{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"> T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/1394 <br>KARAR NO\t: 2025/1537<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 26/06/2025<br>NUMARASI\t: 2023/757 Esas -  2025/578 Karar<br>DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/10/2025\t<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki nedeni ile davalı tarafa 25.12.2012 tarihli  satış sözleşmesine konu ... ... dik işletme merkezi satışının yapıldığını ve yedek parça ile mekanik işçilik hizmetinin verildiğini, ancak davalı tarafın bu tezgah , yedek parça ve hizmet bedellerinin tamamını ödemediğini, cari hesap ekstresinde görüleceği üzere faturalara konu toplam 3.842,31 TL ve 1.296,82 USD tutarının müvekkil şirketten alacağının bulunduğunu, bu nedenlerle davanın kabulü ile fazlaya ilişkin dava talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 3.842,31 TL ve 1.296,82 USD alacaklarının dava tarihinden itibaren ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı taraftan tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir .<br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının söz konusu 3.842,31 TL alacak talebini davalı müvekkil şirkete iletmediğini, davalının 75.000 USD tutarlı 132.690,00 TL karşılığı fatura alacağının teslim alının üç adet çek ile karşılanması nedeniyle davacının iddia ettiği 3.842,31 TL tutarı daha doğrusu 3.207,51 TL haricinde başka bir borcunun bulunmadığını, davacı yanca TL tutarlı çekler nedeniyle herhangi bir kur farkının faturasının düzenlemediğini, aradaki kur farkının ödeneceği konusunda da anlaşmanın bulunmadığını, davacı şirketin aradan geçen 5 yılı aşkın süreden sonra kur farkı talebinde bulunmasının hakkın kötüye kullanılmasından başka bir şey olmadığını, davacının keza 1.296,82 USD alacağının bulunulduğu kabul edilse bile davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılmasından dolayı zamanaşımı yönünden reddinin gerektiğini, davacının 3.842,31 TL tutarlı alacak talebi yönünden davayı kabul etmiş olmamaları ve bu tutar yönünden huzurdaki davanın açılmasına müvekkil şirketin kendi hal ve davranışlarıyla sebebiyet vermemesinden dolayı yargılama giderlerinin davacının üzerinde bırakılmasına, 1.296,82 USD alacak talebi yönünden ise davanın zamanaşımı süresi içerisinde ikame edilmemesinden dolayı zamanaşımı nedeniyle reddine, aksi halde haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesine talep etmiştir .<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :<br>İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" , ...Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere 25.12.2012 tarihli sözleşmede davalı adına atılı imza sahibi olan ... isimli kişinin davalı şirketin yetkilisi olmadığı gibi SGKlı çalışanı da olmadığı ayrıca davalı şirket tarafından ilgili şahsın yetkili temsilci gibi yaptığı işlemlerinin benimsendiğini gösterir bir hususun da tespit edilmediği bu haliyle taraflar arasında kur farkının ödeneceğine ilişkin bir sözleşmenin bulunduğunun söylenemeyeceği anlaşılmakla bu talep yönünden davanın reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 312/2. Maddesi ''Davalı, davanın açılmasına kendi hâl ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez.'' şeklinde düzenlenmiştir.Her ne kadar davalı vekili ilk duruşmada davaya konu alacağın bir kısmını kabul etmiş ve dava sırasında bu bedel ödenmişse de  sözleşme tarihinin 25.12.2012 ve ödemelerin 2013 yıllarına ait olduğu,davaya konu kalan miktarın ödenmemesi nedeniyle aradan 5 sene gibi bir sürenin geçtiği ve bu geçen sürenin uzunluğu nedeniyle davalının kendi hal ve davranışlarıyla davanın açılmasına sebebiyet verdiği anlaşılmakla,davalının , ödenen miktar üzerinden yargılama giderlerine mahkum edilmeme talebi reddedilmiştir. Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerin değerlendirilmesine göre,. davanın 3.842,31 TL'lik alacak yönünden bu kısmın dava sırasında ödenmesi sebebiyle bu miktara ilişkin karar verilmesine yer olmadığına, kur farkı alacağı yönünden ise davanın reddine,\" karar verilmiştir.<br>Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ehil olmayan bilirkişi raporuyla davanın bir kısmının reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda da satışa konu sözleşmenin, fatura ve alacak konusu davalının ticari defterlerine işlenmiş olduğunun belirtildiğini,, satışa konu makinenin davalı tarafından teslim alındığını, Davalı şirketin ticari ilişkiyi kabul ettiğini, ancak boru kabul etmediğini, satış sözleşmesi kapsamında fatura düzenlendiğini ,sözleşmede yer aldığı üzere 3 adet çek ile ödemenin büyük bir kısmının tahsil edildiğini, bakiyesinin kaldığını, bu kapsamda tüm hususlar dikkate alındığında davanın kabulü gerekmekteyken davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, satım aşamasında davalının, sözleşmeye imza atan şahsın şirketi temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığını hiçbir şekilde ileri sürmediğini, bu iddiada bulunmayarak satışa konu malı teslim aldığını, makinenin bedeli için de davalı şirket adına düzenlenmiş çekleri davacı şirkete teslim ettiğini, yapılan bu işlemlerin bile yetkisiz temsilcinin imzaladığı sözleşmenin geçerliliğini göstermekte iken bilirkişi tarafından bu hususta bir tespit dahi yapılmaksızın ticaret sicil kayıtlarına bakılması yoluna gidildiğini, davalı tarafından makinenin teslim alındığını ve kullanılmaya başlandığını, ancak kur farkı konusuna gelince sözleşmenin yetkili kişi tarafından imzalanmadığının belirtildiğini, bu kapsamda davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE :\t<br>Dava; ticari satım sözleşmesine dayalı fatura/cari hesap  alacağın tahsili istemine  ilişkindir.