{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO\t: 2022/2097 <br>KARAR NO\t: 2025/1941<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/06/2022<br>NUMARASI\t: 2021/321 Esas - 2022/443 Karar<br>DAVA: Tazminat, Yöneticinin Azli<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/11/2025<br>Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacılar vekili; ... Dış Tic Ltd. Şti'nin 28.01.1991 tarihinde kurulduğu, davacıların murisi ...'ın  16.02.2016 tarihinde ölümünden önce şirkette muris, davacı ... ile davalının ortak olduklarını, murisin vefatı üzerine şirkette bulunan paylarının müvekkillerine intikal ettiğini, davacıların 28.03.2017 tarihli ihtarname ile şirket genel kurulunun toplantıya çağrılması, bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılması ve kar payı dağıtımı yapılmasını talep ettiklerini, şirketçe düzenlenen 13.04.2017 tarihli cevabi ihtarda, kar dağıtımı yönünde bir karar bulunmadığı, gerekli belgelerin ulaşıma açık olduğunun bildirildiğini, 13.06.2017 tarihli genel kurulda müvekkillerinin mirasçılık belgesi gereği intikal eden paylarının pay defterine işlenmesine karar verildiğini, ancak diğer taleplerinin genel kurulda karara bağlanmadığını, murisin sağlığında muris ve davalının münferit imzasıyla temsil edilen şirketin, murisin ölümünden bu yana davalı tarafından temsil ve ilzam edildiğini, bu genel kuruldan sonra şirket genel kurulunun toplanmadığını ve davacıların ihtarnamedeki taleplerinin dikkate alınmadığını,müvekkillerince keşide edilen 27.09.2017 tarihli ihtarname ile şirketin gelir gider hesapları, ayrıntılı mizan, bilanço gibi bilgi ve belgelerin, dağıtılmayan kar paylarının dağıtılması ve mirasçıların şirkette aktif olarak görev almalarının istendiğini, bu taleplerine rağmen de genel kurulun toplanmadığını, şirkette davalı ile eşit pay sahibi olmalarına rağmen davalının müvekkillerini yönetime dahil etmediğini,davalının ortaklar arasında eşit işlem ilkesine aykırı davrandığını, bu nedenle azil için haklı nedenlerin oluştuğunu, davalının 2016 yılı için şirketten aylık 3.000-Euro maaş aldığını, şirketin 27.04.2019 tarihinde yapılan 2018 yılı genel kurul toplantısında, davalının 2018 yılı içinde şirketten toplam 339,895,26-TL ücret alarak şirketin gelirlerinin büyük bir kısmını aldığının anlaşıldığını, bu miktarın 2 çalışanı bulunan şirket için fahiş olduğunu, yine 18.07.2020 tarihinde yapılan 2019 yılı genel kurul toplantısında davalının 2019 yılında  382.355,01-TL ücret aldığının anlaşıldığını, genel kurulda bu yönde bir karar alınmamasına rağmen davalının ücret almaya devam ettiğini, bu durumun örtülü kazanç dağıtımı anlamına geldiğini ve şirkete iadesinin gerektiğini, murisin vefatına kadar muris ve davalıya şirketçe avans olarak ödeme yapıldığını,ancak müvekkillerine bir ödeme yapılmadığını, davalının ise şirketten maaş adı altında para çekmeye devam ettiğini belirterek,2018 yılı için 40.000-TL, 2019 yılı için 40,000-TL olmak üzere toplam 80,000-TL'nin davalıdan tahsili ile şirkete ödenmesine, davalının müdürlükten azline karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı ... vekili; davacıların İstanbul 6. ATM'nin 2017/941 esas sayılı dosyası ile bu dava ile birleşen İstanbul 3. ATM'nin 2018/323 esas sayılı dosyalarında da aynı şekilde, aynı maddi vakalara dayanarak şirket müdürünün azledilmesini, şirkete kayyım atanmasını, 2015 ve 2016 yıllarında şirket müdürüne ödenen ücretler nedeniyle şirketin uğramış olduğunu iddia ettikleri zararın tazminini talep ettiklerini, işbu davadaki 2018 ve 2019 yıllarında müdür ücretine ilişkin talep dışında tüm maddi vakıalar ve taleplerin aynı olduğunu, bu nedenle davanın derdestlik nedeniyle reddinin gerektiğini, aksi takdirde ise bu dosyaların bekletici mesele yapılması gerektiğini, müvekkiline şirkette müdür olduğu 21 yıldır aynı ücretin ödendiğini, söz konusu dosyalarda düzenlenen bilirkişi raporlarında, ücretin fahiş olmadığının, emsalleriyle uyumlu olduğunun ve şirketi zarara