağı faturanın fatura borçlusu tarafından BA formu düzenlenerek Vergi Dairesine bildirilmesinin fatura konusu malların borçluya teslim edildiğine karine oluşturacağı, faturaya konu mal veya hizmetin teslim edildiğine yönelik ispat külfeti üzerine düşen davacının ticari ilişki ve mal teslim hususunu Erenköy Vergi Dairesi Müdürlüğünün 31/01/2020 tarihli yazısı ekinde gönderilen davalı şirketin 2020  Şubat dönemi BA formu ile ispat ettiği, faturaya konu alacağın ödeme veya sair başka nedenler ile sona erdiğini ispat yükünün davalı üzerinde olduğu kabul edilmelidir.<br>Davalı vekili defterleri incelenmeksizin karar verilmesinin haksız olduğu ileri sürülmekte ise de; takip ve dava konusu faturanın davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirildiği, cevap dilekçesinde söz konusu faturanın ticari defterlerde kayıtlı olduğunun belirtildiği, mahkemece 18/03/2022 tarihli celse davalı vekiline ödemeye ilişkin ödeme dekontlarını sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verildiğine ve aksi halde mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin duruşma zaptının tebliği ile ihtarına dair ara karar kurulduğu, söz konusu duruşma zaptının davalı vekiline tebliğ edildiği ve mahkemece verilen sürede davalı tarafından ödeme belgesi sunulmadığı gibi beyanda da bulunulmadığı, davalı şirketin kendi tutmuş olduğu ticari defterlerin, defterdeki kayıtları doğrulayan belge sunulmadıkça tek başına ödeme savunmasının ispatına yeter kabul edilemeyeceği, bununla birlikte davalının bakiye 9.500,00 TL'yi ödediği yönünde bir iddiasının da bulunmadığı, buna göre ispat yükü üzerinde olan davalının fatura konusu malları teslim almadığı ve  borcu bulunmadığına ilişkin savunmasını dosya kapsamında ispat edemediği, davalının itirazının haksız olduğu anlaşılmakla mahkemece davanın kabulü ile icra takibine yapılan itirazın iptaline karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. <br>Dairemizce yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davalı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-b-1 bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.<br><br>H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-) Davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, <br>2-) İstinaf eden davalı yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 648,94 TL harçtan davalı tarafça yatırılan (80,70+81,54) 162,24 TL peşin harcın MAHSUBUNA, bakiye 486,70 TL’nin davalıdan alınarak Hazineye GELİR KAYDINA, <br>3-) İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde BIRAKILMASINA,<br>4-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından davacı yararına olarak vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br>5-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,<br>dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a hükmü gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi<br>. 05/11/2025<br>\t\t\t\t<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ca35d2f7656fc662","SID":"1d04c5f6e0bbd442"}}