{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/672 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1889 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:  2016/853 Esas -  2021/809 Karar <br>TARİH: 16/11/2021<br>DAVA: Alacak<br>KARAR TARİHİ: 13/11/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili şirketin 2000-2015 yılları arasında eniyihekim.com internet sitesi aracılığı ile, sonrasında ise www...com sitesi üzerinden doktor randevu ve tercih portali hizmeti verdiğini ve 25 ülkede faaliyet gösteren ....caom'un Türkiye'deki temsilcisi olduğunu, davalı kişinin 13.04.2015 tarihinde net 8.000,00 TL ücret karşılığında müvekkili bünyesinde işe başladığını, davalının 23.02.2016 tarihinde iş sözleşmesini feshettiğini ihbar ettiğini ve 29.02.2016 tarihinde işyerinden ayrıldığını, davalının işten ayrılmasından sonra iki ay geçmeden müvekkili ile aynı sektör ve alanda faaliyet gösteren ... .com Bilgi Hizmetleri Teknoloji ve Ticaret A.Ş.'de işe başladığını, müvekkili ile davalı arasırıda akdedilen iş sözleşmesinin 12. maddesine göre davalının hizmet sözleşmesinin herhangi bir sebepten son bulması halinde 6 ay boyunca görevli olduğu bölgede sağlık konusunda iş yapan internet şirketlerinde çalışmayacağını, çalışmak için işe başvurmayacağını, gelen İş tekliflerini kabul etmeyeceğini ve kendisinin de böyle bir işletme kurmayacağını kabul ettiğini, rekabet yasağının ihlal edilmesinin brüt maaşının 3 katı tutarında cezaya sebep olacağını, Türk Borçlar Kanununun 444. maddesine göre çalışandan rekabet yasağına uyması istenebileceğini, aynı Kanunun 446. maddesi uyarınca cezanın ödenmesi halinde rekabet yasağı borcundan kurtulabileceğini, davalının kendi isteği ile işten ayrıldığını, davalının iş sözleşmesinin 12. maddesine aykırı davrandığını, cezai şart bedeli ödemesi ve haksız rekabete sebep veren eylemini sonlandırması gerektiğini, bu davanın Asliye Ticaret mahkemeleri tarafından görülmesi gerektiğini, davalının satış müdürü sıfatı ile müvekkil şirketin müşterileri ile çalıştığını ve dolayısı ile müşterileri tanıdığını, işin bütün detaylarına ulaşma imkanının olduğunu, yaptığı işlerden dolayı davacının çevresi, üretim sırları, yapılan işler hakkında bilgi sahibi olduğunu, davalının rakip şirkette çalışması maddi bir zarara sebep olmasa dahi- anılan sözleşmenin 12. maddesi gereği 32.115,00 TL cezai şart bedelini ödemesi gerektiğini, davalının rakip şirkette çalışıyor olmasının haksız rekabet fiilinin devam ettiğini gösterdiğini, davalının müvekkili şirkete ait doktor listeleri ve doktorlar hakkındaki bilgileri, hastaların doktorlar için yaptığı değerlendirmeleri, hastalara ait bilgileri, müşteri listelerini bilmesinin bu bilgilerin ifşa edilmesi anlamına geldiğini davalının çalıştığı şirkette birebir çalıştığı doktor ve müşterilerin listesi ile davalının yanında çalıştığı sırada sorumlu olduğu veya çalıştığı doktor ve müşteri listelerinin karşılaştırılarak zararın tespit edilmesi gerektiğini, müvekkili tarafından alınan davalının bilgisayarında adli inceleme yapılması gerektiğini, ileri sürerek fazlaya ilişkin hakkının saklı kalması kaydı ile rekabet yasağının davalı tarafından ihlal edilmesi sebebi ile 32.115,00 TL'nin dava tarihinden itibaren kısa vadeli krediler için uygulanacak en yüksek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, müvekkil şirketin gizli bilgilerinin ifşa edildiğinin tespit edilmesine ve dava masrafları ve vekalet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  müvekkili davalının 13.04.2015 tarihli iş sözleşmesi kapsamında satış müdürü sıfatıyla davacının işletmesinde çalışmaya başladığını, müvekkilinin görevinin kendine bağlı çalışan kişilerin, müşteri sıfatında olanı doktorlar ile yaptıkları görüşmeleri denetlemek olduğunu, müvekkili davalının davacı şirketin üst düzey