{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2025/1289 <br>KARAR NO\t: 2025/1641<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 25/06/2025<br>NUMARASI\t: 2025/66 E. - 2025/155 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025<br> Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Tarafların İddia ve Savunmaları:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin meşrubat sektöründe faaliyet gösterdiğini, kaliteli ürünleri, yapılan ciddi yatırımlar, reklam harcamaları ve başarılı çalışmaları ile piyasada tanındığını, müvekkilinin TPMK nezdinde 2016/11076 sayı ile tescilli ve koruma altında olan ... markasının sahibi olduğunu, bu markasını, meşrubat sektörü alanında gerek yurt içinde gerekse yurt dışında aktif ve yoğun şekilde kullandığını, davalı tarafça 2018/59793 tescil numaralı ... ... ve 2017/31489 tescil numaralı ... markasının tescil edildiğini, 2019/123117 başvuru numaralı marka için de tescil başvurusu yapıldığını, müvekkili markasıyla iltibas oluşturacak şekilde kullanıldığını, şekil markası olarak tescil ettirdikleri markaları, yine müvekkili markasıyla iltibas oluşturacak şekilde ve hatta müvekkili tescilsiz tasarımı ile aynı olacak şekilde kullandığını ve kullanmaya devam ettiğini,  davaya konu her iki marka ve müvekkiline ait marka ve tasarımın kullanımının birbirinin aynısı olduğunu, müvekkiline ait tasarım ile davalıya ait markada aynı şekilde mavi zemin üzerine beyaz Arapça olmak üzere ... yazdığını, davalıya ait içecek kutusunda da aynı şekilde müvekkilinin markası Arapça olarak birebir aynı yazıldığını, her iki ürün arasında mevcut tek farkın Türkçe harf karakterlerinde A ve O harfinin yer değiştirmişi olması olduğunu, fakat yazı şekillerinden ötürü bu 2 harfin ayırt edilemeyecek şekilde benzer olarak üretildiğini, davalı tarafından yapılan müvekkilinin hem markasına hem de tasarıma yapılan tecavüz nedeniyle müvekkilinin işletmesinin itibar kaybettiğini, markanın sulandığını, karışıklık doğduğunu ve müvekkili pazarının daraldığını, davalı yanın haksız kazanç sağladığını, davalının dava konusu edilen kullanımının aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu, davalının, müvekkilinin pazarına girerek müvekkili ile rekabet yapar hale geldiğini, müvekkilinin müşterilerine haksız tescillerini dayanak göstererek ihtarlar keşide ettiğini, açıklanan nedenlerle, davalı adına tescilli 2019/68255 ve 2017/31489 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalı markalarının taklit kullanımının önlenmesine, anılan markalar hakkında muhtemel tecavüzün önlenmesine, tecavüz fiilinin durdurulmasını, tecavüzün kaldırılmasını, müvekkiline ait tasarımın aynısını ve ayırt edilemeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle yapılan haksız rekabetin tespitine ve men'ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı vekili cevap dilekçesi ile, davacı tarafın, markalar arasındaki benzerlik iddiasını hatalı bir yaklaşımla kurguladığını, bu sonuca marka ibarelerini harf harf benzetmek suretiyle ulaştığını, benzerlik karşılaştırması yapılırken, markaların ihtiva ettiği tüm unsurların bir bütün olarak ele alınması ve bu şekilde kıyaslanmasının daha doğru bir yaklaşım olacağını, taraf markaları arasındaki görsel, işitsel ve kavramsal farklılığın basit bir incelemeyle dahi rahatlıkla tespit edilebildiğini, bu itibarla, markalarda yer alan ibarelerin aynı olmadığını, tüketiciler tarafından marka ibarelerinin kavramsal olarak da aynı anlama gelmediğini, müvekkilinin marka tescillerinde aslan figürünün olduğu şekil unsurlarına yer verildiğini, markaların işitsel açıdan da farklı bir şekilde algılandığını, sektörel bazda birçok enerji içeceği üreticisinin markasını kullanırken zemin hususunda mavi renk tercihi8nde bulunduğunu, bu hususun iltibas meydana getirecek hiçbir