uğratmadığının tespit edildiğini, nitekim mahkemece bu davaların reddine karar verildiğini, bu durumda 2015, 2016 ve 2017 yılları için fahiş olmadığı mahkeme kararı ile sabit olan aynı miktarlı ücretin, 2018 ve 2019 yılı için de fahiş olamayacağını, şirketin kuruluşundan beri aynı ücretlendirme sisteminin uygulandığını, öteden beri şirket ortağı olan davacı ...'nin de bu uygulamayı bildiğini, davacıların müdürlük isteğine muvafakat edilmemesinin müdürün azlini gerektirmeyeceğini, zira davacıların müdür seçilmesinin genel kurulun yetkisinde olduğunu, davacıların bilgi alma taleplerinin karşılandığını, bu nedenle bilgi alma hakkına ilişkin olarak davacılar tarafından açılan davaların mahkemelerce reddedildiğini, 2020 yılına dair genel kurulda müvekkilinin kar dağıtımı önerisinin davacılar tarafından reddedildiğini, müvekkiline ödenen tutarların avans değil ücret olarak kayıtlara işlendiğini, genel kurulların düzenli olarak toplandığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı şirket davaya cevap vermemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; davacı tarafça şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davası ile birlikte davalı şirket müdürünün azli talebi de bulunulduğundan şirketin davaya dahil edilmesinin sağlandığı, davalı tarafın derdestlik itirazı ve bekletici mesele yapılması talebinin, dava konuları benzer olsa da eldeki talep konusunun 2018-2019 yılları faaliyet dönemine ilişkin olması ve İstanbul 6. ATM'ndeki dosyanın konusunun ise 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ilişkin olması nedeniyle reddine karar verildiği, ticaret sicil kayıtlarına göre davalı şirketin ortaklarının davacılar ... ve ... ile davalı ... olduğu, davalının şirketi münferiden temsile yetkili olduğu, düzenlenen 29/04/2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davalının aldığı müdürlük ücreti tutarının günün ekonomik koşullarında çok fahiş olmadığı,şirketin organsız kalmadığı kayyım atanması hâlinin mevcut olmadığı, şirketin mali anlamda çok güçlü olduğu, sermayesinin özkaynaklar içerisinde korunduğu ve sürekli olarak kar artışı gösterdiği, Yargıtay uygulamasına göre ise, kar payı dağıtımın yapılmamış olması kayyım atanması için haklı sebep teşkil etmeyip, ortakların bilgi ve inceleme haklarının kullanılmasının engellendiği hususunun da somut delillerle ispatlanması gerektiği, davalının TTK'nın 627 maddesine aykırı şekilde ortaklara eşit şartlar altında eşit işlem yapmadığına dair dosyada delil bulunmadığı, İstanbul 10. ATM'nin 2019/280 Esas, 2019/811 Karar sayılı dosyası ile davacıların bilgi edinme ve inceleme hakkının kullandırılması talebiyle mahkemeye başvurdukları, mahkemece davalı şirketçe bilgi edinme ve inceleme hakkının kullandırılması talebinin yerine getirildiği gerekçesiyle davanın reddedildiği, şirketin davalı şirket müdürü dışında başka bir çalışanı bulunmadığının tarafların kabulünde olduğu, davalı şirket müdürünün davalı şirketten aldığı müdürlük ücretinin şirketin faaliyet alanı, amacı, işlem hacmi, karlılık oranı ve cirosu ile dava konusu faaliyet dönemi olan 2018-2019 yıllarındaki ekonomik koşullar itibariyle ve davalı şirket müdürünün tek başına tüm şirket işlerini yerine getirmesi, şirketin iştigal konusu, davalı şirketin başka çalışanı olmadan davalı şirket müdürünün şirketin tüm faaliyetlerini yürüterek, şirketi yüksek karlılık oranı düzeyine getirmesi ve bunun süreklilik arz etmesi, ayrıca şirket müdürü ücretinin baştan beri aynı şekilde belirlenmesi hususu göz önüne alındığında, şirket müdürünün ücretinin makul olduğu, ücretten dolayı TTK 553 maddesi kapsamında davalı şirketin uğradığı zarar bulunmadığı, davalı şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümlülüğü ile şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiği veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybettiğine dair  somut delil bulunmadığı, şirketin kar payı dağıtmaması hususunun davalının şirketi kötü yönettiği anlamına