yöneticisinin eşi ile anlaşmazlığa düştüğünü, satışlarda çok başarılı olmasına rağmen  davalının şirketten/işten çıkarıldığını, 19.02.2016 tarihinde davacı şirketin iş sözleşmesini feshettiğini, 23.02.2016 tarihinde müvekkil davalı tarafından ibraname imzalandığını, bu ibraname sonrasında 01.03.2016 tarihinde müvekkile 26.114,40 TL tazminat ödendiğini, davacının öne sürdüğü iddiaların gerçeği yansıtmadığını, sözleşmenin davacı şirket tarafından feshedildiğini, davalının davacı şirket üst düzey yöneticisinin eşi ile sorunlar yaşadığını, bu sorunların çözümü için ilgili kişilerle görüşülmesine rağmen çözüm bulunamadığını, 19.02.2016 tarihinde davacının çıkarma kararı alarak müvekkilini işten çıkardığını diğer çalışanlara duyurduğunu, bazı çalışanların bu durumu haksızlık olarak değerlendirdiklerini, davacı şirketin öncelikle 19.02.2016 tarihinde iş sözleşmesini feshettiğini duyurduğunu, 23.02.2016 tarihinde müvekkiline ibraname imzalatıldığını, davacının bu ibranameyi tazminat bedellerini ödeme karşılığı imzalattığını, 29.02.2016 tarihinde ise müvekkilinin SGK'dan çıkışının yapıldığını, müvekkil hesabına yatan tutarın 26.114,40 TL'si prim veya ikramiye olmayıp tazminat bedeli olarak ödendiğini, davacının davalıyı işten çıkarmasını haklı bir nedene dayandırmadığını, davalının işten çıkarıldığı için iş sözleşmesinde rekabet yasağı hükmünün geçersiz hale geldiğini, Türk Borçlar Kanununun 444. maddesinde rekabet yasağı hükümlerinin, işverenin önemli bir zarara uğraması halinde doğacağının belirtildiğini, müvekkilin halihazırda çalıştığı şirketin davacıya rakip olmadığını; anılan şirketlerin farklı konularda çalıştığını, müvekkilin de mevcut şirketinde davacı şirketteki görevinden farklı bir görev ile çalıştığını, bu bağlamda görevi ile ilgili yaptığı işlerde rekabet yasağını ihlal etmediğini, gizlilik hükümlerine aykırı davranmadığını belirterek ve dayanın aydınlatılması için dinlenmesi gereken tanıklara ait bilgileri vererek, davacı şirketin haksız davasının ve buna bağlı tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesi 16/11/2021 tarih ve 2016/853 Esas -  2021/809 Karar sayılı kararında; \"Dava, sözleşmenin ihlali iddiasına dayalı cezai şart ve tespit istemine ilişkindir. Somut olayda davacı taraf, davalı ile 13/04/2015 tarihli iş sözleşmesinin akdedildiğini, davalının satış müdürü pozisyonunda çalışmaya başladığını, 23/02/2016 tarihinde davalının iş sözleşmesini feshettiğini ve 29/02/2016 tarihinde ayrılıp iki ay geçmeden aynı sektör ve alanda faaliyet gösteren ....com isimli şirkette pazarlama müdürü olarak çalışmaya başladığını, akdettikleri sözleşmenin 12 ve 13.maddesine göre davacı şirket ile aynı faaliyetleri gösteren rakip bir firmada çalışması ve rekabet yasağı ile gizlilik hükümlerini ihlal etmesi nedeniyle cezai şart alacağının doğduğunu, 32.115,00 TL'nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, davalı taraf ise sözleşmenin ihlalinin söz konusu olmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Buna göre, taraflar arasında 13/04/2015 tarihli iş sözleşmesinin akdedildiği hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamakta, uyuşmazlık, davalının davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra aynı faaliyet alanında hizmet veren başka bir şirkette çalışıp çalışmadığı, haksız rekabet/gizlilik ihaline ilişkin şartlarının oluşup oluşmadığı ve cezai şart talep şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. Tarafların bildirmiş olduğu delillerin toplanmasının ve tanık beyanlarının alınmasının ardından  Mahkememizin 18/09/2018 tarihli ara kararı gereğince, tarafların ticari defterleri ve internet sitesindeki kayıtlar da incelenerek iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre mahkememizce tespit edilen uyuşmazlık da değerlendirilerek davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı hususunda rapor hazırlanmak üzere dosyamız mali müşavir, haksız rekabet konusunda uzman ve bilgisayar Mühendisi bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti tarafından ibraz edilen 26/07/2021  teslim tarihli raporda özetle;\"1. Davalının işten ayrılması veya çıkarılmasını izleyen iki hesap döneminde davacı satışları yönünden belirgin artışlar olduğu, davalının davacıdaki işinden ayrılmasının davacı şirketin hasılatı üzerinde olumsuz bir etki oluşturduğu hususunun sabit olmadığı, 2. Davacı şirketin müşteri sayıları yönünden de anılan dönemlerde olumsuz bir gelişme yaşamadığı,3. Davacının “potansiyel pazar payı, müşteri, hasılat konularında olumsuz etkilendikleri” iddiasına yönelik somut veri, bilgi ve belge görülemediği, 4. Dava dışı ...Bilgi Hizm. A.Ş.'nin, davacı şirketin kendi sektörlerindeki başlıca rakipleri olması ve huzurdaki davaya taraf olmaması nedenleriyle incelemeyi kabul etmedikleri için, bu şirketin bilgileri incelenemediği, esasen bu incelemenin huzurdaki davaya da bir etkisinin bulunmadığı,5. Davalının, dava dışı (yeni/bir sonraki) işyerinde çalışması esnasında davacı işverene ait bilgileri hukuka aykırı olarak kullandığının sabit olmadığı, davalının anılan yeni iş ilişkisi nedeniyle davacının önemli zarara uğradığının da ispat edilemediği, rekabet yasağına ilişkin sözleşme hükmünün Türk Borçlar Kanunu 445 anlamında hakkaniyete uygun olmadığı,6. Bu kapsamda davalı yanın hakkaniyete uygun olmaması nedeniyle geçerli kabul edilemeyecek rekabet yasağını ihlalinin söz konusu olmadığı, bir an için rekabet yasağına ilişkin sözleşme hükmü geçerli kabul edilse dahi davalının eylemleri nedeniyle rekabet yasağına ilişkin hükmün ihlal edildiğinin sabit olmadığı\" yönünde görüş ve kanaat bildirmiştir. Bilirkişi raporu davacı vekiline ve davalı vekiline HMK 281 madde meşruatlı davetiye ile tebliğ edilmiş, rapora yönelik itirazların bildirilmesi nedeniyle Mahkememizin 05/11/2019 tarihli ara kararı gereğince dosyamız ek rapor hazırlanmak üzere bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti tarafından ibraz edilen 07/07/2021 teslim tarihli ek raporda özetle, kök rapordaki görüş ve kanaatin korunduğu rapor edilmiştir. Bu kapsamda yapılan yargılama, tanık beyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; taraflar arasında 13/04/2015 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin akdedildiği, sözleşmenin 12 ve 13. Maddelerinde fesih halinde haksız rekabet ve gizlilik hükümlerinin düzenleme altına alındığı, davacının, davalı tarafın söz konusu hükümleri ihlal ettiğinden bahisle eldeki davayı açtığı, bilirkişi raporu incelendiğinde, dosya kapsamına uygun, hüküm kurmaya elverişli tespit ve değerlendirmeler içerdiğinin anlaşıldığı, mahkememizce itibar edilebilir bulunduğu, buna göre, davalının davacıdaki işinden ayrılmasının davacı şirketin hasılatı üzerinde olumsuz bir etki oluşturduğu hususunun sabit olmadığı, davacı şirketin müşteri sayıları yönünden de ilgili dönemlerde olumsuz bir gelişme yaşamadığı, “potansiyel pazar payı, müşteri, hasılat konularında olumsuz etkilendikleri” iddiasına yönelik somut veri, bilgi ve belge sunulmadığı, aynı şekilde davalının, dava dışı (yeni/bir sonraki) işyerinde çalışması esnasında davacı işverene ait bilgileri hukuka aykırı olarak kullandığının sabit olmadığı, davalının anılan yeni iş ilişkisi nedeniyle davacının önemli zarara uğradığının da ispat edilemediği anlaşıldığından davalının iş sözleşmesi kapsamında yükümlülüklerini ihlal ettiği iddiasını ispatla mükellef olan davacının taleplerinin yerinde olmadığı kanaatine varılarak ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, '' 1-Davanın reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının gerekçeden yoksun olup müvekkilin gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmekte olduğunu (AYM, 20.03.2014 tarih, 2012/1034 başvuru sayılı kararı), ulusal ve uluslararası hukuk normları uyarınca mahkeme kararlarının, davanın sonucunu etkileyecek nitelikte hususları içermesi gerektiğini ve bunlara ilişkin hukuki değerlendirmelerde bulunması gerektiğini; yalnızca tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, çekişmeli hususların tespitinin yer aldığı bir mahkeme kararı gerekçeli karar hakkını, dolayısıyla adil yargılanma hakkını sağlar nitelikte olmadığını,  Verilecek hükmü etkileyecek nitelikteki hususlara yerel mahkemenin gerekçeli kararında değinilmediğini, yargılamada beyanlarının, davalının iddialarının ve bilirkişi raporu değerlendirmelerinin temelini oluşturan hususlardan birinin de rekabet yasağına aykırılık durumunda kararlaştırılan cezai şart bedelinin ödenmesi açısından işverenin zarara uğramış olmasının gerekli olup olmadığı hususu olduğunu, bu hususun bilirkişilerce incelemeye konu edildiğini, kök ve ek raporlarda davalı işten ayrıldıktan ve rakip şirkete geçtikten sonra müvekkilin müşteri sayılarındaki, hasılatındaki değişime bakıldığını ve eksik bir inceleme ile Müvekkilin bir zarara uğramadığına kanaat getirildiğini; işbu zarar değerlendirmesinin yerel mahkemenin kararına sirayet ettiğini, gerekçeli kararda “davalının anılan yeni iş ilişkisi nedeniyle davacının önemli zarara uğradığının da ispat edilemediği anlaşıldığından ... Davacının taleplerinin yerinde olmadığı kanaatine varılarak ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş.” denildiğini, asla müvekkilin zarara uğramadığı anlamına gelmemekle birlikte, söz konusu cezai şartın ödenmesinin bir zarara uğranmış olması şartına bağlı olmadığı yargılama süresince taraflarınca Yargıtay kararları, doktrin görüşleri ve kanun lafzı ile desteklenerek defalarca dile getirildiğini, yerel mahkemenin, kararına etki eden bu çekişmeli hususa ilişkin gerekçeli kararda hiçbir hukuki değerlendirmede bulunmadığını; gerekçeli kararda bu çekişmeli hususa ilişkin olarak sadece bilirkişi değerlendirmelerine yer verilmekle yetinildiğini, gerekçeli kararda bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli tespit ve değerlendirmeler içerdiği, mahkemece itibar edilebilir bulunduğunun dile getirildiğini, bilirkişi raporunun tekrar edildiğini, “yeni iş ilişkisi nedeniyle davacının önemli zarara uğradığının da ispat edilemediği anlaşıldığından” bahisle davanın reddine karar verdiğini, yerel mahkemenin yargılama makamı olarak bilirkişi raporlarındaki değerlendirmelerin ötesine geçerek cezai şartın ödenmesi için zarar varlığının gerekip gerekmediğinde ilişkin bir hukuki değerlendirmede bulunmaması, çekişmeli bu hususun gerekçeli kararda hiç tartışılmamış olması nedeniyle müvekkilin gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, istikrar kazanmış Yargıtay içtihatlarında ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere gerekçeli kararın dosyaya özgü olması gerektiğini ve bilirkişi raporuna atıfın, kararın gerekçeli olduğunu göstermemekte olduğunu (Yargıtay 9. HD. 06.10.2020 tarihli ve 2017/16679 E. 2020/10796 K. sayılı kararı, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9.HD. 06.10.2021 tarihli ve 2019/1035 E. 2021/1618 K. sayılı kararı), öte yandan müvekkil açıklamalarının dikkate alınmaması, müvekkil açıklamalarının reddine karar verilmesinin sebebinin gerekçeli kararda somut ve açık bir şekilde yer almaması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27.maddesinde: “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak: ... c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.” şeklinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkını ihlal etmekte olduğunu, Taraflar arasındaki rekabet sözleşmesinin hukuka uygun olduğunu; davalının işbu sözleşmeyi ihlal etmiş olup ilgili cezai