{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/977 <br>KARAR NO\t: 2025/1832<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 22.06.2022<br>NUMARASI\t: 2018/882 Esas - 2021/506 Karar <br>DAVA: Tazminat (Bayilik sözlemesinden kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflarlar arasında 07.01.2016 tarihinde düzenlenen iki yıl süreli bayilik sözleşmesi uyarınca 40102230 bayilik kodu ile davalıların bayisi olarak çalışmaya başlandığını, sözleşmenin iki yıl süreli imzalanmasına karşın davalıların baskısı ile 29.12.2017 tarihli sonlandırıma protokolü ile süresinden önce sözleşmenin bitirildiğini, iş yerinin 02.01.2018 tarihinde davalı tarafa teslim edildiği, sonlandırma protokolü ile bir kısım haklardan vazgeçilmiş olmasına rağmen hak kayıpları, mahrum kalınan karlar ve rekabet yasağı anlaşması sebebiyle ödenmesi gereken tazminat bulunduğu, davacının bayi olarak 4010230, 1500137 ve 1060899 kodları ile üç ayrı adreste faaliyet yürüttüğünü, davalı şirket yöneticilerin kişisel saiklerle bayilik sözleşmesini sona erdirme ve bayiliğin üçüncü bir kişiye verilmesi amacıyla baskı yaptıkları, bu baskıların içinde ekranların kapatılacağı, teminat mektuplarının nakde çevrileceği gibi hususların bulunduğu, taraflar arasında iki yıl süre ile imzalanan sözleşme hükümlerine göre taraflardan birinin sözleşme sona ermeden bir ay önceden yazılı bildirimde bulunmadığı takdirde sözleşmenin bir yıl uzamış sayılacağını, sözleşmenin gerçekte 07.01.2019 tarihine uzadığı, ancak davalıların baskı ve tehditleri neticesinde sonlandırma protokolünün imzalandığı, sözleşmenin sona erdiği tarihe kadarki zararının karşılanması gerektiği, davacının çalışmaları neticesinde davalılara binlerde abone kazandırdığı ve davalının bu müşterilerden faydalanmaya devam edeceğinden denkleştirme tazminatı talep edildiğini, taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağı anlaşması neticesinde ödenmesi gereken uygun tazminatın ödenmediğini, belirtilen üç kalem için tazminat için şimdilik 10.000 TL'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; tarafların 07.09.2015 tarihli sözleşme ile bayilik ilişkisine başladıkları aynı sözleşmeye bağlı olarak 2 adet şube oluşturulduğunu, davacının sadece sonradan imzalanan 4010230 sayılı sözleşme ile bağlantılı taleplerde bulunulduğunu ve savunmalarını bu sözleşme kapsamında yapılacağını, söz konusu bayilik faaliyetinin 27.01.2016 tarihinde başladığı, 31.12.2017 tarihli sonlandırma protokolü ile 4010230 sayılı şube bakımından ilişkinin sona erdiğini, belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, taraflar arasındaki bayilik sözleşmenin sonlandırma protokolü ile sona erdiğini, bu sözleşme ile bayinin haklarından vazgeçtiğini, protokolün korkutma altında imzalandığı iddiasının doğru olmadığını sözleşme ile faaliyete başlama tarihinin 27.01.2016 olduğunu ve bu sebeple sözleşmenin yenilenmediğini, sözleşmenin belirsiz süreli hale gelmeden sona ermesi nedeniyle TTK'nın 121. maddesi gereği tazminat şartlarının oluşmadığını, taraflar arasında tekel hakkı içeren bir sözleşme bulunmadığından denkleştirme tazminat istenmeyeceğini, denkleştirme tazminatının temel şartı olan müşteri kazandırma olgusunun gerçekleşmediğini, aksine davalı şirketlerin kendi müşterileri olduğu ve bunların faaliyetleri sonucu ortaya çıkan müşteri talebine yönelik işlemlerin davacı tarafından yerine getirdiğini, rekabet  yasağına ilişkin düzenlemenin sözleşme süresi içinde geçerli olduğunu ve sözleşme sonrası için ücrete yönelik talepte bulunulamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ<br>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; Davacının haksız fesih nedeniyle kazanç kaybının, denkleştirme alacağının ve rekabet yasağına dayalı tazminat talebinin miktarı, ancak bilirkişi incelemesi sonucunda belirlenebilecek nitelikte olup somut olayda belirsiz alacak davasının yasal koşulları da mevcut olduğu anlaşılmıştır.  