{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/2050 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/2017 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ  (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA) <br>NUMARASI\t:  2014/658 Esas -  2025/234 Karar <br>TARİH: 14/04/2025<br>DAVA: Alacak<br>KARAR TARİHİ: 27/11/2025                                                   <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  06.02.2008 tarihinde Pendik/ İstanbul limanından Trieste/ İtalya'ya hareket eden ... İşletmelerine ait ... isimli gemide Hırvatistan açıklarında yangın çıktığını  ve gemi ile birlikte yüklü vaziyette olan dorse ve çekicilerin tamamının yanarak zayi olduğunu, gemide çıkan yangın neticesinde mürettebat ve kamyonların sürücüleri bir Yunan feribotu tarafından kurtarıldığını ve olayda can kaybı meydana gelmediğini, geminin yangın tertibatının (yağmurlama - su çekme hortumu- pompa v.s.) çalışmaması nedeni ile yangın söndürülemediğini, mevcut halde davalıya ait geminin yola, yüke ve denize elverişsiz olası risklere karşı teknik donanımı yetersiz / arızalı olup bu sebepten doğan zararlardan davalı donatan açıkça kesin olmak üzere sorumlu olduğunu, davalıya ait gemide çıkan yangın neticesinde müvekkilin; ( yüklü emtialar hariç olmak kaydıyla) ...- ... - ... ... plaka sayılı 7 adet aracı zayi olduğunu ve müvekkili araç zayii nedeni ile 183,000- Euro zarara uğradığını, söz konusu araçların navlun bedeli karşılığı  8.700-uro taşıma tamamlanamadığı için tahsil edilemediğini, 7 aracın zayii dolayısıyla olayın vukuu tarihinden iş bu talepte bulunulan tarihe kadar geçen süre için geçerli olmak ve fazlaya dair haklar saklı olmak kaydıyla; şimdilik kar kaybı karşılığı 120.000-Euro olmak üzere toplam 311.700-Euro zararın olduğunu beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı olmak kaydıyla davanın kabulüne, 311.700-Euro zarar bedeli karşılığı olan 657.655,83-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Müvekkili ... İşletmeleri A. Ş.'ne ait “...” isimli  ... gemisi, Pendik (İstanbul-Türkiye) / Trieste (İtalya) seferini gerçekleştirmek üzere 03.02.2008 tarihinde Pendik Limanı'ndan hareket ettiğini, 06.02.2008 tarihinde saat 05.30 civarında geminin varma limanına ulaşmasına üç saat kala ana güvertede başlayan yangın 10-15 dakikalık bir süre içinde tüm gemiyi sardığını ve geminin içindeki yüklerle birlikte yanarak tamamen zayi olmasına neden olduğunu, müvekkili şirketin başlangıçtaki elverişsizlikten kaynaklanmayan yangından ileri gelen dava konusu zarardan TTK m. 1062 / II hükmü uyarınca mutlak şekilde sorumsuz olduğunu, müvekkili gemide 20 Mayıs 2004, 29 Haziran 2006 ve 24 Aralık 2007 tarihlerinde Liman Devleti Kontrolü ( Port State Control) yapılan incelemelerde geminin denize ve sefere elverişli olduğu, yangın söndürme donanımı ile ilgili herhangi bir prableminin de olmadığı tespit edildiğini, Venedik Liman Başkanlığı Sahil Güvenlik Birimi tarafından hazırlanan rapor kazazede beyanlarına istinaden ve gemi teknik olarak görülüp incelenmeden düzenlendiğini, kazazedelerin içinde bulundukları durum itibarı ile verdiği iddia edileri beyanlar hukuken geçerli kabul edilemeyeceğini, davacı şirketin kar kaybı talepleri haksız ve fahiş olduğunu,  müvekkili şirketin bir an için herhangi bir sebeple iddia edilen zarardan sorumlu tutulabileceği düşünülse dahi, bu durumda müvekkilinin tazmin borcu hakkında 1976 Londra Konvansiyonu uygulanması gerektiğini, 1976 Londra Konvansiyonu'nun 6. maddesinin 1. Paragrafının b) bendi uyarınca hesaplanacak meblağ ile sınırlı olduğunu, Londra Konvansiyonu'nun 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca müvekkili donatanın tazmin borcu 3.907.800.