şartı ödemekle mükellef olduğunu, davalının, müvekkili şirkette satış müdürü pozisyonunda çalıştığını; pozisyonu gereği davalı, müvekkilin ticari sırlarına sahip olduğunu,  davalının, satış görüşmesi için randevu almak, ürün hakkında bilgi vermek gibi noktalarda çok önemli olan, müvekkili müşterilerinin şahsi cep telefonu numaralarını haiz olduğunu, davalının müvekkilin müşterilerle olan sözleşmelerinin başlangıç ve bitiş tarihlerini biliyor olması, müvekkili şirket ile sözleşmesi biten müşteriler ile doğru zamanda iletişime geçebilmek açısından büyük önem arz etmekte olduğunu, davalının, çalıştığı dönemde müvekkili şirketin farklı şehir ve müşteri uzmanlığı gibi faktörlere göre değişen fiyat bilgilerini haiz olduğunu; ayrıca müşterilere özel olarak verilen indirimlerin, kampanyaların davalının bilgisi dahilinde olup bu hususun hangi müşterilerin fiyat hassasiyetinin yüksek olup indirimli çalışmak istediğini göstermesi açısından önem arz etmekte olduğunu, Müvekkili ile davalı arasındaki rekabet yasağının, davalının müvekkili şirket ile olan hizmet akdinin herhangi bir sebeple feshi halinde, sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren 6 (altı) aylık bir süre ile (“Rekabet Yasağı Süresi”) doğrudan ya da dolaylı olarak çalışma görevini ifa ettiği bölgede, sağlık konusunda faaliyet yapan internet şirketlerinde çalışamayacağını düzenlemekte olduğunu, rekabet yasağı gerek süresi gereği gerek kapsamı gereği oldukça sınırlı tutulmuş olmasına rağmen davalı istifasının üzerinden 2 ay geçtikten sonra müvekkili şirketin tek rakip firmasında çalışmaya başladığını ve bu hareketiyle söz konusu yasağı ihlal ettiğini, yerel mahkeme yargılamasında ise bilirkişi raporu isabetsiz ve eksik bir değerlendirme sonucu gerek müvekkilin zarar etmemiş olmasının cezai şart ödenmesine engel olacağı yönünde gerekse de rekabet yasağının hukuka aykırı olduğu yönünde hatalı değerlendirmelerde bulunduğunu; yerel mahkemenin ise isabetsiz işbu bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurarak hukuka aykırı bir karar aldığını, Taraflar arasındaki rekabet sözleşmesi geçerli olup müvekkili şirketin ticari sırlarına erişimi bulunan davalı bu sözleşmeye aykırı davrandığından cezai şartı ödemekle mükellef olduunu; Güncel Yargıtay kararlarının da bu doğrultuda olduğunu Yargıtay 11. HD. 06.03.2019 tarihli ve 2018/3705 E. 2019/1860 K. sayılı Kararı'nda “Rekabet yasağı kaydının geçerli olabilmesi için işçinin, hizmet ilişkisi içinde olduğu işverenin müşteri çevresi ve üretim sırları gibi ticari sırları bilebilecek bir pozisyonda çalışması ve bu bilgileri önceki işverenle rakip durumunda olan yeni işveren ile paylaşabilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Bu anlamda, ayrılan işcinin yeni işyerinde aynı pozisyonda çalışması da şart değildir. Keza rekabet yasağının varlığı için ayrılan işçinin, önceki işverene fiilen bir zarar vermesi şart olmayıp, zarar verebilme risk ve ihtimalinin varlığı yeterlidir. Rakip firmalarla paylaşması ve nüfuz etme imkanının bulunup bulunmaması önem arz etmektedir. Somut olayda mahkemece, davalı işçinin davacı şirkette çalıştığı konum itibariyle davacıya ait ticari sırlara, üretim teknolojisi yada özel üretim biçimi gibi üretim sırlarına ya da müşteri çevresine erişebilme imkanı ve ihtimalinin bulunup bulunmadığı, davacı işverene zarar verebilme ihtimal ve riskinin mevcut olup olmadığının belirlenerek,  rekabet  yasağına  ilişkin sözleşme değerlendirilmesi ve bu hususta gerekirse aralarında sektör bilirkişinin de olduğu heyetten rapor alınarak sonuca varılması gerektiği halde açıklanan ilkelerin gözetilmediği bilirkişi raporuna ve eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.” denildiğini, anılan bu Yargıtay kararına konu rekabet sözleşmesi yasağının akdin sona ermesini izleyen 2 yıl boyunca