{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2023/1183 - Karar No:2025/1317<br>                       <br>                       T.C.<br>                   ANKARA<br> BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ        <br>           27. HUKUK DAİRESİ         <br><br>DOSYA NO\t: 2023/1183 <br>KARAR NO\t: 2025/1317<br>\t\tT Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28/09/2023<br>NUMARASI\t\t: 2020/540 E-2023/531 K<br>ASIL DAVADA:<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br><br>KARAR TARİHİ\t:  25.12.2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t:  30.12.2025\t<br>\t<br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan  alacak istemlerine ilişkin asıl ve birleşen davalarda mahkemece verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince  istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>\tAsıl davada davacı ...…Ltd.Şti. vekili: Keban-Arapgir-Divriği Ayrımı (Divriği 8. Bl.Hd) yolunun yapımına ilişkin iş sahibi dava dışı Karayolları Genel Müdürlüğü ile davalı yüklenici arasında 05/02/1997 tarihli eser sözleşmesinin imzalandığını, (Km:47+420+46+002- Sarı Çiçek-1 ve Km: 49+585~50+700- Sarı Çiçek-2) yapılacak olan aç-kapa (flüt yapı) ve tüp tünelleri (yer altı kazıları, tünel destek sistemleri, shotcrete, nihai beton kaplama işleri vb.) ile giriş-çıkış portal yapılarının (açık kazılar, şev destekleme, shotcrete işleri vb.) müvekkili tarafından alt yüklenici (taşeron) sıfatı ile yapımı için, müvekkili ile davalı arasında 21/04/2014 tarihli (sözleşme-1) ve 14/03/2016 tarihli (sözleşme-2) sözleşmelerin imzalandığını, sözleşmelerin 10.maddesinde kesin teminata ilişkin düzenlemenin yapıldığını, müvekkilinin her iki sözleşme kapsamında ara hakedişlerinden toplam 3.041.124,06 TL nakit teminat kesintisi yapıldığını, 2015 yılında nakit teminat kesintilerinden müvekkiline 809.064,18 TL’nın davalı tarafından iade edildiğini, davalıda 2.232.059,72 TL nakit teminatın kaldığını, daha sonra  sözleşme-2 gereği davalıya ilaveten 1.000.000,00 TL'lik teminat mektubu verildiğini, yanlar arasında sözleşmelerin feshi için \"Fesih Protokolü\" gündeme gelince süre uzatımı yapılmadığını, müvekkilinin ara hakedişlerinden kalan 1.000.000,00 TL'lik alacağının da davalı tarafından teminat mektubu karşılığı cari alacak bakiyesinden kesilip nakit teminat hesabına aktarıldığını, fesih protokolünün imzalandığı tarih itibari ile davalıda bulunan nakit teminat tutarının 3.232.059,72 TL olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamındaki tünel inşaatı imalatlarının yapımına yer tesliminin akabinde başladığını, ilk sözleşme kapsamında (2014-2015 uygulama yıllarında) 6 adet ara (geçici) hakediş, ikinci sözleşme kapsamında da (2016-2018 uygulama yıllarında) 23 adet ara (geçici) hakedişin düzenlediğini, düzenlenen hakedişlerin davalı tarafından onaylanarak tahakkuka bağlandığını ve hakediş alacakları ile ilgili müvekkili tarafından düzenlenen faturaların davalıya gönderildiğini, alt yüklenici sözleşmeleri kapsamındaki tünel yapım işlerinin davalının 26/07/2018 tarihli yazılı talimatları ile idare tarafından ödemeler yapılıncaya kadar süresiz şekilde durdurulduğunu, akabinde alt yüklenici sözleşmelerinin karşılıklı anlaşma yolu ile sonlandırılması ve kesin hesapla ilgili çalışmaların yapılmasının gündeme geldiğini, yapılan görüşme ve müzakereler sonucu idareden ödenek alınamadığından işin tasfiyesi konusunda anlaşmaya varıldığını, kesin hesap hak edişinin yapılabilmesi için her iki şirket yetkililerince 19/09/2018 tarihinde şantiyede ve sahada yapılan incelemeler neticesinde tünel imalat tutanakları düzenlendiğini, metraj hesaplamaları yapılarak tünel imalatlarının teslimatlarının gerçekleştirildiğini ve kesin hesap süreci maddelerinin görüşüldüğünü, 27/03/2019 tarihinde de \"Karşılıklı Fesih Protokolü\" imzalandığını, fesih protokolünde tasfiyenin nasıl gerçekleştirileceği ve nakit teminat kesintisine ilişkin hükümlere de yer verildiğini, fesih protokolü ile gündeme gelen süreçte tüm tünel imalatları ve metrajlarının tespiti ile tesliminin 19/09/2018 tarihinde yapıldığını, kesin hesap raporunun düzenlenmesine dair tüm belge ve altlıklar 07/12/2018 tarihinde Karayolları Kontrol Şefliğine ve davalıya gerek dijital ortamda gerekse fiziki olarak ayrı ayrı teslim edilmesine ve bu hususun fesih protokolünün \"E\" ve \"1.\" maddelerinde de belirtilmiş olmasına rağmen, davalının talebi üzerine müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen tünel imalatlarının tasfiye kesin hak ediş ödemesine esas olacak, tünel imalat miktarlarının hesaplanmasına yönelik yapısal birim metrajları idare ve davalının katılımları ile 05/03/2020 tarihinde imza altına alınarak kesinleştirildiğini, diğer yandan fesih protokolünün 1.maddesi uyarınca davalı tarafından 02/03/2020 tarihinde yazılan yazı ile Karayolları Genel Müdürlüğü 16. Bölge Müdürlüğünden tünel uzunluk zammına ilişkin hesabın bildirilmesinin istenildiğini, Karayolları 16. Bölge Müdürlüğü tarafından 05/05/2020 tarihinde tüzel uzunluk zammının hesap yöntemine ilişkin yazının davalıya bildirildiğini, davalının yine müvekkili tarafından yapılan imalatı idareye yaptığı hakedişe dahil edip kendisine göre ödenmesi gereken tünel uzunluk zammı fiyatı üzerinden hesaplaması, idarenin bunu kabul etmemesi halinde hakedişi ihtirazi kayıtla imzalaması ve itiraz edilmeyen kısımla ilgili alacağını tahsil edip müvekkilinin alacağını idarenin de belirlediği tünel uzunluk zammı hesabı ile ödemesi, işin başlangıcından beri mümkün iken davalının bu yolu da tercih etmeyerek müvekkilinin tasfiye kesin hakedişinin yapılmasına ve alacağının ödenmesine engel olduğunu, davalının idareye yaptığı hakedişlere kendi yaptığı imalatları koyup müvekkilinin tasfiye kesin hakedişine konu imalatları koymayarak idareden gelen ödeneğin tamamını alarak çalışma-iş programlarını aksatan bir tutum sergilediğini, davalının \"Karşılıklı Fesih Protokolü\"nün imzalanmasından itibaren dava tarihine kadar müvekkilinin nakit teminat kesintilerini müteaddit defa istemesine rağmen benzer bahanelerle iade etmediğini, davalının tasfiye kesin hakedişinin yapılmasında temerrüt göstermesi üzerine müvekkili şirket tarafından 12/06/2020 tarihinde 24 nolu kesin hakedişin (Tasfiye Hakedişi) düzenlenmiş ve 2020/018 sayılı yazı ekinde döküman/belge ve dijital ortamda onaylanması için davalıya gönderildiğini, davalı tarafından tasfiye kesin hakedişinin onaylanmaması üzerine müvekkili şirket tarafından davalıya bu defa Samsun 4. Noterliği'nin 07/02/2020 tarih ve 08941 yevmiye nolu ihtarnamesinin keşide edilerek tasfiye kesin hakedişinin ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde onaylanması, tasfiye kesin hakedişi ve bakiye teminat alacağının ödenmesinin istendiğini, aksi halde yasal yollara müracaat edileceğinin bildirildiğini, davalının ihtarnameye Ankara 16. Noterliği'nin 16/07/2020 tarih ve 10452 yevmiye nolu ihtarnamesi ile itiraz ederek tasfiye kesin hakedişini onaylamadığını ve müvekkili alacağını ödemediğini, davalının müvekkilinin nakit teminat kesintilerini ödememesi ve buna ilişkin ileri sürdüğü itirazların haksız olduğunu, fesih protokolünün 4.maddesine göre nakit teminat kesintilerinin sözleşmenin 10.maddesine göre iadesi için şantiye sahası içinde bulunan müvekkiline ait tesislerin davalıya satışının sağlanamaması hali için öngörüldüğünü, lakin tünel işlerinde tüm çalışmanın bu sistemin varlığıyla yapıldığını, bu sistemlerin halihazır çalışır durumda satışının-devrinin yapılmasıyla davalıya milyonlarca para kazandırdığını, davalı 26.07.2018 itibariyle idari kurum dışında kendi inisiyatifi ile durdurduğu işin hemen akabinde müvekkilinin işi bırakmasını ve karşılıklı anlaşmayla fesih protokolünün maddelerini görüşmeye başladığını, fesih protokolüne konu olan bu satış olursa nakit teminat kesintilerini iade edeceğini beyan ettiğini, nitekim fesih protokolünden sonra da müvekkiline ait olan tüm tesislerin davalıya satış ve devrine ilişkin taraflar arasında 17.04.2019 tarihli sözleşmenin imzalandığını ve yine yüksek gerilim hatları, panolar ve trafo devrine ilişkin 22.04.2019 tarihli trafo devir sözleşmesinin imzalandığını, dolayısıyla müvekkiline nakit teminat kesintisinin iadesi için herhangi bir engel kalmadığını, fesih protokolünden sonra 25/06/2020 tarihinde müvekkiline kısmi ödeme yapılarak 1.000.000,00 TL nakit teminat kesintisi alacaklarının da iade edildiğini, yine davalı tarafından bahsedilen iş kazası ile ilgili davaların hukuki süreçleri müvekkili tarafından takip edilmekte olup, sonucunun da müvekkili şirketi ilgilendirdiğini, söz konusu davaların sonucunun davalıda bulunan nakit teminat alacağından bağımsız olduğunu, davalı taraf müvekkilinin feshedilen sözleşmeler gereğince hakedişlerinden kesilen nakit teminat kesintilerinden kalan alacağını fesih protokolü uyarınca iade etmesi gerektiği halde kendisinden müteaddit defa istenmesine rağmen iade etmemek için bahaneler aradığını, aynı şekilde müvekkilinin tasfiye kesin hakediş alacağını ödemediğinden bu alacağın tahsili için davalı hakkında müvekkilince dava açılacağını, başvurulan arabuluculuk sürecinin ise anlaşamama ile sonuçlandığını belirterek bakiye 2.232.059,72TL nakit teminat kesintisinin temerrüt tarihi olan 16/07/2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>\t\tAsıl davada davalı ...