- Hesap Birimi (Özel Çekme Hakkı - ÖÇH / Special Drawing Rights - SDR) ile sınırlı olduğunu, olay tarihi itibarı ile Özel Çekme Hakkı kuru ile hesaplanırsa müvekkili şirketin davacı vekilinin iddia ettiği zarar dahil gemideki tüm araç ve yüklerin yanmasından ileri gelen zararların tamamı için ödeyeceği tazminatın üst sınırı, 1 SDR = 1.8761 YTL (06.02.2008 tarihli kur), 3.907.800.- SDR x 1.8761 = 7.331.423,58 YTL olduğunu, taşıma konusu konişmentonun arka yüzünde yer alan 19.maddedeki parça başına sorumluluk kuralı gereğince ünite veya birim başına taşıyanın sorumluğunun 100.000 TL (eski birim) ile sınırlandığını, davanın dava miktarı ve talebinin fahiş olduğunu beyanla davanın reddine, TTK 1062/2’deki savunmaları kabul görmemesi halinde (kabul anlamında olmamak üzere) 1976 tarihli Londra Konvansiyonu hükümlerine göre Sınırlama Fonu tesis edilerek, hükme bağlanacak alacakların fondan tahsiline, mahkeme masrafı ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 14/04/2025 tarih ve 2014/658 Esas -  2025/234 Karar  sayılı kararında; \"Dava; davalının maliki/donatanı olduğu ... isimli ... gemisinin 202 adet tır ve römork yüklü olarak Pendik/İstanbul Limanından İtalya/Triesta Limanına gitmek üzere sefer yaptığı sırada Hırvatistan açıklarında gemide çıkan yangında davacı şirkete ait ...- ... - ... ... plaka sayılı 7 adet aracın zayi olması nedeniyle, araç bedellerinin davalı donatandan tahsili istemine ilişkindir.Dava konusu uyuşmazlıkta davacı taraf, geminin yangına karşı koyma da teknik donanımı ile gemi adamlarının Ulusal ve Uluslararası kuralları gereğince alması gereken eğitim ve yeterlilikleri açısından denize, yola ve yüke elverişli olmadığından bahisle, davalı donatanın zarardan sorumlu olması gerektiğini iddia etmektedir. Davalı vekili ise, donatanın şahsi kusurundan kaynaklanmayan yangından doğan zarardan sorumsuz olduğunu, TTK'da taşıyan lehine kabul edilen sorumluluktan kurtuluş beyinelerinden yararlanmak için geminin teknik ve idari bakımdan sahip olması gereken tüm belgelerinin mevcut olduğu, gemi adamlarınında gerekli ehliyet ve sertifikalara sahip olduklarından donatanın sorumluluğuna gidilemeyeceğini savunarak davanın reddini  istemiştir. ... isimli ... gemisinde ortaya çıkan yangın hadisesinde zarar gören araç sahipleri/ yük ilgilileri ve sigorta şirketleri tarafından davalı gemi donatanına karşı mahkememizde çok sayıda davalar açılmış olup, bu dosyalardan 2008 /151 Esas sayılı dosya pilot dosya olarak seçilerek, diğer dosyalarda ve eldeki dosyada 2008/151 Esas sayılı dosyanın sonucunun beklenmesine karar verilmiştir.Bekletici mesele yapılan dosyanın Denizcilik İhtisas Mahkemesinde aldığı ilk Esas numarası 2008/151 olup, bu esas üzerinden yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 18.07.2011 tarihli 1.bozma ilamı ile davacının bilirkişi raporuna yaptığı itirazların karşılanması konusunda yeniden rapor alınması gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş, bozmadan sonra İstanbul(Kapatılan) 51.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/411 Esasını alan dosyada yapılan yargılama sonucunda 19/12/2013 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İş bu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 27/03/2015 tarihli 2. bozma ilamıyla bozulmasının ardından 2016/94 Esas üzerinden Direnme kararı verilerek dosya Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun oy çokluğu ile aldığı 25.10.2018 tarihli 2018/11-624 Esas ve 2018/1516 Karar sayılı ilamı ile,\"... bilirkişi raporları arasındaki geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının da yukarıda ispat yüküne ilişkin belirtilen ilkeler gözetilmek suretiyle yeniden değerlendirilmesi ile direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir.\" gerekçesi ile yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bu aşamadan sonra 2019/211 Esas üzerinden yapılan yargılama neticesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında işaret edilen hususlarda bilirkişi raporu alındıktan sonra 17/03/2021 tarihli karar ile; \"... gemisinin ISM yöneticisi olan şirket hukuki açıdan taşıyanın yardımcısı konumunda olduğundan bu şirketin geminin yola elverişsizliğine neden olan kusurlu davranışının davalı taşıyanın kişisel kusuru sayılması gerektiği, saptanan elverişsizlik hali ile yangın olayı ile davacının ortaya çıkan zararı arasında illiyet bağının bulunduğundan yangında zayi olan davacıya ait 11 adet araç ile ilgili zararından davalı donatanın eTTK m.1019 ve 1062.gereğince  sorumlu olduğu, kar kaybı zararının ispatlanamadığı\" gerekçesi ile davanın Kısmen Kabulüne karar verilmiştir. İş bu karar davalı vekili vekili tarafından temyiz edildiğinden dosya yeniden Yargıtay'a gönderilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23/02/2023 tarihli, 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı ilamı ile; \"... iddia, savunma, bilirkişi raporları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı uyarınca  dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu, gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları, yangın olayının  denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiği, gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle geliştiği, bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağı ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan ve davalıyı sorumlu tutan Landshut Eyalet Mahkemesinin (2.Ticaret Mahkemesi) ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesinin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü,  taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı, davalı taşıyıcının kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği, davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı da  değerlendirildiğinde bir bütün olarak davalının meydana gelen zarardan sorumlu olmadığına karar vermek gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği\" gerekçesi ile hüküm davalı yararına bozulmuştur. Dosya Yargıtay'dan döndükten sonra 2024/215 nolu Esasını alan davada mahkemece Yargıtay Bozma İlamına uyularak, Bozma ilamında açıklanan gerekçelerle sonuç olarak davanın reddine karar verilmiştir.Böylelikle bekletici mesele yapılan dosyada Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23/02/2023 tarihli, 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı son bozma ilamı ile, eldeki dosyaya konu olan ... isimli ... gemisinde meydana gelen yangın olayında gemi donatanının \"sorumlu olmadığına\" karar verilmiş olduğundan, aynı yangında zayi olan araçlar için aynı hukuki nedene dayanarak davalı gemi donatanı hakkında açılan iş bu davanın anılan Yargıtay ilamı doğrultusunda reddine karar vermek gerekmiştir.\"gerekçesi ile, '' 1-Davanın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili (katılma yoluyla) tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  İlk Derece Mahkemesi  03/11/2025 tarih ve 2014/658  Esas - 2025/234 Karar sayılı ek kararı ile;'\"Davalı  ... DENİZCİLİK VE TAŞIMACILIK AŞ vekili  tarafından istinaf  harçları ve gider avansı  verilen süreye rağmen yatırılmadığından HMK.nun 344/1 (H.U.M.K. Nun 434/3) maddesi  gereğince İSTİNAF TALEBİNDEN VAZGEÇMİŞ SAYILMASINA,Davalı ... DENİZCİLİK VE TAŞIMACILIK AŞ vekilinin  31/10/2025 tarihli vekalet ücretinin düzeltilmesi talebinin İstinaf başvurusu niteliğinde olmadığı, kararın bu yönde istinaf edilmediği, mahkemece böyle olduğu kabul edilse dahi istinaf taleplerinden  feragat edildiği anlaşılmakla dosyanın bu hali ile  İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,\" karar verilmiş, ek kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmediği anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinafa konu dava dosyasının, ilk esası 2008/151 E. Sayılı dosyayı bekletici mesele yaptığını; bu sebeple de donatanın sorumluluk / sorumsuzluğa ilişkin bir tahkikat yapılmadığını,  bekletici mesele yapılan dosyada derdest olduğu halde muhakeme  sonucu beklenmeden hüküm verildiğini, Yerel Mahkemenin kararına dayanak yaptığı Yargıtay 11. HD'nin, bozma kararını Federal Eyalet Mahkemesinin 15.11.2011 tarihli kararına dayandırması  ve yerel mahkeme tarafından bu bozma kararına uyulması Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 373.7  hükmüne  aykırı  olup ağır usul ihlali olduğunu, \"HMK md.  373.7; Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara uymak  zorunludur.