gelmeyeceği gibi, davalının azline veya şirkete kayyım atanmasına haklı bir dayanak oluşturmayacağı, kar payının dağıtılıp dağıtılmaması hususunun genel kurulun takdirinde olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili; şirketin mali yönden güçlü olması ve sürekli olarak karlılığını korumasının, davalının şirketten hukuka aykırı olarak aldığı ücretler ile ilgisi olmadığını, davalının tek başına temsil ve ilzama yetkili müdür olmasının, ona genel kurul kararı olmaksızın şirketin parasını istediği gibi kullanma yetkisi vermediğini, salt bu durumun varlığının müdürün azli için yeterli olduğunu, davalının müvekkillerinin yönetime katılmasını engellediğini ve şirket gelirlerinin büyük bir kısmını kendi uhdesine aldığını, davalının genel kurulun yetkisindeki aldığı ücretin örtülü kazanç dağıtımı anlamına geldiğini ve TTK'nın 611. maddesi gereğince şirkete geri verilmesi gerektiğini, davalının müvekkillerinin şirkette aktif olarak görev almasını da engelleyerek müdürlük yetkisini ve oy kullanma hakkını kötüye kullandığını, davalının, müteveffa ...'ın sağlığında imzalanan ve temsil yetkisini içeren genel kurul kararını kötü niyetli olarak suiistimal ettiğini, zira müvekkilleri şirketteki paylarını miras yoluyla iktisap etmiş olup, davalının yeni ortaklar ile şirketin mevcut durumu ve yönetim yetkisini ısrarla paylaşmak istememesinin dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, davalının kar dağıtımını haksız olarak aldığı tutarların onaylanması şartına bağlayarak, davacılara karşı maddi şiddet uygulamaya devam ettiğini, davalının müdürlük görevi sona eren ... Ticaret Ltd. Şti'nin ticaret yaptığı firmaları da salt kendi iradesiyle davalı şirkete geçirdiğini, bu konuda müvekkillerinin bilgi ve onayının bulunmadığını, murisin vefatına kadar ortaklara şirketçe avans olarak ödeme yapıldığını, ancak murisin vefatından sonra şirket için teamül haline gelmiş işbu avansların müvekkillerine ödenmesinin kesildiğini, mahkemenin davalının şirketten aldığı ücretin baştan beri aynı olduğu yönündeki değerlendirmesinin hatalı olduğunu, davalının 2017 yılında ortalama aylık 5.000-Euro, 2018-2019 yıllarında ise ortalama 3.000-Euro olarak para çektiğinin şirket kayıtları ile sabit olduğunu,bilirkişi kurulunun, ücretlerin fahiş olmadığı yönündeki görüşünün şirketin hacmine ve ekonomik gerçeklere uygun olmadığını, müteveffa ... vefat edene kadar ve vefatından sonra şirket müdürlerine ödenecek ücretler konusunda alınmış olan bir genel kurul kararı bulunmadığını, şirketten çekilen bu tutarların müdürlerin görevleri sebebiyle ödenen maaşlar değil, şirket ortaklarının şirketten çektiği avans olduğunu, mahkemenin kar payı dağıtılmasının genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olması nedeniyle, şirket müdürü olan davalının bu konuda tek başına karar verme yetkisi bulunmaması sebebiyle azil için haklı neden teşkil etmeyeceği yönündeki gerekçesinin hatalı olduğunu, zira davalının müvekkillerinin yönetime katılmasını engellediğini, davalının kötü niyetle şirket taşınmazlarını satması veya ipotekle takyit etmesi veya usulsüz olarak kıymetli evrak düzenleyerek davacılara zarar vermesinin muhtemel olduğunu, ayrıca şirket müşterilerini yeni bir şirket kurarak buraya aktarma riski bulunduğunu, bu nedenle öncelikle davalı ... şirketine kayyım atanmasına ve mal varlıklarına tedbir konulmasına karar verilmesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; davacının müdür azli ve şirket zararının tazmini şeklinde iki ayrı davasının bulunduğunu, bu nedenle reddedilen bu iki ayrı talep yönünden müvekkili lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken sadece tazminat istemi bakımından vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.   <br>GEREKÇE: Dava, limited şirket müdürü olan davalının şirket müdürlüğünden azli ile yönetici sorumluluğu kapsamında 2018 ve 2019 yıllarında oluştuğu iddia edilen zararın tazmini istemine ilişkindir.6102 sayılı TTK'nın 630. maddesinde; genel kurulun, müdürü veya müdürleri görevden alabileceği, yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabileceği, her ortağın, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı hüküm altına alınmıştır. Somut olayda; davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarına göre, davacıların murisi ...'ın ölümünden önce davalı şirkette davacı ... ile eşi müteveffa ...'ın toplam %50 ve davalının %50 hisseyle ortak oldukları, diğer davacı ...'ın ise babasının vefatıyla miras yoluyla şirkete ortak olduğu ve her iki davacının payının toplam %50 olduğu, davacıların murisi ...'ın vefat ettiği 16/02/2016 tarihine kadar hem murisin hem de davalının şirkette münferit yetkili temsilci olarak bulunduğu, 2017-2023 yılları arasında her yıl genel kurul çağrısının yapıldığı, buna göre son genel kurul toplantı çağrısının 25/05/2023 tarihli TSG'de ilan edildiği, şirketin 13/06/2017 tarihli genel kurul toplantısında, davacıların murisin veraset ilamına istinaden muris hisselerinin davacılar adına pay defterine tescil edilmesine karar verildiği ve başkaca bir kararın alınmadığı, 31.03.2018, 27.04.2019 ve 18.07.2020 tarihlerinde her üç ortağın katılımıyla genel kurul toplantısı icra edildiği, ancak oylamaların %50 kabul ve %50 ret oyu çıkması sebebiyle olumlu bir karar alınamadığı, şirketin 04.12.2013 tarihli genel kurulunda şirketi münferiden temsil etmek üzere davacıların murisi ile davalının 10 yıl süreyle yönetici olarak seçilmelerine karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Derdestlik dava şartı şartı bakımından İstanbul 6. ATM'nin 2017/941 esas sayılı dosyasında aynı davacılar bakımından aynı davalı aleyhine yönetici azli ve yönetici sorumluluğuna dayalı dava açılmış olup, mahkemece davanın reddine karar verildiği, kararın istinafı üzerine Dairemizce istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği ve dosyanın temyiz aşamasında bulunduğu anlaşılmaktadır. İşbu davada da aynı talepler ileri sürülmekle birlikte, 2017/941 esas sayılı dosyada davalının 2016 ve 2017 yıllarında şirkete verdiği zarar iddiası dava konusu edilmişken, işbu davada 2018 ve 2019 yıllarına dayalı ücret ödemlerinden kaynaklanan zarar iddiasına dayanılmıştır. Bu durumda zarar iddialarının farklı dönemlere ilişkin olması nedeniyle derdestlikten söz edilmesi mümkün değildir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda; davalı ...'ın şirketten 2018 yılında toplam 339,895,26-TL ve 2019 yılında ise 382.355,01-TL ücret adı altında ödemeler aldığı, bu tutarların şirketin satışlarına oranının 2018 yılı için %20 ve 2019 yılı için %16 olduğu, ücretin tutarının günümüz ekonomik koşulları dikkate alındığında çok fahiş olmadığı, dosya kapsamındaki verilere göre şirketin organsız kalması ya da yasal temsilcinin görevini yapmasına engel bir hâlin varlığı gibi bir durum bulunmadığından kayyım atanması koşullarının bulunmadığı, şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü ile şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlâl ettiği ya da şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybettiğine dair bilgiye rastlanmadığı, nitekim şirketin mali anlamda çok güçlü olduğu, sermayesinin özkaynaklar içerisinde korunduğu ve sürekli olarak kar artışı gösterdiğinin tespit edildiği, ortakların bilgi alma ve inceleme haklarının kullanılmasının engellediğine dair dosya kapsamında somut delil bulunmadığı, yine Yargıtay uygulamasına göre, kâr payı dağıtımının gerçekleştirilmemiş olmasının da kayyım atanması için haklı sebep teşkil etmediği bildirilmiştir.  