… A.Ş. vekili: Taraflar arasında 27/03/2019 tarihinde \"Karşılıklı Fesih Protokolü\" imzalandığını, işbu protokolün 4. maddesinde \"…nakit teminat kesintileri sözleşmenin 10. maddesi hükümlerine göre iade edilecektir.\" denildiğini, sözleşmenin 10.maddesinde kesin teminat hususunun düzenlendiğini, Fesih Protokolünün 4. maddesinde tek tek belirtilen, davacıya ait olan ve şantiye alanında yer alan malzemelerin, taraflar arasındaki rızaya dayalı bir satım akdi ile müvekkilince satın alındığını, bundan sonra davacının, müvekkiline bu satış dolayısıyla neler kazandırdığı şeklindeki açıklamalarının davayla ilgisi bulunmadığını, fesih prokolünün davayla doğrudan ilgili 4.maddesi incelendiğinde davanın reddi gerektiğini, zira, \"…her şey iş yerinden uzaklaştırıp arazi eski haline getirildikten sonra nakit teminat kesintileri sözleşmenin 10.maddesi hükümlerine göre iade edilecektir.\" cümlesinden \"sözleşmenin 10.maddesi hükümlerine göre\" nakdi teminatın iade edileceği sonucunun tartışmasız olduğunu, yani burada \"şantiye alanındaki malzemeler davalıya satılmıştır. O halde: Uzaklaştırma ve arazinin eski hale getirilme zarureti kalmamıştır. Hatta ötesine geçilip davalıya milyonlarca da kazandırılmıştır. O halde nakit teminat alacağı iade edilmelidir.\" diye davacının gerçek dışı ve yanıltıcı açıklamasının kabulünün mümkün bulunmadığını, zira nakit teminat kesintilerinin sözleşmenin 10.maddesi hükümlerine göre iadesi hususunda taraflarca anılan \"Karşılıklı Fesih Protokolünde\" mutabık kalındığının tartışmasız olduğunu, mahkemenin 2020/541 E. sayılı dosyasında derdest dava konusu ve taraflar arasındaki eser sözleşmesine dair tünel inşaatlarında meydana gelen deformasyonların ve eksik işlerin giderileceği yönünde gereken çalışmayı yapacaklarına dair güven telkininde bulunan davacı tarafın acil ihtiyaçlarının giderilmesi ve iyiniyet gösterilerek yapılan ödemeyi; nakit teminat iadesi şeklinde bir ödemeymiş gibi ve bu ödemeyi hak etmiş oldukları düşüncesiyle ortaya ortaya konulmasının kabul edilemez olduğunu, davacının sözleşme gereği 3.040.151,49 TL tutarında teminat mektubu vermesi gerekirken, teminat mektubu vermemesinden dolayı sözleşme gereği nakit teminat tutulduğunu, müvekkili tarafından 3.040.151,49 TL yerine iyiniyet çerçevesinde sadece 2.232.062,73 TL teminat olarak tutulduğunu, dava dilekçesinde bahsedilen iş kazası ile ilgili davacı açıklamalarının kabul edilebilir bir yönünün bulunmadığını, İş Kanununun 2.maddesi uyarınca işçi alacakları ve iş kazalarına dayalı olarak açılan tazminat alacağı davalarından müvekkilinin de sorumlu olduğunu, nitekim açılan davaların bu madde hükmü uyarınca hem davacı .... Ltd. Şti. hem de davalı müvekkili ...… A.Ş. aleyhine birlikte ikame edildiğini, kaldı ki, sözleşmenin 10.maddesinde bu davaların kesinleşmiş sonuçlarına göre işlem yapılacağının bir şart olarak ortaya konulduğunu, Ankara 32. İş Mahkemesinin 2016/1887 E., Divriği Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/100 E., Divriği Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/327 E. davaların celbedilerek incelenmesini talep ettiklerini, sözleşmenin 10.maddesinin son iki bendindeki hükümler oldukça açık ve ayrıntılı olup, sayılan hususların eksiksiz ispatı halinde teminatın iadesinin mümkün olacağını, az yukarıda mahkeme ve esasa ilişkin bilgileri verilen dava dosyaları varken böyle bir iade talebinin dinlenemeyeceğini, kaldı ki diğer sayılan koşulların da hiçbirinin gerçekleşmediğini, davacının dava tarihine göre taraflar arasında düzenlenen Karşılıklı Fesih Protokolünün 4. maddesi gereğince sözleşmelerin 10. maddesinde belirtilen koşulların dava tarihi itibariyle gerçekleştiğini ispat etmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\t\tBirleşen 2020/541 esas sayılı davada davacı ...… Ltd.Şti. vekili: Asıl davadaki iddia ve beyanlarını tekrarla; tahkikat sonunda müvekkili şirket alacağının miktarı tam ve kesin olarak belirlendiği anda artırılmak üzere fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL tasfiye kesin hakedişi alacağının 16/07/2020 temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, 15.06.2023 tarihli dilekçesiyle 10.000,00 TL'lık tasfiye kesin hakediş alacağı talebini 3.358.313,23 TL'na yükselterek bu miktarın 16/07/2020 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>\t\tBirleşen 2020/541 esas sayılı davada davalı ...… A.Ş. vekili: Davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, esas bakımından ise davacının tüm uyarılara rağmen iş programına göre gerçekleşme sağlayamadığını, imalat sürelerinin uzadığını, tünellerle teknik açıdan risk oluştuğunu, işin uzaması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, davacının, dava dilekçesinin 7.maddesinde sözünü ettiği tüm tünel imalatları ve metrajlarının tespiti ve tesliminin 19/09/2018 tarihinde yapıldığı ve kesin hesap raporunun düzenlenmesine dair belge ve altlıkların 07/12/2018 tarihinde karayolları kontrol şefliğine ve müvekkiline iletildiği iddialarının tamamen gerçek dışı olduğunu, tünel imalat ve metrajların tespiti ve tesliminin 19/09/2018 tarihinde yapılmadığının açıkça ortada olduğunu, davacının dava dilekçesinde değindiği ve talep ettiği bütün hususların zaten gerçek dışı ve haksız talepler olduğunu, 07/12/2018 tarihinde Karayolları Kontrol Şefliğine ve müvekkiline ilettiğini iddia ettiği kesin hesap raporunun işin sahibi idare ile karşılıklı olarak metrajlar netleştirilmeden ve onaylanmadan davacı tarafından tek taraflı olarak hazırlanmış, hiçbir resmi geçerliliği olmayan herhangi bir hesap dosyasından ibaret olduğunu, davacının fesih protokolünün 8.maddesini kendi lehine ve hukuka aykırı olarak ele aldığını, tünel uzunluk zamları ile ilgili talebin ise tamamen idare ile olan teknik bir görüş farklılığından ibaret olduğunu, davacının 12/06/2020 tarihinde düzenleyip müvekkiline gönderdiğini iddia ettiği 24 nolu kesin hakedişle ilgili olarak müvekkili tarafından davacıya gönderilen 25/06/2020 tarih ve 2020/059 sayılı yazıda; kesin hesabın sonuçlandırılabilmesi için davacının yapması gereken iş ve işlemlerin net bir şekilde ifade edildiğini, bunun yanı sıra davacının dava dilekçesinin 11.maddesinde söz ettiği ve dava dosyasına ekleyip talep ettiği kesin hesaba dahil edilen imalatların kesin hesapta ne şekilde alınacağının ancak işin sahibi idarenin uygun göreceği şekilde olacağını, idarelere yapılacak hakediş ya da kesin hesapların idare tarafından kabul görebilmesi için idarenin görevlendirdiği kontrol teşkilatınca uygun görülmesi ve kabul edilmesiyle mümkün olacağını, davacının ise kendince bazı kabullere dayanarak ve güncel fiyatlarla kesin hesap adı altında çalışma yaptığını, söz konusu işe ait tüm imalatların proje işlerinin Karayolları Genel Müdürlüğünün onay verdiği ...… Ltd.