{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1821 <br>KARAR NO\t: 2025/1935<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/05/2025<br>NUMARASI\t: 2014/384 Esas -  2025/415 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Alacak<br>Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 31/01/2008 tarih, 78901 nolu ticari muhteviyatı 64 adet palet kağıt konik bobin emtiayı Frazıne Pratrıvero 279 13835 Trivero/İtalya esasında İtalya'da mukim alıcı Edelweiss Srl ünvanlı şirkete 20.238,34 Euro bedeller sattığını, müvekkili şirket ile 1 nolu davalı ... Turizm Tic. arasında emtianın İtalya'ya nakli ve teslimi konusunda mutabakata varıldığını, 1 nolu davalının ... plakalı araç ile Gaziantep/Türkiye'den İtalya'ya taşınmak üzere müvekkili şirketten teslim aldığını, 1 nolu davalının bahsi geçen yükü ... plakalı nolu tıra yüklediğini, tırın Pendik Limanından deniz taşımacılığı yapan 2 nolu davalı ... İşlermeleri A.Ş'ye ait ... gemisi ile yola çıktığını, gemide Hırvatistan açıklarında iken 06/02/2008 tarihinde davalıların kusuru ile çıkan yangın sonucu tırların ve müvekkili şirkete ait tüm malların yanarak zayi olduğunu iddia ederek, 20.238,34 Euro'nun davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili savunmasında özetle; dava konusu hasarın meydana geldiği gemide müvekkilinin yükler üzerinde koruma ve tasarruf gibi sorumluluk ve yetkisinin mevcut olmadığını, emtianın gemiye aktarılması ile taşıma rizikoları vs koruma ve tasarruf yükümlüğünün de 2 nolu davalıya geçtiğini, müvekkili tarafından davacıya ait malların gemiye taşınma işleminin eksiksiz ve hasarsız olarak gerçekleştirildiğini, müvekkilinin üzerine düşeni gereği gibi ifa ettiğini, Un Ro Ro işletmelerine ait olan gemide meydana gelen yangından müvekkilinin alabileceği herhangi bir önlem bulunmadığını, müvekkilinin yapmış olduğu taşıma risklerinin CMR poliçesi ile teminat altına alan Wırtschafts-Assekuranz Makler Gmbh'nin sorumlu sayılacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili savunmasında özetle; Dava konusu zararın gemide çıkan yangın sonucu meydana geldiğini, söz kosunu yangının başladığı anda güvertede tamamı yanabilir obje ihtiya eden akülü-dizel yakıtlı yaklaşık 60 tır ve kamyon bulunduğunu, bu tır ve kamyonlardan başka ana güvertede yangına neden olabilecek bir tutuşturma kaynağının bulunmadığını, taşıyanın şahsi kusurundan kaynaklanmayan yangından ileri gelen zararlardan mutlak surette sorumsuz olduğunu, dava konusu olayda yangının müvekkili donatanın adamları ve gemi adamlarının bir kusur yada ihmalinden kaynaklanmadığı gibi yangının çıkmasında müvekkili donatanın herhangi bir şahsi kusuru da bulunmadığını,  söz konusu yangının  ... gemisinde bulunan yük ve yüklerden kaynaklandığını, müvekkiline ait geminin tamamının yanarak zayi olduğunu, 1976 Londra Konvansiyonu'nun 2.maddesi uyarınca dava konusu yükün zararından kaynaklanan tazminat alacağı dahil gemide bulunan yüklerin yanarak zayi olmasından kaynaklanan tüm tazminat alacaklarının sınırlamaya tabi olduğunu,  taşıma konusu konişmentonun arka yüzünde yer alan 19.madde de parça başında sorumluluk kuralı gereğince ünite veya birim başına taşıyanın sorumluluğunun 100.000,00 TL olarak sınırlandırıldığını, davacının talep ve faiz miktarının fahiş olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ<br>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Davacı vekili  dava dilekçesinde müvekilinin  İtalya'da mukim alıcı Edelweiss Srl ünvanlı şirkete 20.238,34 Euro bedelle sattığı 31/01/2008 tarih, 78901 nolu ticari muhteviyatı 64 adet palet kağıt konik bobin emtiasının davalıya ait ... plakalı nolu tıra yüklediğini, tırların Pendik Limanından deniz yolu taşımacılığı yapan davalılardan ... İşletmeleri AŞ'ne ait ... gemisi ile yola çıktığını, gemi de Hırvatistan açıklarında iken 06/02/2008 tarihinde davalıların kusuru ile çıkan yangın sonucu tırların ve müvekkili şirket ait tüm malların tamamen yanarak zayi olduğunu belirterek meydana gelen zararın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>... isimli ...gemisinde ortaya çıkan yangın hadisesinde zarar gören araç sahipleri/ yük ilgilileri ve sigorta şirketleri tarafından davalı gemi donatanına karşı mahkememizde çok sayıda davalar açılmış olup, bu dosyalardan 2008 /151 Esas sayılı dosya pilot dosya olarak seçilerek, diğer dosyalarda ve eldeki dosyada 2008/151 Esas sayılı dosyanın sonucunun beklenilmesine karar verilmiştir.Bekletici mesele yapılan dosyanın Denizcilik İhtisas Mahkemesinde aldığı ilk Esas numarası 2008/151 olup, bu esas üzerinden yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 18.07.2011 tarihli 1.bozma ilamı ile davacının bilirkişi raporuna yaptığı itirazların karşılanması konusunda yeniden rapor alınması gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş, bozmadan sonra İstanbul(Kapatılan) 51.