Davacı tarafça azil sebepleri olarak; murislerinin vefatından sonra davalının şirketi tek başına yönettiği, müvekkillerini şirket yönetimine dahil etmediği, bilgi alma haklarını engellediği, kar dağıtımı yapmadığı, müdürlük yetkilerini kötüye kullandığı ve eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı, herhangi bir genel kurul kararı olmaksızın şirket gelirinin büyük kısmını ücret olarak şirketten aldığı ileri sürülmüştür. Ancak ticaret sicil kayıtları ve alınan bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere; şirketin dava tarihine kadarki tüm yıllara ilişkin genel kurul çağrılarının yapılmış olduğu, 31.03.2018, 27.04.2019 ve 18.07.2020 tarihlerinde her üç ortağın katılımıyla genel kurul toplantısı yapıldığı, genel kurulun devredilemez yetkileri içinde bulunan kar dağıtımı kararının davalı müdür tarafından alınamayacağı, davalının eşit işlem ilkesine aykırı davrandığına yönünde bir delil bulunmadığı, davacıların bilgi alma haklarının kullanımının engellenmediği, davalının şirketi kötü yönettiğine dair herhangi bir delil bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle yönetici azli koşulları oluşmamıştır.  Davacı tarafça yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat istemi bakımından ise haklı sebep olarak; murislerinin vefatından sonra davalının şirketi tek başına yönettiği, müvekkillerini şirket yönetimine dahil etmediği, bilgi alma haklarını engellediği, kar dağıtımı yapmadığı, müdürlük yetkilerini kötüye kullandığı ve eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı, bu suretle davalının 2018 ve 2019 yıllarında herhangi bir genel kurul kararı olmaksızın şirket gelirinin büyük kısmını ücret olarak şirketten aldığı, bu durumun örtülü kazanç dağıtımı niteliğinde olduğu, bu suretle şirketin zarara uğratıldığı ileri sürülmüştür. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davalı ...'ın şirketten 2018 yılında toplam 339,895,26-TL ve 2019 yılında ise 382.355,01-TL ücret adı altında ödemeler aldığı, bu tutarların şirketin satışlarına oranının 2018 yılı için %20 ve 2019 yılı için %16 olduğu, ücretin tutarının günümüz ekonomik koşulları dikkate alındığında çok fahiş olmadığı görüşü bildirilmiştir. Derdestlik iddiasına konu İstanbul 6. ATM'nin 2017/941 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporlarında da davalının şirketten 2016 yılında 37.895-Euro ve 2017 yılında da 60.000-Euro ücret aldığı ve ölümüne kadar davacıların murisi ...'ın da davalıyla birlikte münferiden temsile yetkili müdür olarak benzer ücreti aldığı belirlenmiş olup, murise de ölümüne kadar aynı şekilde ödemeler yapıldığı davacıların da kabulündedir. Ayrıca müdürlerin ücretinin belirlenmesi genel kurulun devredilemez yetkilerinden ise de, davaya konu şirkette bu yönde bir karar alınmadan hem davalının hem de davacıların murisinin ücret aldığı, şirkette bu hususta bir teamül oluştuğu sabittir. Bu tespitlere göre mahkemece davalının şirketten aldığı ücretler bakımından yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Davalı vekilince, davacıların reddedilen azil ve maddi tazminat istemleri bakımından müvekkili lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmüşse de, davacıların davadaki taleplerinin ileri sürülüş biçimine göre, davalı vekilinin bu husustaki istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir. Ayrıca davacılar vekilince davalı şirkete tedbiren kayyım atanması ve mal varlıkları üzerine tedbir konulması talep edilmişse de, yukarıdaki tespitlere ve karar sonucuna göre ihtiyati tedbir koşulları oluşmamıştır. Açıklanan nedenlerle; davacılar vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: <br>Davacılar vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE,Koşulları bulunmadığından davacılar vekilinin ihtiyati tedbir isteminin reddine,Davacılardan alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 161,40-TL harcın mahsubu ile kalan 454-TL harcın davacılardan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davalıdan alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 534,70-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davalı ve davacı tarafından yapılan giderlerin kendileri üzerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde HMK’nın 361/1. maddesi gereği Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.25/11/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"df13ff6c36215749","SID":"5b45400d1c751ee3"}}