{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/418 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1946 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t: 2018/1083 Esas- 2022/542 Karar<br>TARİH: 21/09/2022<br>DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 20/11/2025                                                       <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket hakkında İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını, borçlunun icra takibine, asıl borca, faizine ve tüm ferilerine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, borçlunun itirazı incelendiğinde alacağa mesnet faturalar muhteviyatı ürünlerin miktar ve fiyatları, ürünlerin kendisine teslim edilmemiş olduğuna ilişkin olmayıp süreçte müvekkili şirketten alınan ürünlerin ayıplı olduğu yönünde olduğunu, bu anlamda artık ispat yükü davalıya ait olup tacirler arasındaki alım satımda ayıp ve ayıbın ihbar ve ispatına ilişkin TTK ve BK'daki kurallar çerçevesinde böyle bir ihbarın bu güne değin müvekkiline yapılmadığını, ayrıca mükelleflerin 5.000,00 TL üzeri mal ve/veya hizmet alımlarını ve satışlarını bildirme yükümlülüğü bulunduğundan tarafların ilgili vergi dairelerinden istenilecek BA/BS formlarıyla da alacaklı olduğunun ortaya çıkacağını beyanla davalının icra dosyasına konu 93.480,74 TL alacaklarına vaki itirazının haksız ve kötü niyetli olması sebebiyle iptaline ve takibin devamına, haksız ve kötü niyetli itiraz sebebiyle bu tutarın %20' si oranında İ.İ.K uyarınca icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili beyan dilekçesinde özetle;  davacı şirketin talep ettiği bedelin güven duygusunu kötüye kullandığını, haksız olduğunu, davacı şirketin Panasonic endüstriyel otomasyon ürünleri distribütörü olarak ürünlerin satışını birlikte çalıştığı firmalar aracılığıyla yaptığını, müvekkilinin de davacıdan aldığı ürünlerin satışını, bir kısım ürünlerin de kurulum ve programlanmasını yaptığını, davacı şirketin aralarındaki ticari ilişki nedeniyle davalı şirketi kurulum ve programları yapan Avrupa yakasındaki bayilerden biri olarak tanıttığını, davacı şirketin kendi iradesi ile ilk mal gönderimini konsinye mal olarak gönderdiğini, bunun dışında müvekkilinin davacıdan ürün satın aldığını ve fatura düzenlediğini, ürünlerin ayıplı olması dolasıyla buna dair mail gönderildiğini, telefonla aramalar yapılsa da bahaneler üretilip müvekkilinin oyalanmasına neden olunduğunu ve iadenin kabul edilmediğini, ... Otomasyon unvanlı müşteriye karşı her türlü ödeme garantisi sözü verildiğini ancak ödeme zamanı geldiğinde sorumluluktan kaçınıldığını ve bunun müvekkili şirkete ciddi anlamda zarar verdiğini beyanla davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi'nin 21/09/2022 tarih 2018/1083 Esas- 2022/542 Karar sayılı kararında;\"Dava, İİK Mad.67 kapsamında genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.Davacı vekili faturalar muhteviyatı ürünlerin davalıya teslim edildiği, ancak davalının satımdan kaynaklı ayıp ihbarının yapılmadan, faturalar bedellerinin ödenmediği iddiasında bulunmuş, davalı vekili ise süresinde cevap dilekçesi sunmamış ancak beyan dilekçesinde, ürünlerin ayıplı olduğundan bahisle fatura bedellerinin ödenmediği savunmasında bulunmuştur. Uyuşmazlık; tacir olan davalının ayıplı ifa ile ilgili olarak süresinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Tarafların tacir olduğu, uyuşmazlığın  ise  ticari nitelikteki satım  sözleşmesinden  kaynaklandığı  hususu tartışmasızdır.Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda tacirler arasındaki ihbar ve ihtarların ne şekilde yapılacağı  18/3. maddesinde; \"Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.