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/411 Esasını alan dosyada yapılan yargılama sonucunda 19/12/2013 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İş bu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 27/03/2015 tarihli 2. bozma ilamıyla bozulmasının ardından 2016/94 Esas üzerinden Direnme kararı verilerek dosya Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.10.2018 tarihli, 2018/11-624 Esas ve 2018/1516 Karar sayılı oy çokluğu kararı ile;\"... bilirkişi raporları arasındaki geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının da yukarıda ispat yüküne ilişkin belirtilen ilkeler gözetilmek suretiyle yeniden değerlendirilmesi ile direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir.\" gerekçesi ile yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bu aşamadan sonra 2019/211 Esas üzerinden yapılan yargılama neticesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında işaret edilen hususlarda bilirkişi raporu alındıktan sonra 17/03/2021 tarihli karar ile; \"... gemisinin ISM yöneticisi olan şirket hukuki açıdan taşıyanın yardımcısı konumunda olduğundan bu şirketin geminin yola elverişsizliğine neden olan kusurlu davranışının davalı taşıyanın kişisel kusuru sayılması gerektiği, saptanan elverişsizlik hali ile yangın olayı ile davacının ortaya çıkan zararı arasında illiyet bağının bulunduğundan yangında zayi olan davacıya ait 11 adet araç ile ilgili zararından davalı donatanın eTTK m.1019 ve 1062.gereğince  sorumlu olduğu, kar kaybı zararının ispatlanamadığı\" gerekçesi ile davanın Kısmen Kabulüne karar verilmiştir. İş bu karar davalı vekili vekili tarafından temyiz edildiğinden dosya yeniden Yargıtay'a gönderilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23/02/2023 tarihli, 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı ilamı ile; \"... iddia, savunma, bilirkişi raporları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı uyarınca  dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu, gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları, yangın olayının  denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiği, gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle geliştiği, bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağı ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan ve davalıyı sorumlu tutan ... Eyalet Mahkemesinin (2.Ticaret Mahkemesi) ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesinin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü,  taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı, davalı taşıyıcının kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği, davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı da  değerlendirildiğinde bir bütün olarak davalının meydana gelen zarardan sorumlu olmadığına karar vermek gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği\" gerekçesi ile hüküm davalı yararına bozulmuştur.  Dosya Yargıtay'dan döndükten sonra Mahkememizin  2024/215  Esas, 2024/294  Karar sayılı ilamı ile  Yargıtay Bozma İlamına uyularak, Bozma ilamında açıklanan gerekçelerle sonuç olarak davanın reddine karar verilmiştir. <br>Bu açıklamalara göre bekletici mesele yapılan dosyada  Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23/02/2023 tarihli, 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı ilamı ile  ... gemisinde çıkan yangın olayında gemi donatanının sorumlu olmadığına karar verilmiş olduğu, dava konusu yangın olayının meydana gelmesinde kara taşımacısının kusurunun bulunduğunun davacı tarafça iddia ve ispat olunamadığı, bu durumda sorumluluğunun  CMR Konvansiyonunun 2. Maddesine göre taşıyan bakımından uygulanan hükümlere göre tespit edileceği, dosya kapsamı ve anılan Yargıtay ilamına göre davalı donatanın sorumluluğunun bulunmadığı tespit edilmiş olduğundan...