Şti tarafından yapılmasına, proje bedellerinin bu firmaya ödenmesine rağmen davacının proje bedeli talebine anlam verilemediğini, yine sözleşmenin tasfiyesinden çok önce 07.02.2019 tarihli yazıyla tünellerdeki imalatların risk altında olduğu, istenmeyen deformasyonların önüne geçilmesi için çalışmalara bir an önce başlanmasının istenildiğini, ayrıca yine 13.05.2019 tarihli yazıda belirtilen tünel kesitlerinde çatlaklar ve deformasyonlar olduğunu, gerekli önlemlerin alınarak kusurlu imalatların düzeltilmesinin istenildiğini, fesih protokolüne eksik ve kusurların yazılmamasının davacının yaptığı işlerin eksiksiz ve kusursuz olduğu anlamına gelmediğini, 53 gün geç ölçümleme yapılması nedeniyle eksik ve kusurların arttığı iddiasının yersiz olduğunu, kimsenin kendi kusurundan lehine hak çıkaramayacağını, gecikmeye sebep olanın davacı olduğunu, müvekkilinin tüm uyarılarına rağmen hatalı imalatlar davacı tarafından giderilmediğinden sonrasında büyük sorunlara yol açmaması için davacı kusurundan kaynaklı deformasyona uğrayan ve taramaya giren kesitlerin davacı nam ve hesabına yaptırıldığını,  davacı ile yapılan 21.04.2014 tarihli birinci sözleşme ve akabinde bu sözleşmenin karşılıklı sonlandırılmasından sonra 14.03.2016 tarihinde yapılan ikinci sözleşmede müvekkilinin sorumlu olduğu tüm şartname, yönetmelik ve genelgelerden davacı alt yüklenicinin de sorumlu olmasının mevzuat gereği olduğunu, davacının ayıp ihbarında bulunulmadığı iddiası da yersiz olup, gerek sözlü gerek ise ihtarlarla müvekkilince ayıp ihbarlarının süresi içerisinde yapıldığını, ayrıca ayıp ihbarı hususunda tanık deliline dayandıklarını,  davacı tarafından eksiksiz ve kusursuz olarak yapılan imalatların sözleşme şartlarındaki bedelinin davacıya ödendiğini, sözleşmede olmamasına rağmen ve müvekkilince defalarca idareden hakediş alınmadığı halde davacının SGK, elektrik, çimento, akaryakıt ve diğer destekleme elemanları için avans ödemesi yapıldığını, ayrıca sözleşmenin karşılıklı sonlandırılmasıyla davacıya ait tüm şantiye binaları, beton santrali, kantar ve ENH trafolarıyla diğer malzemelerin tamamının bedellerinin ödenerek müvekkilince satın alındığını, davacının taleplerinin hukuka aykırı olup, kabul edilebilir bir yanının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tBirleşen 2021/506 Esas sayılı davada davacı ...… A.Ş. vekili: Taraflar arasında 21.04.2014 tarihli birinci sözleşme ve akabinde bu sözleşmenin karşılıklı sonlandırılmasından sonra 14.03.2016 tarihinde ikinci sözleşmenin imzalandığını, davalının işi tamamlama yönünde iş programına uygun hareket etmemesi nedeniyle söz konusu işin karşılıklı olarak 27.03.2019 tarihinde feshedildiğini, davalının kusurundan kaynaklı hatalı imalatlar tüm uyarılara rağmen giderilmediğinden deformasyona uğrayan ve taramaya giren kesitlerin ileride çok daha büyük sorunlara yol açmaması için onaylı projelere uygun şekilde davalı nam ve hesabına acil bir şekilde yaptırıldığını, bunun yanında diğer hatalı imalatların da projesine uygun hale getirildiğini, yine eksik ve kusurlu imalatların davalı nam ve hesabına peyderpey yaptırılmakta olduğunu, dilekçede davalı nam ve hesabına yaptırılan imalatların ve tutarların tablo halinde gösterildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı nam ve hesabına yapılan işlerin bedellerinden şimdilik 50.000,00 TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiş, dava dilekçesinin konu ve içerik kısmında nam ve hesaba yapılan işlerin bedellerinin istenildiği belirtilmiş, neticei talep kısmında ise, fazla hakları saklı 50.000,00 TL gecikme cezası ve geçmiş dönem SGK prim borçları alacak kaleminin 12.05.2021 temerrüt tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili istenildiği belirtilmiş olup davacı vekili 22.09.2021 tarihli açıklama dilekçesinde dava dilekçesinin konusu davalı nam-ı hesabına yapılan işlerin bedellerinin davalıdan tahsilini talep iken; talep sonucunda sehven gecikme cezası ve geçmiş dönem SGK prim borçları alacak kalemlerinin davalıdan tahsili şeklinde yazılmış olduğunu, halbuki gecikme cezası ve geçmiş dönem SGK prim borçları alacak kalemlerinin davalıdan tahsilinin Ankara 10.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/397 E.sayılı dosyasında talep edildiğini, bu davanın derdest olduğunu, dolayısıyla işbu davanın talep sonucunun da konusu gibi davalı nam-ı hesabına yapılan işlerin bedellerinin davalıdan tahsili olduğunu belirterek dava dilekçesinde davalı nam-ı hesabına yapılan imalat gider tablosunda tamamlanan işler yazılmış olup; bunların hepsi davalı nam-ı hesabına yapılmış olduğundan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL nam-ı hesaba dair yapılan işler alacağının 12/05/2021 temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ettiklerini açıklamış; davacı vekili 12.10.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile birleşen 2021/506 E. sayılı dosyasında müvekkili tarafından ikame edilen ve “... şirketi nam-ı hesabına yapılan işlerin bedelinin tahsili” konulu davada; bilirkişi kurulu raporuna göre tespit edilen 2.543.586,89 TL. (avans faizi ile birlikte) olarak davanın kabulü gerektiğini belirterek davadaki  50.000,00 TL alacak talebini 2.543.586,89 TL'na yükselterek ıslah edilen 2.493.586,89 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tBirleşen 2021/506 Esas sayılı davada davalı ...… Ltd.Şti. vekili: Davacının dava dilekçesinde gecikme cezası ve SGK prim borçları şeklinde 2 farklı talebi olup, alacak miktarları konusunda talebini açıklaması gerektiğini, öte yandan talep edilen SGK prim borçlarının Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/397 esas sayılı dosyasında talep edilmiş olmakla mükerrer şekilde dava konusu edilen bu talebin dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, diğer taraftan dava dilekçesine konu edilen hususların halen taraflar arasında derdest bulunan 2020/540 E ve 2020/541 E sayılı davaların konusunu oluşturduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 27.03.2019 tarihinde karşılıklı fesih protokolü ile tamamen sonlandırıldığını, müvekkili şirkete atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığını, eksik ve kusur iddialarını kabul etmediklerini, müvekkili şirketin sözleşmenin feshi sonrasında tüm şantiyeyi satış protokolü çerçevesinde terk ettikten sonra yapmış olduğu imalatlarda meydana gelebilecek deformasyonlardan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, öte yandan müvekkilince gerçekleştirilen tüm imalatların 19.09.2018 tarihinde müşterek imzayla tutanak altına alınarak davacıya teslim edildiğini, davacının tutanakla teslim aldığı imalatlara ilişkin olarak aylar sonra yaptığı tespitlerde eksik ve kusurlu imalatlar nedeniyle müvekkili şirket namına masraf yaptığını ileri sürerek alacak talebine bulunmasının kabul edilemez olduğunu, diğer taraftan müvekkili tarafından yapılan imalatlar teslim edildikten sonra davacı tarafından, yapılan imalatlarla ilgili 15-22.05.2019 tarihlerinde tek yanlı tutanak tutularak o tarihlerde kendilerine sırf yardım amacıyla orada bulunan ve müvekkili şirket tarafından bu konuda herhangi bir görevlendirmesi bulunmayan çalışanı topoğrafa da imza attırılarak imalatlarda deformasyon bulunduğuna dair düzenlenen tutanağın müvekkilini bağlayıcı bir yönü bulunmadığını, fesih protokolünün 7.maddesi hükmünden de anlaşılacağı üzere yapılan tüm imalatların teslim edildiğini ve sonra da teslim edilen imalatların yine fesih protokolü uyarınca yeniden tespit ve ölçümlerinin en son 20.04.2019 tarihinde yapıldığından müvekkili şirketin sorumluluğunun sona erdiğini, davacının fesihten sonra da başka taşeron çalıştırmaya başladığını, iddia edilen deformasyonların onun taşeronu tarafından gerekli önlem ve tedbirlerin alınmamasından kaynaklı sorunlar olacağından müvekkilinin sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, davacının müvekkilinin 11.08.2017 tarihli ve 28.08.2018 tarihli yazılı itirazların rağmen idare onaylı uygulama projelerinden farklı bir şekilde fen ve sanat kurallarına aykırı imalat yaptırdığını, bu itibarla eğer davacı tarafından iddia edilen deformasyonların yine davacı tarafından onaylı projeye aykırı olarak verilen talimatla yapılmasından kaynaklanmışsa yine müvekkili şirketin sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, sonuçta nam ve hesaba yapıldığı ileri sürülen ek imalatların fesih protokolü sonrasında davacı tarafından alınması gereken tedbirlerin alınmamasına bağlı ihmalden kaynaklanmasının kuvvetle muhtemel olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, ıslaha karşı da zamanaşımı defiinde bulunmuştur. <br>\t\tBirleşen 2021/397 Esas sayılı davada davacı ...… A.