\" hükmünü havi olduğunu, HGK kararları içtihat manasında genel olarak içtihadı birleştirme kararları gibi  mahkemeleri bağlamamakla birlikte; aynen huzurda ki bu davada olduğu gibi,  bir dosyadan alınan HGK kararının, o dosyanın yargı aşamalarında inceleme yapan  yerel mahkeme ve özel daireleri  kat'i surette bağlayacağı  ve aksinin usul ve hak ihlali olduğunu, huzurda ki dosyada  davanın reddine gerekçe gösterilen federal mahkeme kararının bekletici mesele yapılan dosyada ki kararlara  şu şekilde konu olduğunu;  11. HD.  2014/7243 E. 2015/4347 K. 27.03.2015 tarih sayılı ilamı ile; yerel mahkemenin kabul kararının Federal Eyalet Mahkemesi kararına atıfla bozulduğunu, bu bozma kararına karşı Yerel Mahkeme tarafından  2019/211 E. 2021/ 140 K. Sayılı ilam ile; daha evvel verilen 19.12.2013 tarihli kararda direnilmesine dair  hüküm  verdiğini, direnme kararı üzerine HGK 2018/11-624 E. 2018/566 K. 25.10.2018 tarihli ilam ile; her ne kadar 2 üyenin Federal Mahkeme kararına göre geminin elverişli olup olmadığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığı ve bu sebeple direnme kararının  özel dairenin bozma kararı doğrultusunda bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş olmakla birlikte  Bu görüşlerin ( 11. HD kararını savunan 2 üyenin görüşünün )  kurul çoğunluğu tarafından benimsenmediğini ve yeniden teknik rapor alınması  gerektiği şeklinde ki değişik gerekçe ile direnme kararının bozulduğu, Yerel Mahkemenin,  HGK kararına uyarak ( HMK md 373 gereği ) yaptığı yargılamada dosyayı çoğunluğu teknik bilirkişiden teşekkül eden 5 kişilik heyete sevk ettiğini ve neticede düzenlenen  raporda; geminin  seferin başlangıcında elverişsiz olduğuna dair rapor düzenlendiğini, Yerel Mahkemenin 2019/ 211 E. 2021/140 K. 17.03.2021 T. Sayılı ilamı ile;  donatanın sorumluluğuna  dair hüküm verildiğini,  davalının temyiz talebi üzerine ; 11. HD'nin  2021/ 4620 E. 2023/1074 K.23.02.2023  sayılı kararında; Yine Federal Eyalet Mahkemesi kararına atıf ile ve  gemi adamlarının insani korkularla yangını söndüremediğine dair gerekçeyle  bozma kararı verdiğini, Yerel Mahkeme 2024/ 215 E. 2024/ 294 K. 03.07.2024  tarih sayılı kararı ile ;  \"Bu aşamadan sonra\" şeklinde ki gerekçe ile bozma kararına uyularak davanın reddine dair hüküm kurduğunu, yukarıdaki özel daire , HGK ve yerel mahkeme kararlarında görüldüğü üzere ; özel dairenin son bozma ilamında ki (23.02.2023 T. Karar) Federal Eyalet Mahkemesi kararına dayalı bozma gerekçesinin,  daha evvel HGK tarafından hükme bağlandığını, dava dosyasında mevcut olan HGK kararının; HMK md.  373.7 hükmü gereğince  gerek özel daireyi  gerekse  yerel mahkemeyi kat'i olarak bağlayacağı  izahtan vareste olduğunu, keza iş bu davada HGK tarafından;  Federal Eyalet Mahkemesi kararına göre davalı donatanın sorumsuz olduğu / geminin  seferin başlangıcında elverişli olduğuna dair  özel daire bozma kararı ve  aynı görüşte olan HGK'nın 2 üyesinin görüşünün çoğunluk tarafından  benimsenmediğini ve  yeniden bir teknik bilirkişi incelemesi yapılması  yönlü değişik gerekçe ile kararın bozulduğunu, nitekim Yerel Mahkeme 17.03.2021 tarihli kararı ile HGK kararına  uyarak ve belirttiği şekilde çoğunluğu teknik adamdan oluşan bilirkişi heyetinden rapor almak suretiyle teknik rapor sonucuna  göre hüküm tesis