\"   gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. <br>Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;<br>Eksik incelemeye dayanarak karar verildiğini, iş bu davanın ... isimli ...Gemisinin 202 adet tır ve romörk yüklü olarak Pendik/İstanbul Limanından İtalya/Trieste gitmek üzere sefer yaptığı sırada Hırvatistan açıklarında gemide çıkan yangın sonucu müvekkiline ait emtianın tamamen yanarak zayi olması nedeniyle davalılardan rücuen tahsil istemi ile dava açıldığını, müvekkili şirketin 31.01.2008 tarihli 64 adet palet kağıt konik bobin emtiayı İtalya'daki mukim şirkete 20.238,34 EURO bedelle sattığını, taşınmak üzere davalıya ait ... tıra yüklendiğini ve Pendik Limanından deniz yolu ile sevki sağlanmak üzere davalı ...'ye ait ... gemisine yüklendiğini, yangın olayı nedeniyle birçok ilgilinin açtığı davada 2008/151 Esas sayılı dosyasında pilot dosya olarak seçildiğini, Yargıtay ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu denetiminden geçerek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.02.2023 tarihli 2021/4620 Esas, 2023/1074 Karar sayılı ilamı ile gemi donatanına kusur ve sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın tamamen reddi gerektiği sonucuna varıldığını, pilot dava usulünün hukuki zeminin olmadığını, özellikle yapısal sorunlar varsa bir dava üzerinden pilot karar verileceğini, benzer dosyalar için yol gösterici olacağını, HMK'da bir dava usulü olmadığını, yüksek yargı organlarının içtihadına özgü bir mekanizma olduğunu, Anayasa Mahkemesi iç tüzüğünün 75.maddesinde düzenlendiğini, belirli bir davada anayasal bir hakkın ihlalinin başka başvurulara yol açan ve gelecekte daha fazla başvuruya yol açması beklenebilecek yapısal bir sorundan kaynaklandığının tespit edilmesi durumunda bu prosedürün uygulanacağını, HMK 165.maddesi gereğince pilot davanın bekletici mesele yapıldığını ve tüm yargılama faaliyetinin tek bir pilot dosya üzerinden yürütüldüğünü, eksik inceleme ve değerlendirme hatası olduğunu, pilot davada yalnızca gemi donatanı yönünden sorumluluk değerlendirilmesi yapıldığını, kara taşıyıcısı davalı ...   Şirketinin yükleme ve taşıma aşamasındaki muhtemel kusurları gibi önemli hususlarda yeniden delil toplanmadığını, tüm yönleri ile değerlendirmeden kaçınıldığını, davalı tarafın yangının yüklerden kaynaklandığı yönündeki savunmasının geminin akülü, dizel yakıtlı, yanıcı risk taşıyan nitelikteki yükler için hazırlıksız olduğunu ve bu yüke elverişli olmadığını açıkça ortaya koyduğunu, yeterli donanım organizasyonun bulunmamasının taşıyanın hem teknik hem de operasyonel kusurunu gösterdiğini, gemi adamlarının yeterliliği geminin yola ve yüke elverişliliği bakımından doğrudan etkili bir  unsur olduğunu, ispat yükünün hatalı değerlendirildiğini, taşıyanın zararın kendi kusuru veya adamların ihmali ile meydana gelmediğini ispatla yükümlü olduğunu, aynı gemide çıkan yangına ilişkin karara bağlanmış davalarda taşıyanın kişisel kusurunun ve geminin yola elverişsizlik halinin açıkça oluştuğunu gösterdiğini, kararda yangının çıkış nedeni ile geminin yola elverişsizliği arasında illiyet bağı bulunduğunu, bu bağlamda kişisel kusurunun oluştuğunun açıkça vurgulandığını, TTK 1062 maddesi uyarınca taşıyanın sorumluluğunun doğduğu sonucuna varıldığını, kaptanın yangına 15 - 16 dakika gecikmeli olarak müdahale ettiğinin açıkça belirtildiğini, yangının muhtemel nedeninin ana güvertede istiflenmiş bir kamyon olduğunun anlaşıldığını, diğer hususların varlığınında mevcut olduğunu, olayda acil durum jeneratörlerinin devreye girmediğini, manuel sistemin çalıştırılmadığını, elektrik kesintisinin tüm müdahaleleri imkansız hale getirdiğini, yangının ilk müdahalenin yetersiz olduğunu, acil durum sistemlerinin devreye girmediğini, elektrik sisteminin çökmesiyle müdahalenin imkansız hale geldiğini, personelin olay anında gereken soğukkanlılığı göstermediğini, CMR Konvansiyonu 3.maddesi gereğince bu sözleşmenin çalıştırdığı kişilerin ve taşımanın yapılması için hizmetlerin yararlandığı, diğer kimselerin görevleri sırasında hareket ve ihmallerinden sanki bu hareket ve ihmallerin kendisinin yapmış gibi sorumlu olacağını, etkin yargılama yapılmadığını, deliller toplanmadığını, HMK'da düzenlenmeyen bir pilot dava usulü ile hukuki dayanaktan yoksun olarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, sadece gemi donatanı yönünden pilot davanın sonucuna dayanıldığını, kara taşıyıcısının olası kusurlarının değerlendirilmediğini, TTK 1180, 1182 ve 1976 Londra Konvansiyonu hükümlerinin açıkça ihlal edildiğini iddia ederek kararın kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE <br>Dava, davalı ... şirketine ait ... isimli ... Gemisinde Hırvatistan açıklarında çıkan yangın sonucu gemiye yüklenen davacıya ait  kağıt konik bobin emtiasının tamamının yanarak zayi olduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamından, davacı şirketin 31.01.2008 tarihli 61 adet palet kağıt konik bobin emtiayı İtalya'daki mukim şirkete 20.238,34 EURO bedelle sattığı, 1 nolu davalı şirket tarafından emtianın  Gaziantep'ten davacı şirketten teslim alındığı, ... tıra yüklendiği, tırın Pendik Limanından deniz taşımacılığı yapan 2 nolu davalı ...