İlk derece mahkemesince  03/10/2019 tarih ve  2018/487 Esas - 2019/688  Karar sayılı ilamı ile;  \"davanın 3.842,31 TL'lik alacak yönünden bu kısmın dava sırasında ödenmesi sebebiyle bu miktara ilişkin karar verilmesine yer olmadığına, ikinci ödeme sonrası arta kalan miktar yönünden davanın kabulü ile, 6.886,24 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine\" karar verilmiştir.Kararın davalı vekilince istinafı üzerine dairemizin  2020/1321 e.  2023/829 k sayılı ilamı ile; Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında yabancı para ile  ödeme yapılması kararlaştırılmış olduğu sabit olmakla birlikte davacının dayandığı sözleşmede \"TL çeki verilmesi halinde kur farkı uygulanacaktır\" kaydının bulunduğu görülmektedir.  Ne varki davalı tarafça davacının alacağına dayanak yaptığı sözleşmede davalı adına atfen atılan imzanın davalı şirketin yetkili temsilcisi tarafından atılmadığı ileri sürülmüştür.  Sahtecilik her zaman ileri sürülebilen mutlak def’ilerdendir. Davalı taraf eldeki uyuşmazlıkta alacak talebinin dayanağını teşkil eden 25/12/2012 tarihli  satış sözleşmesi altındaki imzayı inkar etmiştir. Mahkemece bu savunma üzerinde durulup gerekli araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (Emsal Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2007/7105 Esas - 2008/2309 Karar ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2012/9845 Esas - 2013/8014 Karar sayılı kararları).  Gerekçesi ile kaldırılmıştır. İlk derece mahkemesince 2023/757 e. 2025/578 K sayılı ilamıyla \"davanın 3.842,31 TL'lik alacak yönünden bu kısmın dava sırasında ödenmesi sebebiyle bu miktara ilişkin karar verilmesine yer olmadığına, kur farkı alacağı yönünden davanın reddine, \" karar verilmiş, karar davacı vekilince istinaf edilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.  Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.  Dava konusu miktar itibariyle HMK'nun 200. Maddesi uygulama alanı bulmaktadır. HMK'nun 200. Maddesi gereğince bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasın geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. HMK'nın 201. maddesi uyarınca, senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktar olsa bile tanıkla ispat olunamaz.Kaldırma sonrası ilk derece mahkemesince usulüne uygun araştırma yapılmış, imzası inkar edilen 25/12/2012 tarihli sözleşme üzerinde imzası bulunan ...'in ticaret sicili kayıtlarında şirketi temsile yetkili olduğuna dair kayıt bulunmadığı,  tarafların ticari defterleri üzeride yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucuna bu şahsın şirket adına başka sözleşmeler yapıp yapmadığı ve eğer sözleşme yapmış ise  şirketin bunu benimseyip benimsemediği konusunda yaptırılan bilirkişi incelemesi ile ... tarafından eldeki uyuşmazlık dışında başka sözleşme yapıldığına dair bir kaydın tespit edilemediği, dosyaya da başkaca bir sözleşme örneğinin sunulmadığı, bu husustaki yorumun mahkemeye ait olduğu şeklinde görüş bildirildiği görülmektedir. Uyuşmazlık konusu sözleşmenin menkul satışına ilişkin olup herhangi bir şekli şartına bağlı olmadığı,  sözleşme üzerinde alıcı adına  atılı bulunan imzanın davalı şirketi temsile yetkili  kişilerce atılmadığı sabittir. Dava dışı ...'in davalı adına sözleşme yapma yetkisi bulunduğu hususunun davacı tarafça ispatı gerektiği, yetkisiz temsilci ...'in yaptığı başkaca sözleşmelerin davalı tarafça benimsenmiş olduğuna dair bir delil dosyaya ibraz edilmediği, sözleşme konusu makinenin davalıya teslim edilip sözleşmede belirtilen çekler ile bedeli ödenmiş olmasının sözleşmedeki kur farkına ilişkin düzenlemenin davalı tarafça kabulü anlamına gelmeyeceği, ispat yükü kendisinde olan davacının bu hususu ispatlayamadığı sonucuna ulaşılmaktadır.  6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 99. Maddesinde konusu para olan borçların ödeme şekli düzenlenmiştir. Maddenin 2. Fıkrası \"Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir.\" düzenlemesini içermektedir. Yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Kur farkı alacağının istenebilmesi için,  taraflar arasında kur farkının ödeneceğine ilişkin bir sözleşmenin veya dövize endeksli bir ticari  ilişkinin bulunması  gerekir. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2008/6163 E-2008/7544 K sayılı kararı)  Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak Türk Lirası  olarak istenebilir. Kur farkı düzenlenen temel ilişkide ise asıl alacak miktarı döviz olarak  aynı kalmaktadır.  Yabancı para cinsinden olan borcun, TL üzerinden düzenlenen çek ile ödenmesi halinde ise kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığı kabul edileceğinden alacaklı artık kur farkı isteminde bulunamayacaktır. Ancak taraflar arasında kur farkının ödeneceğine yönelik oluşan teamül gereği kur farkı istenebilir. Bu durumda davacını dayandığı sözleşmedeki \"TL çeki verilmesi halinde kur farkı uygulanacaktır\" kaydının yetkisiz temsilci tarafından imzalandığı ve davalı tarafın icazet verdiği de ispatlanmış olmadığından ilk derece mahkemesince kur farkına ilişkin talep yönünden davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: <br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 30/10/2025<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"07b9ede0eca8ae69","SID":"cd593a81d1778b44"}}