{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br> İSTANBUL BAM <br>8. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/385 <br>KARAR NO\t: 2025/1749<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/11/2021<br>NUMARASI\t: 2018/270 Esas -  2021/855 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/11/2025<br>  İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;<br> K A R A R<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 08.04.2009 günü sürücü ... ... sevk ve idaresindeki... plakalı motosiklet ile yaya olan müvekkili ... ...'a çarpması neticesinde  yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini, müvekkilinin geçirdiği trafik kazası sonucu tedavi gördüğünü ve tedavi sonunda sakat kaldığını, zararının tazmin edilebilmesi amacıyla kazaya karışan... plaka sayılı aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı davalı ... Sigorta A Ş.'ye başvuruda bulunulduğunu, davalı tarafça başvurunun zamanaşımı nedeniyle reddedildiğini, müvekkilinin kesin zararını, 15.08 2017 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nden aldığı 15/08/2017 tarihli Sürekli Engel Oranı - Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Raporu ile öğrendiğini, bu haliyle zamanaşımının gerçekleştiğinden bahsedilemeyeceğini beyanla, zararın değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere (HMK.md. 107)  200,00-TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 08.04.2009 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; davacının zararını kaza tarihi itibariyle tam olarak bilmediği, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, kazanın oluşumunda sigortalı araç sürücüsünün % 50 oranında kusurlu olduğu, trafik kazası neticesinde davacının %29 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacak ve geçici iş göremezlik süresi 9 aya kadar uzayabilecek şekilde yaralandığı, davacının 16.605,41-TL sürekli işgöremezlik ve 2.210,50-TL geçici iş göremezlik maddi tazminatının davalının tazminle mükellef olduğu,  davalı sigorta şirketine davacı tarafından ödeme hususunda 25/01/2018 tarihinde  başvuruda bulunulduğu, davalı sigorta şirketince 31/01/2018 tarihinde  talebin reddedildiği, davalının 31/01/2018 tarihinde temerrrüde düştüğü, gerekçesiyle;Davanın ıslah edilmiş haliyle kabulüne,16.605,41 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 31.01.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,2.210,50 TL geçici iş göremezlik tazminatının 31.01.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinaf nedenleri; davanın 8 yıllık ceza zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı, 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması için davacının 8 seneden sonra tedavisinin halen devam etmesi ve artan bir maluliyet durumunun olması gerektiği, ancak davacının herhangi bir artan maluliyetinin mevcut olmadığı, bu nedenle 10 yıllık sürenin bu davada uygulanma olanağının bulunmadığı, bu nedenle mahkemece verilen kararın kaldırılması gerektiğine yöneliktir.Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinde haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır.Yine maddi ve  manevi tazminat istemlerinin bağlı olduğu zamanaşımı süreleri kaza tarihinde yürürlükte olan  818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.maddesinde düzenlenmiştir. (Benzer düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72.maddesinde de bulunmaktadır.)818 sayılı  Borçlar Kanunu'nun 60.madesinde \"Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrur olan tarafın zarara ve failine ittila tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki, zarar ve ziyan davası ceza kanunları mucibince mühdeti daha uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruruzaman tatbik olunur. \" denilmektedir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 72.maddesinde de; \"Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır\" denilerek mülga 818 sayılı BK'nın 60. maddesinde olduğu gibi üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür.6098 Sayılı TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/1.) maddesi, özellikle zamanaşımının başlangıç anını belirleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Burada, uygulamada \"kısa süreli zamanaşımı\" olarak adlandırılan süre söz konusu olup, sürenin başlangıcı sübjektif bir koşula bağlanmıştır. Çünkü, sürenin başlaması zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusu kişiyi öğrenmesi gibi sübjektif bir koşulun gerçekleşmesi ile mümkündür.Mutlak nitelikteki \"uzun süreli zamanaşımı\"nın başlangıç tarihi ise zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlanmıştır. Olağan zamanaşımı