ettiğinin  tartışmasız bir husus olduğunu, o halde HGK denetiminden geçmiş bir konunun ( Federal Eyalet mahkemesi kararı)  11.HD tarafından yeniden bozma gerekçesi yapılmasının açıklıkla ve tartışmasız  usul ve yasaya aykırı olduğunu,  açıkça ağır usul ve hak ihlalili olduğunu,  HGK kararı ile devam eden yargılama sürecinin ne şekilde olacağının açıkça belirtildiğini, Federal Eyalet Mahkemesi kararı gereği hüküm verilmesine yönelik özel daire ve HGK 2 üyesinin  görüşünün çoğunluk tarafından benimsenmediği belirtilerek bu yönü ile müvekkili lehine \"usulü müktesep hak\"  oluştuğunu,  buna mukabil nihai olarak verilen karar  usulü hak sahibi müvekkilin adil  yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olup  açıkça Anayasal düzenlemeye de aykırı olduğunu,   Kararın,  HMK md. 226 hükmüne aykırı olduğunu, dosyada mevcut HGK kararında ; \"..6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun281/3. Maddesinde mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse , yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığı ile tekrar inceleme yapabileceği öngörüldüğünden ve 6754 sayılı Bilirkişi Kanununun 3. Maddesinin 3. Bendinde belirtilen \" Genel bilgi ve tecrübeyle yada hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi  mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.\" ilkesi de gözetilmek suretiyle bilirkişi raporları arasında ki  geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize yola yüke elverişli olup olmadığı hususunda ki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınarak giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacaklarınında yukarıda ispat yüküne ilişkin belirtilen ilkeler gözetilmek suretiyle yeniden değerlendirilmesi ile  direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulmasına..\" şekline karar verildiğini, nitekim ilgi HGK kararına istinaden  yeniden başlayan yargılamada Yerel Mahkeme tarafından dosya bilirkişi heyetine sevk edilmiş ve  çoğunluğu teknik bilirkişi olan ( Dr.Öğr. Gör.Y.Müh.Yalçın ÜNSAN ( İTÜ Gemi İnş. Ve Deniz Bilimerli Fak.) , Ömer ASMALI (Uzakyol Kaptanı) , Zafer SATICI  ( Gemi İnşa ve mak. Müh. Denizcilik Fak. )  heyet tarafından  düzenlenen raporda  özetle; teknik değerlendirmede oy çokluğu ile kabul edildiği üzere \" ...'ın ISM  hükümlerinin tam olarak yerine getirilmediği , gemi adamlarının öngörülemeyen tehlikeler karşısında müdahale edebilecek vasıflara sahip olmadıkları için ... 'ın ilgili hükümlerine göre \"YOLA ELVERİŞLİ OLMADIĞI\" kanaatine varıldığının  ifade edildiğini, söz konusu tespite çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren  bir inceleme neticesinde ulaşıldığını, buna mukabil çözümü teknik inceleme gerektiren bir hususta mahkeme hakiminin teknik rapordan ayrık  karar vermesi açıkça usul ihlali olduğunu ( Yargıtay 15. HD., E.2002/2330 K.2002/4443 T.7.10.2002 sayılı kararı, Yargıtay 8. HD'nin, E. 2015/12673 K. 2017/7212 T. 16.5.2017 tarih sayılı kararı), tüm bunlara karşılık yerel mahkemenin iş bu istinaf  edilen dosyaya dayanak yaptığı; 11. HD kararı  ve bu bozma kararına doğrudan uyularak verilen davanın reddi kararının ; HMK md. 226 hükmüne ve HGK kararına açıkça aykırı olduğunu; istianafa konu karara dayanak yapılan  (bekletici mesele yapılan dosyada ki)11. HD'nin bozma ve yerel mahkemenin uyma kararının, tüm yargılama süreci yok farz edilerek  davalının sunduğu 2012  düzenlenme tarihli uzman raporuna dayalı olduğunu, yerel mahkemenin uyduğu bozma kararında,  2008 yılından bu yana alınan tüm teknik raporlar  yok sayıldığını, bir geminin ve içinde ki araçlarla birlikte  yüklerin tamamen yok olduğu bir yangının söndürülememesi; \"can korkusu gibi  tamamen insani sebepler\" olarak  gerekçelendirildiğini, bu ifade; davalı tarafından dosyaya sunulan hukukçu ... imzalı  26.09.2012 tarihli uzman raporunda geçtiğini, gemi adamlarının