Ege ve Marmara bölgelerinde işverenin faaliyet gösterdiği boya ve kimya boyası alanı ile ilgili alanlarda çalışmaya ilişkin olduğunu; Yargıtay'ın işbu rekabet sözleşmesini geçerli bulduğunu, somut olayda müvekkili ile davalı arasındaki rekabet yasağı ise bundan dahi dar düzenlendiğini; Yargıtay'ın 6 ay gibi daha da kısa bir süre ile sınırlı, kapsamı da “sağlık sektöründe faaliyet gösteren internet şirketi” şeklinde daha dar bir şekilde belirlenen işbu rekabet sözleşmesini evleviyetle geçerli bulacağını, Davalı, müvekkili şirkette satış müdürü olarak müvekkilin müşteri çevresi ve üretim sırları gibi ticari sırlarını bilebilecek bir pozisyonda çalıştığından, bu bilgileri müvekkili şirketin rakibi durumunda olan ....Com Bilgi Hizmetleri Teknoloji ve Ticaret AŞ ile paylaşabilme ihtimali kuvvetle muhtemel olduğunu; bu nedenle davalı rekabet yasağını ihlal ettiğinden müvekkili şirketin cezai şart alacağının tamamını hakettiğini, yerel mahkemenin zarar şartı arayarak hatalı karar verdiğini ve taraflar arasındaki rekabet sözleşmesinin geçerli olduğunu destekleyen Yargıtay kararları yukarıdaki ile sınırlı olmadığını; Yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca işçi, haksız rekabetin zarar ihtimali doğurması halinde dahi cezai şart bedelini ödemekle  mükellef olduğunu,  Yargıtay 11.HD. 13.01.2020 tarihli ve 2019/1828 E. 2020/287K. sayılı kararında; “Dava, rekabet yasağının ihlali nedeniyle cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, davacının uğradığı zararı kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş Ancak, TBK'nın 442/2 maddesi gereğince, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması yeterlidir. Bu itibarla mahkemece, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususunda bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” denildiğini, Yargıtay 11.HD. 02.03.2020 tarihli ve 2019/3810 E. 2020/2260 K. sayılı kararında “Şu halde mahkemece, rekabet yasağı sözleşmesinin batıl olduğunun kabul edilmesi doğru olmadığı gibi davacı şirkette mühendis olarak çalışmış olan davalının, davacı şirketin ticari bilgilerine vakıf olabilecek bir pozisyonda çalıştığı, edindiği bilgileri 3. kişilere aktarma ihtimalinin bulunduğu, bu halin ihtimalinin bile rekabet yasağı sözleşmesinde — öngörülen cezai şartın tatbiki için yeterli görülebileceği, eş anlatımla edinilen bilgilerin kullanıldığının ispat edilmesinin gerekmediği dahi gözetilmeksizin yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi de doğru olmamış ve kararın davacı taraf yararına bozulması gerekmiştir.\" denildiğini, Yargıtay 11. HD. 15.06.2020 tarihli ve 2019/4773 E. 2020/2898 K. sayılı kararında; “(...) yerleşik yargıtay içtihatları dikkate alındığında tıpkı haksız rekabette olduğu gibi rekabet yasağına aykırılık halinde de zararın doğmasının şart olmayıp işçinin rakip bir firmada çalışarak önceki iş verene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunmasının yeterli olduğu, bu haliyle davalının işten ayrılıp aynı alanda ve aynı il sınırları içerisinde başka bir işletmede işe girmesinin rekabet yasağının ihlali niteliğinde olduğu anlaşılmakla ...” denildiğini, Yargıtay 11. HD. 08.04.2019 tarihli ve 2018/390 E. ve 2019/2748 K. sayılı kararında;  “(..) rekabet yasağının ihlali nedeniyle cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin olan davada işverenin bir zarar gördüğünü değil, arar görme tehlikesinin varlığını kanıtlaması yeterli olduğu halde, mahkemece davacının davalı işçi nin yeni işine başlaması nedeniyle zarara uğradığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hatalı ise de ...” denildiğini, Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesi yargılamasında bilirkişi ek ve kök raporlarının rekabet sözleşmesini hakkaniyete uygun olmadığından geçersiz olduğunu; cezai şart bedelinin