süresi iki yıllık olan kısa zamanaşımı süresidir. Yani zarar ve zararın  sorumlusu olan kişi öğrenildiği takdirde davanın kısa zamanaşımı süresi içerisinde açılması gerekir. Bu   iki yıllık  zamanaşımı süresi  on yıllık süre ile sınırlıdır. Bu nedenle  zarar veren eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra zarar ve zararı veren kişi öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi, zamanaşımı def'î ile karşılaştığında reddedilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20/12/2017 tarih ve 2017/3-2786 E., 2017/2016 K. Sayılı kararı).TBK'nın 72/1. (BK'nın 60/2.) maddesinde düzenlenen üçüncü süre ise \"ceza zamanaşımı süresi\"dir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda  ceza kanunları uyarınca  suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre  ise bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir.Ne var ki, bazı hallerde ortaya çıkan zarar kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme-gelişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem ve işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, böyle hallerde zararın kapsamını belirleyecek husus gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz gerçekleşmiş olmayacağı için 2 yıllık kısa zamanaşımına ilişkin süre bu değişen-gelişen durumun durduğunun veya ortaya kalktığının öğrenilmesiyle başlayacaktır. Gelişen-değişen durum olup olmadığı da hekim raporuyla açıklığa kavuşturulmalıdır.Açıklamalardan sonra dosyada yapılan incelemede; Soma Cumhuriyet başsavcılığı'nın 27/04/2009 tarih 2009/1066 soruşturma, 2009/690 Karar nolu kararı ile müşteki ... ...'ın şikayeti bulunmaması nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiği,  davacının yaralanmasıyla sonuçlanan trafik kazasının 08/04/2009 tarihinde meydana geldiği, dosyada mevcut 30/04/2018 tarihli Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlendiği anlaşılan genel adli muayyene raporunda; motosiklet kazasına bağlı olarak radius, tibia fibula distal uç kırıkları nedeniyle sol el ve sağ ayak bileklerinde hareket kısıtlılığı arızası tanımlandığı, trafik kazasına bağlı olarak başkaca bir araza ilişkin tanımlama bulunmadığı, davacı tarafça dava dilekçesinde gelişen durumun varlığı ve artan maluliyete bağlı olarak zararın geliştiği iddiasında bulunulduğu, davacının maluliyet oranının tespit edildiği ancak  gelişen durumun varlığına ilişkin herhangi bir  değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.Bu durumda mahkemece, davacının tedavisine ilişkin tüm tıbbi bilgi ve belgelerin noksansız olarak dosyaya ikmalinin sağlanması, müteakip dosyanın kül halinde ve davacının; bizzat muayyene edilmek üzere ATK'ya sevkedilmesi, davacının; 08/04/2009 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı yaralanması nedeniyle tedavileri tamamlanarak hangi tarihte sağlığına kavuşmuş sayılacağının, gelişen bir durum bulunup bulunmadığının, tedavilerinin ne zaman sona ereceğinin, vücut çalışma gücü kaybının hangi tarihte kesin olarak belirlenebilir duruma geldiğinin tespiti hususunda rapor düzenlenmesinin temini ile zamanaşımı süresinin dolup dolmadığının değerlendirilmesi, zamanaşımı süresinin dolmadığı sonucuna varılması durumunda kaza tarihinde yürürlükte bulunan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmelik  hükümlerine göre,  maluliyet oranının belirlenmesi gerektiğinin gözetilmesi gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın HMK'nın 353/1.a-6.maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği  sonuç ve kanaatine varılmıştır.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ  / Gerekçe uyarınca,<br>1/Davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle  KABULÜ ile, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/11/2021 tarih, 2018/270 Esas, 2021/855 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a/6.maddesi hükmü uyarınca  KALDIRILMASINA,2/Dosyanın belirtilen şekilde işlem, araştırma ve yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,3/İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından peşin olarak yatırıldığı anlaşılan istinaf karar ve ilam harcının  talebi halinde davalıya  İADESİNE,4/İstinaf incelemesinin dosya üzerinden yapılması nedeniyle, avukatlık ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,5/İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından, istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek müteakip kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a madde hükmü  uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.19/11/2025<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"07f271c7c2906c64","SID":"b1afbc93e3482466"}}