Ticari defterlerin kanıt olması, bu defterlerin Ticaret Kanunu'nun öngördüğü şartlar içinde tacirin lehinde veya aleyhinde olarak kullanılması ve ticari bir uyuşmazlığında hükme esas teşkil etmesidir. Böylelikle ticari bir uyuşmazlıkta ticari defter kaydı, uyuşmazlığın çözümünde yazılı bir kanıt aracıdır. Tacirin tuttuğu bütün defterlerdeki kayıtların birbirine uygun olması, birbirini tutması ve doğrulaması şarttır. Ayrıca ticari defterlerin kanuna uygun olarak tutulmuş olması yanında tasdike tabi olan ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin de Ticaret Kanununda belirtilen sürelerde ve şekillerde yapılmış olması gerekmektedir. Aksi takdirde defterler, sahipleri lehine kanıt olma niteliklerini kaybederler. Bir ticari ilişki ve bu ilişkiden kaynaklı alacağın olduğunu iddia eden taraf yazılı belgeler ile ispat etmesi gereklidir. İspatın konusu, ispat yükünün kimde olduğu ve ispat vasıtalarının neler olduğu HMK 187,190 ve 200. Maddeleri ayrıca HMK Madde 222 de Ticari defterlerinin ibrazı  ve delil olması açısından ilgili düzenlemeler mevcuttur. Taraf şirketlerin ticari defter kayıtlarının usulüne uygun tutulduğu ve lehlerine delil olabileceği tespit edilmiş olmakla davalı şirketlerin davacı şirket ile tutulan cari hesaplarında mutabakat ile borç bakiyesinin kalmadığı, 29/05/2019 tarih ve TA20231 sayılı ... kodlu olduğu bildirilen bayilik sözleşmesi imzalandığı, davacı ve tüm davalıların (her üçünün) bu sözleşmenin tarafı olduğu, tarafların uzlaşarak ve 31/12/2017 tarihinde sonlandırma protokolü yapılarak sözleşmeyi sonlandırdığı anlaşılmıştır. Söz konusu davada bayilik sözleşmesi, tarafların birinin iradesiyle feshedilmediği, taraflar arasında devam eden bayilik ilişkisinin tarafların mutabakatı ile karşılık olarak sonlandırılması neticesinde sona erdiği, anılan bayilik sözleşmesinin sonlandırılmasının mutabakatla ve tarafların özgür iradeleri neticesinde yapıldığı, aksinin dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde ispatlanamadığı, sonlandırma protokolünde herhangi bir itiraz kaydında bulunmadığı ve bu nedenle haksız fesih şartları oluşmadığından herhangi bir tazminat hakkının (kazanç kaybı) doğmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 5. Maddesi uyarınca davacıya tekel hakkı tanınmadığı, tek satıcılık yetkisi verilmediği ve başkaca bayiliklerin de verilebileceğinin kararlaştırıldığı ve bu nedenle TTK 122. Maddesi uyarınca davacının denkleştirme tazminatını da talep edemeyeceği, (Aynı yönde Yargıtay 19.HD'nin E. 2019/2802, K. 2019/4398, 18.9.2019 Tarihli ilamı) TTK123/1 maddesi uyarınca  rekabet yasağı anlaşmasının yazılı olarak yapılması ve açıkça sözleşmenin sona ermesinden sonra geçerli bir yasak olarak öngörülmesi gerektiği - '(....)6102 sayılı TTK’nın 613/2. maddesiyle de, şirket sözleşmesiyle, ortakların şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınmak zorunda olduklarının öngörülebileceğini düzenleme altına almıştır. Anılan Yasa hükümlerine göre, şirket ortaklarının, esas sözleşmeye bu yönde konulacak bir hükümle, ortak oldukları süre boyunca şirketle rekabet etmekten men