ödenmesi için müvekkilin zarara uğramış olmasının gerektiğini dile getirmesi ve yerel mahkemenin işbu bilirkişi raporları doğrultusunda davanın reddine karar vermesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu; hukuka aykırı işbu yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması ve yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve re'sen göz önünde bulundurulacak nedenlerle;  İstanbul 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16.11.2021 tarihli ve 2016/853 E., 2021/809 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın kabulüne, Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasındaki iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağı hükmüne aykırılık iddiasına dayalı cezai şartın tahsili ve bu eylemler nedeniyle uğranılan ve cezai şart tutarını aşan maddi zararların tespit ve tazmini istemlerine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, tanıklar dinlenilmiş, dosya bilirkişi heyetine tevdii edilerek kök ve davacı itirazları üzerine ek rapor alınmış, akabinde tahkikat bitirilerek davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebeple; mahkeme kararının gerekçesiz olduğu, rekabet yasağının ihlali nedeniyle cezai şart istenebilmesi için, davacının zarara uğramasının gerekmediği, rekabet yasağına ilişkin hükmün geçerli olduğu davalının davacı işyerindeki pozisyonu gereği, davacının ticari sırlarına vakıf olduğu ve bunları paylaşma tehlikesinin bulunmasının yeterli olduğu yönündedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Rekabet Yasağının Koşulları başlıklı 444. maddesinde \"Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.\" hükmü ve sınırlandırma başlıklı 445 maddesinde; \"Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.\"  hükmü yer almaktadır.Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 2 inci maddesine göre; davacı davalı şirkette satış müdürü pozisyonunda işe başlamış olup, sözleşmenin çalışma yeri başlıklı üçüncü maddesinin; \"Çalışan  görevlerini Şirketin işbu Sözleşmede yer vezilen adresinde bulunan işyerine bağlı olarak yerine getirecektir. Ayrıca çalışan Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahdinde ve haricinde görevrerin gerektirdiği surette ve Şirket'in uygun gördügü şekide seyahat etmeyi, eğitim, kurs ve seminerlere katılmayı, Şirkete ait olan veya ileride açılacak sair işyerleri ile şube, irtibat bürosu veya sair işletmelerde, Şirket'in iş ve işyerinin gereklerinden kaynaklanan gerekçelerle yazılı talebi üzerine geçici ya da devamlı surette görev alacağını kabul ve beyan eder.\" düzenlemesini içerdiği, sözleşmenin 12/3 fıkrasında; \"Çalışan, Şirket nezdinde çalışmış olduğu dönemde Şirket'in iş sırlarına ve müşteri çevresine nüfuz etmesi nedeniyle, (i) Şirkette çalıştığı süre zarfında, ve (ii) Şirket ile olan hizmet akdinin herhangi bir nedenle feshi halinde Sözleşme'nin sona erdiği tarihten itibaren 6 (altı) aylık bir süre ile (\"Rekabet Süresi) doğrudan ya da dolaylı olarak, Çalışan'ın görevini ifa ettiği bölgede sağlık konusunda faaliyet yapan internet şirketlerinde çalışmayacağını, bunlara Rekabet Yasağı Süresi dahilinde çalışmak için başvurmayacağını ve bunlardan gelen teklifleri kabul etmeyeceğini, kendi adına böyle bir iş yürütmeyeceğini,  ya da böyle bir işle ilgilenmeyeceğini kabul eder.\" düzenlemesinin yer aldığı, yine sözleşmenin 12/5 fıkrasında; \"Rekabet etmeme yükümünün Çalışan tarafından ihlal ediimesi halinde, Şirket'in (cezai tazminatı aşsın ya da da aşmasın),  Şirket'e verilen zararın derecesine göre diğer tazminat veya tedbir hakları saklı kalmak şartıyla Çalışan, 3 (üç) aylık maaşı tutarında cezai tazminatı (şu kadar ki Çalışan'ın cezai tazminat ödemesi, Çalışan'ı işbu madde altındaki yükümlülüğüne uygun davranma borcundan kurtarmayacaktır.) Şirket'e ödeyecekir. Bu hükmün ihlali Şirket açısından cezai hükümlere engel olmamak kaydı ile aynı zamanda haklı fesih nedenidir.