Ş. vekili: Asıl ve birleşen davalardaki iddia ve beyanlarını tekrarla; davalının sözleşmenin öngördüğü şekilde ve süresinde işi ifa etmediğini, iş programının gerisinde kaldığını, yazılı ve sözlü uyarılara rağmen sözleşmeye uygun hareket etmediğini, müvekkilinin 02.05.2017, 18.05.2017, 30.09.2017, 26.01.2018 tarihli yazılarına rağmen davalı tarafından iş programına göre gerçekleşme sağlanmamasına rağmen anılan gecikmenin 2018 yılında telafi edileceği inancıyla ve tüm hakları saklı kalmak kaydıyla davalıya gecikme cezası uygulanmadığını,  2018 yılına ait iş programına göre davacının işi yavaşlatması, ara ara durdurması, iş programının oldukça gerisinde kalması nedeniyle sözleşmenin 11.maddesi uyarıca müvekkilinin gecikme cezası talep etme hakkının doğduğunu, kazı destekleme işlerinde ve nihai kaplama beton işlerinde gecikme olduğunu, 146 gün gecikme için günlük 10.000,00 TL’den 1.460.000,00 TL ve 217 gün gecikme için günlük 10.000,00 TL’den 2.170.000,00 olmak üzere toplam 3.630.000,00 TL gecikme cezasının davalı yanca ödenmesi gerektiğini, yine davalıya ait olan ancak ödenmediği için müvekkilince ödenen 4.467,67 TL geçmiş dönem primi, 14.417,00 TL SSK geçmiş dönem icra tahsilatı, 132.518,14 TL geçmiş dönem prim ödemeleri olmak üzere toplam 151.399,81 TL’nin davalıdan tahsili gerektiğini belirterek fazla hakları saklı kalmak kaydıyla gecikme cezası ve geçmiş dönem SGK prim borçları alacak kalemleri nedeniyle 50.000,00 TL alacağın 12.05.2021 temerrüt tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; davacı vekili 06.09.2021 tarihli açıklama dilekçesiyle davadaki 50.000,00 TL’lik talebin 30.000,00 TL’sinin gecikme cezası, 20.000,00 TL’sinin ise SGK prim borçları alacak kalemine ilişkin olduğunu belirtmiş, 12.10.2022 tarihli ıslah dilekçesiyle SGK prim borçlarının tahsili kalemine ilişkin 20.000,00 TL’lik talebini 151.399,81 TL'na yükselterek ıslah edilen 131.399,81 TL'nın ıslah tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tBirleşen 2021/397 Esas sayılı davada davalı ...… Ltd.Şti. vekili: Taraflar arasındaki sözleşmelerin 27.03.2019 tarihinde karşılıklı fesih protokolü ile sonlandırıldığını, işin tasfiyesi ile aradaki sözleşme ilişkisine tasfiye edilen protokolde yer verilmeyen gecikme cezasına ilişkin talebin sonradan ileri sürülmesinin yasal dayanağının bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için davacının gecikme cezası talep etme hakkı var olduğu kabul edilse dahi davacının iş programında iddia ettiği aksama nedeniyle 2017 yılına ait gecikme cezalarının 2018 yılında telafi edileceği düşüncesiyle tatbik edilmediğini ileri sürdüğünü ve talebinde de 2017 ve 2018 yılına ilişkin gecikme cezasına yer verdiğini, o halde davacının iddiasına göre 2017’de doğmuş olan gecikme tazminatı alacağının 2018 yılında telafisi için talep edilmediğini ve 2018’de davacının talebiyle 26.07.2018 tarihinde işlerin durdurulmasına göre müvekkili şirketin davacının telafisini beklediği işleri bitirme imkanının da olmadığını, bu nedenle de davacı talebinin haklı bir yönünün bulunmadığını, sonuçta davacının gecikme tazminatı talep etmesinin mümkün bulunmadığını, geçmiş dönem SGK prim borçlarına ilişkin olarak da bunların rutin olarak işin başlangıcından itibaren müvekkilinin hakedişlerinden kesilmek üzere davacı tarafından doğrudan yapılmakta olduğunu, ancak davacının hakedişlerden doğan alacağı müvekkiline ödemediği için varsa bir zararın ondan davacının sorumlu olması gerektiğini, müvekkilinin davacıya karşı açtığı 2020/541 esas sayılı dosyasındaki tasfiye kesin hakediş alacağına ilişkin dava konusunu oluşturan müvekkili alacaklarının davacı tarafından kötü niyetle ödenmediğini, bu hususta varsa bir gecikme ve zararın tamamının davacıya ait olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, ıslaha karşı da zamanaşımı defiinde bulunmuştur. <br>\tİlk derece mahkemesince:  Dava ve birleşen davaların eser sözleşmesinden kaynaklı alacak davası niteliğinde olduğu, tarafların bildirmiş olduğu delillerle söz konusu işe ilişkin ihale dosyasının ilgili idareden getirtilerek mevcut dosya kapsamına alındığı, iki ayrı bilirkişi kurulundan ayrı ayrı raporların alınarak dosyaya konulduğu, mahkemece 2020/540 esas sayılı dosya yönünden yapılan değerlendirmede; mevcut dosyada nakit teminat kesintisi miktarı noktasında uyuşmazlığın bulunmadığı, uyuşmazlığın nakit teminat kesintisinin iadesi şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplandığı, bu çerçevede yapılan incelemede taraflar arasında 27/03/2019 tarihinde \"Karşılıklı Fesih Protokolü\" başlıklı sözleşmenin yapıldığı, söz konusu sözleşmenin 4. maddesinde \"İş bu protokol imzalandıktan sonra tahakkuka bağlanmış ve karşılıklı mutabık kalınan cari hesap bakiyesinden kalan tutar ödenecek, bunun yanı sıra ... İnşaat ile ENH, şantiye binaları kantar, beton santrali vs. için anlaşma sağlanamaması halinde tüm şantiye kamp tesislerini, iş makineleri, ekipmanlar, tünel içi ve dışı çeşitli tesisatları, atölyeler, kantar vb.gibi ... İnşaata ait her şey iş yerinden uzaklaştırılıp arazi eski haline getirildikten sonra nakit teminat kesintileri sözleşmenin 10. maddesi hükümlerine göre iade edilecektir\" şeklinde düzenlemenin bulunduğu, söz konusu maddedeki düzenleme değerlendirildiğinde; madde içeriğinde geçen anlaşmanın sağlanması durumunda nakdi teminatın doğrudan iade edileceği, sağlanamaması durumunda ise madde içeriğinde belirtilen şartlar ile birlikte taraflar arasındaki ana sözleşmenin 10. maddesi çerçevesinde teminatın iadesinin gerekeceğinin mahkemece  kabul edildiği, bu kabul çerçevesinde fesih ve tasfiye protokolünün 4.maddesinde belirtilen anlaşmanın sağlanıp sağlanmadığı hususu incelendiğinde, taraflar arasında 17/04/2019 tarihinde \"Devir Ve Teslim Yapılacak Demirbaşlara Ait Satış Sözleşmesi\" başlıklı sözleşmenin ve yine Ankara 41. Noterliğinin 22/04/2019 tarih ve 8722 Yevmiye Nolu \"Trafo Devir Sözleşmesi\" başlıklı sözleşmenin imzalandığı, her iki sözleşme içeriği dikkate alındığında taraflar arasında imzalanan \"Karşılıklı Fesih Protokolü\" başlıklı sözleşmenin 4. maddesindeki anlaşmanın sağlandığı yönünde mahkemede kanaat oluştuğu, 4. maddede belirtilen anlaşmanın sağlanması nedeni ile davalı tarafından nakdi teminatın başkaca hiçbir şarta tabi kılınmaksızın iade edilmesi gerektiği, bu nedenden ötürü davacının 2.232.059,72 TL'lik nakdi teminatı kesintisinin iadesi yönündeki talebinin yerinde olduğu, söz konusu nakdi teminat kesintisine her ne kadar davacı tarafından 16/07/2020 tarihinden itibaren faiz işletilmesi talep edilmiş ise de davacının dava dilekçesinin ek 9'da belirttiği ihtarnameler içerisinde nakdi teminat yönünden davalının temerrüde düşürüldüğüne ilişkin bir ihtarnamenin bulunmaması sadece Samsun 4. Noterliğinin 07/07/2020 tarih ve 8941 yevmiye nolu ihtarnamesinde nakdi teminat kesintisinin karşılıklı fesih protokolü tarihi olan 27/09/2019 tarihinden itibaren faiz istenildiği ancak söz konusu tarihten itibaren faiz istenilmesinin söz konusu olamayacağı, zira şartlar gerçekleşmeden nakdi teminat kesintisinin iadesinin istenemeyeceği, şartların da daha sonradan imzalanan sözleşmeler ile gerçekleştiği, bahse konu ihtarnamede ayrıca nakdi teminatın ödenmesi için her hangi bir süre verilmediği, süre verilmediği için de davalının temerrüde düşmesinin söz konusu olamayacağı anlaşılmış ve bu nedenden ötürü dava tarihi olan 16/10/2020 tarihinden itibaren tarafların sıfatları göz önüne alındığında avans faizi işletilmesine karar vermek gerektiği, birleşen2020/541 esas sayılı dosya yönünden yapılan değerlendirmede; davacının temel talebinin tasfiye kesin hak edişten kaynaklı alacak olduğu, bu çerçevede yapılan incelemede taraflar arasındaki \"Alt Yüklenici Sözleşmesi\" başlıklı 21/04/2014 tarihli sözleşmenin 9/1. fıkrasında \"İş bu sözleşmede belirtilen koşulların, ya da belirtilmemiş olsa bile alt yükleniciye ait tüm yükümlülüklerin yapılmış olması kaydıyla ... A.Ş,'nin idareye düzenlediği hakedişi tahakkuka bağlanıp saymanlık tarafından ödemesi yapıldıktan sonra alt yüklenici hakedişi tanzim edilir ve sözleşmede belirtilen tüm akdi, kanuni, sair kesintiler yapıldıktan sonra 7.gün içinde alt yükleniciye ödenir...