-Ro İşletmelerine ait ... gemisi ile yola çıktığı, geminin Hırvatistan açıklarında iken 06.02.2008 tarihinde çıkan yangın sonucunda tırların ve davacı şirkete ait tüm malların yanarak kullanılmaz hale geldiği, bunun sonucu olarak davacı şirket tarafından davalılardan ... Tur Ltd Şirketine 16.10.2008 tarihinde ihtarname keşide edilerek zayi olan malların bedellerinin talep edildiği, söz konusu bedelin ödenmemesi üzerine davacı şirket tarafından 03.02.2009 tarihinde iş bu davanın açılmış olduğu, davalı ... Tur Turizm .. Ltd Şirketi tarafından aynı taşımada gemide yüklü bulunan dorse ve çekicilerin tamamının yanarak zayi olduğu iddiası ile davalı şirket hakkında 2008/1512 Esas sayılı dosyasında dava açtığı, mahkemenin 27.01.2011 tarih, 2008/151 E. ve 2011/20 K. sayılı kararı ile geminin ana güvertesinde nedeni tespit edilemeyen tır araçlarının birinde yangın çıktığı, gemide SOLAS kuralları gereği bulunması gereken tüm sertifika  ve teçhizatın tam olarak bulunduğu, personelin de eğitimli görülmesine rağmen yangına yapılan tüm müdahalelerin başarısız kaldığı, olayda 6762 sayılı Kanun'un 1019 uncu maddesinin ikinci fıkrasının uygulama yeri olmadığı, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince davalının mutlak sorumsuzluğu nazara alınarak, gerek gemi adamlarının teknik kusuru, gerekse idari kusuru nedeniyle davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği,  kararın davacı vekilince temyiz edildiği, Yargıtay 11.  Hukuk Dairesinin 18.07.2011 tarih 2011/6376 ESas, 2011/9220 Karar sayılı kararı ile 18.07.2011 tarih, 2011/6376 E. ve 2011/9220 K. sayılı kararıyla davacının bilirkişi raporuna yaptığı ciddi itirazlarını karşılamak üzere bilirkişi heyetinden ek rapor ya da yeni bir bilirkişi  heyeti oluşturularak, davacı tarafın iddialarının tek tek incelenmek suretiyle Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınması gereğine işaret edilerek  bozulduğu, mahkemenin 19.12.2013 tarih, 2011/411 Esas ve 2013/331 Karar sayılı kararı ile;  dava konusu gemide çıkan yangının sebebinin tespit edilemediği, bilirkişilerin ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş olmasına rağmen yola elverişliliğin hukuki bir kavram olduğu, ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, 6762 sayılı Kanun'un 817 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve gemi adamlarının da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın görevini dağılıma uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında hasar almayan makina dairesinde olması gereken makine defterinin de bulunmadığı, yangında yaşanan paniğin yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs.) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise de 6762 sayılı Kanun'un 1019 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve 1062 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki ispat külfetinin taşıyana ait olduğu, taşıyanın ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuş olmasının birer karine teşkil etmediği, bu sebeple dava konusu ... gemisinin yola elverişli olmadığının kabulü gerektiği, Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının sorumluluğunun sınırlı olacağı, davalının gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olduğu, kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir kusuru olmadığını ispat edemediği, davalı donatan/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, 6762 sayılı Kanun'un 1072 nci maddesi uyarınca 25.557 euro navlun talebinin reddi gerektiği, davacının kâr kaybını kanıtlayamadığından bu kalem yönünden tazminat isteminin de reddi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 430.144,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, kararın taraf vekillerince temyiz edildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.03.2015 tarih, 2014/7243 Esas ve 2015/4347 Karar sayılı kararı ile; dosya içinde mevcut raporların teknik bilirkişileri tespitlerinde dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğunun bildirildiği