edilebilecekleri açıktır. Ancak gerek mülga 6762 sayılı Kanun da gerekse de 6102 sayılı TTK’da, ana sözleşmeye hükmüyle, şirket ortağına ortaklıktan sonrası için de rekabet etmeme yükümlülüğü getirebilmesine cevaz veren bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bunun yanında davalı kurucu ortaklar arasında da yer almamaktadır. Şirket ortağının esas sözleşmeye ortak olduğu süre boyunca uymakla yükümlü olduğu da gözetildiğinde, esas sözleşmeye bu şekilde konulan rekabet etmeme yasağının  ortaklıktan ayrılan kişi bakımından bağlayıcı olmayacağı açıktır. Şirket ile ortağı arasında yapılacak ayrı ve bağımsız bir rekabat yasağı sözleşmesiyle, ortaklıktan ayrıldıktan sonraki dönem bakımından da rekabet etmeme yükümlülüğü öngörülebilecekse de, somut olayda, bu yönde bir sözleşme de bulunmamaktadır. Belirtilen nedenlerle mahkemece, söz konusu ana sözleşme hükmünün davalı bakımından bağlayıcı olmadığı gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş (...) benzer yönde T.C. YARGITAY 11. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2019/7 KARAR NO: 2019/7441 25/11/2019  Tarihli ilamı' ancak taraflar arasındaki sözleşmenin 14. Maddesi uyarınca rekabet yasağının sözleşme süresi boyunca ön görüldüğü ve buna bağlı olarak TTK md. 123'de öngörülen münasip tazminat talebinin şartlarının oluşmadığı...\" gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. <br>Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davacının delilleri ile beyanlarının değerlendirilmediğini, raporda taraflar arasındaki sözleşmenin hatalı değerlendirilerek denkleştirme tazminatı bakımından tekel hakkı şartının gerçekleşmediğinin belirtildiğini, oysa acentelik sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle TTK'nın 122. maddesine göre denkleştirme tazminatı alacağı oluştuğunu, taraflar arasındaki ibranamede denkleştirme tazminatı istenmeyeceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığını, bu nedenle hesaplama yapılırken kanun hükmünde açıkça ifade edildiği üzere tazminatın, acentenin son 5 yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerini aşamayacak şekilde belirlenmesi gerektiğini, bunun da ticari defterlerin incelenmesi ile belirlenebileceğini, TTK'nın 102 ila123 maddeleri arasında acente sözleşmesinin düzenlendiğini, TTK'da tek satıcılık ve tekel hakkı veren sözleşmelere ilişkin ayrı bir madde başlığı olmadığından kanun maddesinin şartları uyan tek satıcılık ve tekel hakkı veren sözleşmelere de uygulanabileceğini, bu maddenin 6762 sayılı TTK'da bulunmadığını ve yeni yasada denkleştirme tazminatının düzenlendiğini, yasada acentelik bakımından tekel hakkı bulunması şartının aranmadığını, açıkça acentelik bakımından uygulanacak olan denkleştirme tazminatının acente sözleşmelerinin yanı sıra tek satıcılık ve tekel hakkı veren sözleşmelere de uygulanacağının kabul edildiğini, buna rağmen bilirkişi raporlarında adeta dekleştirme tazminatı için tek satıcılık veya tekel hakkı veren bir sözleşme bulunmasının zorunlu olduğunun ifade edildiğini, yasaya göre ise acente sözleşmelerinin yanı sıra tek satıcılık ve tekel hakkı verensözleşme hükümlerinde de bu kanun maddesinin uygulanabileceğini, Bilirkişilerin, sözleşmenin türü ve hukuki ilişki konusunda dahi yanlış değerlendirmelerde bulunulduğunu, ticari ilişkinin acentelik mi bayilik mi olduğu hususuun mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini, her iki sözleşmesinin unsurları ile türleri dikkate alındığında, sözleşmenin acentelik sözleşmesi olduğunu, müvekkilinin, davalıların