{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>18. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1787 <br>KARAR NO\t: 2025/1835                                  <br>TÜRK  MİLLETİ  ADINA     <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 26/12/2023<br>NUMARASI\t: 2023/292 Esas, 2023/927 Karar<br>DAVANIN KONUSU: 6361 Sayılı Finansal Kiralama  Faktöring ve Finansman Şirketleri Kanunundan Kaynaklanan  \" Tazminat \" <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ:  13/11/2025              <br> Taraflar arasındaki tazminat davasında; verilen karara karşı davacı asil tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Üye Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme  sonunda;      <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının ihtiyaç kredisi çekmek için ...'a başvuru yaptığını, başvurusunun ödenmemiş kredi kartı borcu olması nedeniyle kredi kayıt bürosu aş tarafından isminin bankalar arası ortak görülebilen bir havuza alındığından dolayı reddedildiğini, ödenmemiş borcu olmadığı halde yasal takibe alındığını, müvekkilinin ... Bankası Aş tarafından kendi adına çıkartılan bir ek kart olduğunu ve asıl kart sahibinin de davalılardan ... ... olduğunu öğrendiğini, müvekkilinin bir ek kart için başvuruda bulunmadığını, ek kart için talep formu doldurmadığını,ek kart teslim almadığını, herhangi bir ek kart için şifre talebinde bulunmadığını, davalı Osman ... Sercan'ın davacının arkadaşı olduğunu, davacının haberi olmadan davacının rızası dışında ek kart başvurusunda bulunduğunu, formu kendisinin doldurduğunu, imza olarak da kendi imzasını attığını, başvuru formunda asıl kart sahibi imza bölümündeki ve ek kart sahibi imza bölümündeki imzaların aynı olduğunu öğrendiğini, ... Bankası Sağmalcılar Şubesi Banka personeli iki imzanın aynı olduğunu bilerek davacı adına kredi kartı çıkarttığını, çıkartılan ek kartın davalıya teslim edildiğini, davanını bir daire satın almak için sözleşme imzaladığını, ilgili daireyi almak üzere 3.000 TL kapora verdiğini, kredi kayıt aş tarafından kendisine kredi kartı borcu nedeniyle konut kredisi talebinin reddedildiğini, ödediği kaporanın yandığını, daireyi satın alamamasından dolayı kira ödemek zorunda kaldığını, müvekkilinin  ailesi ve evleneceği kişi karşısında küçük duruma düşürüldüğünü, dolayı  açıklanan nedenlerle fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalması kaydı ile 1.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın 23/05/2011 tarihinden itibaren işleyecek maddi zarar bakımından en yüksek reeskont faizi, manevi zarar bakımından yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı Türkiye ... Bankası AŞ vekili cevap dilekçesinde özetle; Kredi kartlarıyla ilgili düzenlemelerin  Tüketici mahkemesinin görev alanı içerisinde kaldığını, davalı ... ...'in talebi üzerine davacı adına ek kart çıkartıldığını, banka tarafından kredi kartı borcunun ödenmemesinden dolayı davalı ... ... aleyhine takip başlatıldığını, kredi kartı borcunun da davalı ... ... tarafından ödenerek kapatıldığını, kart hamili olarak davalı ... ...'in göründüğünü, davacanın KKB kayıtlarında herhangi bir şekilde borcunun görünmediğini, banka aleyhine açılan haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı ... ...  cevap dilekçesinde özetle; Davalı bankaya müracaat ettiğini ve kredi kartı tahsisi talebinde bulunduğunu, bankanın sistem üzerinde yaptığı araştırmada herhangi bir şekilde kredi kartı kullanmadığından dolayı riskli olduğunu,  ek kart talebinde bulunması halinde adına kredi kartının çıkmasının daha kolay olacağı bilgisinin verildiğini, davacıya bankanın verdiği bilgileri aktardığını, davacının kabul etmediğini, davacının ek kredi kartı çıkartılmasını kabul etmediğinden dolayı davacının bilgilerinin bankaya verilmediğini, banka çalışanınca düzenlenen formların kendisine imzalattırıldığını, ek kart talebiyle ilgili kısma imza atıp