yanı bulunmadığını, davacının markasında tescilden farklı olarak at figürünü kullanmasının ayırt edici boyutta algılanmasını gerektiren bir unsur olmadığını, at figürünün markada enerjiyi ve gücü simgelediğini ve bu yüzden ayırt edici olmadığını, herkesin kullanımına açık olan bir figür olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, müvekkilinin tescilli markasında yer alan figürün at değil, aslan olduğunu, davacının \"boom\" ibaresi hakkında daha önce tescil kaydı ile koruyan kişilerle davacı arasında husumet bulunmadığını ve davacının markasının da hükümsüzlük tehdidi altında olduğunu, dava konusu markaların kullanılmakta olduğu ürünlerin yüksek çoğunlukla profesyonel sporcuların tüketimine sunulan içecekler olduğunu, halk genelinde tüketilmekte olan meşrubat çeşitlerinden çok farklı bir kategoride yer aldığını ve yalnızca belirli bir kitleye hitap ettiğini, davacının marka tescilinden farklı olan kullanımlarının hükümsüzlük davasına konu edilemeyeceğini, markaların görsel olarak birbirlerinden tamamen ayrıldığını, davacı tarafın iddia ettiği gibi fiili kullanımın müvekkili tarafından gerçekleşmediğini ve müvekkilinin bu davaya konu olan markalar ya da benzerleri altında üretim, satış, tanıtım ve benzer herhangi bir ticari faaliyeti bulunmadığını, bu itibarla marka hükümsüzlük talebi dışındaki tüm iddiaların taraf sıfatı bakımından reddedilmesi gerektiğini, açıklanan nedenlerle davacını davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemecenin 01/06/2022 tarih, 2021/254 esas, 2022/98 karar sayılı kararıyla, \"2019/123117 başvuru numaralı markanın tescil edilmemiş olduğu anlaşıldığından, bu marka hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Davacının, davalıya ait 2019/68255 ve 2017/31489 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğü talebinin ve sınai mülkiyet haklarına tecavüz ve haksız rekabet iddialarından kaynaklı taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE\" karar verilmiş, dosya istinafa gönderilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nin 27/02/2025 tarih, 2022/1373 esas, 2025/347 karar sayılı ilamıyla \"İlk derece mahkemesince hükümsüzlük davasının sonucu beklenmeden esas hakkında karar verilmiş ise de,  SMK'nın 27/1 maddesi gereğince  bir markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi durumunda , kararın geçmişe etkili olacağı ve  marka tescilinden doğan hakların hiç doğmamış sayılacağı ve  kararın herkese karşı hüküm ifade edeceği, ileri sürülen esasa ilişkin istinaf sebeplerinin incelenebilmesi bakımından da bu  ilk derece mahkemesince  hükümsüzlük davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiği anlaşılmıştır. Diğer yandan, bekletici mesele yapılması gereken dosyanın sonucuna göre,  gerekmesi halinde  enerji içeceği yönünden ... ibaresi zayıf ibare ise de,   davalı markasının davacı markasına göre tek bir harf değişikliği yapılarak oluşturulduğu, bu şekilde tek bir harf değişikliğinin  davalı markasını  davacı markasından farklılaştırmaya yetip yetmediği konusunda itirazlar da dikkate alınarak yeni bir heyetten rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi  gerektiği, tüm bu nedenlerle istinaf talebinin kısmen kabulü gerektiği anlaşılmıştır. Davacı vekilinin İstinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353/1-a- 6 maddesi gereğince, kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine\" karar verildiğini, yeniden yapılan yargılama neticesinde; <br>İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br>Mahkemece; \"2019/123117 başvuru numaralı markanın tescil edilmemiş olduğu anlaşıldığından, bu marka hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Davacının, davalıya ait 2019/68255 ve 2017/31489 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğü talebinin ve sınai mülkiyet haklarına