yardımcısı konumunda olup belirli bir bölge içerisinde sözleşme süresi boyunca davalı şirket adına işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık ettiğini, müşterinin ... logolu müvekkil şirkete ait acenteye gelip ... abonesi olmak için müvekkili şirket ile sözleşme imzaladığını, faaliyet gösteren ofisin davalılarca belirlenen tek tip ve standartta döşenmesi ve çalıştırılacak personel ve ekipmanların davalılarca belirlenmesi, nedeniyle bir bayilik ilişkisinden söz edilemeyeceğini, aynı bölgede birden fazla acente bulunmasının acente bakımından denkleştirme tazminatı hakkını ortadan kaldırmayacağını, denkleştirme tazminatının ancak taraflar arasındaki sözleşmesinin sona erdirilmesi ile mümkün olduğunu, fesih protokolünde denkleştirme tazminatından feragat edildiğine ilişkin bir hüküm bulunmaması ve doğmamış haktan feragat edilmesinin mümkün olmaması nedeniyle mahkeme gerekçesinin hatalı olduğunu, başka mahkemelerde alınan bilirkişi raporlarında denkleştirme tazminatının hesaplandığını, sözleşme hükümlerinde de bu kanun maddesinin uygulanabileceğini, başka mahkemelerde benzer durumlarda denkleştirme tazminatı hesaplandığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE<br>Dava, kurumsal bayilik sözleşmesinin erken ve haksız feshi nedeniyle portföy tazminatı, uğranılan zarar ve rekabet yasağı nedeniyle tazminat istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.uyuşmazlık, taraflar arasındaki sözleşmenin erken ve haksız fesih edilip edilmediği, sonlandırma protokolü imzalanırken davacının iradesinin sakatlanıp sakatlanmadığı, davacının denkleştirme tazminatına, fesih ve rekabet yasağı sözleşmesi nedeniyle zarara uğrayıp uğramadığı, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin TTK'da düzenlenen acentelik sözleşmesi şeklinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, TBK'nın 19. maddesi gereğince mahkemece sözleşmenin re'sen değerlendirilme şekli ile bilirkişi raporu ve mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Taralar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesi kapsamında davacıya üç farklı noktada bayilik yapılması hususunda yetki verilmiştir. Ancak daha sonra taraflar arasında düzenlenen 29.12.2017 tarihli sonlandırma protokolü ile esasında sözleşme feshedilmemiş, sadece uygulama alını sınırlandırılmıştır. Bu protokol ile sadece 1010230 nolu ... bayilik kodlu çalışma ile bunlara bağlı olduğu anlaşılan ... ... ve ... bayilik çalışma noktaları karşılıklı olarak sonlandırılmıştır.  Dosya kapsamından, taraflar arasında 07.09.2015 tarihinde Bayilik Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede davacı şirketin bayi olduğu, sözleşmenin 6. maddesinde tarafların hakları ve yükümlülükleri başlığı altında sözleşme ile kurumsal bayiye her şirketin ürün ve hizmetinin kendi markası altında sunulması koşuluna riayet edilerek ... ..., ... altında şirketlerin ürün ve hizmetlerinin satışına aracılık edilmesi ve abonelik sözleşmesinin kurulması,  sona erdirilmesi işlemleri ile ilgili belge ve dokümanı temin ederek şirket ile müşteriler/aboneler arasında gerçekleşecek olan abonelik sözleşmelerinin kurulmasına ve sonlandırılmasına aracılık etme hak ve yetkisini tanımak konusunda münhasır olmayan yetki verildiğinin belirtildiği; 6.2 maddede, bayinin sözleşmeyi akdetmeye yetkili ve ehil olduğu ile diğer hususlara yer verildiği; 14. maddede bayinin şirketlerin yazılı onayı olmadıkça şirketlere ait ürün ve hizmetler ve/veya şirketler tarafından  izin verilen  ürün ve hizmetler