\" şeklinde düzenlemenin bulunduğu, yine taraflar arasında düzenlenen \"Karşılıklı Fesih Protokolü\" başlıklı 27/03/2019 tarihli sözleşmenin 1. maddesinde \".... Şu ana kadar kesin hesabı sonuca bağlanamamasının nedeni bilindiği üzere idare ile (Karayolları 16. Bölge Müdürlüğü) mutabık kalınmayan (Uzunluk Zammı ve Diğer İmaratlar) konulardan dolayıdır. İdareye sunulan tünel hesap metrajlarını onaylayıp hakedişle ... İnşaata ödeme yapıldıktan sonra taraflar arasında kesin hakediş yapılacak ve 1 hafta içerisinde aynı şekilde ... İnşaatın hesaplarına aktarılacaktır\" şeklinde düzenleme bulunduğu, söz konusu her iki düzenlemeden açıkça anlaşılacağı gibi ... İnşaatın kesin hakedişinin yapılmasının koşulunun dava dışı idare ile davalı ... arasında metrajların ve hakedişlerin onaylanarak, ...'e dava dışı idare tarafından ödeme yapılması koşuluna bağlandığının görüldüğü, mevcut olayda bilirkişiler ... tarafından hazırlanan raporda davaya konu işin idare tarafından kesin hakedişinin yapılmadığı, söz konusu işin halen devam ettiğinin rapor edildiğinin görüldüğü, bu hususun tarafların da kabulünde olduğu, yukarıda bahsedilen maddelerden de açıkça anlaşılacağı gibi dava dışı idare tarafından yapılan işin onaylanarak ödemenin ... yapılmaması nedeni ile davacı ...'nun dava tarihi itibariyle kesin hakedişinin yapılmasının mümkün olmadığı, her ne kadar davacı ... tarafından kesin hakediş alacağını ödenmemek amacı ile davalı ...'in kesin hakedişi idarenin yazı cevabına rağmen sürümcemede bırakıldığı iddia edilmiş ise de  taraflar arasında imzalanan karşılıklı fesih protokolünde açıkça davacı ..., davalı ... ile dava dışı  idare arasındaki uyuşmazlığı bilerek söz konusu fesih protokolünü imzaladığı, fesih protokolünün 1. maddesinde davalı ile dava dışı idare arasındaki uyuşmazlığın açıkça yazıldığı, davacının bu uyuşmazlığı açıkça bilerek fesih protokolünü imzalamasına rağmen daha sonradan bu uyuşmazlığın davalı tarafından kullanılarak kesin hakedişinin geciktirildiği iddiasının dinlenemeyeceği yönünde mahkemede kanaat oluştuğu, bu nedenlerden ötürü davacı ...'nun kesin hakedişe yönelik alacak talebinin, davalı ile dava dışı idare arasında henüz kesin hakedişin yapılmaması, dava dışı idare tarafından davalıya kesin hakediş ödemelerin yapılmaması nedeniyle davacının dava tarihi itibariyle kesin hakedişten kaynaklı alacağının henüz muaccel olmadığının anlaşıldığı  ve davacının davasının reddi gerektiği, birleşen 2021/506 esas sayılı dosya yönünden yapılan değerlendirmede; davacı ...'in temel olarak davalı ... adına 3. kişilere yaptırılan eksik ve ayıplı işlerin bedelini talep ettiği, bu çerçevede yapılan incelemede; dava dışı idarenin ödenek yetersizliği nedeni ile taraflar arasında imzalanan alt yüklenici sözleşmesindeki işin tamamı bitirilmeden taraflarca söz konusu alt yüklenici sözleşmesinin fesine yönelik protokol düzenlendiğinin görüldüğü, bilirkişiler ... tarafından hazırlanan raporda eksik, kusurlu ve ayıplı işlerin proje hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda idarenin her hangi bir kabulünün olmadığı ve yapılan proje doğrultusunda bedelin yüklenici ...'e ödenmediği tespit edildiğinden  bu aşamada ...'in ...'na rücu etmesinin uygun olacağı ancak dava dışı idare ile yüklenici ... arasında daha sonradan düzenlenecek kesin hesap ve kesin hakedişte durumun proje hatası olarak değerlendirilip ödenmesi durumunda davalı ...'na yapılan rücunun iadesinin söz konusu olabileceği, olayın çözümü için dava dışı idare ile yüklenici ... arasında kesin hesabın yapılmasının önem arz ettiğinin rapor edildiği, taşeron ... tarafından alt yüklenici sözleşmesi kapsamında yapmış olduğu işin yüklenici ... tarafından kesin kabulünün yapılmaması, yüklenici ...'in yapmış olduğu işlerin dava dışı idare tarafından kesin kabulünün yapılmaması nedenleri ile taşeron ...'nun yapmış olduğu ve eksik bıraktığı işin zemin üzerinde inceleme yapılmasına rağmen tam olarak tespit edilemediği, zira ... yapmış olduğu işlerin üzerine başka firmalar tarafından yeni işlerin yapılarak kapandığı, bu nedenden ötürü yüklenici ... ile dava dışı idare arasında yapılacak kesin hakedişin mevcut birleşen dosyadaki talebin çözümlenmesi açısından gerekli olduğunun anlaşıldığı, bu  nedenle taşeron ...'nun yaptığı ayıplı işler ile eksik bıraktığı işlerin proje hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığının dava dışı idare ile ... arasında düzenlenecek kesin kabul ve hakediş sonrası belli olacak olması, proje hatası olması ya da olmamasına göre ...'nun sorumluluğunun doğup doğmayacağının ortaya çıkacak olması ve mevcut olayda dava dışı idare ile ... arasında henüz kesin kabul ve kesin hakedişin düzenlenmemesi nedeni ile  mevcut davada var olduğu iddia edilen alacağın henüz muaccel olmadığı ve davanın erken açıldığı yönünden kanaat oluştuğundan davanın reddi gerektiği, birleşen 2021/397 Esas sayılı dosya yönünden yapılan değerlendirmede; davacının talebinin temel olarak davalı adına yapılan SGK prim ödemesi ve cezai şarttan kaynaklı alacak talebi olduğu, bu çerçevede yapılan inceleme sonucunda, taraflar arasında imzalanan 21/04/2014 tarihli Alt Yüklenici Sözleşmesi'nin 16.maddesinde, SGK ödemelerinden dolayı sorumluluğun taşeron ...'nda olduğunun görüldüğü, bilirkişi ...'nın hazırlamış olduğu raporda; ...'in alt taşeron olan ...'na ait 151.399,81TL SGK primini ödediği, ödemiş olduğu bu bedeli ...'ndan talep edebileceğinin rapor edildiği, söz konusu raporun usul ve yasaya uygun olarak hazırlanması, denetime elverişli olması nedeni ile  kabul edilmiş olup, SGK primi yönünden davacının talebinin 151.399,81TL yönünden kabulüne, söz konusu bedele 02/07/2021 tarihinden itibaren avans faiz işletilmesine karar vermek gerektiği, yine mevcut birleşen dosyadaki cezai şart talebi değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki alt yüklenici sözleşmesi başlıklı sözleşmenin 11. maddesinde düzenlendiği, söz konusu düzenlemeden de açıkça anlaşıldığı üzere, dava dışı idare tarafından  yüklenici ...'e  ceza kesildiğinde aynı cezadan alt yüklenici olarak ...'nun sorumlu olduğunun belirtildiği, mevcut dosya kapsamında bilirkişi raporlarında da tespit edildiği üzere dava dışı idare tarafından yüklenici ...'e kesilmiş herhangi bir cezanın bulunmadığı, bu nedenle ...'in de taraflar arasındaki sözleşme uyarınca, alt yüklenici ...'ndan talep edebileceği bir cezanın bulunmadığı, kaldı ki taraflar arasındaki sözleşmenin feshine ilişkin protokolde de cezai şarta yönelik bir düzenleme olmadığı gibi bu yöndeki hakkın saklı tutulduğuna dair bir kaydın da olmadığı anlaşıldığından  davacının cezai şarta yönelik talebinin bilirkişi raporu doğrultusunda reddi gerektiği yönünde kanaat oluştuğu gerekçesiyle, asıl davanın kabulü  ile 2.232.059,72 TL'nin 16/10/2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/541 Esas sayılı dosyada davanın reddine, birleşen Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/506 esas sayılı dosyada davanın reddine, birleşen Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/397 esas sayılı dosyada;davanın kısmen kabulü ile 151.399,81TL'nin 02/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir. <br>\tDavacı/davalı ...…Ltd.Şti. vekili istinaf dilekçesinde özetle: Birleşen 2020/541 esas sayılı dosyasında, mahkemenin davanın reddi karar gerekçesinde belirtilen işin halen devam ettiği, kesin hesabın çıkarılmadığı, dava dışı idarece herhangi bir ödemenin yapılmadığı, kesin hesaba ilişkin ihtilaflar bilinerek fesih protokolünün imzalandığı, alacağın muaccel olmadığına ilişkin gerekçelere katılmadıklarını, sözleşmede işin süresi 50 ay (4 yıl) olup,  işin bitmesi gereken tarih 30/09/1999 iken, idarece bu güne kadar 259 ay süre uzatımı verilerek iş bitim tarihinin 21 yıl süre uzatımı verilerek 31/12/2020 tarihine ertelendiğini, bu tarihten sonra da yeni süre uzatımları verilmiş olup projenin dava tarihi itibari ile fiziksel gerçekleşme seviyesinin % 60 olduğunu, davalının üstlendiği işin tamamlanması için (259 x % 40) % 60 = 173 ay), yaklaşık 14 yıl ek süre uzatımına ihtiyaç olduğunu, mahkemenin kabul ettiği şekilde, işin devam ettiği, dava dışı idare ile kesin hesabın yapılması sonrasında, tasfiye kesin hakediş alacağının hesaplanacağı kabul edilecek olunursa davacı müvekkilinin yaklaşık 15 yıl süre ile alacağına kavuşamayacağı anlamına geleceğini, taraflar aralarındaki sözleşme ilişkisini, 27/03/2019 tarihli \"Karşılıklı Fesih Protokolü\" ile sonlandırdıklarını, fesih protokolü gereğince, müvekkilince yapılıp teslim edildiği imalat tutanaklarından açıkça anlaşılan tüm imalatlar ile tünel uzunluk zammına ilişkin alacağın, mahkemece kesin hakedişe bağlanıp, alacağının hesaplanıp davacı şirkete verilmesi yerine söz konusu protokolün bu şekli ile yorumlanarak davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, mahkeme kararında taraflar arasındaki sözleşmenin 9/1 maddesi ile 27/03/2019 tarihli \"Karşılıklı Fesih Protokolü\"nün 1. maddesine atıf yapılarak, ... İnşaatın kesin hakedişinin yapılması koşulunun dava dışı idare ile davalı ... arasında metrajların ve hakedişlerin onaylanarak, ...'e dava dışı idare tarafından ödeme yapılması koşuluna bağlandığı, dava dışı idare tarafından yapılan işin