\" düzenlemesinin yer aldığı anlaşılmıştır. Dosyaya mübrez iş sözleşmesi, davalının SGK hizmet dökümü, işe giriş ve işten ayrılış bildirgeleri  kapsamından, davalının 13/04/2015 tarihinde davacı şirkette satış müdürü olarak çalışmaya başladığı, 23/02/2016 tarihinde istifa dilekçesi verdiği ve 29/02/2016 tarihinde bu gerekçe ile işten ayrılışının yapıldığı, akabinde 21/04/2016 tarihinde dava dışı ... Bilgi Hizmetleri Teknoloji ve Ticaret Anonim Şirketi'nde işe başladığı, 05/01/2017 tarihinde bu iş yerinden de ayrıldığı, davalı ile dava dışı şirket arasındaki iş sözleşmesi dosya arasında olmadığı için bu şirkette hangi pozisyonda işe alındığının tespit edilemediği, davalının cevap dilekçesinde, yeni çalışmaya başladığı iş yerindeki görevinin pazarlama müdürü olduğunu, sosyal medya ve video çekim ekibinin iş ve işlemlerini belirleme ve denetleme görevinin bulunduğunu, satış faaliyeti yürütmediğini savunduğu anlaşılmıştır. Mahkemece; davalının işten ayrılmasının, davacının müşteri sayısı, pazar payı ve hasılatını olumsuz etkilediğinin ispatlanamadığı, yine davalının, sonraki işyerinde çalıştığı sırada davacıya ait bilgileri hukuka aykırı olarak kullandığının da ispat olunamadığı gerekçesi ile dava reddedilmiş ise de; 6100 Sayılı TBK'nun 444 maddesi uyarınca; rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği, yukarıda belirtildiği üzere rekabet sözleşmesinin geçerliliği için, işçinin görevinin, işverenin müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlaması ve bu bilgilerin kullanılmaları ihtimalinin işverenin önemli bir zararına neden olacak nitelikte bulunmaları yeterli olup, bilgilerin kullanılmış olması ve bu nedenle işverenin zarara uğramış gerekmez.  Bu durumda mahkemece, davalının davacı nezdindeki işyeri şahsi sicil dosyasının maaş bordrolarını da içerek şekilde celbi, yine davalının dava dışı şirket ile arasındaki iş sözleşmesinin ve mevcut ise o şirketteki görev tanım belgesinin de dosyaya celbi sağlanarak, davalının görevi gereği davacı şirketin müşteri çevresi, üretim sırları veya işverenin yaptığı işler ile ilgili bilgilere vakıf olup olmadığı,  vakıf ise, davalının dava dışı şirketteki pozisyonuna göre bu bilgilerin kullanılması ihtimalinin davacı yönünden tehlike oluşturur nitelikte bulunup bulunmadığı hususlarında, sağlık sektöründe uzman bir bilirkişinin de heyete eklenmesi suretiyle davacı iddiaları ve davacı savunmalarını karşılar şekilde ek rapor alınması veya gerekli görülmesi halinde yeni bir heyetten rapor alınması; yine davacı ile davalı arasındaki iş sözleşmesinin üçüncü maddesi ile davacı ve davalı tanıklarının anlatımlarından, her ne kadar sözleşmenin üçüncü maddesinin birinci cümlesinde davacının çalışma yerinin davacı şirketin iş yeri adresi olduğu belirtilse de, esasen davalının görev alanının tüm Türkiye Cumhuriyet'i sınırlarını kapsadığının anlaşılması karşısında, TTK'nun 445 maddesi uyarınca rekabet yasağında yer alan yer kısıtlamasına hakim müdahalesi gerekip gerekmediğinin tartışılması, buna göre davacının davalıdan sözleşmenin 12 maddesi kapsamında cezai şart alacağının varlığı ve miktarı yönünden bir sonuca ulaşılması  gerekirken, yanılgılı ve yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi yerinde olmamış, davacı yanın istinaf başvurusu  haklı bulunmuştur. Sonuç itibariyle; davacının istinaf başvurusunun<br> kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; <br>İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/11/2021 tarih ve  2016/853 Esas ve 2021/809 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,   Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 13/11/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a6dba907854dc6fe","SID":"e7bb06d43c478d84"}}