{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>  İSTANBUL <br>  BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/290 Esas<br>KARAR NO\t: 2025/1553<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br> İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ: İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 01/12/2021<br>NUMARASI\t: 2018/207 Esas, 2021/915 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İTİRAZIN İPTALİ <br>KARAR TARİHİ: 20/11/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:  <br> Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile müvekkili arasında 22-25 Mart 2018 tarihleri arasında İstanbul'da yapılan güzellik & bakım 2018 fuarı katılımı için 15.02.2018 tarihli Fuara Katılım Sözleşmesini imzalandığını, yapılan anlaşma uyarınca davalının bahse konu Fuar standına 24 m2 alan için müvekkiline K.D.V. dahil toplam 16.567,00 TL ödemeyi taahhüt ettiğini, ancak ödemenin yapılmadığını,  davalının sözleşmenin varlığını kabul ettiğini, ilgili faturayı 10.04.2018 tarihinde teslim aldığını ve herhangi bir itiraz etmediğini, davalı aleyhine İstanbul 24. İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine icra takibinin durduğunu belirterek davalının icra takibine itirazının iptaline, takibin devamına ve  %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  dava dilekçesinde davacı tarafından sunulan “katılım sözleşmesindeki imzanın müvekkili şirket yetkili temsilcisine ait olmadığını, müvekkili şirketin münferiden yetkilisinin ... olduğunu, sözleşmedeki imzanın bu kişiye ait olmadığının açıkça belli olduğunu, imzanın müvekkili şirketi dolandıran hakkında ceza davası açılan ...'a ait olduğunu, müvekkili şirketin böyle bir fuardan ve katılım sözleşmesinden haberi olmadığını,  fuara katılmamasının da bu beyanlarını doğruladığını, davacının fuar katılım faturasını kargo yolu ile gönderdiğini iddia ettiğini, faturanın müvekkili şirkete ulaşıp ulaşmadığı konusunda ispat yükünün davacıya ait olduğunu, ... Kargo internet sitesinden alınan ekran görüntüsünde kargo içeriğinde evrak olarak bahsedildiği, davaya konu faturadan bahsedilmediği, bu nedenle davacının icra takibine dayanak yaptığı  faturayı müvekkili şirkete ulaştırdığını delillendiremediğini,  müvekkili şirkete ait ticari defterlerde dava konusu icra takibine dayanak yapılmış olan faturanın işlenmediğini belirterek davanın reddine ve  %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>Mahkemece;  davacı her ne kadar yapılan sözleşme uyarınca davalı şirket adına kesmiş olduğu fatura bedelinin tahsili talepli iş bu davayı açmış ise de, davaya konu sözleşmede ismi geçen ...'ın dosyadaki bilgi ve belgeler uyarınca davalı şirketin yetkilisi yahut çalışanı olmadığı bu halde dava dışı bu kişi tarafından davalı şirket adına yapılmış sözleşmenin davalı şirketin sorumluluğunu doğurmayacağı gibi iş bu sözleşmeden davalı şirketin bilgi sahibi olduğu yahut sözleşme uyarınca fuara katıldığı hususu sabit olmadığı gerekçesi ile  ispatlanamayan davanın reddine ve kötü niyet tazminat şartları oluşmadığından davacı aleyhine kötü niyet tazminat isteminin reddine  karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ<br>Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; Davalı ile müvekkili  arasında imzalanan sözleşme gereğince müvekkilinin fuar organizatörü, davalının ise katılımcı olduğunu, davalının fuar katılım bedeli olarak 16.567,00 TL ödemeyi taahhüt ettiğini, ancak davalı tarafın söz konusu bedeli ödemediğini, davaya konu sözleşmenin ... tarafından imzalanması sebebiyle davalının herhangi bir şikayetinin bulunmadığını, davalının ... isimli şahsa karşı yapmış olduğu dolandırıcılık şikayetinin sonucunda ise kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, ...'ın Bostanlı Polis Merkezi Amirliğinde vermiş olduğu ifadesinde ... isimli şahsa şirketi temsil etmeye yönelik noter onaylı vekaletname verdiğini ifade ettiğini, davalının bir yandan şirket idaresini ...'a verdiğini ifade ederken diğer yandan huzurdaki dosyada görüldüğü üzere ...'ın şirket çalışanı dahi olmadığı yönündeki iddiasının tutarsız ve kötü niyetli olduğunu, ayrıca ...'