onaylanarak ödemenin ...'e yapılmaması nedeni ile davacı ...'nun dava tarihi itibariyle kesin hakedişinin yapılmasının mümkün olmadığının ileri sürüldüğünü, bu gerekçeyi kabul etmenin mümkün olmadığını, öncelikle tarafların aralarında imza ettikleri sözleşmelere(2014-2016) ilişkin  iş ilişkisini, düzenlemiş oldukları 27.03.2019 tarihli Karşılıklı Fesih Protokolü  ile sonlandırdıklarını, bu hususun protokolun (D) maddesinde de açıkça yer aldığını, kesin hesabın düzenlenmesi hususu, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, fesih protokolünün 1. maddesinde açıkça yer aldığını, buna göre, müvekkil şirketin yapmış olduğu tüm imalatlara ilişkin İdare -,... - ... taraflarınca imzalı/onaylı \"saha arazi tespit - teslim tutanaklarını, yapısal metraj hesaplamalarını\" ... İnşaata verildiği, taraflar arasında, protokolün düzenlendiği ana kadar kesin hesap işlemlerinin yapılmamasının tek sebebinin ise idare ile mutabık kalınmayan uzunluk zammı ve diğer imalatlar olduğu, tünel hesap metrajlarının idarece onaylanması sonrasında ... İnşaata ödeme yapılmasını müteakip kesin hakediş yapılacağı ve 1 hafta içerisinde müvekkil şirket hesaplarına aktarılacağının kararlaştırıldığını, protokol hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere, taraflar aralarında kesin hesabın yapılmasına ilişkin özel bir hüküm ihdas ederek idare ile davalı ... arasındaki sözleşmeye göre, ihaleli işe-projeye ait  tüm imalatların (tünel imalatları dahil)  bitirildikten sonra yapılması/yapılmaması şartlarından tamamen bağımsız bir düzenleme yapılmış olduğunu, protokolde, idare ile ihtilaf konusu olduğu ifade edilen tünel uzunluk zammı hesaplamasına ilişkin olarak ... İnşaat, 02/03/2020 tarihli yazısı ile tünel uzunluk zammına ilişkin hesap yönteminin bildirilmesini istediğini, Karayolları 16. Bölge Müdürlüğü 21/05/2020 tarihli yazısı ile \"Tünel uzunluklarının Karayolları Genel Müdürlüğünün 15.09.1997 tarih ve B091TCK06501-1001-710/3315 sayılı Olur’una göre yapılacağı\"nı belirterek esas itibari ile hesaplama yöntemi hususunda ... sorusuna net bir yanıt vererek konuyu açıklığa kavuşturmuş olduğunu, bu durumda tünel uzunluk zammı hesaplama yöntemi hususundaki tüm tereddütler giderilmiş olmasına karşın mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı şirketin tekrar itiraz ettiği ifade edilerek tünel uzunluk zammı hususundaki ihtilafın giderilmediğinin ileri sürüldüğünü, oysa yukarıda da ifade edildiği üzere tünel uzunluk zammı hesaplamasına ilişkin yöntem, öteden beri idarenin belirtmiş olduğu yazı içeriğine göre yapılmasına karşın davalı şirket bu hususu ihtilaf konusuymuş gibi değerlendirerek tünel uzunluk zammı ve imalatların bedelini ödemekten ısrarla kaçındığı ortada iken mahkemece bu hususun göz ardı edilmesinin doğru olmadığını, esas itibari ile bu hususta, mahkemece raporu hükme esas alınan bilirkişinin tünel uzunluk zammı hesaplama yöntemi ile ilgili de teknik görüşünü ortaya koyması gerektiğini, ancak bilirkişi raporunda, bu hususta hiç bir görüş ortaya koymaksızın idarenin bildirmiş olduğu hesaplama yöntemine ... itiraz ettiği ifade edilerek bu hususta uyuşmazlığın devam ettiği ileri sürülerek kesin hesabın çıkarılmasının mümkün olmadığının belirtildiğini, öte yandan ... İnşaatın  sözde itiraz yazısını 15.06.2020 tarihinde ilettiği ifade edilmesine karşın idare tarafından bu itiraza ne cevap verildiğinin araştırma konusu edilmediğini, oysa mahkemece bilirkişiye yerinde inceleme ve belge alma yetkisi tanındığından ... İnşaatın mezkur itiraz yazısına cevap verilmediği, verilmiş ise bunun ne olduğu sorulmadan uyuşmazlığın devam ettiğine ilişkin mahkemenin kabulünün yerinde olmadığını, kaldı ki  dava dışı Karayolları Genel Müdürlüğün’den, söz konusu “tünel uzunluk zammı imalat ödemelerinin, idare onaylı yapısal metrajlara, birim fiyat tariflerinde ayrıca ödeneceği belirtilen diğer imalatların”... İnşaat hakedişlerinin  ödenmesinde, herhangi bir engel durum olup olmadığı, mahkemece sorulabileceği gibi bilirkişi tarafından da,  yetkisi çerçevesinde sorulabilmesi mümkün iken mahkemece bu husus da dikkate alınmadan kesin hesabın çıkarılmaması sebebi ile davanın reddine karar verilmesinin, usul ve yasaya aykırı olduğu gibi tarafların imzaladıkları fesih protokolü hükümlerine de uyarlı olmadığını, yargılama aşamasında, dosyanın bilirkişiye gönderilmesine ilişkin ara kararda, mahkeme kabulünün aksine tünel uzunluk zammı ve diğer imalatlara ilişkin idarece reddedilen bir talep olmadığı gibi bu ara kararı doğrultusunda hazırlanan bilirkişi raporu ve buna göre oluşturulan mahkeme kabulünün yerinde olmadığını, mahkemece bilirkişi görevlendirilmesine ilişkin ara kararında, tünel uzunluk zammı ve diğer imalatlara ilişkin taleplerin idarece reddedildiği, davacının bu uyuşmazlığı bilerek fesih protokolünü imzaladığı, sonradan bu uyuşmazlığın davalı tarafından kullanılarak kesin hakedişinin geciktirildiği iddiasının dinlenemeyeceği gerekçesi ile karar verildiğini,  bilirkişi görevlendirilmesine ilişkin ara kararda tünel uzunluk zammı ve diğer imalatlara ilişkin davalı taleplerinin idarece reddedildiği ifade edilerek hesaplamaların birim fiyat üzerinden  yapılmasının istenildiği, mahkemenin kabulünün aksine tünel uzunluk zammı ve diğer imalatlara ilişkin idarece reddedilen bir talep ve buna ilişkin bir yazı bulunmadığını, taraflar arasındaki karşılıklı fesih protokolünde de düzenlendiği şekli ile \"tünel uzunluk zammı\" ve \"diğer imalatlara\" ilişkin kesin hesabın çıkarılmamasının sebebinin, protokolün imzalandığı 27/03/2019 tarihi itibari ile \"bu hususta idare ile mutabık kalınmaması\" olarak  gösterildiğini, fesih protokolü tarihi itibari ile tünel uzunluk zammı ve diğer imalatların kesin hesabının çıkartılmasında, Karayolları 16. Bölge Müdürlüğü ile mutabık olunmadığı ve hesabın hangi hesaplama yöntemi ile yapılacağı belirsiz olduğu kabul edilmiş ise de yargılama sırasında, bizzat mahkemece esas ihale makamı olan Karayolları Genel Müdürlüğü Yol Yapım Dairesi Başkanlığının 21/05/2020 tarihli yazısı ile hesaplamanın nasıl yapılacağını netleştirdiğini, Karayolları Genel Müdürlüğü Yol Yapım Dairesinin, 21/05/2020 tarihli yazısı ile, tünel uzunluk zammının ne şekilde hesaplanacağı hususunun, Genel Müdürlüğün 15.09.1997 tarihli Olur’u ile belirlenen hesap yöntemi ile hesaplanacağını,  ihale bünyesinde yapım çalışmalarına devam edilen tünellerde yazı ekindeki 15.09.1997 tarihli Olur ile belirlenen 32.011 poz nolu tünel uzunluk zammı birim fiyat tarifine uygun olarak ödemenin yapılması gerektiğinin ifade edildiğini, bu durumda, tünel uzunluk zammının hesaplanmasına ilişkin hiç bir tereddüt olmadığını, 15/09/1997 tarihli \"Olur\"a istinaden hesaplamanın yapılması halinde ödemenin yapılacağının açıkça ortaya konulduğunu, buna göre, idarece reddedilen tünel uzunluk zammı ve diğer imalatlara ilişkin bir ret kararı olmadığı gibi tam tersine ilgili Olur'a göre hesaplamanın yapılması halinde tünel uzunluk zammının ödeneceğinin ifade edildiğini, bu durumda tünel uzunluk zammının hesaplanmasına ilişkin bir tereddüt olmamasına,  idarece reddedilen bu yönde herhangi bir talebin olmamasına, aksine hesaplamanın, belirtilen esaslar dahilinde yapılması durumunda idarece ödemenin yapılacağının açıkça belirtilmesine ve diğer imalatlara ilişkin tüm tutanakların dosya içerisinde yer almış olmasına, davalı şirketin ısrarla hakedişleri düzenleyip idareye vermemek sureti ile kötüniyetli olduğunun açıkça ortada olmasına karşın mahkemece taraflar arasındaki protokol maddesine yanlış anlam verilerek davanın reddine karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığını, davalı şirketin  müvekkilinin yapmış olduğu imalatlara ilişkin hakedişleri, idareye vermemek sureti ile alacağını geciktirdiği hususunda kötü niyetli olduğunun bir diğer göstergesinin, müvekkilinin işi bırakması sonrasında düzenlemiş olduğu hakediş tutanakları olduğunu, mahkemece göz ardı edilen bir diğer hususun ise, idarenin tünel uzunluk zammına ilişkin vermiş olduğu cevaptan ve hesaplamaya ilişkin tereddütleri gideren yazısından sonra 10/09/2021 tarihine kadar, müvekkili firmanın işi sonlandırıp ... İnşaat'ın bir başka şirketle çalışmaya başlamasından itibaren davalı ... İnşaat'ın 14 adet hakediş düzenlediğini  ve idareden bu hakedişler karşılığı 74.518.990,00 TL’lik hakediş ödemesi aldığını, ... İnşaat'ın, özellikle müvekkili şirkete ait hakediş ödemesini yapmamak için müvekkilince önceden yapılan imalatları hakedişe koymayıp daha sonra işi yüklenen şirkete ait hakedişleri idareye sunarak kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu, karşı tarafın sadece bu tutumunun bile kesin hesabın kasıtlı olarak ... İnşaat tarafından geciktirildiğini açıkça ortaya koyduğunu, müvekkilinin yapmış olduğu imalatlar hususunda,  mahkeme kararına dayanak alınan bilirkişi değerlendirmelerinin aksine tam bir mutabakat olmasına karşın kesin hesabın çıkarılmamasının yerinde olmadığını, taraflar arasında akdedilen fesih protokolünden de anlaşılacağı üzere tüm tünel imalatları ve metrajlarının tespiti ve tesliminin 19.09.2018 tarihinde yapılmış olmasına, kesin hesap raporunun düzenlenmesine dair tüm belge ve altlıkların 07.12.2018 tarihinde Karayolları Kontrol Şefliğine ve davalıya, gerek dijital ortamda, gerekse fiziki olarak ayrı ayrı teslim edilmesine ve bu hususun fesih protokolünün \"E\" ve \" 1.