yine aynı raporlarda gemi adamlarının yangına müdahalede yetersiz kalıp kalmadıkları konusu değerlendirilirken dava konusu ... gemisi gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları belirtildikten sonra gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının “yangın”ın denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilip bu tür olaylarda kusur izafe edilirken hadisenin nispiliği kavramı göz önüne alınarak değerlendirmek gerektiği, gemi adamlarının eğitildikleri ve tatbikatını yaptıkları şekilde tamamen insani duygular ile ani gelişen bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağının belirlendiği, tüm bu hususlar nazara alınmadan teknik uzmanlık gerektiren somut uyuşmazlıkta hukukçu bilirkişilerden alınan rapora itibar edilerek davalıya ait geminin, yolculuğun başında yola elverişli bulunmadığı kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, karar davalı yararına bozulmuştur. Bununla birlikte davacı tarafın navlun bedelinin iadesi talebinin konişmentoda yer alan kayıtlar da dahil iddia ve savunmalar tam olarak değerlendirilmeksizin salt kanun madde numarası belirtilerek gerekçesiz şekilde reddedilmiş olması davacı yararına bozma sebebi yapılmış olup tarafların sair temyiz itirazları incelenmediği, mahkemenin 27.04.2016 tarih, 2016/94 Esas, 2016/189 Karar sayılı kararı ile;  gemi adamları ile ilgili düzenlenen yeterlilik belgeleri yani sertifikaların davalı donatanın gemi adamlarını seçmede ve denetlemede kusursuz olduğuna yalnızca karine teşkil edeceği, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin birinci fıkrasına göre tazminat talebinde bulunanın donatanın kusurlu olduğunu ispatlamak hakkına sahip olduğu, ... gemisinde 25-30 dakika içerisinde geminin yanması ile sonuçlanan yangın olayına gemi kaptanı tarafından yangının öğrenilmesinden itibaren 15-16 dakika sonra müdahale edilmeye başlanılması, kaptanın yangın mahalline giderken yangın elbisesi giymemesi, maske takmaması ve yanında bir  mürettebat bulundurması, gemideki yangının söndürülmesinde hızlı sonuç verecek bir sistem olan yağmurlama sistemi bulunduğu halde ilk etapta da bu yola başvurulmadığı, hortumla yangına müdahale sürecinde de hortumdan ilk etapta gelen dumanın suyun tazyike kavuşmasından sonra kesileceği öngörülemeyerek bu yolla da yangınla mücadeleden vazgeçilmediği tüm bu hususların Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilamında işaret edildiği şekilde \"...gemi adamlarının tamamen insani duygular ile ani gelişen olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmaları...\" olarak değerlendirilemeyeceği, aksine başta ikinci kaptan olmak üzere gemi adamlarının yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmamaları, buna bağlı olarak da yangına en hızlı şekilde ve en doğru yöntemle müdahale edememeleri nedeni ile meydana gelen zararda davalı donatan-taşıyanın şahsi- ticari kusurlu olduğu, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki sorumsuzluk hükmünden faydalanamayacağı,  dolayısıyla da davacının zararından sorumlu olduğu, dava konusu taşımaya ilişkin  konşimentonun  ön yüzünde \"Freıght Collect Shıp And/Or Cargo  Lost Or Not Lost\" kaydının yer aldığı,  sözkonusu  ibarenin  Türkçe karşılığının \"gemi  ve/veya yük zayi olsa da navlun ödenecektir\" şeklinde olup konşimentonun arka yüzünde de bu hususun ayrıntılı şekilde açıklandığı, 6762 sayılı Kanun'un 1072 inci maddesine göre yükün zayi olması halinde navlunun ödenmeyeceği, peşin ödenmiş ise iadesinin  emredici bir hüküm olmayıp aksi yönde mukavele düzenlenmesi mümkün olduğu gerekçesi ile  Mahkemenin 19.12.2013 tarihli kararında direnilmesine karar verildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.10.2018 tarih, 2018/11-624 Esas ve 2018/1566 Karar sayılı ilamı ile; bilirkişi raporları arasındaki geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının yeniden değerlendirilmesi ile direnme kararının değişik gerekçe ile bozulmasına kurul çoğunluğu tarafından karar verildiği, mahkemece, Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararına uyularak verilen 17.03.2021 tarih, 2019/211 E. ve 2021/140 K. sayılı kararı ile  ... gemisinin ISM şirketi tarafından verilen olası yangına müdahale talimlerinde yapılanın, yangına önce hortum ile müdahale şayet bu yolla yangın söndürülemez ise yağmurlama sisteminin çalıştırılması şeklinde olduğu,  gemi adamlarının da aldıkları bu eğitime uygun şekilde gemideki yangına öncelikle hortum döşeme