atmadığının bilmediğini, daha sonra banka tarafından adına kredi kartı tahsisi yapılarak teslim yapıldığını, kartı kendi adına kullandığını, ek kart ile ilgili herhangi bir talebinin olmadığını, böyle bir kartın kendisine teslim edilmediğini, kendi adına olan borcun ödemelerinin tamamının yerine getirildiğini, davacı adına ek kartla ilgili bir borç bulunmadığını, meydana gelen neticelerden davacının haberi olduğunu, yapılan işlemlerdeki hata ve kusurun bankaya ait olduğunu, kendisiyle bir ilgisinin bulunmadığını, davacıya maddi ve manevi yönden zarar vermediğini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İstanbul 1. Tüketici Mahkemesi'nin 01/07/2020 tarih, 2014/684 Esas ve 2020/405 Karar sayılı kararı ile;  \"Davanın reddine,\" karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dairemizin 02/02/2023 tarih, 2020/2117 Esas ve 2023/246 Karar sayılı ilamı ile;   \" ..6100 s.HMK.nun 1-4.m.leri uyarınca görev kamu düzeni ile ilgilidir. Davanın her aşamasında davaya bakma görevinin hangi Mahkemenin görev alanına girdiği resen incelenecek olup bu husus aynı zamanda da dava şartıdır. 6102 sayılı TTK'nun 6335 sayılı Kanunla değişik 5. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK 4/1-a maddesine göre “Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır”. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK'nın 5. maddesinde “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” hükmü yer almaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/3. Maddesine göre de; Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. TTK'nın 4. maddesinde nelerin ticari dava olduğu açıklanmıştır. Buna göre hükümde sayılan dava ve işlerin yanı sıra her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar da ticari davadır. Anılan yasa hükümleri gereği, davalı tarafın ticari işletmesi  bulunmadığından ve dava konusu da maddede sayılan mutlak ticari davalardan olmadığından davaya bakmaya görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Görev kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her safhasında ve re'sen nazara alınmalıdır.(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/19310 Esas, 2019/7331 Karar sayılı ilamı) Asliye hukuk mahkemelerinin görevi ise 6100 s.HMK.nun  2.m.sinde \" (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. \" şeklinde düzenlenmiştir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un üçüncü maddesine göre, tüketici, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. 28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun (TKHK) amaç başlıklı 1. maddesinde, \"Bu Kanunun amacı kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmelerini teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir. 6502 Sayılı Kanunun 3. maddesinde \"Sağlayıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,  Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi, ifade eder.\" şeklinde tanımlanmıştır. Tüketici mahkemelerinin görevi ise ;6502 sayılı TKHK’nın 73.maddesinde  düzenlenmiş olup,bu yasal düzenleme  uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı taraf  ihtiyaç kredisi çekmek için ...'a başvuru yaptığını, başvurusunun ödenmemiş kredi kartı borcu olması nedeniyle kredi kayıt bürosu tarafından isminin bankalar arası ortak görülebilen bir havuza alındığından dolayı reddedildiğini, araştırdığında ise davalı bankanın kusurlu ve ayıplı hizmeti ile talebi ve bilgisi olmadığı halde diğer davalı Osman'a kendi kredi kartı sözleşmesine istinaden ek kart tahsis edildiğini ve bu ek karttan kaynaklı borcun ödenmemesi nedeniyle ödenmemiş borcunun göründüğünü, bu ayıplı ve kusurlu bankacılık hizmetinden dolayı borçlu görünerek maddi ve manevi zarara uğradığını beyan ve iddia etmiş olup, dava tarihi itibariyle   \" 22/05/2012 \" henüz 6502 Sayılı Kanun yürürlükte olmayıp 4077 Sayılı TKHK yürürlükte olduğundan bankacılık hizmetleri sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar hakkında tüketici mahkemelerinin görevli olması mevzu bahis değildir. Dava tarihi itibariyle 6102 Sayılı TTK 4/1-a maddesine göre “Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılacağından ve Bankacılık sözleşmeleri de 6102 Sayılı Kanunda düzenlenmiş olduğundan dava tarihi itibariyle iş bu uyuşmazlık mutlak ticari dava niteliğinde olup görevli mahkeme Asliye Ticaret mahkemeleridir. İzah edilen nedenlerden dolayı davacının istinaf itirazlarının usulen kabulü ile verilen kararın kaldırılarak Dairemizce TTK.nun 4/1/a,19,5,HMK.nun 114/1/c ve 115/2 maddeleri gereğince davanın usulden reddine, İstanbul 1. Tüketici Mahkemesinin görevsizliğine, Dosyanın tarafların yasal süresinde müracaatı haline İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. Bu itibarla; davacının istinaf talebinin usulden kabulüne, HMK m.353/1-a-3 uyarınca ilk  derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın nöbetçi İstanbul  Nöbetçi Asliye Ticaret  Mahkemesine gönderilmek üzere kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,.. \" karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince; \" ..Davacının davasının REDDİNE,.. \" karar verilmiş, bu karar davacı asilce istinaf edilmiştir. Davacı asil istinaf dilekçesinde özetle; ...'tan alınan ıslak imzalı evraktan anlaşılacağı üzere başka bankalara kredi başvurusunun reddedildiğine ilişkin delil olduğu, davacının kredi hususunun sorun yapılmadığı tesis edilse de istinaf dilekçesinde belirtildiği şekilde ret kararında 8.903,00 TL diğer bankalardan açık takibi var ibaresi görüldüğü, dilekçede belirtildiği şekilde ev almak için sözleşme gereği krediye başvurulduğu, Mehmet ...'nın ev almak için yaptığı sözleşme gereği krediye başvurduğu, ekran görüntülerinden de anlaşılacağı üzere kredi talebinin reddedildiği ve kaporanın iade edilmediği, ev fiyatları yükselince de evde alamadığı, kiracı olarak hayatına devam ettiği, ATK'dan Mehmet ... adına atılan imzanın onun el ürünü olmadığının tespiti yapıldığı, davanın reddine dair verilen kararın hatalı olduğu, kararın kaldırılması gerektiğinden bahisle istinaf etmiştir. Dava, kredi almak için başvurduğunda kredi kartı borcu nedeniyle kredi alamadığını zararı uğradığını ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dava konusu uyuşmazlığın mahiyetine göre ispat yükü davacı taraf üzerindedir.Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. 6100 sayılı Kanun'un 187 nci maddesinin birinci fıkrası;“İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir” şeklinde düzenlenmiştir.Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 Esas, 2017/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz.Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 6100 sayılı Kanun'un “İspat yükü” başlıklı 190 ıncı maddesinde yer almakta olup;  “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.  Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.  Bu hüküm, 4721 sayılı Kanun'un “İspat yükü” başlıklı 6 ncı maddesinde yer alan; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür\" ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.  İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; 6100 sayılı Kanun'da senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise Hâkimi bağlamaz, Hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir.  Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK'nun 199.maddesinde belge kavramı ''Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film,görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.'' şeklinde düzenlenmiştir.  6100 s.HMK.nun 200.m.sinde Senetle ispat zorunluluğu;\"(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibin beşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.(2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.\" şeklinde düzenlenmiştir.  6100 s.HMK.nun 202.m.sinde Delil başlangıcı;\" (1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.