\"maddelerinde de belirtilmiş olmasına rağmen karşı tarafın talebi üzerine müvekkilince gerçekleştirilen tünel imalatlarının tasfye kesin hakediş ödemesine esas olacak tünel imalat miktarlarının hesaplanmasına yönelik yapısal birim metrajlarının idare ve davalının katılımları ile 05.03.2020 tarihinde imza altına alınarak kesinleştirildiğini, buna ilişkin tüm belgelerin dosyaya sunulduğunu, bu durumda yapılan tünel imalatları için kesin hakediş düzenlenmesinde kullanılacak, nihai metrajlar netleştirilmiş olmasına ve tünel uzunluk zammına ilişkin davalının iddia ettiği sözde belirsizlik giderilmiş olmasına göre davalının kesin hesabın çıkarılmasına ilişkin herhangi bir mazeretinin kalmadığını, hal böyle iken, davalı şirketin, kesin hesabın çıkarılması hususunda sanki bir belirsizlik ya da uzlaşmazlık görüntüsü vererek kesin hakediş yapmamasının Türk Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralları ile de bağdaşmadığını, kaldı ki  yukarıda da ortaya konduğu üzere, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin sona ermesi ve davacı müvekkili şirketin işten el çekmesi sonrasında yeni gelen şirketin yapmış olduğu imalatlar dolayısı ile davalı şirketin, 14 adet hakediş düzenlediğini ve idareden bu hakedişler karşılığı 74.518.990,00 TL’lik hakediş ödemesi alması buna mukabil davacı şirketin imalatları ile ilgili herhangi bir girişimde bulunmamasının kötüniyetini açıkça ortaya koyduğunu, davalının hem kasıtlı hem de kötüniyetli olarak müvekkili şirket tarafından yapılan tasfiye kesin hakedişine konu imalatları, idareye yaptığı hakedişlere koymadığını, müvekkiline de, sürekli; “biz idareden alamadık ki; size ödeyelim” şeklinde mazeret ürettiğini, davalının bu şekildeki tutum ve davranışları nedeniyle, müvekkili şirketin alacağının ödenmesinin belirsiz bir tarihe ötelendiğini, bu hususun mahkemece dikkate alınmadığını, bu kapsamda mahkemece taraflar arasında imzalanan fesih protokolünün 1. maddesindeki hükme, tarafların iradeleri aksine bir anlam getirerek sanki müvekkili  şirketin, davalının istediği zaman kesin hesaba ilişkin hakedişi yapabileceğini kabul ettiği şeklinde değerlendirilerek kesin hesabın çıkarılmamasında bir kusurunun olmadığından davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemece atanan bilirkişilerin taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözebilecek yetkinliğe sahip olmadıklarını, bu durumun hazırladıkları raporlarla da ortaya konulduğunu, seçilecek bilirkişi heyetinde,  özellikle tünel işleri imalatından anlayan, 2886 sayılı yasa çerçevesinde tünel kesin hakedişi hesabı çıkarılması hususunda deneyimli Karayolları Genel Müdürlüğünde halen çalışmakta olan ya da öncesinde çalışmış uzmanlar ile Emekli Sayıştay Başdenetçisinin yer alması, tasfiye hakedişine bağlı alacağın belirlenmesinde, hesabın çıkartılmasında kolaylık sağlayacağını dilekçelerinde vurgulamış olmalarına rağmen bu hususun mahkemece dikkate alınmadığını, seçilen bilirkişi heyetlerinde yukarıdaki özellikleri taşıyan bilirkişilere yer verilmediğini, nitekim  en son teşkil ettirilen bilirkişi heyetinin de, tüm veriler ellerinde olmasına karşın kesin hesabı çıkaramadıklarını, çıkarmış oldukları kesin hesabın da, rapora karşı beyanlarında da belirttikleri  üzere dosya kapsamı ile uyumlu olmadığının ortaya çıktığını, bu nedenle yetersiz bilirkişi raporları dikkate alınarak verilen davanın reddine ilişkin kararda hukuki isabet bulunmadığını, dava konusu işin 1997 yılından bu tarafa yapılagelen \"Toprak Tesviye, Sanat Yapıları, Köprü İşleri, Üst Yapı\" İşleri olup uzatmalarla günümüze kadar geldiğini ve halen de devam ettiğini, işin dava tarihi itibari ile %60'ı tamamlanmış olup mevcut halde tamamlanabilmesi için 14 yıla ihtiyaç bulunduğunu, müvekkili şirketin de 2014 ve 2016 tarihinde davalı yüklenici şirketle imzaladığı sözleşmelerle iş kapsamında tünel imalatlarının gerçekleştirdiğini, taraflar aralarındaki sözleşme ilişkisini 27/03/2019 tarihli fesih protokolü ile sonlandırdığını, fesih protokolünde, idare ile mutabık kalınmadığı ileri sürülen tünel uzunluk zammı ile ilgili tereddütün, fesihten sonra Karayolları Genel Müdürlüğü Yol Yapım Dairesi, 21/05/2020 tarihli yazısı ile açıklığa kavuşmuş tünel uzunluk zammının hesaplanmasına ilişkin bir tereddüt kalmadığını, kesin hesabın yapılması hususunda, imalatlara ilişkin tüm tutanaklar hem idare hem de davalı şirket temsilcilerinin mutabık kaldığı şekli ile teslim edilmiş olup kesin hesabın yapılması önünde hiç bir engel bulunmamasına karşın davalı şirketçe tünel uzunluk zammının hesaplanması hususunda idare ile sanki bir uzlaşmazlık varmış görüntüsü verilerek kesin hesabın çıkartılmasının sürekli ötelendiğini, mahkemece idareden, kesin hesabın çıkartılması hususunda, özellikle tünel uzunluk zammı hesaplanmasında, davalının iddia ettiği gibi bir tereddüt olup olmadığının da sorulmadığını, ayrıca söz konusu var olduğu uzlaşmazlığın giderilmesi yönünde herhangi bir çabası ya da girişimi olduğuna dair bir hususun dosyaya sunulmadığını, diğer taraftan, müvekkili şirketin işi bırakması sonrasında, yeni gelen şirketin yapmış olduğu imalatlarla ilgili 8 adet hakkediş yapılarak davalı şirkete ödeme yapıldığının dosya kapsamı ile sabit olduğunu, tasfiye hakedişine ilişkin kesin hesabın hakedişe bağlanması hususunda hiç bir engel ve tereddütün bulunmadığını, mahkemece bu hususlara dikkate edilmeden davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, birleşen 2021/397 esas sayılı  dosyada,  cezai şart talebinin reddine ilişkin karara aynen iştirak etmekle beraber SGK pirim alacağına ilişkin talebin kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığını, SGK prim ödemelerinin  rutin olarak, işin başlangıcından itibaren müvekkili şirketin yapmış olduğu işlere ait imalatlardan doğan hakedişlerinden kesilmek üzere, davacı tarafından doğrudan yapılmakta olduğunu, çünkü davacı işverenin idare tarafından hakediş gelirlerini doğrudan kendisinin nakit olarak aldığını, davacı şirketin hem müvekkilinin alacağı olan hakedişleri kasıtlı olarak ödemediğini,  hem de bu hakedişlerden kesilecek olan SGK pirimlerini ödemeyerek iş bu davayı açtığını, hal böyle iken davacının, hakedişlerden doğan alacağı davalı müvekkili şirkete ödemediği için varsa bir zararın, ondan da davacı şirketin sorumlu olacağını, müvekkili şirketin  açtığı 2020/541 esas sayısına kayden yürütülen davanın tasfiye kesin hakediş alacağına ilişkin  olup müvekkili alacakları karşı tarafça kötü niyetle  ödenmediğini, bu itibarla, hakedişlerden kesilen SGK primlerinin ödenmemesi, müvekkili şirketin hakediş alacağının ödenmemesinden kaynaklandığından SGK pirim alacakları yönünden davanın kısmen kabulünün yerinde olmadığını, müvekkili lehine hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücreti az olmakla birlikte karşı taraf lehine hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücretinin yerinde olmadığını belirterek,\t birleşen  2020/541 esas sayılı dosyada verilen davanın reddine, birleşen  2021/397 esas sayılı dosyasında, SGK pirim alacakları yönünden davanın kısmen kabulüne ilişkin kararların kaldırılmasına, birleşen  2020/541 esas sayılı dosyada davanın kabulü ile tespit edilen alacağın davalıdan tahsiline, birleşen  2021/397 esas sayılı dosyasında, SGK pirim alacakları yönünden de davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı/davacı ....AŞ.  vekili istinaf dilekçesinde özetle: Mahkemece 2020/540 esas sayılı dava yönünden yapılan değerlendirmenin kabulünün mümkün olmadığını, zira mahkemenin müvekkili lehine olan delillerin mevcudiyetine rağmen hukuka aykırı karar verdiğini, mahkemenin 27/03/2019 tarihli \"Karşılıklı Fesih Protokolü\" başlıklı sözleşmenin doğrudan 4.maddesini lafzen yoruma tabi tutarken hem amaçsal yorumu hem de \"anlaşma sağlanması halinde\" anlaşmanın neye tekabül ettiğini nazara almadan karar verdiğini, halbuki anılan protokolün 3.maddesinde \"Anlaşma sağlanması halinde enerji temin ve nakil hatları, beton santrali ve şantiye binaları satışı ... İnşaata yapılacaktır.