başlangıçta ki elverişsizlik hali can korkusu ve panik hissi ile açıklandığını, bu davada  donatanın sorumluluk/ sorumsuzluk hallerinin tespiti tümüyle teknik bir inceleme tespit edilebilecek bir husus iken ve dosyada çok sayıda bilirkişi raporu mevcutken  ve özellikle HGK tarafından yeniden teknik inceleme yapılması kararına istinaden  tekraren bir teknik heyet raporu alınmış ve  gemi adamlarının zafiyetinin \"başlangıçta ki elverişsizlik hali\"  olarak tespit edilmiş  iken,  2012 yılında  davalı tarafından sunulan hukukçu  uzman görüşünde ki ifadeye istinaden hüküm tesis edildiğini, 2008 yılından bu yana yargılaması yapılan, teknik raporlarda  donatanın yola elverişsizlik sebebi ile sorumlu olduğu tespit edilen tüm teknik bilirkişi raporlarının, HGK kararının; davalının sunduğu bir uzman raporu ile  yok sayıldığını, yerel mahkemenin de  daha evvel direndiği kararından  bu defa \" gelinen aşamada\" şeklinde ki gerekçe ile döndüğünü ve uyma kararı verdiğini, mevcut durumda 16 yıllık yargılama sürecinin  aslında bir hak ihlalinden ibaret olduğunu ,HMK md.373 ve 226 daki usul kurallarının  ve   esasen anayasadan kaynaklanan adil yargılanma hakkının açıkça ve ağır şekilde ihlal edildiğini göstermekte olduğunu, bu karara dayanılarak  verilen iş bu huzurda ki istinafa konu karar da   usul ve esasa aykırı olup, kararın bozulmasını talep ettiğini, İleri sürerek arz edilen ve re'sen  gözetilecek sebeplerle; tehir-i icra taleplerinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına,  davanın kabulüne, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacıya ait araçların davalı taşıyana ait gemi ile nakliyesi esnasında gemide çıkan 06/02/2008 tarihli yangın sonucu tamamen zayi olması nedeniyle uğranılan zararın davalı donatandan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; iş bu dava bakımından bekletici mesele yapılan İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/211 Esas, 2021/140 Karar sayılı kararının kesinleşmesi beklenmeden karar verildiği, mahkemenin bekletici mesele yapılan dosyada verdiği ilk kararın bozulması sonucu verdiği direnme kararı üzerine verilen Hukuk Genel Kurulu kararı ile bağlı olduğu, bekletici mesele yapılan dosyada alınan teknik raporların geminin başlangıçta yüke ve yola elverişsiz olduğunu ortaya koyduğu, mahkemenin teknik rapordaki tespitlere aykırı karar veremeyeceği, hasarın geminin yüke ve yola elverişsizliğinden kaynaklandığı, mahkemece bekletici mesele yapılan dosyada daha önce direnme kararı verilmişken, HGK kararına ve HMK'nun 226 maddesine aykırı şekilde  Federal Mahkeme kararına dayalı son bozma ilamına uyulmasının, bekletici mesele yapılan dosyada verilen karar yüzünden iş bu davanın da reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu,  zarardan davalı donatanın sorumlu olduğu yönündedir. Somut olayda; davacıya ait araçların da içerisinde bulunduğu davalı ... Denizcilik ve Taşımacılık A.Ş.'nin donatanı olduğu ... isimli gemi varma limanı olan İtalya - Trieste'ye doğru Adriyatik Denizi'nde seyir halinde iken 06/02/2008 tarihinde, saat 05.30 civarında geminin ana güvertesinde nedeni tespit edilemeyen TIR araçlarının birinde yangın çıktığı ve yangına yapılan müdahalelerin başarısız kalması sonucunda geminin ve gemide yer alan tüm yükün yanarak zayi olduğu ihtilaf konusu değildir. Eldeki dava; bu yangında zarar gören yük ilgilileri ve sigortacıları tarafından davalı donatana karşı İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ikame edilen davalardan biri olup, ilk derece mahkemesi tarafından bu davalar arasında ... Turizm Ticaret ve Nakliyat Anonim Şirketi tarafından donatana karşı açılan davada donatanın sorumluluğu yönünden pilot yargılama yapılarak, eldeki dava ile birlikte diğer tazminat davaları bakımından bu dosya bekletici mesele yapılmıştır. Bekletici mesele yapılan ve ... Turizm Şirketi tarafından İstanbul  Denizcilik İhtisas Mahkemesi'nde ikame edilen 2008/151 esas sayılı dava dosyasında; mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 27/01/2011 tarihli ve 2011/20 karar sayılı karar ile  davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacının yaptığı temyiz başvurusunun  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18/07/2011 tarihli 2011/6376 esas, 2011/9220 karar sayılı ilamı ile davacının rapora itirazlarının karşılanmadığı gerekçesi ile kabul edildiği, bozma sonrası dosyanın İstanbul 51. (Kapatılan) Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/411 esasına kaydolunduğu, bu dosyada bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonucu 19/12/2013 tarihli ve 2013/331 karar sayılı davanın kısmen kabulüne karar verildiği,  karara karşı taraf vekillerinin temyiz yoluna başvurdukları, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/7243 esas, 2015/4347 karar sayılı ve 27/03/2015 tarihli ilamı ile; mahkemenin bozma öncesi aldığı ve  çoğunluğu gemi inşa-gemi makine mühendisi olan bilirkişilerden oluşan heyet raporu, bozma sonrası alınan ilk raporun gemi inşa, gemi makine mühendisleri ve uzak yol kaptanından oluşan çoğunluk görüşü ile bozma sonrası alınan ikinci raporun ayrık görüşünde, dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğunun bildirildiği, yine bu raporlarda  ... gemisi gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildiklerinin, tatbikatlarını yaptıklarının, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip olduklarının, ancak yangının denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiğinin ve bu tür olaylarda kusur değerlendirmesi yapılırken,  yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılıp ve büyüdüğünün, gemi adamlarının eğitildikleri ve tatbikatını yaptıkları şekilde tamamen insani duygular ile ani gelişen bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağının belirtildiği,  tarafları farklı olmakla beraber dava konusu ... isimli ... gemisinde taşınmakta iken yanan treyler(içindeki yükler) ile ilgili olarak taşımanın kara taşıması ayağı için CMR Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde görülüp sonuçlandırılan Federal Eyalet Mahkemesi’nin 15/12/2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da, dava konusu ... gemisinde meydana gelen yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğünün kabul edildiği, buna göre mahkemece teknik uzmanlık gerektiren bu konularda, teknik bilirkişilerin görüşleri yerine, ilk rapordaki hukukçu bilirkişinin ayrık görüşü ve ikinci rapordaki hukukçu bilirkişilerin çoğunluk görüşüne itibar edilerek davalıya ait geminin, yolculuğun başında yola elverişli bulunmadığının kabul edilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile kararı davalı yararına bozduğu anlaşılmıştır. Bozma sonrası dosyanın İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin (Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla) 2016/94 esasına kaydedildiği, mahkemenin 27/04/2016 tarihli ve 2016/189 karar sayılı kararı ile önceki kararda direndiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/11-624 esas, 2018/1566  karar sayılı ilamı ile;  geminin teknik donanımının yolculuğun başında yola ve denize elverişli olup olmadığı hususunda raporlar arasında çelişki giderilmeden karar verildiği, geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile direnme kararının bozulmasına karar verildiği tespit edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bozma ilamı sonrası mahkemece bozmaya uyularak yeniden bilirkişi raporu alınmış ve yapılan yargılama sonucunda 17/03/2021 tarihli ve2019/211 esas, 2021/140 karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, bu karara karşı taraf vekillerince yapılan temyiz başvurusu sonucu Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/4620 