ın savcılık ifadesinde de sürekli olarak şirket adına hareket ettiğini beyan ettiğini, davalının ... isimli şahsın işlemlerine icazet gösterdiğini, davalı şirketin asıl yetkilisi ile kendisine yetki verdiği anlaşılan şahıs arasında sözleşme tarihi itibariyle herhangi bir uyuşmazlığın bulunmadığını, sözleşmeyi imzalayan şahsın davalı şirket uzantılı e-postası yoluyla yapılan haberleşmeler neticesinde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini, müvekkili tarafından sözleşme gereği geçerliliği bulunmayan feshin kabul edilmediğini ve taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin devam ettiğini, tüm bunlar dikkate alındığında davaya konu sözleşmenin davalı ile müvekkili  arasında kurulduğuna ilişkin hiçbir şüphenin olmadığını, ayrıca davalının fuara katılmamasının ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarıyla müvekkilinin alacağının ispatlandığını belirterek yerel mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:<br>HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, hizmet bedeli için düzenlenen fatura alacağının tahsili için yapılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün... E. Sayılı dosyası ile, davacı tarafından davalı aleyhine 16.567,00 TL asıl alacak ve 367,65 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 16.934,65 TL üzerinden icra takibi başlatıldığı, davalının itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, itiraz dilekçesinin davacı vekiline tebliğine ilişkin evraka dosyada rastlanmadığından davanın İİK 67/1 maddesinde düzenlenen yasa bir yıllık hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır.Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ve hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinafa konu uyuşmazlığın; taraflar arasında geçerli bir sözleşme ilişkisi kurulup kurulmadığı ve Mahkemece verilen kararın yerinde olup olmadığına ilişkin olduğu görülmüştür. Davacı vekili istinaf dilekçesinde, sözleşmenin her iki taraf açısından geçerli ve bağlayıcı olduğunu, sözleşme gereğince davalı tarafın ödeme borcunu yerine getirmediğini ileri sürmüştür.Taraflar arasında 15.02.2018 tarihinde imzalandığı iddia edilen sözleşmeye göre 22-25 Mart tarihleri arasında İstanbul'da yapılacak olan fuara katılım sağlanacağı, yine sözleşme uyarınca davacı tarafından   30.03.2018 tarihinde fatura düzenlendiği, borcun ödenmemesi üzerine davacı tarafından 28.06.2018 tarihinde icra takibi başlatıldığı ve nihayetinde davanın 19.12.2018 tarihinde açıldığı görülmektedir.Davacı, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında hizmet bedeline ilişkin fatura alacağı olduğunu iddia etmekte, davalı ise sözleşmenin yetkili temsilci tarafından imzalanmadığı ve herhangi bir hizmet almadıklarını savunmaktadır. Dolayısıyla davalı tarafından sözleşme ilişkisi inkar edilmiştir. Davacı iş bu davada sözleşme kapsamında hizmet bedelini talep ettiğinden TMK'nın 6. ve HMK'nın 190.maddesi gereğince ispat yükü üzerindedir. Davacının, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisini ve bu sözleşmeden kaynaklı olarak alacaklı olduğunu ispat etmesi gerekir. Bu nedenle öncelikle taraflar arasında geçerli bir sözleşme ilişkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir.6098 sayılı TBK'nun 40. maddesinin \"Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar. Temsilci, hukuki işlemi yaparken bu sıfatını bildirmezse, hukuki işlemin sonuçları kendisine ait olur. Ancak, karşı taraf bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor ya da hukuki işlemi temsilci veya temsil olunandan biri ile yapması farksız ise, hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunana ait olur. Diğer durumlarda alacağın devri veya borcun üstlenilmesine ilişkin hükümler uygulanır.\"; aynı kanunun yetkisiz temsil üst başlığı altında onama haline ilişkin 46. maddesinin \"Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar. Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.\" ve onamama haline ilişkin 47. maddesinde ise \"Temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilir. Ancak, yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın, kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemez. Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir. Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar saklıdır.\" düzenlemesi yer almaktadır.\"...Borçlandırıcı işlemin temsilci aracılığı ile yapılabilmesi de mümkündür. Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar (6098 s. TBK m. 40/1). Bir kişi temsil yetkisi olmadığı halde başka bir kişi adına bir hukuki işlem veya sözleşme yaparsa yetkisiz temsil söz konusu olur. Böyle bir durumda yapılan işlemin hüküm ve sonuçları temsil olunanı bağlamaz. Bu işlemin temsil olunanı bağlaması için onun tarafından onanmış olması gerekir( TBK m.46/1). Onama temsilciye veya 3. kişiye varması gerekli tek taraflı bir irade beyanı ile yapılır. Asıl işlem bir şekle bağlı olsa dahi onama şekle bağlı değildir. Dürüstlük kuralları gerektirdiğinde hareketsizlik ve susma da onama olarak kabul edilmelidir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2015, s.456)...