suretiyle su püskürterek söndürmeye çalıştıkları; ancak bunda başarılı olunamaması üzerine daha sonra yağmurlama (Sprinker) sistemini devreye sokarak yangına müdahale etmek istedikleri, gemi adamlarının yağmurlama sistemini kullanmakta geç kaldıkları, gemi adamlarının yolculuk sırasında karşılaşılabilecek deniz tehlikelerinden olan yangına karşı etkili ve doğru müdahale edebilecek talim ve eğitimleri almadıkları, bu konuda SOLAS kurallarının ISM hükümlerinin yerine getirilmediği, gemi kaptanı tarafından yangının öğrenilmesinden itibaren 15-16 dakika sonra müdahale edilmeye başlanıldığı, kaptanın yangın mahalline giderken yangın elbisesi giymediği, maske takmadığı ve bu durumun dumana maruziyeti artırarak müdahaleyi yetersiz kıldığı, yanında yetersiz sayıda (bir kişi) mürettebat bulundurduğu, gemideki yangının söndürülmesinde hızlı sonuç verecek bir sistem olan yağmurlama sistemi bulunduğu halde bunun çalıştırılamadığı ve ilk etapta da bu yola başvurulmadığı, hortumla yangına müdahale sürecinde de hortumdan ilk etapta gelen dumanın suyun tazyike kavuşmasından sonra kesileceği öngörülemeyerek bu yolla da yangınla mücadeleden vazgeçildiği, gemi adamları ile ilgili yapılan bu tespitlerin geminin başlangıçtaki yola elverişsizliği ile ilgili olduğundan 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince taşıyanın kişisel kusuru olarak kabul edilmesi gerektiği, yine ... gemisinin ISM yöneticisi olan şirket hukuki açıdan taşıyanın yardımcısı konumunda olduğundan bu şirketin geminin yola elverişsizliğine neden olan kusurlu davranışının da davalı taşıyanın kişisel kusuru sayılması gerektiği, saptanan elverişsizlik hali ile yangın sonucunda ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağının bulunduğu, yangında zayi olan 11 adet  dorse ve çekicinin bedelini tazmin etme yükümlülüğünün doğduğu, bu bedelin 430.144,00 TL olduğu, davacının  kar kaybı zararını ispatlayamadığı, konişmentoda yer alan  \" Freıght Collect Shıp And/ Or Cargo Lost Or Not Lost\"  ( gemi ve veya yük zayi olsa dahi navlun ödenecektir) kaydına göre davacının ödediği navlunu geri isteyemeyeceği gerekçesi ile davanın Londra Konvansiyonu hükümleri uyarınca hesaplanan sınırlı sorumluluk hükümleri uyarınca  kısmen kabulüne karar verildiği, kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4620 Esas, 2023/1074 Karar ve 23.02.2023 tarihli ilamı ile; \"...İlk Derece Mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçe ile dava konusu geminin yola elverişli olmadığı kabul edilerek sonuca gidilmiştir. 6762 sayılı Kanun'un 817 nci maddesinin birinci fıkrası denize elverişli gemiyi tanımlarken ikinci fıkrası \"Denize elverişli olan gemi, teşkilatı, yükleme durumu, yakıtı, kumanyası, gemi adamlarının yeterliği ve sayısı bakımlarından yapacağı yolculuğun (Tamamıyla anormal tehlikeler hariç) tehlikelerine karşı koyabilmek için gerekli vasıfları haiz bulunduğu taktirde 'Yola elverişli' sayılacaktır.\" hükmüne haizdir. Aynı zamanda Kanun'un 1019 uncu maddesi de taşıyanın, yükle ilgili olanlara karşı geminin denize, yola veya yüke elverişli olmamasından doğan zararlardan sorumlu olacağını düzenlemiş ve devamla \"... meğer ki; tedbirli bir taşıyanın sarf etmekle mükellef olduğu dikkat ve ihtimam gösterilmekle beraber eksikliği yolculuğun başlangıcına kadar keşfe imkan bulunmamış olsun.\" demek suretiyle taşıyanın hangi hallerde sorumluluktan kurtulacağını da düzenlemiştir. O halde somut uyuşmazlıkta her iki kanun maddesi birlikte değerlendirilerek gemi adamlarının sayısal ve nitelik olarak yeterliliği bakımından geminin yola elverişli olup olmadığı ve buradan varılacak sonuç ile taşıyanın mutlak sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceği tartışma konusudur. Bir başka deyişle Mahkeme kabulü ve tarafların iddia, savunmaları dikkate alındığında gemi adamlarının yangına eğitimli- talimli olup olmadıkları, buna rağmen müdahalede, mücadelede yetersiz kalmalarının taşıyanın mutlak sorumluluğunu gerektiren bir \"yola elverişsizlik\" sonucunu doğurup doğurmadığı uyuşmazlık noktasıdır. Taşıyanın gemi adamlarının kusurlarından ne suretle sorumlu tutulacağı, bu husustaki karine ve ispat yükünün incelenmesine gelince, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinde zararın geminin sevkine veya başkaca teknik idaresine ait bir hareketin veya yangının neticesi olduğu takdirde taşıyanın yalnız kendi kusurundan mesul olduğu belirtilmiştir. Maddede belirtilen taşıyanın kendi kusuru kavramı