esas, 2023/1074 karar sayılı ilamı ile;  tüm dosya kapsamına göre;  dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu, gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları, yangın olayının  denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiği, gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle geliştiği, bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağı, ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan ve davalıyı sorumlu tutan Landshut Eyalet Mahkemesinin (2.Ticaret Mahkemesi) ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesinin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü,  taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı, davalı taşıyıcının kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği gerekçesi ile davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı da  nazara alındığında,  davalının bir bütün olarak meydana gelen zarardan sorumlu olmadığına karar vermek gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararının davalı yararına bozulduğu anlaşılmıştır. Mahkemece bozmaya uyularak verilen 03/07/2024 tarihli 2024/215 esas, 2024/294 karar sayılı karara karşı davacının yaptığı temyiz başvurusu Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/5455 esas, 2025/4965 karar sayılı ve  08/07/2025 tarihli ilamı ile reddedilerek, bekletici mesele yapılan dosyada verilen davanın reddine ilişkin hüküm onanmıştır. Dosya içeriği belgelere göre; mahkemece bekletici mesele yapılan dosyada Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davanın reddine dair verilen hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek onanmış olması karşısında, davacının mahkemece bekletici mesele yapılan dosyanın kesinleşmesinin beklenmediğine yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Hukuk Genel Kurulu tarafından, bekletici mesele yapılan dosyada verilen direnme kararı bozulmuş olup, mahkemece anılan karar doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Hukuk Genel Kurulu kararında zarardan davalı donatanın sorumlu olduğuna yönelik bir tespit bulunmaması ve bağlayıcılığı bulunmayan takdiri deliller arasındaki bilirkişi raporlarının değerlendirilmesi yetkisi tamamen mahkemeye ait olduğundan, davacının bekletici mesele yapılan dosyadaki Hukuk Genel Kurulu kararının bağlayıcı olduğuna, teknik bilirkişi raporundaki tespitlerden ayrık karar verilemeyeceğine yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.  Dava konusu geminin denize, yüke ve yola elverişli olup olmadığı, buna göre davalı donatanın sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususlarında bekletici mesele yapılan dosyada teknik bilirkişilerden oluşan birden fazla heyetten rapor alınmış olduğu ve geminin ulusal ve uluslararası normlara göre yüke, denize ve yola elverişli olduğu, gemi adamlarının yangın konusunda eğitilmiş oldukarı, gerekli tatbikatların yapılmış olduğu, yangının denizde meydana gelebilecek en tehlikeli olay kabul edilmesi gerektiği, gemi adamlarının yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi karşısında, can korkusu ve panik gibi insani sebeplerle yangına müdahalede yetersiz kalmalarının, geminin başlangıçta yola elverişli olmadığını kabule yeterli olmayacağı, davalı donatanın bu nedenle yangın nedeniyle meydana gelen zararlardan bir bütün halinde sorumlu olmadığı hususlarının Yargıtay denetiminden geçen mahkeme ilamı ile tespit edilmiş olduğu anlaşılmış olup, davacının geminin denize, yola ve yüke elverişli olmadığına, donatanın sorumluluğunun bulunduğuna yönelik istinaf sebebi  yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından,davacının istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca  esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 27/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f157f43754faa010","SID":"a1d254ee05c05cbe"}}