için faaliyette bulunma hak ve yükümlülüğünde olduğunu; 19.1 maddede, şirketlerin bayiye sözleşme ve eklerine uygun olarak yapılmış, abonelik uzatımı, tarife değişikliği, her türlü ürün ve hizmet satışı vb konularında sözleşme konusu faaliyetleri çerçevesinde ticari işleyiş ve politikası doğrultusunda karar verebileceği şekillerde prim ve destek uygulamaları gerçekleştirebileceği, bayinin bu hallerde önceki prim ve destek sisteminin hiçbir şekilde müktesab hak teşkil etmeyeceğini peşinen kabul, beyan ve taahhüt ettiği; 20.maddede, tazminat hakkı başlığı ile bayinin sözleşmede belirtilen yükümlülükleri ihlal etmesi, hiç ya da gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle şirketlerin zarara uğraması halinde şirketlerin kanun, ceza sistematiği ve sözleşmeden kaynaklanan diğer hakları saklı kalmak kaydıyla tazminat istemi hakkına sahip olduğu; 22.1 maddede tarafların birbirlerinden olan karşılıklı hak ve alacakları nedeniyle TTK kapsamında bir cari hesap sözleşmesi ilişkisi mevcut olduğunu kabul ettikleri; 21.maddede cezai şart başlığı ile 15.000,00 USD tutarında her bir şirket için ayrı ayrı olmak üzere cezai şart bedelinin belirlendiği; 23. maddede teminat başlığı altında, bayinin satış-satışa aracılık ilişkisi sebebiyle şirketler ve grup şirketleri, iştirakleri tarafından sağlanan tefriş, eğitim harcamalarının, promosyon, teşfik kampanya uygulamalarının, araç gereç, teçhizat, donanım/ yazılım, sistem vb altyapı yatırımlarının karşılığı alacaklar ile bunların sözleşmenin her ne sebeple olursa olsun sona ermesi halinde iade edilmemesi eksik/ayıplı hasarlı iade edilmesi, sözleşmeye aykırı kullanımı, her türlü hasar, zarar ve alacaklarının ve anılanlarla sınırlı kalmaksızın sözleşme konusu tüm edim, borç ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin teminatı teşkil etmek üzere şirketler tarafından uygun görülecek tutar içerik, nitelik, konu, süreli bankalar tarafından tanzim edilmiş meblağı, özelliği ve içeriği ekte sunulan banka teminat mektuplarını en geç sözleşmenin imzalandığı tarihte şirkete vereceği, aksi halde sözleşmenin yürürlüğe girmeyeceğinin düzenlendiği görülmüştür. Sözleşmenin 23.2. maddesinde sözleşmenin herhangi nedenle olursa olsun sona ermesi sonucunda bayi tarafından verilen teminat mektuplarının nakde çevrileceği kabul edilmiştir. Sözleşmenin 26.1 maddesinde, sözleşmenin feshi ve sona ermesinin yer aldığı, 25.1 maddede aşağıdaki hallerde sözleşmenin taraflarının kanundan ve sözleşmeden kaynaklanan hakların saklı kalmak kaydıyla kendiliğinden sona ereceği belirtilerek sona erme sebeplerine yer verildiği, sözleşmenin 33 maddeden ibaret olduğu görülmüştür. Taraflar arasında, ayrıca tarihsiz olarak ortak kanal bayi kurumsal kimlik projesi adında taahhüt belgesi verildiği görülmüştür.Taraflar arasında düzenlenen 31.12.2017 tarihli sonlandırma protokolü ile bayilik sözleşmesi kapsamında 40102230 bayilik kodlu ... bayiliği ile diğer ... ve ... bayiliklerinin sonlandırıldığı, sözleşmesinin sona ermesine bağlı olarak davalılardan herhangi bir ad altında maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulmayacağı kabul edilmiştir. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi ve ekleri kapsamında ... ana bayilik kodu olarak taraflarca sonlandırılan 4010230 nolu bayiliğin yanı sıra 1060899 ve 1500137 kodlu 2 adet daha ... bayiliği ile sözleşme üzerinde kodları yazılı olan ... ve ... için 3 ayrı bayilik kurulmaktadır. Yukarıda belirtilen sonlandırma protokolü ile sadece 40102230 nolu ... bayiliği sonlandırılmış ve taraflar birbirlerini ibra etmiştir. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporu ve ek raporlarında taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi bayilik sözleşmesi olarak değerlendirilerek rapor düzenlenmiştir. Bir sözleşmedeki ifadelerden bir sözleşmenin hangi sözleşme tipine ilişkin olduğu TBK'nın 19. maddesi gereğince taraflar arasındaki sözleşmede kullanılan ibarelerden anlaşılacaktır. Hakim anılan maddeye göre bir sözleşmenin türünü belirlerken tarafların gerçek iradesi ile tarafların kullandıkları sözcük ve kavramlara anlam vererek sözleşmenin türünü belirleyecektir. İlk derece mahkemesince gerekçesi de oluşturularak dava konusu sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Davacı tarafça, her ne kadar sözleşme başlığının bayilik sözleşmesi olarak tanımlanmış ise de sözleşme içeriğinin mahkeme tarafından TBK'nın 19. maddesi uyarınca resen değerlendirilmesi gerektiği iddia edilmiştir. Somut olayda, sözleşmenin her bir maddesi tarafların hak ve edimleri ile birlikte sözleşme süresi ve fesih şekilleri de dahil olmak üzere ayrıntılı , açık ve de TBK'nın 19. maddesinin tartışılmasına gerek duyulmaksızın düzenlenmiştir. TBK'nın 19. maddesinde, sözleşmenin yorumu ve muvazaalı işlemler başlığı ile ilk fıkrasında, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Somut olayda ise taraflar arasındaki sözleşmede taraflarca yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklerden söz etmek ve bu kapsamda gerçek ve ortak iradelerine yönelik bir tartışmaya girmek mümkün görülmemektedir. Zira sözleşmenin tanımları dahil olmak üzere, konu, amaç ve diğer düzenlemeleri oldukça ayrıntılıdır. Kamu düzenine de aykırılık olmadığı anlaşılan sözleşmenin hükümleri ile tarafların bağlı olduğunun kabulü gerekir. Taraflarca ayrıntılı düzenlenen sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak düzenlenmesi nedeniyle TTK'nın 122. maddesi gereğince bu tür sözleşmelerde denkleştirme tazminatı için münhasırlık ilişkisinin aranması yerindedir.  Davacı tarafın iddiası, sözleşme her ne kadar bayilik sözleşmesi şeklinde adlandırılmış ise de sözleşmenin aslında acentelik sözleşmesi olduğuna yöneliktir. Acentelik TTK'nın 102 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nın 102. maddesinde, genel olarak tanımlanan acentelik, ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denildiği ifade edilmiştir. Bayilik sözleşmesinde ise davacı bayinin tanımı konu ve amaç kısmında açıklanmış olup yukarıda ayrıntılı şekilde yer verildiği üzere TTK'nın 102/1 fıkrada yer verilen acentelik tanımı değildir. 3. maddede, şirketin unvanı ile markaları altında müşterilere ve abonelere sunulması ve pazarlanmasının yapılması vb. hususlara yer verilmiştir. Bu kapsamda, davacı vekilinin aksine iddiaları yerinde görülmemiştir. TTK'nın 122/4 hükmü uyarınca denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Yani denkleştirme isteminden ne sözleşme öncesi, ne sözleşmenin akdedilmesi sırasında ne de sözleşme süresinde vazgeçmek mümkün değildir. Buna mukabil sözleşmenin sona ermesi aşamasında veya sonrasında ise bu talepten vazgeçilebilir (Arslan Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Ticari İşletme, Acentelik, İstanbul, 2016, s. 271) Fakat denkleştirme isteminin vazgeçilmezliği hükmünün amacı, tehdit, dayatma veya benzeri zorlamalarla müvekkile kıyasla daha zayıf durumda bulunan ve ekonomik olarak müvekkile bağlı acentenin bu hakkından önceden ve ileriye dönük olarak feragat etmesinin önüne geçmektir. Dolayısıyla