\" (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2020/5025 Esas 2021/2396 Karar sayılı ilamı).6098 sayılı TBK'nun 40. Maddesindeki yasal düzenleme dikkate alındığında, sözleşmeden doğan alacak ve borçlar, ancak yetkili temsilci tarafından yapılması halinde temsil olunana ait olacaktır. Eğer temsilci yetkili değil ise, kendisi sözleşmeden şahsen sorumlu olur. Ayrıca bu durumda temsil olunan, icazet vermedikçe alacaklı veya borçlu kabul edilemez. Ancak temsil olunan, sonradan icazet verir yahut kendi adına yapılan hukuki işlemi benimser ise baştan itibaren hukuki işlem geçerli ve temsil olunanı bağlar.Somut davada, 15.02.2018 tarihli sözleşmenin davalı firma yetkilisi olduğu belirtilerek dava dışı ... tarafından imzalandığı uyuşmazlık konusu değildir. Sözleşmenin imzalandığı tarihte davalı şirketin tek temsilcisi ve imza yetkilisinin ... olduğu Ticaret sicil Müdürlüğü kayıtlarından anlaşılmaktadır.Davalı tarafça, alacağın kaynağı olarak gösterilen 15.02.2018  tarihli sözleşmenin yetkisiz kişi tarafından imzalandığı, davalı şirket tarafından böyle bir fuardan ve katılım sözleşmesinden haberdar olmadıkları savunulmuş olup, davalının incelenen ticari defterlerinde de sözleşme kapsamında düzenlenen icra takibine konu faturanın yer almadığı tespit edilmiştir.  Davacı tarafça, sözleşmeyi imzalayan ...'ın davalı şirketin temsilcisi olduğuna dair herhangi bir belge sunulmadığı gibi, yetkisiz temsilci durumunda bulunan bu kişi tarafından imzalanan sözleşmenin davalı şirket tarafından açıkça ya da taraflar arasında oluşan bir teamül ile örtülü olarak benimsendiği de ispatlanamamıştır. Tacir olan davacının, davalı şirketin yetkili olmayan şahsın imzası ile temsil edilemeyeceğini bilmesi gerektiği açıktır. Davalı vekili istinaf dilekçesinde,  davalı şirket yetkisinin ceza kovuşturması sırasında verdiği ifadesinde, ... isimli şahsa şirketi temsil etmeye yönelik noter onaylı vekaletname verildiğinin ifade edildiğini ileri sürmüş ise de, dosya kapsamında yer alan 16.05.2018 tarihli şikayetçi ifade tutanağı incelendiğinde, şirket yetkisinin ifadesinde,  ...'a gümrükte olan işlerin takibi için vekaletname verildiğini, bu vekaletname dışında şirket adına yapabileceği bir işlemin bulunmadığını beyan etmiş olup, şirket yetkilisinin bu beyanından, ...'ın davalı şirketin temsilcisi olduğu ya da yetkisiz temsilci durumunda bulunan bu kişi tarafından imzalanan sözleşmenin davalı şirket tarafından açıkça ya da taraflar arasında oluşan bir teamül ile örtülü olarak benimsendiği sonucuna varılamayacaktır. Yine davacı vekili,  dava dışı ...'ın savcılıktaki beyanlarından şirket adına işlemler ve ödemeler yaptığının anlaşıldığını, bu nedenle de davalının ... isimli şahsın işlemlerine icazet gösterdiğini ileri sürmüş ise de, ...'ın dava konu ile ilgili olmayan  savcılıktaki beyanlarının somut davadaki akdi ilişkinin ispatı bakımından yeterli olmayacağı ortadır.Davalı istinaf dilekçesinde, sözleşmeyi imzalayan kişinin davalı şirket uzantılı e- postası yoluyla yapılan haberleşmeler neticesinde sözleşmeyi tek taraflı feshettiğini ve müvekkilince sözleşme gereği geçerliliği bulunmayan feshin kabul edilmediğini, sözleşmenin devam ettiğini ileri sürmüştür. Dosya kapsamına sunulan mail yazışmalarından dava dışı ... tarafından gönderildiği belirtilen fesih mailinin  davalı şirket uzantılı mail üzerinden gönderilmediği anlaşılmakla, davalı vekilinin bu hususa yönelik itirazlarına itibar edilmemiştir.Sonuç olarak,  ticari sicil kayıtlarına göre, sözleşmede imzası bulunan ...'ın davalı şirketin yetkilisi olmadığı,   davalı şirketin yetkisiz temsilcinin imzaladığı sözleşmeyi benimsendiği ve sözleşmeye  onay verildiğinin davacı tarafça ispat edilemediği, bu hali ile dava konusu sözleşmenin davalı şirket açısından geçerlilik kazanmadığı ve davacının, davalı tarafından bağlayıcılığı bulunmayan sözleşme kapsamındaki hizmet bedeli talebinin yerinde olmadığı anlaşılmakla ilk derece Mahkemesi kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; <br>1- İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/207 Esas, 2021/915 Karar sayılı ve 01/12/2021 tarihli karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafça peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b.1 bendi ile aynı kanunun 362/1a Maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.20/11/2025<br>\t\t\t\t<br>.<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"10019abcdac54977","SID":"2942cdf1744b876b"}}