tecavüz ve haksız rekabet iddialarından kaynaklı taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,  \" karar verilmiştir. <br>İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:<br>Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece verilen kararın eksik inceleme neticesinde hatalı olarak verildiğini, hükme dayanak alına İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2020/162 Esas, 2021/606 Karar sayılı kararına karşı taraflarınca karar düzeltme yoluna başvurulduğunu, kararın kesinleşmediğini, dosyanın halen yargıtay incelemesinde olduğunu,  Müvekkili ticari faaliyetlerinin yoğunluğu ile yüksek itibara sahip, köklü ve güvenilir bir firma olduğunu, kaliteli ürünleri, yapılan ciddi yatırımlar, reklam harcamaları ve başarılı çalışmaları ile piyasada tanındığını, müvekkili şirket sermayesi, ithalat- ihracat hacmi, sahip olduğu kalite belgeleri ile gıda sektöründe varlık gösterdiğini, varlık gösterdiği tüm sektörlerde de \"... MEŞRUBAT\" olarak tanındığını ve oldukça başarılı konumda bulunduğunu,  Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli birçok markanın sahibi olduğunu,  TPMK'da 25.10.2016 tarihli 2016/11076 sayı ile tescilli ve koruma altında olan \"...\" markasının da sahibi olduğunu,  2016/11076 sayılı tescilli markayı taşıyan önceki kullanıma sahip tescilsiz tasarımla meşrubat sektörü alanında gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında aktif ve yoğun şekilde kullandığını ve  gerek tasarım gerekse marka üzerinde münhasır hak sahibi olduğunu, müvekkili markası ayırt edici bir marka olduğunu, mahkemenin müvekkili markasını zayıf marka olarak nitelendirmesinin hatalı olduğunu, davalı tarafın savunmanın genişletilmesi mahiyetindeki beyanlarına itirazlarının dikkate alınmadan çelişkili rapor ile karar verildiğini, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia ve savunmalar genişletilip değiştirilemeyeceğini, bu husus Yargıtay kararlarında da aynen dikkate alındığını, mahkemeye yaptıkları itirazları hiçe sayılarak savunmanın genişletilmesine onay verilerek, rapor tanzimi yönlendirmeli olarak gerçekleştiğini, \"...\" markası üzerinde müvekkili gerçek hak sahibi olduğunu, dosyada mübrez başkaca yerel mahkemelerden müvekkili markasına tecavüz edenlere yönelik ikame ettikleri davalardan alınan kararlar ve emsal bilirkişi raporları ile markalarının ayırt ediciliği ortaya konulduğunu, söz konusu marka müvekkili ile anılan ve kullanıldığı sektörde fazlasıyla ayırt edicilik kazanmış bir marka iken  mahkeme tarafından davalı markasının hükümsüzlüğü yönünde haklı davalarının kabulüne karar  verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi haksız, mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalı taraf Sınai Mülkiyet Kanununun ilgili maddelerine tamamen aykırı bir kullanım gerçekleştirmekte olduğundan dava konusu markanın hükümsüzlüğü gerekirken aksi yönde karar verilmesinin bozmayı gerektirdiğini, davalı tarafından müvekkili markası alenen taklit edilerek kullanıldığını, müvekkiline ait ürün meşrubat sektöründe üretilip müşteriye sunulan bir enerji içeceği iken aynı şekilde davalı tarafın ürettiği ve pazarladığı taklit ürün de enerji içeceği olduğunu,  davalı yan ürünlerinin müvekkiline ait ürünler zannedildiği, karışıklığa neden olduğu ve müvekkiline ait pazardan haksız şekilde faydalandığının aşikar olduğunu, davalı birebir müvekkilinin markasını iltibas oluşturacak şekilde taklit ederek tescil gerçekleştirdiğini ve müvekkili ürünleri ile aynı emtia grubunda ve hemen hemen aynı tasarım görseli ile ürün pazarladığını, davalının kötü niyetli olarak eylemlerini sürdürdüğünü, mahkemece kötü niyet yönünden bir araştırma yapılmadan karar verildiğini, davalının müvekkili markasından ve tasarımından haksız kazanç sağladığı açık iken bu tescillerin hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekirken  reddine karar verilmesi hukuk düzeniyle bağdaşmadığını, önceki tarihli kullanıma dayanan tescilsiz tasarım SMK gereği korunduğunu, bilirkişi raporunda önceki kullanımına yer verilen marka Türkiye'de hiç kullanılmadığını, markayı Türkiye'de ilk kullanan kişi müvekkili olduğunu, davalı kötü niyetli olarak müvekkilinin tescilli markasını ve bu markayla özgülenmiş tescilsiz tasarımı kullandığını, marka tecavüzü alenen gerçekleşmiş olduğu dosyada mübrez tüm kayıtlarından, emsal kararlardan, kök rapordan anlaşıldığını ve marka hükümsüzlüğü koşulları, marka tecavüzü ve haksız rekabet olgusu ispatlanmış iken mahkeme tarafından kök rapor nazara alınmadan haklı davalarının reddine karar verilmesinin bozmayı gerektirdiğini belirterek istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İstinafa Cevap:<br>Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın reddine karar verildiğini, karara gerekçe olarak; İstanbul (2) Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2020/162 E. 2021/606 K. sayılı ilamında davacı tarafından davaya dayanak gösterilen marka hakkında hükümsüzlük kararı verildiğini, kararın istinaf ve temyiz incelemesi neticesinde kesinleştiği, ayrıca davacı tarafından tescilsiz tasarım kullanımlarına dayanılsa da müvekkili adına dosyaya sunulan delillerde daha eski tarihli kullanımlar olduğu ve davacının tescilsiz tasarım hakkına dayanamayacağı gerekçesi ile davanın tüm talepler bakımından reddine karar verildiğini, davacının istinaf başvurusunun hukuki dayanağı olmadığından bu aşamada esası etkiler bir tarafı bulunmadığını belirterek usul ve yasaya uygun verilen kararının onanmasını istinaf isteminin reddini talep etmiştir.<br>GEREKÇE:<br> HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; Dava  davalıya  ait 2019/68255, 2017/31489 tescil numaralı ve 2019/123117 başvuru numaralı markaların,  davacıya ait  2016/11076 tescil numaralı markası ve tescilsiz tasarımı  ile iltibasa dayalı   markaya ve tescilsiz tasarıma tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması ve önlenmesi ile 2019/68255, 2017/31489 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. Davacı, “...” ibareli ve 2016/11076 sayılı markanın sahibi olduğunu, bu markanın içecek sektöründe uzun yıllardır yoğun kullanım sonucu tanınmışlık kazandığını, davalının “...”, “... ...” ibareli ve benzer görsel unsurlarla oluşturduğu markaların hem harf dizilimi hem ambalaj tasarımı yönünden kendi markasıyla ayırt edilemeyecek ölçüde benzer olduğunu, bu nedenle iltibas doğduğunu, markasının sulandırıldığını, davalının kullandığı tasarımların müvekkiline özgülenmiş tescilsiz tasarımla dahi örtüştüğünü, tüketici nezdinde bağlantı izlenimi yarattığını, bu kullanım nedeniyle haksız rekabet oluştuğunu, davalının müvekkilinin müşterilerine ihtar çektiğini belirterek hükümsüzlük, tecavüzün  ve haksız rekabetin tespiti men’i taleplerinde bulunmuştur. Davalı, markalar arasında harf benzerliği üzerinden yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, ibarelerin bütünsel görünümlerinin, telaffuzlarının ve anlamlarının farklı olduğunu, kendi markalarında aslan figürünün bulunduğunu, davacının kullandığı at figürünün ayırt edici olmadığını, “Boom” ibaresinin ilgili sektörde yaygın kullanılan zayıf bir ibare olduğunu, davacının markasının tescilden farklı şekilde kullanıldığını, davalının dava konusu markalar altında üretim veya satış faaliyeti bulunmadığını, bu nedenle tecavüz ve haksız rekabet iddialarında taraf sıfatının dahi oluşmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.  