\" şeklinde düzenleme getirilerek taraflar arasındaki whatsapp yazışmaları,e-mail ve benzeri mesajlaşmalar gibi bu tür belgeler delil başlangıcı olarak kabul edilmiştir.  Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları da ayrıntılı olarak 6100 s.HMK.nun 203.m.sinde sayılmıştır. Manevi tazminatın yasal unsurları TBK.nun 58.m.sinde;\"- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir...\" şeklinde düzenlenmiştir.Manevi tazminatın usul ve esasları TBK.nun 56.m.sinde\"- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.     Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.\" şeklinde düzenlenmiştir.Manevi tazminat taleplerinde 6098 sayılı TBK'nun 56.(818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 47.) maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Davacı tarafça  davacının ihtiyaç kredisi çekmek için ...'a başvuru yaptığını, başvurusunun ödenmemiş kredi kartı borcu olması nedeniyle kredi kayıt bürosu aş tarafından isminin bankalar arası ortak görülebilen bir havuza alındığından dolayı reddedildiğini, ödenmemiş borcu olmadığı halde yasal takibe alındığını, müvekkilinin ... Bankası Aş tarafından kendi adına çıkartılan bir ek kart olduğunu ve asıl kart sahibinin de davalılardan ... ... olduğunu öğrendiğini, müvekkilinin bir ek kart için başvuruda bulunmadığını, ek kart için talep formu doldurmadığını,ek kart teslim almadığını, herhangi bir ek kart için şifre talebinde bulunmadığını, davalı Osman ... Sercan'ın davacının arkadaşı olduğunu, davacının haberi olmadan davacının rızası dışında ek kart başvurusunda bulunduğunu, formu kendisinin doldurduğunu, imza olarak da kendi imzasını attığını, başvuru formunda asıl kart sahibi imza bölümündeki ve ek kart sahibi imza bölümündeki imzaların aynı olduğunu öğrendiğini, ... Bankası Sağmalcılar Şubesi Banka personeli iki imzanın aynı olduğunu bilerek davacı adına kredi kartı çıkarttığını, çıkartılan ek kartın davalıya teslim edildiğini,  ilgili daireyi almak üzere 3.000 TL kapora verdiğini, kredi kayıt aş tarafından kendisine kredi kartı borcu nedeniyle konut kredisi talebinin reddedildiğini, ödediği kaporanın yandığını, daireyi satın alamamasından dolayı kira ödemek zorunda kaldığını, müvekkilinin  ailesi ve evleneceği kişi karşısında küçük duruma düşürüldüğünü, dolayı  açıklanan nedenlerle fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalması kaydı ile 1.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın 23/05/2011 tarihinden itibaren işleyecek maddi zarar bakımından en yüksek reeskont faizi, manevi zarar bakımından yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı taraf dava dışı banka başvurarak ihtiyaç kredisi temini talep ettiği ancak önceden ödenmemiş borç olduğu gerekçesiyle kredi verilmediği, bilgisi dışında arkadaşı tarafından kendi hesabından davacıya ek kart çıkarıltılarak mağduriyet yaşadığını ve zarar uğradığını belirtilmiştir. İstanbul 30.Asliye Ceza Mahkemesinde özel belgede sahtecilik suçundan davalı ... ... hakkında  ceza davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda beraat kararı verildiği görülmüştür.   Adli tıp uzmanı bilirkişi raporunda ek hesaptaki imza davacıya imzanın ait olmadığının rapor altına alındığı görülmüştür. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, dosyanın konusunda uzman banka müfettişi ve banka müd. Bilirkişi heyetine tevdi edildiği,davacı adına çıkarına ancak davacıya teslim edilmeyen ek kart nedeniyle kart sahibinin sorumlu tutulması için ek kartta kart sahibinin imzasının gerekli olduğu, banka tarafından ekkart tahsisi yapıldığı, ek kartın diğer davalı  şahsa kurye ile teslim edildiği, davalı ... ...'e teslim edilen  ekkart ile yapılmış harcama işlemi bulunmadığının rapor altına alınmış olması, bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun, denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli rapor olması,ispat yükü üzerined olan davacı tarafın maddi zarar iddiasını ispat edemediği, manevi zarar yönünden kişilik haklarının ihlalinin sözkonusu olduğu bir haksız fiil niteliğinde eylem bulunmadı, manevi tazminatın yasal unsurlarının gerçekleşmediği, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu,davacı istinaf isteminin yerinde olmadığı görülmüştür.Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; dosya kapsamındaki delillere göre davacı vekilinin istinaf başvurularının HMK m. 353/1-b-1 uyarınca esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine Dairemiz Üye Hakimi ...'un karşı oyu ve oy çokluğuyla varılmakla oy çokluğuyla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\t<br>H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;<br>1.HMK m. 353/1-b-1 gereğince davacının istinaf başvurularının esastan REDDİNE, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,    3.Davacıdan alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin olarak yatırılan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye‭‭ 187,80 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nun 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,  5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda,  13/11/2025  tarihinde, Dairemiz  Üye Hakimi ...'un karşı oyu ve oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. \t <br>KARŞI OY<br>Davacı adına çıkartılan ek kartın diğer davalı  şahsa kurye ile teslim edildiği, diğer bankalarda açık takibi var uyarısı yapıldığı bu sebeple kredi alamadığı hususlarında davacının beyan ve itirazı bulunduğu, Adli tıp uzmanı tarafından tanzim edilen  bilirkişi raporunda ek hesaptaki imzanın davacıya ait olmadığı belirtildiği, İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi 2012/1720 E sayılı dosyasında sanığın ifadesinde arkadaşının ek kart istemediğini telefonda kendisine belirttiğini yanlışlıkla imza atıldığı beyan edildiği, davacının ek kart hesabı yönünden banka karşısında tüketici konumunda olduğu, bankaların basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne riayet etmeleri gerektiği, ek hesap sözleşmesinde kart sahibi davacı olarak gösterilip imzanın ise davalı  ... ... tarafından atıldığı sabit olduğu,Yargıtay 7 HD Esas No: 2023/4714 Karar No\t: 2024/4208; \"Bankaların sorumluluğu, bir anlamda kamu hizmeti ifa etmeleri nedeniyle kamusal güvene sahip kuruluşlar olarak tanımlanmalarından dolayı ağırlaştırılmıştır. Sorumluluğun ağırlaştırılmasında dikkate alınan, özen borcuna aykırılıktan doğan sorumluluğun kapsamı, hafif kusurlu ve hatta kusursuz olsalar dahi bankaların faaliyet alanlarındaki iş ve eylemlerinden sorumlu olmalarını sağlamaktır. Böylece ağırlaştırılmış sorumluluk karinesine sahip olan bankaların, TTK'da düzenlenen basiretli tacirin özen yükümlülüğünden çok daha ağır bir özen yükümlülüğü ile hareket etmesi gerekmektedir. Bir bankacılık işlemi olan kredi tahsis işlemi sürecinde de kredi vereceği müşterisine ilişkin risk analizi yapması, kredi karşılığı teminat alması, müşterinin gelir tespitini yapması ve kredi için bir süre belirlemesi ticari hayatın ve bankacılık işlemlerinin olağan uygulaması olmalıdır. \"şeklinde  İçtihatlarında belirtildiği üzere Bankaların sorumluluğu, bir anlamda kamu hizmeti ifa etmeleri nedeniyle kamusal güvene sahip kuruluşlar olarak tanımlanmalarından dolayı ağırlaştırılmıştır. Sorumluluğun ağırlaştırılmasında dikkate alınan, özen borcuna aykırılıktan doğan sorumluluğun kapsamı, hafif kusurlu ve hatta kusursuz olsalar dahi bankaların faaliyet alanlarındaki iş ve eylemlerinden sorumlu olmalarını sağlamaktır  şeklinde Yargıtay içtihatındaki değerlendirmelerde gözetilerek davacının talepleri konusunda bilirkişi heyetinden ek rapor alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 13/11/2025<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f9c0641fc3f4d3b2","SID":"a96026419e83462e"}}