\" olarak düzenlenmiştir.Tacirler arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı TTK. mad. 18/1-c maddesindeki süreler içerisinde ayıp ihbarında bulunması zorunludur. Bu süreler,  satılan malın ayıplı olduğu teslim sırasında  açıkça belli ise iki gün,  açıkça belli değilse sekiz gündür. Somut olayın incelenmesinde, tacir olan yanlar arasında elektronik parçaların alım- satımı yapıldığı, ancak buna ilişkin sözleşmenin bulunmadığı, faturanın 2017 yılına ait olduğu, ürünlerin davacı  satıcı tarafından davalı alıcı şirkete teslim edildiği ve bu hususta ihtilaf bulunmadığı, alıcı şirketin teslim edilen malların tamamının ayıplı ve kullanılamaz vaziyette olduğunu savunmakla ancak, bu hususta dava dosyasında ihtarın bulunmadığı görülmektedir.Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK mad. 23/1-c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1 hükmü de uygulanacaktır.Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan \"ayıp ve ayıba karışı tekeffül\" kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır.  Düzenlemede \"Satıcı alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.  Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.\" denilmektedir.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK  madde 23'de malın muayene ve ihbar yükümlülüğü düzenlenmiştir. Eğer alıcı iğfal edilmiş ise yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.TTK ve TBK'daki düzenlemelerin birbirlerine paralel düzenlemeyi içerdiği gözetildiğinde: Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da \"ayıba karşı tekeffül\" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz.Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 23/c maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre; \"Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.\" Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/c maddesinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde TBK 223 maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223/2 maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır.Bu ilkeler gereğince her kim, alıcının sözleşme yapılırken ayıpları henüz bilmeyeceği ve yalnız bu nedenden onun için zarar verici olan tekeffül görevinin kaldırılmasına razı olacağı üzerine spekülasyon yaparsa, hileli davranıyor demektir. Satıcının hilesi durumunda, tekeffül borcunu sınırlayan ya da kaldıran sözleşme kayıtları sonuç doğurmaz.Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değildir. Fakat onları meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Yavuz, N.: s. 106-107) (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/11/2016 tarih, 2014/13-1401 Esas ve 2016/1060 Karar sayılı ilamı). Ancak davalı yanca dosyamıza bu kapsamda ibraz edilen hiçbir delil bulunmamaktadır.Alıcı olan davalı eğer ihbar külfetini yerine getirmiş olsaydı zamanaşımı süresi içinde TBK 227 maddesinin kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği düzenlenmiştir. Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda \"ispat yükü\"nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin  ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür. İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır.Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır ( 6100 sayılı HMK m.187/1). TMK 6. maddesinde; \"Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.\" denilmiştir. HMK'nun \"İspat yükü\" başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede \"İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.\" denilmiştir.İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.Somut olayda davalı kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davacıya bildirimde bulunduğunu iddia etmiştir. Bu durumda, ayıp ihbarının yapıldığını ispat yükü davalı taraftadır. Davalı yan, davacıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamamıştır. TBK'nun 231/2 maddesine göre, satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu husus ispat edilmiş de değildir. Satın alınan mallar Mahkememiz yoluyla ilk kez 27.05.2021 tarihli ek rapor kapsamında incelemeye tabi tutulmuştur.Açıklanan nedenlerle TTK'nun 23.maddesine göre alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya bildirmekle yükümlü olduğu, 8 günlük muayene ve ihbar yükümlülüğüne uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının TBK'nun 227/1 maddesinden de yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin raporunda ayıbın gizli ayıp olduğu belirtilmiş ise de, ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki gizli ayıp bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca sessiz kalınması, ihtar çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.HMK'nun 222/3 maddesi; \"İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.\" hükmünü içermektedir. Bununla beraber Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/425 K. 2021/440 sayılı kararında; \"Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatının gerektiği düzenlendiğinden, ticari defterlerin kesin delil olduğu anlaşılmaktadır.\" şeklinde belirtildiği üzere HMK'nun 222'deki şartları oluştuğunda ticari defterlerin ispat gücü bakımından sahibi lehine kesin delil niteliği taşıdığı kabul edilmelidir. Bu sebeple ticari defterlerini ibraz etmeyen tarafın, karşı tarafın defterlerinin aksini senet veya diğer kesin delillerle ispatlaması gerekmektedir.Her ne kadar dosya kapsamında; tarafların ticari defterlerinde bilirkişi incelemesi yapılmış, hazırlana kök ve ek raporda, tarafların defterlerinin HMK'nun 222/2 maddesine uygun nitelikte tutulmuş olduğu, her iki tarafın defterlerine göre de davacının davalıdan 93.481,39 TL alacaklı olduğu tespit edilmiş ise de, davacı tarafından kesilen faturalar, fatura içeriği ve alacak kapsamına taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı görülmektedir. Davalının icra takibine haksız yere itirazda bulunması ve alacağın fatura ve cari hesap ilişkisi kaynaklı olması sebebiyle likit olması nedeni ile toplam  alacağın % 20 oranında icra inkar tazminatının (İİK md.67/2) davalılardan tahsilde tekerrür olmamak üzere alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir...\"gerekçesi ile, ''1-Davanın tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla KABULÜNE, Davalının İstanbul 24.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında yapmış olduğu itirazın iptali ile, takibin 93.480,74 TL asıl alacak ile bu alacağa takip tarihi olan 09.03.2018 tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek ticari avans faizi uygulanarak devamına,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi dosyasından görülmekte olan itirazın iptali davasında Yerel mahkemece verilmiş olan 21/09/2022 tarihli haksız ve hukuka aykırı kararın istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasını talep ettiklerini, zira Yerel mahkeme kararının haksız, dayanaksız ve hukuka aykırı olduğu gibi deliller incelenmeden eksik inceleme sonucu verildiğini; Davacı tarafından müvekkil, hakkında başlatılmış olan icra takibinde dayanak yapılan fatura ve cari hesaba ilişkin dayanak konsinye malların ve konsinye faturalarının müvekkili tarafından bedelinin ödenip ödenmediği, davalı tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunup bulunmadığı konusunda tespiti yapılan uyuşmazlık konusunda Yerel mahkemece deliller ve savunmaları incelenmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, icra dosyasından gönderilen ödeme emrine müvekkili tarafından verilmiş olan itiraz dilekçesinde açıkça takibe dayanak yapılan malların ayıplı olduğu, bu hususun da süresinde davacı