İlk Derece Mahkemesinin 2021/254 E., 2022/98 K. Sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği , kararın istinafı üzerine Dairemizin  2022/1373 E., 2025/347 K. Sayılı kararı ile ,   hükümsüzlük davasının sonucunun bekletici mesele yapılması ayrıca, “boom” ibaresi zayıf kabul edilse bile, davalı markasında yapılan tek harf değişikliğinin markayı ayırt etmeye yetip yetmediği noktasında  yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerekçesiyle istinaf başvurusu kabul ederek kararın  kaldırılmasına karar verilmiş, mahkemece yargılamaya devamla kararda işaret edildiği üzere yeni bir heyetten bilirkişi raporu alınmıştır.Bilirkişi heyeti raporunda , “boom” ibaresinin ilgili sektörde zayıf nitelikte olduğunu, taraf markalarının bu ibareyi benzer türevlerle içerdiğini, bununla birlikte, davalı markalarındaki değişiklikler ve bütünsel algı nedeniyle markalar arasında iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmadığını ,  davalı tarafından markasal kullanımına ilişkin somut delil bulunmadığı, bu nedenle hem markaya tecavüz hem haksız rekabet koşullarının oluşmadığı belirtilmiştir. Bekletici mesele yapılan İstanbul 2. FSHHM’nin 2020/162 E. sayılı dosyasında;  davacının dayanak 2016/11076 sayılı markasının hükümsüzlüğüne karar verildiği ve kararın istinaf ve temyiz süreçlerinden geçerek 27/03/2025 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Kesinleşen bu kararda ayrıca  \"davacının “dandanah” ve “şekil (at) logosu üzerinde tescile dayalı hak sahibi olduğu, BoomBoom ibaresi üzerinde ise öncelikli kullanım nedeniyle gerçek hak sahibi olduğu, davalının şekil (at) logosu ile dandanah markalarına tecavüzünün gerçekleştiği, BoomBoom markası açısından da Mahkemece hükümsüzlük kararı verildiğinden ve hükümsüzlük kararı geriye etkili olduğundan bu markaya davalı tecavüzünün gerçekleştiği, bu tecavüz aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğinden davacının markaya tecavüz ve haksız rekabete yönelik açmış olduğu davanın kabulüne, davalıların davacının gerçek hak sahibi olduğu ve adına tescilli (2020/53176 no ile başvuru/tescilli şekil - at logosu -, 2020/53284 no ile tescilli ... + şekil ve 2020/37433 no ile tescilli dandanah) markalar ile davacının ürün ambalajı ve ürün tasarımını içeren kullanımlarının markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine,\" şeklinde gerekçeyle markaya tecavüz ve haksız rekabete yönelik  davanın kabulü ile ; davacının at logosu,  ... + şekil  markalar ile davacının ürün ambalajı ve ürün tasarımını içeren davalı  kullanımlarının markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine de karar verildiği görülmüştür.Mahkemece hükümsüzlük kararının geçmişe etkili olması nedeniyle davacının marka hakkına dayalı hükümsüzlük, tecavüz ve haksız rekabet iddialarının dayanağının kalmadığı ,  davalının daha önceki tarihli kullanımı nedeniyle davacının tescilsiz tasarımına dayanma imkânı da bulunmadığı gerekçesi ile,  davanın tümden reddine karar verilmiştir. Karar karşı davacı vekili istinaf talep etmiştir. Davacı, “...” ibareli markasının davalı tarafından “...” ve “... ...” şeklinde taklit edildiğini, bu kullanımın iltibas ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek hükümsüzlük ve tecavüz iddialarını ileri sürmüş ise de ;  davacının davaya mesnet 2016/11076 sayılı markasının hükümsüzlüğüne karar verildiği ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2024/3532 E., 2025/2196 K. sayılı ilamı ile de onanmasına karar verilmekle  kesinleştiği, 6100 sayılı HMK da karar düzeltme şeklinde kanun yolunun bulunmadığı,  bu nedenle  davacının, hükümsüzlük kararının kesinleşmediği ve eldeki davaya dayanak yapılamayacağı yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. SMK  27/1 maddesindeki \" 25 inci madde gereğince markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi hâlinde bu karar marka başvuru tarihinden itibaren etkili olup, markaya bu Kanunla sağlanan koruma hiç doğmamış sayılır.