ancak geminin başlangıçtaki elverişsizliği şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin geminin elektrik donanımının bozuk olduğunu bile bile taşıyanın gemiyi yeni bir sefere çıkarması şahsi kusurunun olduğuna delalettir. Bu bakımdan önemli olan nokta taşıyanın gemide mevcut olan eksikliği bilmesi ya da bilmesinin gerekmesidir. Dolayısıyla tedbirli bir taşıyanın normal şartlar altında bilemeyeceği bir kusurun yolculuk başlangıcında bulunması kendisinin sorumluluğunu gerektirmemektedir. İddia, savunma, bilirkişi raporları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı uyarınca  dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu, gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları, yangın olayının  denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiği, gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle geliştiği, bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağı ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan ve davalıyı sorumlu tutan ... Eyalet Mahkemesinin (2.Ticaret Mahkemesi) ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesinin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü,  taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı, davalı taşıyıcının kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği, davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı da  değerlendirildiğinde bir bütün olarak davalının meydana gelen zarardan sorumlu olmadığına karar vermek gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir...\" ifadeleri ile davalı tarafın karar düzeltme isteminin kabulü ile davanın tümden reddine dair hüküm  tesis edilmiştir. Mahkemenin 2024/215 Esas, 2024/294 Karar sayılı ilamı ile; Yargıtay bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasında, olayların gelişimi, yargılama süreci hususlarında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, kara yolu taşımasını gerçekleştiren davalı yönünden incelemenin yeterli olup olmadığı, pilot dosya kapsamında bekletici mesele yapılması kararının usul ve yasaya uygun olup olmadığı, eksik inceleme ve araştırma sonucunda karar verilip verilmediği, adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine ilişkindir. Mahkeme tarafından 2008/151 Esas sayılı dosyasının bekletici mesele sayılmasına karar verilmiştir. HMK 165.maddesinde bekletici sorun üst başlığı ile; \"(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.\" düzenlemesi mevcuttur. Bir davada hüküm verilebilmesi görülmekte olan başka bir davanın sonuçlanmasına bağlı ise mahkeme o davanın sonuçlanmasını beklemeye karar verir. Buna bekletici sorun yapma kararı denir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HMUK 295.maddede;\"Mahkeme ilamlariyle katibiadillerce re'sen tanzim olunan senetler sahteliği ve salahiyattar memurların salahiyetleri dahilinde usulüne tevfikan tanzim veya tasdik ettikleri vesikalar hilafı ispat olununcaya kadar delili kati teşkil eder.  Şu kadar ki mahkeme işbu evrak hakkında şüpheyi davet eden haller görürse bunları tanzim ve tasdik eden daireden izahat itasını  isteyebilir.\" düzenlemesi mevcuttur. Hüküm tarihinde ise yürürlükte bulunan HMK 204 maddede; İlamların ve resmî senetlerin ispat gücü başlığı ile; 204/1 fıkrasında; \"İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar.\" ifadelerine yer verilmiştir. HMK'da pilot dava şeklinde bir düzenleme olmamakla birlikte yasal düzenlemenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekecektir. HMK  30.maddesinde  usul ekonomisi ilkesi yer almaktadır. Aynı olaya dair farklı dava dosyalarında farklı ve çok sayıda inceleme ile bilirkişi raporları alınması gereksiz gider yapılmasına neden olmakla birlikte farklı mahkemelerden farklı kararlar çıkması da ihtimal dahilinde olacaktır. Bu durum ise farklı mahkemelerin birbiri ile çelişkili kararlar vermesinden dolayı adil yargılanma hakkını ve hukuki güvenlik ilkesini ihlal sonucunu yaratacaktır. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından 2013/6932 başvuru numarası ile 06.11.2015 tarihli kararında; \"...Bu noktada, hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır. (Bkz. AYM, E.2008/50, K.2010/84, K.T. 24/6/2010; ve E.2012) K.2012/128, K.T. 20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanma hakkının, hukuk devletinin Sözleşmeci Devletlerin ortak mirası olduğunu belirten Sözleşme'nin önsözü birlikte yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Hukuk devletinin asli unsurları arasında alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi ise, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak, yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (Bkz. Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye |BD), B. No: 13279/05, 20/10/20 57).  Bununla birlikte, farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış olması tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir (Aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, $ 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03, 24/3/2009, $ 29; ve Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, $ 92). Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir. Diğer yandan, bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Unedic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, $ 74; ve Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye |BD), yukarıda anılan, $ 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik  bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden, kararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Aynı yöndeki AİHM kararı için Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, $ 38). . Mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup, böyle bir değişiklik özü itibarıyla, önceki çözümün tatminkar bulunmaması anlamına gelir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. S.S.Balıklıçeşme Beldesi Tar Kalkınma Kooperatifi ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05 ... 17293/05, 30/11/2010, $ 2 Ancak, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması halin mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir (A) yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, No: 29784/07, 18/7/2013, $ 49). Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı kararların doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla birlikte, yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi, bazı hallerde içtihadın müstekar hale gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (Aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Zielin and Pradal and Gonzalez ve Digerleri/Pransa (BD), B. No: 24846/94 ... 34173/ 28/10/1999, $ 59; ve Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.), B. No: 421621 2/12/2008). ihtilaf konusu davalardaki uyuşmazlıkların veya olayların birbirinden farklılık göstermesi, iki karardaki farklılaşan değerlendirmeleri haklı gösterir ve aynı konuda verilmiş çelişen hükümlerden bahsedilemez (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Erol Uçar/Türkij (k.k.), B. No: 12960/05, 29/9/2009).... Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelere yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak, uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir dair tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkartır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşecektir. Ayrıca, böyle bir algının toplumda yerleşmesi halinde, bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararların duymaları beklenen güven zarar görebilir....\" ifadelerine yer verilmiştir. Somut olayda, aynı gemi kazası sonucunda meydana gelen zarardan dolayı açılan birden fazla dava dosyası söz konusudur. Tüm dosyalarda  kazanın meydana gelmesinde taşıyıcının sorumluluğunun olup olmadığının belirlenmesi öncelik arz edecektir. Mahkemece aynı kaza nedeni ile taşıyıcının sorumluluğuna dair görülmekte olan dava sonucunun bekletici mesele yapılması, hukuki belirlilik, öngörülebirlik ilkelerine uygun düşmektedir.  Karar sonucunun beklenilmesinde adil yargılanma ilkesi de göz önünde bulundurulduğunda usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Aynı konuda farklı kararlar verilmesi hukuk güvenirliliğini zedeleyecektir. Ve adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelecektir. Diğer taraftan, davacının taşıma konusu emtialarını deniz taşıması için limana kadar kara yolu taşımasını gerçekleştiren diğer davalı şirketin meydana gelen zararla eylemleri arasında herhangi bir illiyet bağı ispat edilmemiş olduğundan her iki davalı yönünden verilen karar, kesinleşen mahkeme ilamı ile  HMK 204/ilk fıkrası da göz önünde bulundurulduğunda usul ve yasaya uygun görülmüştür.  Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; <br>1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı  tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 11.12.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1a296cbe6a3964f1","SID":"c4185edf2b1b5e30"}}