tarafa iletildiğinin beyan edildiğini;Gerçekten de gerek müvekkilinin icra dosyasına vermiş olduğu itiraz dilekçesi, gerekse kendileri tarafından 25.12.2019 ve 26.12.2019 tarihli beyan dilekçeleri ve bu dilekçelerin ekinde sunmuş oldukları konsinye faturalar ve bu fatura konusu malların iadesine ilişkin müvekkili tarafından davacıya gönderilmiş olan maillerin dosyaya ibraz edildiğini, davaya dayanak yapılan ürünlerin ayıplı olduğu konusundaki ayıp ihbarına ilişkin davacıya gönderilmiş olan mail çıktısının da yine 05.03.2019 tarihli dilekçe ile dava dosyasına ibraz edildiğini, Yerel mahkemenin tarafsız yargılama yapmak yerine davacı tarafı savunur şekilde vermiş olduğu hüküm ve gerekçesinin ise kendileri tarafından anlaşılamadığını;Müvekkilinin davacı firmanın yaklaşık 12 yıllık bayisi olduğunu, davacı firma ile müvekkili firma arasında yaklaşık 10 milyon liralık satış hacmi gerçekleştiğini, davacı firma yaklaşık 2013 yılında müvekkiline göndermiş olduğu ayıplı ürünleri yenisi ile değiştirmek yahut teslim almak bir tarafa, yüklü iş hacmini fırsat bilerek müvekkiline konsinye tarihinden çok sonra fatura keserek gönderdiğini, müvekkili tarafından kabul edilmediği bildirilince iade edilen faturaları dahi teslim almaktan imtina ettiğini;Müvekkili firmanın muhasebe departmanı tarafından ticari defterlerine sehven işlenen faturaların, daha sonra davacı firmaya iade edilmek istense de teslimden kaçınıldığı için ne faturaların ne de ayıplı ürünlerin tesliminin mümkün olmadığını, ürünlerin teslim alınmayacağı anlaşılınca müvekkili tarafından düzeltme beyannamesi verilmesi için talepte bulunulmuş ise de vergi dairesince bu durumun sorun yaratacağı bildirildiğinden bu hususun çözümünün mümkün olmadığını ancak her halükarda müvekkili tarafından davacı firmanın satış ve pazarlama müdürlerine gönderilmiş olan ayıplı ürünlerin iadesine ilişkin iade listesi konusunda 13.11.2017 ve 14.11.2017 tarihlerinde ...tarafından müvekkili firmaya gönderilen ve ayıplı ürün listesini kabul etmediklerini beyan eden cevabi maillerin dilekçeleri ekinde sunulduğunu, bu hususun müvekkili tarafından icra dosyasına yapılmış olan itiraz dilekçesinde de açıkça beyan edildiğini;Mahkemece verilmiş olan hükümde davalı müvekkili tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunduğuna ilişkin dosyaya delil sunulmadığı gerekçe olarak gösterilmiş ise de 05.03.2019 tarihinde Uyap sisteminden göndermiş oldukları beyan dilekçesi ekinde,  25.12.2019 tarihinde yine Uyap sisteminden göndermiş oldukları beyan dilekçesinde ve 26.12.2019 tarihinde mahkeme ön bürodan sundukları beyan dilekçesi ve ekinde ayıp ihbarı hususunda gerekli izahatın yapıldığını, davacı ve davalı tarafların karşılıklı ayıp ihbarı konusundaki yazışmalarının dosyaya ibraz edildiğini, buna rağmen mahkemece bu hususun adeta görmezden gelindiğini, dava dosyasına defalarca sunulmuş olan beyan dilekçesi ve ekindeki mail yazışmaları mahkemece görmezden gelindiği için istinaf dilekçesi ekinde yeniden dosyaya ibraz ettiklerini;Bir diğer hususun ise Mahkemece davacı tarafın sanki tek bir fatura kesmiş gibi bir izlenim yaratması ve Yerel mahkeme kararını adeta bu varsayım üzerine kurgulamasının da kendileri tarafından anlaşılamadığını, dava dosyasına sunmuş oldukları 26.12.2019 tarihli beyan dilekçesi ekindeki konsinye faturalar, bayilik ilişkisine ilişkin mail yazışmaları ve daha sonra kesinlen faturalardan da anlaşılacağı üzere müvekkilinin davacının dava konusu mallarını satın almadığını, bilakis satışı için bayisi olarak aracılık ettiğini, bu durumun davacının 2013 yılında kestiği konsinye faturalardan da açıkça anlaşıldığını, bu hususun üzerinde durmalarının sebebinin ise müvekkili ile davacı arasında sıradan bir alım satıma dayalı ticari