\" yasal düzenlemesi gereğince  hükümsüzlük kararının geçmişe etkisi nedeniyle davacının hükümsüz kılınan markaya dayalı  hükümsüzlük, markaya tecavüz ve haksız rekabet  iddialarının  hukuki dayanağı ortadan kalktığından bu taleplerin reddi gerektiği anlaşılmıştır. Bu durumda, ilk derece mahkemesinin, hükümsüzlük kararının bağlayıcı ve geçmişe etkili niteliği gözetilerek davacı tarafın marka hükümsüzlüğü, markaya tecavüz ve haksız rekabetten kaynaklanan  taleplerinin reddine karar vermesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Davacı taraf, başka uyuşmazlıklarda müvekkili lehine verilmiş emsal kararlar bulunduğunu ileri sürmüş ise de; her uyuşmazlık somut olayın özellikleri ve dosyaya yansıyan deliller  dikkate alınarak  değerlendirilir. Davacının marka hükümsüzlüğü, markaya tecavüz, haksız rekabet  ve  davalının kötü niyetli olduğuna dair  iddialara dayalı istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Tescilsiz tasarıma tecavüz iddiası yönünden ise ; davacı, tescilsiz ambalaj  tasarımının  SMK  m.55 ve 59 hükümleri uyarınca korunması gerektiğini, Türkiye’de ilk kez kendisi tarafından kullanıldığını, bilirkişi raporunda atıf yapılan dava dışı firmanın kullanımının Türkiye’de gerçekleşmediğini, bu nedenle tasarım hakkının müvekkili lehine korunması gerekirken aksi yönde değerlendirme yapıldığını ileri sürmüştür. SMK  m.55/4 ve 59/2  uyarınca tescilsiz tasarımın korunabilmesi için; tasarımın ilk kez Türkiye’de kamuya sunulmuş olması, yenilik ve ayırt edicilik şartlarını taşıması ve üçüncü kişilerce aynen veya genel izlenim itibarıyla ayırt edilemeyecek derecede benzerinin kopyalanarak kullanılması gerekmektedir. Dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarında; davacının söz konusu tasarımı  28/03/2016 tarihinden itibaren kullanmaya başladığı , buna karşılık dava dışı ...  unvanlı firma tarafından 29/01/2012 tarihli kullanımın mevcut olduğu tespit edilmiştir. Davacı taraf, bu önceki kullanımın Türkiye’de gerçekleşmediğini ileri sürmekte ise de bu iddiası tasarımın mutlak yenilik unsurunun bulunmadığı sonucunu değiştirmediğinden  sonuca etkili değildir. Tescilsiz tasarım yeni olmadığından davacı bu korumadan faydalanamaz. Öte yandan, davacının ambalaj tasarımı ile markaya tecavüz fiilini işlediği yukarıda yer verilen kesinleşmiş karar ile sabit olduğu gibi   davacının  tescilsiz tasarımı ile  davalıya ait ambalaj tasarımlarının, genel izlenim itibarıyla ayırt edilemeyecek derecede benzer olmadığı kopyalama bulunmadığı bilirkişi raporu ile tespit edilmiş olduğundan tasarıma dayalı tecavüz ve haksız rekabet iddiası sübut bulmamıştır.  İlk derece mahkemesinin, davacı tarafın tescilsiz tasarıma dayalı talebini  reddetmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.Bunların haricinde davacının  savunmanın genişletildiğine yönelik usule ilişkin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davalının markaların benzer olmadığı yönünde savunma yaptığı,  davacının iddiaları kapsamında taraf markalarının benzerlik karşılaştırması yapılırken  hukuki değerlendirme kapsamında işaretlerin zayıf ibarelerden oluşup oluşmadığının  buna bağlı olarak ayırt ediciliğinin yüksek olup olmadığının dikkate alınması gerektiği, bu itibarla yargılama sürecinde savunmanın genişletildiğinden söz edilemeyeceği anlaşılmıştır. Tüm bu açıklamalara göre; mahkemece davanın reddine dair verilen kararın dosya kapsamı ve hukuka uygun olduğu  davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı ,anlaşıldığından, HMK m.353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1- Usûl ve yasaya uygun  Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 25/06/2025 tarih ve 2025/66 E., 2025/155 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 27/11/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"89c02a019222a120","SID":"08deed4ba8aa95fe"}}