feragati içeren bu tarz anlaşmalar, acente aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir. (Arslan Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Ticari İşletme, Acentelik, İstanbul, 2016, s. 271) Bu veriler ışığında somut olay incelendiğinde, öncelikle sözleşmeyi sona erdirme aşamasında akdedilen Sonlandırma Protokolü ve İbranamede denkleştirme isteminden vazgeçileceğine dair bir düzenleme kural olarak öngörülebilir, yeter ki bu anlaşma tehdit, zorlama veya benzeri şartlar altında imzalanmış olmasın. Somut olayda, Sonlandırma Protokolü ve İbranamenin zayıf konumdaki davacı şirketin  baskı altına alınarak imzalatıldığı olgusuna ilişkin olarak, teminat miktarlarının tutarındaki yükseklik, davalı şirket çalışanlarının diğer bayilikleri de iptal edileceğine ilişkin olgular yargılama sırasında kanıtlanmamıştır. Davacı vekili bu hususta başta tanık olmak üzere eksik delil toplandığını da istinaf başvurusunda ileri sürmemektedir. İspat edilmeyen bu hususlar esasında TTK'nın 18/2 anlamında basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gereken, ticari hayatın risklerinden haberdar olduğu varsayılan davacı şirket bakımından bir geçersizlik sebebi olarak görülmemelidir. Bu kapsamda protokolün, geçerli ve tarafları bağlayıcı olduğu kanaatine varılmıştır. Protokolün 3.3. maddesinde, davacının, herhangi bir ad altında menfi ve müspet zarar, maddi ve manevi tazminat vb. hiçbir ad altında tazminat ve alacak talebinde bulunmayacağını belirtilmiş olup, bu hüküm geçerlidir. Hükümde feshe bağlı tazminat taleplerinden vazgeçilmiştir. Bu nedenle bu talebin içerisine denkleştirme tazminatı alacağının da girdiği kabul edilmelidir. Bu durumda sonuç olarak taraflar arasındaki sözleşmenin bayilik sözleşmesi olması ve TBK'nın ve TTK'nın 122/son maddesi gereğince bayilik sözleşmesi bakımından münhasırlık şartının gerçekleşmemesi, TTK'nın 121. maddesi gereğince davalıların haksız feshi sonucu veya davacının farklı nedenle feshi ile son ermediği, sözleşmenin davacı ve davalıların serbest iradeleri ile ve ibralaşarak sonuçlandırıldığı, bu nedenle denkleştirme tazminatı alacağına hak kazanılmadığı görülmüştür. Taraflar arasındaki sözleşmenin 14. maddesinde rekabet yasağı düzenlenmiş olup, bu yasak sözleşmenin devamı süresince bayinin rekabet etmemesine ilişkindir. Sözleşmenin sona ermesinden sonra bayinin rekabetinin yasaklanmasına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle TBK'nın 123. maddesindeki şartların oluşmadığı, istinaf başvurusunda ileri sürülen sebepler, başta tanık olmak üzere özellikle irade fesadına ilişkin eksik delil toplandığı hususunda bir istinaf başvurusu bulunmadığı dikkate alınarak davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.  Bilirkişi heyet raporunda da ayrıntılı şekilde yer verildiği üzere, davacının asıl ve birleştirilen dava ile ilgili taleplerinin kurumsal bayilik sözleşmesinin sözleşme süresinin dolması ile 29.04.2018 tarihinde süresinde bitmiş olması, saha gücü bayilik sözleşmesiyle ise  tarafların bir araya gelerek protokol ve ibraname düzenlemiş olmaları ile TTK ve TBK'nın ilgili hükümleri gereğince davacı taleplerinin yerinde olmadığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; <br>1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı  tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 444,62 TL istinaf  karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 20.11.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6acda84f5c59ae07","SID":"8f2c8aa03e2f0c23"}}