ilişkinin olmadığını, müvekkilinin davacının bir bayisi olarak kendisine satışa aracılık etmek amacıyla emanet edilen malların sadece üçüncü şahıslara satılmasına yönelik aracılık ve bayilik ilişkisin olduğunu ortaya koymak istemelerinden kaynaklandığını;Müvekkilinin davacıdan mal satın almadığını, müvekkilinin davacının bayisi olduğunu, davacı tarafın müvekkiline konsinye fatura karşılığı konsinye mal emanet ettiğini, dolayısıyla müvekkilinin satın almadığı bu ürünleri kontrol etme, ayıplı olup olmadığını test etme gibi bir zorunluluğunun da bulunmadığını, buna rağmen davacı tarafından 10.10.2017 tarihinden 08.11.2017 tarihine dek parça parça faturalar kesilerek konsinye malların kendi stoğundan çıkarılmasının sağlandığını, bu yolla sanki her gün bir iki parça ve değeri de düşük olduğu görülen ancak aslında yıllar öncesinden müvekkiline teslim edilen konsinye malların müvekkiline fatura edilerek satılmış gibi gösterildiğini, davacı tarafın bu yolla stoğundan mal çıkışı yapma yoluna gittiğini;Davacı tarafın son kestiği faturanın tarihinin 08.11.2017 olduğunu, müvekkilinin ayıplı ürüne ilişkin maili gönderdiği tarihin ise 09.11.2017 olduğunu, yani son kesilen faturadan bir gün sonra olduğunu, kendileri tarafından bu hususun dosyaya defalarca beyan dilekçesi ile beyan edildiğini, maillerin dilekçeleri ekinde sunulduğunu, bu mail yazışmalarının davacı tarafından da inkar edilmediğini, bu konuda hiçbir beyanda bulunulmadığını, öyle ki müvekkili tarafından gönderilmiş olan ayıplı ürün listesine ilişkin maile dönüş yapan davacı tarafın ayıplı ürün listesini kabul etmediklerini dahi beyan ettiklerini, madem müvekkili tarafından sunulmuş ayıp ihbarı yoksa davacı tarafın kabul etmediğini bildirdiği listenin neye ilişkin olduğunun da mahkemece göz ardı edildiğini ve hükümde irdelenme gereği dahi duyulmadığını;Her ne kadar Yerel mahkemece ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı da adeta davacı taraf gibi savunma yapılır şekilde ifade edilmiş ise de, Mahkemece davanın dayanağını neye dayandırdığının da gerekçede belirtilmediğini, zira davacı tarafın cari hesap alacağına dayanmış ise bu cari hesap 2018 yılına ilişkin olup müvekkilinin 2017 yılında ayıp ihbarında bulunduğunu, yok eğer davacı tarafın dosyaya sunmuş olduğu faturalara dayanmış ise ortada tek bir faturanın olmadığı, onlarca faturanın yer aldığı, ancak fatura konusu malların 2013 yılında emanet edilen konsinye mallara ilişkin olduğu, buna rağmen son fatura tarihinden sadece bir gün sonra ayıplı ürünlere ilişkin listenin mail yoluyla davacıya gönderildiğinin ortada olduğunu, bu durumda mahkemece davanın dayanağının davacıdan sorulmaması somutlaştırma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini ortaya koyduğu gibi mahkemenin de delilleri değerlendirmediği ve dahası hüküm fıkrasında gerekçeye dayanmadığını da ortaya koyduğunu, dolayısıyla Yerel mahkemece gerekli araştırma yapılmaksızın, deliller değerlendirilmeksizin karar verildiğini, bu hususun yüksek mahkemece doğrundan bozma sebebi olarak görüldüğü emsal kararlarda belirtildiğinden kararın kaldırılmasını talep ettiklerini;Ayrıca müvekkili tarafından çok eski tarihli olmalarına rağmen uzun uğraşlar sonucu konsinye faturaların bir kısmının tedarik edildiğini ve bu konsinye faturaların bir kısım asıllarının fotokopi sureti ile birlikte dilekçe ekinde sunulduğunu, davacı firmanın icra takibine dayanak yaptığı işbu konsinye faturalara ilişkin malların da müvekkilinin deposunda hali hazırda bekletildiğini ve teslime hazır durumda olduğunu, dava dosyasında yapılmış olan 27.05.2021 tarihli teknik bilirkişi raporunda da açıkça belirtildiği üzere davaya dayanak malların tamamının ayıplı olduğunu, mahkemece ayıplı ürünlerin fatura bedellerinin dava değerinden takas-mahsup yoluyla indirilmesi gerekirken gerek teknik bilirkişi raporunun gerekse ayıp ihbarı nedeniyle mahsup taleplerinin değerlendirilmemiş olmasının mahkemece eksik inceleme sonucu hüküm verildiğinin açık göstergesi olduğunu;Ayrıca davacı tarafın bayilik konusunda kabul meyanında herhangi bir beyanları bulunmasa da dosyada mübrez mail yazışmaları ile davacı tarafın satış müdürü ... markasına ilişkin Japonya' dan gelen bir uzman ve müvekkili firma sahibi ...'