\"dendiğini, yani protokolün işbu maddesinin, taraflar arasında adeta protokolden bağımsız bir satım akdinin protokol içerisine yazılmış halini içerdiğini ki burada davacı ... İnşaatın bir bedel karşılığında şantiye sahasındaki menkul mallarını davalı ... İnşaata sattığını, bu satışın gerçekleşmiş olmasının ana sözleşmenin 10.maddesindeki şartların davacı tarafından karşılanmadığını, yani henüz yerine getirilmemiş olmasına rağmen bakiye nakdi teminatın iade edileceği sonucunu doğurmaya yönelik tek başına yeterli bir neden olamayacağını, çünkü fesih protokolünün, ana sözleşmeyi ortadan kaldırmadığını, ana sözleşmenin 10.maddesinin herhalükarda uygulanması gereken bir hükmü içerdiğini, zira  şantiye sahasındaki malzemeler hususunda varılan mutabakat gereği davacı ...’nun alacağını aldığını, ancak kendi istihdam ettiği işçilerin süreç içerisinde ikame ettikleri işçi alacakları ve iş kazalarından kaynaklı tazminat davaları neticesinde yapılacak ödemelerin sorumluluğunu İş Kanununun 2.maddesi uyarınca müvekkili de taşıdığından ve bugüne kadar da birçok icra emrine maruz kalındığından; bu ödemeleri muhataplarına yaptıktan sonra alt taşeronu konumundaki davacı ... İnşaata da rücu edeceğini,  bu rücuya mahal kalmadan davacı ...'nun anılan davalar nedeniyle doğacak sorumluluğunu teminat altına almak gayesi ile 10.maddenin kabul edildiği taraflar arasında tartışmasız ve izahtan vareste olduğunu, müvekkili ... ile  ... şirketi aleyhine İş Kanunu'nun 2.maddesi uyarınca açılan davaların olduğunu, kaldı ki sözleşmenin 10.maddesinde bu davaların kesinleşmiş sonuçlarına göre işlem yapılacağının şart koşulduğunu, şantiye sahasındaki malzemelerin bedelini davacı ... İnşaatın müvekkilinden aldığını, bu satışın ana sözleşmenin 10.maddesinde belirtilen şartlardan davacı ... İnşaatı muaf tutmadığını, o halde malzeme satışının tarafların anlaşması ile neticelenmiş dense de 10.maddedeki şartlar ifa olmadan bakiye nakdi teminatın iadesi gerektiği kabulünün hukukla bağdaşmadığını, malzemelerin ..., bedelinin de ...'na ğeçtiğini ve bu konunun kapanmış olduğunu, bu noktada malzemenin ödenen bedelin üstüne bir de bakiye nakdi teminatı isteme hakkı olduğuna dair  kararın davacı ... şirketinin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine yol açtığını, mahkemenin dosya içeriğine aldırılan ve heyetleri tamamen birbirlerinden farklı iki adet bilirkişi heyeti raporunda nakdi teminatın talep edilemeyeceği yönündeki görüşlerinin aksine; yani delili hiçe sayarak salt kanaatle vermiş olduğu kararını hukukla bağdaşmadığını, böylesine kapsamlı ve dört dava dosyasının birleştiği bir davada hazırlanan iki farklı tarihte ve iki farklı ve üçer kişiden oluşan bilirkişi heyet raporlarındaki tespitlerin karşısında mahkemenin fesih protokolündeki değerlendirmesi ve gerekçesinin yetersiz olduğunu, birleşen 2021/506 esas sayılı dosyası ile ilgili mahkeme kararının da hukuka aykırı olduğunu, günümüz koşullarında bilim ve fende varılan aşama da dikkate alındığında ve en önemlisi en son bilirkişi raporunda bu konuda teknik olarak net bir tespit de yer aldığına göre mahkemenin 2.543.586,89 TL olarak delillendirilen tespit ve talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar vermesi gerektiğini, işbu davanın davalısı ... İnşaatın \"... eksik bıraktığı işin zemin üzerinde inceleme yapılmasına rağmen tam olarak tespit edilemediği, zira ...'nun yapmış olduğu işlerin üzerine başka firmalar tarafından yeni işlerin yapılarak kapandığı ...\" şeklindeki kanaate  bilim ve fende varılan aşama dikkate alındığında katılmadıklarını, mahkemenin önceki bilirkişi raporuna itibar etmesinin bu noktada yine düşündürücü olup madem ilk rapora atıfla gerekçe oluşturulacak ve karar verilecekse yargılama süreci uzatılıp ikinci kez farklı bir heyetten rapor aldırılmaması gerektiğini, zira bu konu, teknik bir konu olup; hukuken takdir hakkının delile uygun olarak ortaya konması ve taleplerimizin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, birleşen  2021/397 Esas sayılı dosyasından verilen karara karşı, taraflar arasındaki ana sözleşmede SGK ödemelerinden dolayı sorumluluğun taşeron ...'nda olduğunun yer aldığını, dolayısıyla bu hususta talepleri doğrultusunda verilen kararın hukuka uygun olduğunu, ancak gecikme cezası ile ilgili taleplerinin reddine dair kararı istinaf ettiklerini, mahkemenin kararın bazı bölümlerinde karşılıklı fesih protokolüne, bazı bölümlerinde ise ana sözleşmeye göre kurmasının anlaşılamadığını, mahkemenin gecikme cezasına ilişkin taleplerini sözleşmenin 11.maddesi ışığında kabul etmesi gerektiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tAsıl ve birleşen davalar, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuş, taraf vekillerince incelemenin duruşmalı yapılması talep edilmiştir.<br>\t\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK)353. maddesi hükmü gereğince dosya üzerinden ve  355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.\t <br>\tMahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle taraflar arasındaki sözleşmenin 27.03.2019 tarihli protokolle  tasfiye edildiği, tasfiye protokolünde taraflar arasında kesin hakedişin çıkartılacağı belirtilmiş ise de protokolün 1.maddesinde taraflarca çıkartılan kesin hesap hakedişinin idareye teslim edildiği, ancak idareyle mutabık kalınmayan bir kısım sebepler nedeniyle sonuca bağlanmadığının belirtilmiş olmasına, tünel hesap metrajlarının onaylanıp yüklenici ... şirketine ödeme yapıldıktan sonra kesin hakediş yapılarak taşeron ... şirketi hesabına aktarılacağının kararlaştırılmış olmasına, yine aynı protokolün 5.maddesinde dava dışı idareyle yüklenici ... şirketi arasında düzenlenecek hakedişlerde alınan tünel yapım işlerine ait birim fiyat tarifleri ve  yapım şartlarından doğan, ilave imalat ödemeleri veya kesintilerin taraflara aynen yansıtılacağı kararlaştırılmış olmakla, taşeron ... şirketi tarafından açılan kesin hesap alacağına ilişkin davayla, yüklenici ... şirketi tarafından açılan nama ifa nedeniyle  alacak davalarının henüz eksik ve ayıplı işler noktasında muaccel olmadığının anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin  istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,<br>\t2-Harçlar Kanunu gereğince birleşen 2020/541 E. sayılı davada  davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL harcın davacı ....Ltd.Şti.'den tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t3- Harçlar Kanunu gereğince birleşen 2021/397 E. sayılı davada davalıdan alınması gereken 10.342,12 TL istinaf karar harcından peşin alınan 2.585,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 7.756,52 TL harcın davalı ....Ltd.Şti.'den tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t4- Harçlar Kanunu gereğince asıl davada davalıdan alınması gereken 152.472,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 38.118,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 114.354,00  TL harcın davalı ....AŞ.'den tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t5- Harçlar Kanunu gereğince birleşen 2021/506 E. sayılı davada davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55  TL harcın davacı ....AŞ.'den tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t6-Harçlar Kanunu gereğince birleşen 2021/397 E. sayılı davada davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55  TL harcın davacı ....AŞ.'den tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t7-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yapılan yargılama giderlerinin ve ödedikleri başvuru harçlarının kendileri  üzerinde bırakılmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 25.12.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi. <br>     Başkan                     Üye             Üye                 Katip<br><br>e-imzalıdır       e-imzalıdır        e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"69922bb1d8e25f15","SID":"018403bad02a0c5e"}}