{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/965 <br>KARAR NO\t: 2025/1519<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET \t MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 02/03/2023<br>NUMARASI\t: 2019/361 Esas -  2023/196 Karar<br>DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/10/2025\t<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacının veteriner hekim olduğunu,  davalı ile öğretim görevlisi olduğu fakültede öğrencisi olması münasebeti ile tanıştığını, davalıyı öğrencilik yıllarından itibaren tanıdığını, öğrencisi olan davalı ve ...'e öğrencilikten başlayarak pek çok yardımlarda bulunduğunu, davalı mezun olduktan sonra kendi çalıştığı hastane olan ... Hayvan Hastanesi'nde işe aldırdığını, kendi bilgi birikimi ile tecrübelerini davalıya aktardığını, davalı ile 2005 yılında %50 pay oranında ortak olarak ... adlı .... Hizmetleri Tic. Ltd. Şti.ni, kurduğunu ve İstanbul Suadiye'de faaliyete başladığını, davacının, tüm tecrübelerinden ve iş deneyiminden elde ettiği hasta profilini de bu kliniğe bağladığını ve insanların davacının tecrübe ve bilgisine dayanarak müşteri olarak evcil hayvanlarını kliniğe getirmeye başladıklarını, kliniğin yeni açılma zamanlarında davalının hamile olduğunun ortaya çıktığını. davalı taraf çalışamayacak durumda olmasına ve tüm işler davacıya kalmasına rağmen davacının yine de ortaklığı bozmadığını, çalışamayacak konumda olan davalının yapması gerekenleri de üstüne aldığını ve doğum  bebek büyütme aşamalarında tam iki yıl neredeyse kliniğe hiç uğramayan ...'e destek olduğunu, kazandığı her türlü geliri  meblağı ortaklık oranında ikiye bölerek davalıya verdiğini,  2017 yılına gelindiğinde ise; davalı tarafın ortaklığı ayırmak istediğini, 01.08.2017 tarihi itibari ile kliniğe gelmeyeceğini klinik içerisinde yer alan tüm eşyaları eşit olarak paylaşmayı veya parası karşılığında devretmeyi teklif ettiğini, davacı tarafından işbu malların alınması teklifi maddi anlamda sıkıntı yaratacağından, eşyaların paylaştırılması teklifi ise yarım kalmış bir klinikte hiçbir işlem yapılamayacağından kabul olmadığını, bu aşama olumsuz sonuçlanınca davalının işe geri döndüğünü beyan ederek kliniğe geldiğini, devam eden süreçte davacının eşi ile tatile çıktığını, bu tatil esnasında davalının ve eşinin klinik önüne kamyon yanaştırmak sureti ile klinik içerisinde yer alan pek çok tıbbi cihazı davacının haberi olmadan aldığını, şirketin kapanma aşamasına gelmesi akabinde davacının mal paylaşımı için bir vekille anlaştığını, bu süreçte müvekkilinin haberi olmadan şirkette kalan eşyaların da satıldığını,  davalı tarafın davacının müşteri - portföyünü kullanarak aynı nitelikli iş yeri açtığını, davalı tarafın davacının portföyünü kullanmanın yanı sıra davacıyı kendi müşterilerine kötüleyerek aynı zamanda haksız rekabet yarattığını, davalının rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini, müvekkilinden öğrendiği meslek sırrını kendi işinde kullandığını beyan ederek; davalının davacının habersiz satmış olduğu tıbbi cihazlara ilişkin; tıbbi cihazları kullanamamış olmasından dolayı ortaya çıkan zararının, bahse konu olayların yaşandığı zaman aralığında portföyü ile çalışamamış olmasından kaynaklı kazanması gerekli olan ama kazanamadığı kazanç kaybının, davalı tarafın müvekkilinin portföyünü kullanarak kazandığı aylık kazancının müvekkilinin hak ettiği kısmının, müvekkilinin haberi olmadan satılan cihazların satışından dolayı elde edilen miktarın ortaklıktan dolayı müvekkiline düşen payının şimdilik 1000.-TL maddi tazminata, davalının müvekkilinin meslek sırlarını kendi yararına kullanarak, müvekkilinin müşteri portföyünü almak sureti ile kendine çıkar elde ederek, aynı zamanda müvekkilinin kedi ve köpeklerini kaçırmak suretiyle oluşturduğu zararın tazmini adına  1000.-TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  zamanaşımı itirazında bulunduklarını, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak manevi tazminat talep edilemeyeceğini, davalının 1995 yılında başladığı İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nden 2000 yılında mezun olduğunu, davacının 1998 yılında mezun olduğunu, davacının iddia ettiği şekilde davacının öğretim görevlisi olması nedeni ile tanışmadıklarını, davacı öğretim görevlisi olduğunu iddia etmekte fakat kendisinin Üniversite kadrosunda yer almaksızın dışarıdan doktora öğrenci programında öğrenim gördüğünü, müvekkilinin ... Hayvan Hastanesinde fakülteden hocasının referansı ile stajyer öğrenci olarak çalışmaya başladığını ve mezuniyeti sonrasında veteriner hekim olarak devam ettiğini, müvekkilinin ve eşi ...'in tanışmalarında