ın yer aldığı müvekkili firmanın önünde çekilmiş bayilik ilişkisini ispatlar mahiyetteki bir adet fotoğrafın dosyaya ibraz edildiğini, mail yazışmalarında davalı firma ile satış ve teklif konusunda yapılan görüşmelerin yer aldığını, bu hususların hep birlikte değerlendirilmesinde davaya dayanak faturaların konsinye fatura olduğu, müvekkilinin davalı firmanın Bayrampaşa bayisi olduğu hususunu ortaya koymaya yeterli olacağı kanaatinde olduklarını, bu husus doğrultusunda sadece faturaların müvekkiline gönderilmiş olması hususu değil, iki tarafın banka hesap hareketlerinin de incelenerek davaya ve icra dosyasına dayanak faturaların ödenip ödenmediğinin bilirkişi incelemesi ile ortaya konulması gerektiği kendileri tarafından ifade edilmiş ise de bu hususların da mahkemece incelenmediğini ve eksik inceleme sonucunda haksız ve dayanaksız işbu kararın verildiğini beyanla  Yerel mahkeme kararının istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasını, ayıplı ürünlerin mahsubunu, aksi halde davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalıya mal satıp teslim ettiğini ancak davalı tarafından bir kısım mal bedellerinin ödenmediğini, bu nedenle davalı hakkında icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine, kendisine teslim edilen malların bir kısmının ayıplı olduğundan bahisle itiraz ettiğini ancak yapılmış bir ayıp ihbarının bulunmadığını beyan ederek itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf süresinde davaya cevap vermemiş ve sonradan sunduğu beyan dilekçesinde, davacıdan mal aldığını ancak ayıplı çıktığını, davacıya ayıp ihbarında bulunduğunu, davacı tarafından ayıplı malların iadesinin kabul edilmediğini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davacıya süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulduğu, buna ilişkin mail çıktısının ve ayıplı ürünlere ilişkin listenin dosyaya ibraz edildiği ancak Mahkemece incelenmediği, davalının, davacının bayisi olduğu ve yalnızca davacı tarafından kendisine teslim edilmiş konsinye malların satışına aracılık ettiği, davacıdan herhangi bir mal satın almadığı, faturaların ticari defterlere hatalı olarak işlendiği ve defterlerde düzeltme yapılamadığı, davacının yıllar önce teslim ettiği konsinye mallar için fatura kestiği, konsinye malların tamamının ayıplı olduğunun teknik bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davalıya teslim edilen mallar konsinye olduğu için davalının muayene ve ihbar yükümlülüğünün bulunmadığı, Mahkemece davacıya davanın dayanağının açıklattırılmadığı, delillerinin incelenmediği ve hatalı şekilde karar verildiğine ilişkindir.Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, 3  ayrı  rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. Davalı tarafça ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince gerekçeli kararda her bir savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; davanın dayanağı olan İstanbul 24. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile davacı tarafından davalı aleyhine tamamı 2017 yılında düzenlenmiş faturalardan kalan bakiye alacağın tahsilinin talep edildiği, dolayısıyla davanın konusunun faturaya dayalı alacağın tahsili için başlatılan icra takibi olduğu açık olup Mahkemece davacı tarafa herhangi bir açıklama yaptırılmamasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, her ne kadar davalı taraf süresi içerisinde davaya cevap vermeyerek davayı tümü ile inkar etmiş olduğundan, sonradan sunduğu beyan dilekçesinde davacıdan satın aldığı malların ayıplı olduğunu iddia etmesi savunmanın genişletilmesi kapsamında olup, davacı tarafça kabul edilmemiş ise de, icra takip dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinde de davacının teslim ettiği malların bir kısmının ayıplı olduğunu beyan etmiş olduğundan, ayıp iddiasının incelenmesi gerektiği, esasen davalı tarafından icra dosyasına sunulan itiraz dilekçesi ve yargılama aşamasında sunulan ilk beyan dilekçesinde malların teslim alınmadığına dair bir savunmanın ileri sürülmediği, buna göre davacının takip konusu ettiği faturalardaki malları davalıya teslim etmiş olduğu ve davalı tarafından bakiye bedelin ödenmediği hususunun uyuşmazlık konusu olmadığı, davalı tarafın savunmasının aksine faturaların gerçek mal satışına ilişkin oldukları, konsinye olarak düzenlenmedikleri, Mahkemece alınan kök ve ek bilirkişi raporuna göre; tarafların usulüne uygun şekilde tutulmuş ticari defterlerinde davacı tarafından davalı adına düzenlenen ve takip konusu edilen tüm faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının 2017 yılından kalan 93.480,74 TL alacağının 2018 yılına devrettiği, 2018 yılında davalıya 9.500 TL tutarında çek iadesi ve davalı tarafından da aynı tutarda ödeme yapıldığı, bunun dışında taraflar arasında bir alım satım olmadığı, 2018 yılından da aynı bakiyenin 2019 yılına devrettiği, 2019 yılında da alım satım olmadığı ve takip tarihi itibariyle davacının her iki tarafın ticari defterlerine göre 2017 yılı faturalarından kalan bakiye 93.480,74 TL yönünden alacaklı olduğu, basiretli tacir olan davalının ticari defterlerine kaydederek bağlı olduğu vergi dairesine bildirmiş olduğu faturaları defterlerine sehven kaydettiğine dair savunmasına itibar edilemeyeceği, taraflar arasında, davacının konsinye olarak davalıya teslim ettiği malların davalı tarafından davacı nam ve hesabına satılması şeklinde bir ticari ilişki değil, gerçek bir mal alım satımına dair ticari ilişkinin bulunduğu, davalı tarafından dosyaya sunulan maillerde yalnızca iade edilecek malların listesinin davacıya bildirildiği, bu malların ayıplı olduğuna dair bir beyanın bulunmadığı, davacı tarafından gönderilen ve bir kısım malların iadesinin kabul edileceğine dair mailde de malların ayıplı olması sebebiyle iade alındığının beyan edilmediği, davacının gönderdiği listedeki malların büyük bir kısmının davacı tarafından iade alındığı ve bu malların dava ve takip konusu faturalara konu mallar olmadıkları, daha önceki yıllarda düzenlenen faturalara konu mallar oldukları, yine davalının, davacının esasen konsinye mal teslim ettiği yönündeki savunmasının ispatı noktasında sunduğu sevk irsaliyelerinin de 2017 yılından öncesine ait oldukları, bu itibarla davalı tarafından teslim aldığı mallara ilişkin herhangi bir ayıp ihbarında bulunulmadığı ve ayıp iddiasının ispat edilemediği, Mahkemece gerekli araştırma ve incelemenin yapıldığı ve sonuç olarak davacı alacaklı olduğundan davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmış, kararda kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden  davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, <br>3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 6.385,67 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 1.596,42 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.789,25 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 20/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br>\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e80baa6692626bac","SID":"799c2b7ebcecdd1f"}}