ya da evlilik süreçlerinde davacının hiç bir ilgisi olmadığı gibi maddi bir desteği de olmadığını, müvekkilinin 2005 yılında kendi isteğiyle ... Hayvan Hastanesi'ndeki işinden ayrıldığını, kendi başına klinik açma hazırlığı esnasında davacı tarafın katılımıyla ortak olarak .... Merkezi Tic. Ltd. Şti.'nin kurulduğunu ve buna bağlı olarak ... Veteriner Polikliniğinin hizmete başladığını, davalının ve davacı tarafın eşit hisse ve hakka sahip olduklarını, söz konusu kliniğin davacının iddiaları gibi salt davacının tecrübeleri ile oluşmadığını, müvekkilinin 2006 Eylül ayında doğum yaptığını ve doğum öncesi ve sonrasında toplam 3 ay süre ile çalışmadığını, 2017 yılı Mayıs ayında davalı tarafından şirketin ve kliniğin devri veya devir alınabileceği hususu teklif edildiğini, davacı tarafın tasfiye etmek ancak mal paylaşımının eşit olması değil kendi lehine avantaj teşkil edecek şekilde yapılması halinde şirketi kendisinin devir almak istediğini, müvekkilinin bu şekilde kendisinin de devir alacağını belirtmesi üzerine davacının gerginlik yarattığını,  2017 yılı Mayıs ayında kliniğin bulunduğu ve kiracı konumunda olduğu binaya kentsel dönüşümden dolayı yıkım ihbarı geldiğini, kliniğin boşaltılmasının söz konusu olmadığını, 12/09/2017 tarihinde binanın elektrik, su ve doğalgaz hizmetlerinin kesildiğini, binada bulunan marketin getirdiği jeneratör vasıtası ile müvekkilinin onayı olmadan davacının kliniğe elektrik bağlattığını, müvekkilinin jeneratör gazı nedeniyle ... problemi yaşadığını, davacı ve çalışanına mesaj atarak kliniğe gelmeme konusunda uyardığını, kliniğin çalışanın da rahatsızlanması üzerine ... ve güvenlik koşulları nedeniyle klinikte yaşayan mario isimli köpeğe, helva isimli kediye ve podolski isimli kediyi yakında bulunan pansiyona bırakmasını, kliniğe malzeme tedariği sağlayan Enver Razoğlu'ndan rica ettiğini, davacının iddia ettiği gibi kliniğin içinin tamamen boşaltılması iddiası kesinlikle doğru olmadığını, 27.09.2017 tarihinde yapılan toplantı neticesinde hangi ekipmanların kimde kalacağı konusunun netleştirildiğini ve satışına karar verilen malzemeleri konsinye ürünlerin teminini sağlayan .. Medikal bünyesine alındığını, bu süreci davacı tarafın istediğini, davacı tarafından iddia edildiği gibi habersiz bir satış olmadığını ve malzemelerin satış sürecini davacının önerisi ve isteği ile müvekkilimin eşi tarafından yürütüldüğünü, davalının satışına karar verilen tıbbi cihazın satışından elde edilen parayı şirketin borçlarında kullandığını, şirkete ait vergileri ödediğini, hizmet aldığı kurumların borçlarının kapatılmasında kullanıldığını, davacı tarafın, tarafların ortak olduğu şirketin benzer niteliklerine sahip bir işletmeyi tasarlayarak açtığını ve mağdur gibi iddiada bulunduğunu, davacı tarafın, davalı ile ortak oluşturdukları portföyü alıkoyarak işe başladığını ve davalının müşterilere kötüleyerek bizzat davacı tarafın rekabete aykırı hareket ettiğini haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :<br>İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporları, tanık beyanları ve diğer tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalının kurdukları .... Merkezi Tic.Ltd.Şti.'nin ortakları olduğu, şirketin başka ortağı bulunmadığı, her iki ortağın şirketi müştereken yetkili bulundukları, şirket hakkında İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/215 Es. 2020/512 K. Sayılı 14/10/2020 tarihli karar ile fesih ve tasfiye kararı verildiği ve kararın kesinleştiği, davacı gerçek kişinin rekabet yasağı ile ilgili iddialarının limited şirketi ilgilendiren vakalar olduğu, şirket varlıklarının satımına ilişkin iddiaların haksız rekabet davasına konu olamayacağı, davalı tarafça klinikte bulunan hayvanların güvenliği için hareket edildiği anlaşılmakla, davanın maddi tazminat yönünden aktif husumet nedeniyle reddine, manevi tazminat yönünden koşulları oluşmadığından reddine,\" karar verilmiştir.<br>Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin, yetki sınırını aşan bilirkişiler tarafından hazırlanan raporun birebir aynısını gerekçeli kararında gerekçe olarak yazdığını ve haksız bir karara imza attığını, city - vet adı altında faal bir şirket bulunmadığını,  husumet bakımından faal olmayan bir şirketin dava açmasının söz konusu olamayacağını ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının dava açmak bakımından husumet ehliyeti bulunduğunu, yerel mahkeme tarafından göz ardı edilen bir diğer hususun, bahse konu şirketin iki yetkilisi ( ortağı ) olduğunu, dava açılırken şirket adına dava açmak gerekmesi durumunda, şirkete o dönemde kayyım atanmamış olmasından dolayı aslında davalı ...'den de vekalet almak gerektiğini, davalının kendi aleyhine açılacak olan dava için vekalet vermeyeceğinin her türlü izahtan vareste olduğunu, mahkemenin, işbu maddi imkansızlığı gözardı ederek kanunu yanlış yorumlayan bilirkişilerin beyanını baz almayı tercih ettiğini, dosyaya sunulan her iki raporda bilirkişiler tarafından davalının eylem ve hareketlerinin haksız rekabet oluşturduğunun sabit olduğunun belirtildiğini, bu bakımdan haksız yere verilen husumet bakımından red kararının davacının zararını daha da arttırdığını,  bilirkişiler tarafından hazırlanan  iki raporun da birebir, noktası virgülüne kadar aynı olduğunu, kopyala yapıştır yöntemi ile hazırlandığını, davalının eylemlerinden madden ve manen etkilenen tarafın da ... değil davacı ... olduğunu, işbu vaziyette davanın davacı adına açılmasının hukuka uygun olduğunun göz önüne alınması gerektiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.\t<br>GEREKÇE :\t<br> Dava, limited şirket yöneticilerinin  rekabet yasağına  ve haksız rekabet oluşturan eylemleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasıdır.İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; eldeki uyuşmazlıkta davacının taraf sıfatının bulunup bulunmadığı hususundadır.  Öncelikle vurgulama gerekir ki;  taraf sıfatı mahkemece resen gözetilmelidir. Yargıtay HGK'nın 27.11.2013 gün ve 2013/439 Esas ve 2013/1595 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere;  Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir.Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet) da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, davacının davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan, husumetten) dolayı davası reddedilir (Kuru Baki/Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530; Abdurrahim Karslı, Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı, 2. Bası, İst. 2011,  s. 311- 312).Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.Davanın sonucunda verilecek karar kimin hakkını etkileyecekse husumetin o kişi ve kuruma yöneltilmesi gerekir. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır).Mahkemenin sıfat (husumet) yokluğunu kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gerekir. Çünkü, sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (re'sen) gözetir.Taraf sıfatı, usul hukukuna değil, maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının (davacı bakımından, aktif husumetin; davalı bakımından pasif husumetin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def’i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir (Kuru/Arslan Yılmaz, s. 234- 237). (Emsal Yargıtay 15. H.D.  2016/762 E.  2017/977 K. Sayılı ilamı)Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu, 6762 sayılı TTK da olduğu gibi, 6102 sayılı TTK’nda da anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. Gerçekten de, TTK m. 644 fıkra 1 bent a hükmü açıkça, anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını, hüküm altına almıştır. Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. Böylece, TTK m. 555 ilâ 561 de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir.Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır.Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir.Bu nedenle, ortağın doğrudan zararı ile dolaylı zararın açıklanması gerekmektedir.6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları  zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/...). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.6102 S. TTK Mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle  bu davayı açmaktadır.Somut olayda; dava açan şirket ortağı münferit yetkili müdürünün iddialarına göre davalının TTK da şirket müdürünün rekabet yasağına ilişkin düzenlemeye aykırı davranışları ve şirket ile haksız rekabet oluşturan eylemleri nedeniyle tazminat istenilmektedir. Her iki talep yönünden davacının doğrudan zararı olmayıp zarar gören şirket olması nedeniyle dolaylı zararı söz konusu olabilir. Dolaylı zarar oluşması halinde ortağın zararın kendisine ödenmesi  hakkı bulunmamaktadır. Yine davacının iddia ettiği evcil hayvanın teslim edilmediği gerekçesiyle manevi tazminat istemine ilişkin iddiasının, kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasının ve manevi zararının ispat edilmediği görülmekle ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: <br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 79,90 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 535,50 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  30/10/2025<br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cfb36a087110307e","SID":"cf2e6a20f2eeb857"}}